Category Archives: Maneviyat

Olgunlaşma Süremizi Kısaltın

Soru: Kabala’nın kaderi etkilediğini söylüyorsunuz. Örneğin, bir filmde rol alan bir oyuncu, oynadığı rolden etkilenir. O karakterin hayatını yaşıyor gibi görünür.

Ya tüm reenkarnasyonlarınızdan geçmeniz, kendinizi bu teatral role büründürmeniz ve bu koşullarınızı hızla geçmeniz gereken yöntemi seçersek ne olur? Diyelim ki önce bir prens, sonra bir dilenci, sonra da başka biri oldunuz. Sonuçta, her ruhun gelecekte geçmesi gereken kendine özgü bilgi kayıtları vardır. Öyleyse, bütün bir hayatı yaşamak yerine, insan bunu teatral yoldan geçebilir mi?

Cevap: Hayır, bu kesinlikle gereksizdir! İnsan neden yapay bir şekilde reenkarnasyonlardan geçsin ki?

Hepimiz sınıf tekrarı yapan öğrencileriz; yıl yıl geri bırakılmışız ama en sonunda dışarıdan, hızlı ve basit bir şekilde mezun olacağız. Sadece alırsın ve her birinde birkaç yıl oturmak yerine, on sınıfı bir yılda geçersin. İşte Kabala bilgeliğinin sunduğu şey budur.

Aniden önünüzde öyle imkânlar açılır ki, artık hiçbir şey sorun olmaz ve tüm dünya önünüzde açık bir harita gibi durur. Her şeyin içinden sakin bir şekilde, kolayca, keyifle, sanki bir piknikteymişsiniz gibi geçersiniz.

Olgunlaşma süremizi, tıpkı bir kuluçka makinesinde olduğu gibi, kısaltabiliriz: bir-iki ve tamam, doğal uzun ve acı verici yolu izlemek yerine.

İçeride Ve Dışarıda Yaradan’ı Hissedin

Soru: Düşüşler ve yükselişler hakkında çok konuşuyoruz. Düşüş, ben ve dış dünya anlamına gelirken, yükseliş, benim Yaradan’ın içinde olduğum ve Yaradan’ın benim içimde olduğu anlamına mı gelir? Bu koşulların aynı mı olması gerekiyor yoksa verildikleri gibi mi olmalılar? Bu yolu yumuşatmak mümkün mü ve bu bize mi bağlı?

Cevap: Sürekli olarak, Yaradan’ı hem içimizde hem de dışımızda hissettiğimiz bir koşulda var olmaya arzulamalıyız.

Ben de dahil olmak üzere, tüm dünyayı dolduran Yaradan hissi, en mükemmel koşuldur. Diğer tüm koşullar, hem içimizde hem de dışımızda O’nu hissetme arzumuzu daha da güçlendirmek için Yaradan tarafından verilmiştir.

“O’ndan başkası yok”, tam olarak, O’ndan başka gerçekten hiç kimsenin olmadığı hissini ifade eder. O halde ben kimim? Ben, “Evet, gerçekten, O’ndan başkası olmadığını hissediyorum!” diyen kişiyim.

Geriye kalan tek nokta budur. Bu, ruhumuzun merkezidir. Geri kalan her şey Yaradan’dır.

Soru: Mümkün olduğunca yükselişte olmak, her zaman Yaradan’la birlikte, biz O’nun içinde ve O bizim içimizde olarak var olmak bize mi bağlıdır?

Cevap: Sorun yok. Grubunuzu, her zaman bununla meşgul olacak şekilde organize edin. O zaman grup sizi tutacaktır.

Yaradan’ı Bize Yardım Etmeye Zorlayın

Soru: Kişi kendini daha büyük bir ilerlemeye nasıl teşvik edebilir? Hedef, ana ve tek teşvik unsuru olabilir mi?

Cevap: Olabilir. Bu sadece çevreye bağlıdır. Grup, size sürekli olarak hedefin yüceliğini aktarmalı ve bu hedefin en önemli şey olduğu hissini yaratmalıdır. Gerekli minimum şeye sahipsiniz, bu yeterlidir. Gerisi sadece içsel büyümede, grup içindeki ilişkilerde yatmaktadır.

Hızlıca, onlu aracılığıyla Yaradan’a dönelim ve O’nu bize yardım etmeye zorlayalım, böylece O kendini onlunun içinde ifşa etsin. Bunu yapabiliriz.

Yorum: Ama bu dünyada çok şey yapıldı: çok sayıda yasa keşfedildi, çok sayıda kahramanca eylem gerçekleştirildi.

Cevabım: Bütün bunları insanlar yapmadı, Yaradan yaptı. Onları acılara, kahramanca eylemlere ve suçlara itti. Bu yüzden buna “Yaradan çalışması” (Avodat HaShem) denir.

İlerlememiz de O’nun eseridir; arzunun üzerindeki ışığın eseridir. Arzu kendi başına kesinlikle hareketsizdir. Sadece hazların parıltısını veya acıların itmesini hissettiği ölçüde hareket edebilir. Bu, dünyamızın, maddemizin özelliğidir.

Bu nedenle, kişinin kendi başına yapamayacağı özel bir eylemi ona atfetmek mantıklı değildir. İçsel duyarlılığı yüksek insanlar bile, bir kişinin bu şekilde, başka bir kişinin ise farklı bir şekilde yaratıldığını söyleyecektir. Bir falcı geleceğimizi tahmin edebilir.

Başka bir deyişle, bir kişiye bağlı olan tek bir şey vardır, o da Yaradan’a olan özlemi ve beni Yaradan’a, O’nun beni kendine çekmesinden daha hızlı bir şekilde yaklaştıracak bir çevreye girmek istemesi.

Özgür iradenin özü budur. Umarım bunu fark ederiz.

“Eşsiz Ve Birleşik”

“Eşsiz ve Birleşik” nedir (Bölüm 1, İçsel Gözlem, 1)

Eşsiz, birbirinden farklı olan tüm dereceleri, onları tersine çevirip kendi eşsiz formuyla eşitleyecek kadar parlayan ve hükmeden üst ışığı ifade eder. “Birleşik” ise bu hükmün sonunu, yani O’nun, onların formlarını eşitleyip, O’nun gibi “eşsiz” hale geri döndürdükten sonrasını ifade eder (Baal HaSulam, On Sefirot’un Çalışılması).

Tüm yolumuz, tam birliğe ulaşana kadar giderek daha da büyük bir birliğe ulaşmaktır.

Ve birleştiğimizde, içimizdeki “birleşik”i ifşa ederiz.

Bu koşula “birleşik” denir ve kendi içindeki tüm önceki formları içerir.

Dereceleri tamamen farklı, hatta birbirine zıt ve çelişkili olarak görürüz, ancak tüm bunları bizim için düzenleyene “Eşsiz” denir. Ve O’nunla ilişkili olarak, tüm bunlar tamamen farklı bir şekilde ortaya çıkar. O’nun tek bir eylemi vardır, ancak bize tamamen farklı eylemler gerçekleşiyormuş gibi gelir.

Biz tüm bunları bir araya getiremeyiz, ancak O’na “Birleşik” diyoruz çünkü tüm bu çok sayıda ve zıt koşullardan geçerken, tüm eylemlerinde tek bir biçim ve tek bir amaç olduğunu ifşa ediyoruz.

Çalışmamızın tüm kökü burada yatar. Kendi içimizde, farklı, yabancı ve zıt her türlü eylemi, niteliği ve koşulu keşfederiz. Ancak bunları birleştirmek, birliğe, köke ulaştırmak için çabalamalıyız.

Kökten birlik doğar; ancak duyularımızda, bize ayrılığımızı, birlik eksikliğimizi göstermek için çok sayıda çeşitli tezahür ve eyleme bölünür.

Eğer tüm bunları bir araya getirip tek bir köke bağlarsak, zira tüm bu formların içinde tek bir düşünce ve tek bir ilişki vardır, o zaman bu eşsiz ve birleşik kökü edineceğiz.

Bize farklı görünen tüm bu formlar, kendi kusurlarımızın ve bozukluklarımızın kanıtıdır. Ve tam da bu yüzden onları eşsiz ve birleşik bir forma atfetmeli ve getirmeliyiz.

Bir Sonraki Dereceye Yükselmek

Soru: Gelecekteki formumuzun sonucunun, Yaradan’ın cevabı-MAD olduğunu söyleyebilir miyiz?

Cevap: Evet, Yaradan’ın cevabı, bizim hakkımızdaki nihai kararı olmasa da, her halükarda, Yaradan’ın tüm geçmiş eylemlerini O’na karşı tek bir eylemde ifade edebileceğimiz bir bulmacaya dönüşür.

Ancak bu şekilde bir sonraki dereceye yükselebiliriz.

Adem Adında İlk İnsan

Soru: On Sefirot’un Çalışılması’nda incelenen üst manevi dünyaların bir parçası olan Adam HaRishon’un Partzuf’u, Yaradan’ı ifşa eden ve aynı zamanda Adem olarak da adlandırılan ilk insanla (Adam HaRishon) nasıl ilişkilidir?

Cevap: Yaradan’ı ifşa eden ilk insan olan Adem, bizim gibi bir insandı. Anne ve babasından doğdu, bu dünyada yaşadı ve bir gün üst gücü, Yaradan’ı ifşa etmeye başladığı bir koşula ulaştı.

Onun içinde aniden böyle bir arzu uyandı ve şöyle düşünmeye başladı: “Ne için yaşıyorum, nereden geldim, neden ve beni kim kontrol ediyor?” Bu her birimiz için geçerlidir. O, manevi dünyayı bu şekilde ifşa etti.

O, bizimki gibi gelişmiş bir egoizmle kıyaslanamayacak kadar bayağı olmayan, çok hassas bir ruha sahip olmasıyla öne çıkıyordu. Bu nedenle, bu ifşayı kendi başına yapması daha kolaydı. Bu, tüm bu kırık ruhlar sisteminde, aşağıdan yukarıya yükselişinin başlangıcında ortaya çıkan ilk manevi gendi (Reşimo); bu, Yaradan’ı ilk ifşa eden insan olan Adem’di.

Adam HaRishon’un Partzuf’u, dünyalar yukarıdan aşağıya yayıldığında, Atzilut dünyasının Zeir Anpin (ZA) ve Nukva’sı tarafından yukarıdan yaratılan manevi bir nesnedir. ZA ve Nukva onu kendi seviyelerine, hatta Aba ve İma seviyesine yükseltir; burada, erkek ve dişi olmak üzere iki parçasını yani Adem ve Havva’yı birleştirir (Zivug), böylece Aba ve İma gibi olabileceğini ve her şeyi ihsan etmek uğruna yapabileceğini düşünür.

Ancak bu birleştirmeyi yaptığında, ihsan etmek uğruna bunu yapamayacağını ifşa eder ve parçalanır. Bu, Kabala biliminde çalışılan ortak ruh olan Adem HaRishon’un Partzuf’udur.

Parçalandıktan sonra onun parçaları düşer, daha da aşağıya iner, ta ki en “dibe” ulaşana kadar. Oradan itibaren kendi araştırmalarına ve netleştirmelerine başlarlar. İlk olarak, cansız, bitkisel ve hayvansal seviyeler hakkında sayısız açıklama vardır; bunların özgür iradesi yoktur ve yalnızca ışık hareket eder, onları açıklığa kavuşturur ve birbirine bağlar, onlardan herhangi bir talep gerektirmez.

Ancak bu açıklamalar biriktikten ve sıra bir sonraki seviyenin arzularına ulaştıktan sonra, tüm kırık Reşimot’dan gelen insan seviyesinin bilgi geni ilk kez ortaya çıkar. Konuşan insan seviyesinde ilk kez ortaya çıkan bu yeni Reşimo, “Adem” olarak adlandırıldı ve 5.771 yıl önce yaşamış dünyamızdan bir adama aitti.

O, Yaradan’ı “aşağıdan yukarıya” yani bizim dünyamızdan edinen ilk kişiydi. Tıpkı bizim gibiydi, yalnızca böyle bir Reşimo’yu ifşa eden ilk insandı.

İlk olduğu için, Kabalistik bir grubu veya çevresi yoktu. Ancak ıslah, en hafif Reşimo ile başlar, bu yüzden ona yukarıdan manevi bir uyanış sağlamak yeterliydi ve ardından kendisi ifşayı aradı ve ulaştı. Ondan sonra ifşa olan Reşimot giderek daha da ağırlaştı.

Bizler bu günü, bizim dünyamızdan bir insanın, manevi dünyanın, Yaradan’ın ilk ifşasını, Yeni Yıl’ın, Roş Haşana’nın başlangıcı olarak kutluyoruz.

Ve dünya “ondan beş gün önce” yaratılmıştı; yani Adem, üst dünyaları, Sefirot’u, Partzufim’i kendi içinde bir şekilde hissetmeye başlamıştı ve bu ilk hafta boyunca ifşa ona geldi.

Yaradan’ı Hiçbir Şey Etkilemez

Yorum: Yetişkinler olarak şimdi nasıl bir oyun oynamalıyız?

Cevap: Ciddi bir şekilde oynamak, Yaradan’ı oynamak demektir.

Yorum: Bunun ne olduğunu açıklayın.

Cevabım: Yaradan’ın tüm düşüncelerimizde ve eylemlerimizde aramızda olduğundan emin olmaktır. Buna ciddi bir şekilde oynamak denir.

Soru: Herhangi bir şey yapmadan önce, Yaradan’a yalvarmaya çalıştığımızı söyleyebilir miyiz?

Cevap: Evet, bunu O’nun için, O’nun yararına, O’nun rızası için yaptığınızı hayal edin. O’nun için demek, başkaları için demektir. Yaradan’ı hiçbir şey etkilemez; O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Tek bir olasılık vardır, o da O’ndan başkaları için hareket etme gücü almaktır.

Soru: “Mutlu olmak istiyorum” formülü, “İnsanların mutlu olmasını istiyorum ki böylece etrafımdaki herkes mutlu olsun” şeklinde mi değişiyor?

Cevap: Ama gerçekten mutlu. Benim onların mutlu olmalarını istediğim gibi değil, Yaradan’ın mutlu olmalarını istediği gibi. Çünkü bu evrenin yasasıdır. Mutlak ve nesneldir.

Soru: Her şey ne kadar da kesin! Peki, Yaradan insanların nasıl mutlu olmasını istiyor? Yaradan için bu ne anlama geliyor?

Cevap: Başkalarının yerine geçmeye, oraya geçiş yapmaya ve onlar için en önemli olanı hissetmeye çalışın. Ve bunu onlarla birlikte inşa edin.

Soru: Geçiş sürecinde, insanlar için en önemli şeyin ne olacağını düşünüyorsunuz?

Cevap: Birbirlerine yakın hissetmek.

Soru: Bu mu? İnsanın içinin en derininde olan tek şey bu mu?

Cevap: Evet, insan bunda mükemmelliği hissetmeye başlar.

Soru: Yani içinde huzur, mutluluk ve güvenlik mi var?

Cevap: Bu her şeyin tamamlanmasıdır. Son değil, tamamlanma, saf mükemmellik.

Soru: Peki tüm insanlar yakın mıdır? Tüm insanlar kardeş midir?

Cevap: Evet, genel olarak şu an içinde bulundukları formdan çıkarlar. Sadece mükemmellik âlemine girerler.

Soru: Öyleyse şimdi başkasını kendi yararıma kullanmak istiyorsam, orada kendimi tamamen başkasına vermek mi isterim?

Cevap: Evet, kendimizi birbirimize vermenin anlamı budur. Kabala’da buna Haşpaa yani ihsan etmek denir. Bu, mükemmellik koşuludur; manevi koşuldur.

Yorum: Sonuçta büyük bir bilimle meşgul oluyoruz.

Cevabım: Bu henüz ifşa olmadı! Daha da geliştirilecek ve duygulara bölünecektir.

Kabala Kişiyi Boyunduruk Altına Almaz

Yorum: Kişi belirli bir topluma girdiğinde, o çevreden etkilenir. Diyelim ki “Brahma Kumaris” topluluğuna veya başka bir yere girdi ve gerçekten “Evet, orada Tanrı var” diye algılamaya başladı. İnsanlar Kabala çalışmaya geldiklerinde, siz de belirli bilgiler sunuyorsunuz ve bu da kişinin beynini yıkıyor.

Cevabım: Hayır! Çünkü Kabala, kişinin egoizmine, doğasına aykırıdır! Kabala ile bir kişiyi kendime tabi kılmam. Onu kendime karşı konumlandırırım.

Dikkat edin, bana saygı duyuyor ve beni zeki biri olarak görüyor olsanız da benimle aynı fikirde değilsiniz, benim altımda değilsiniz, çünkü ben sizlere, size zıt olan bilgiler veriyorum.

Benimle ancak kendinizi iptal ederseniz, hiçbir şey ve hiç kimse olmadığınızı kabul ederseniz hemfikir olabilirsiniz. Bu sizin içsel mücadelenizdir.

Bu yüzden Kabala, bir kişiyi boyunduruk altına almayan tek metottur. Bu bir din değildir ve başka metotlar da değildir.

Ben sadece öğretirim ve bilgi veririm, ancak bunu kendi içinizde nasıl gerçekleştireceğiniz sizin sorununuz ve çok zor bir sorun, çünkü bunu ancak kendinizle savaşarak çözebilirsiniz. Bu yüzden bana asla itaat etmeyeceksiniz. Her zaman bana karşı olacaksınız ve benimle aynı fikirde olsanız bile, bu ancak mantığınızın ötesinde olacaktır.

Işığın Nitelikleri İçin Çaba Gösterin

Soru: Tüm yaratılışı yaratan ışığın ek uyanışı, yaratılanların içinde nereden gelir?

Cevap: Gerçek şu ki, yaratılan, ışığın niteliklerine ulaşmak için çaba gösterme ihtiyacı duyar. Bu nedenle, kendi içinden bu sistemi geliştirir ve Malhut’tan Keter’e kadar ışığı elde etmek için çaba göstermeye başlar.

Soru: Bu arzunun başlangıcı nereden gelir?

Cevap: Başlangıçta yaratılanda Hohma’nın ışığı yoktur, Yaradan’ın hissiyatı yoktur, bu nedenle onu bilmeyi arzular.

Yaradan’ın Işığını Alın

Soru: Alma arzusu, içimizdeki bir eksiklik hissidir. Ancak Yaradan’ın hiçbir eksikliği yoktur. İhsan etme arzusu da içimizdeki bir eksiklik hissi midir?

Cevap: Yaradan’ın ışığını almak, O’na bağlanma arzusu, şu anda bizim ihtiyacımızdır (eksikliğimizdir). Bunu hissetmek, bizi Yaradan’ın ışığını almaya başlamak için nasıl davranmamız gerektiğini aramaya yönlendirir.