Category Archives: Maneviyat

Manevi Dünya’nın Tanımı Hakkında Muhtelif Ayrıntılar

Soru: Manevi Dünya’da iken, neler beklememiz gerektiğini birkaç kelime ile bize anlatır mısınız?

Cevap: Manevi Dünya hissiyatını kelimeler ile ifade etmek mümkün değildir. Sonsuzluk hissi, zaman ötesi yükseliş-  iki zıt kutup birleştiğinde ve geçmiş, şimdi ve gelecek aynı noktada birleştiğinde- kendisini nasıl, yalnızca şu anki dünyasal hissiyatları ile bu dünyayı algılayan bir kişiye devredilebilir?

Bakış açınızdaki bir milimetrelik yeri bu uzayın içinde değiştirebilirseniz eğer, tamamıyla farklı bir dünya görürsünüz. Bir milimetre daha değiştirebilirseniz eğer, o zaman  başka bir yeni dünya daha görürsünüz.  Bunun hepsi  Eyn Sof (sonsuzluk) dünyası ile ilgili konumunuza bağlıdır. Bakış açınızı siz kendiniz seçersiniz ve sonra sonsuz bir gerçeğin başka bir bölümü ardından hemen size ifşa olur.

Bununla beraber, bu resimlerin alışagelmiş olduğumuz görsel  imgelerden olmadığını anlatabilmemiz pek mümkün değildir. Bir kişiye manevi mekaniği öğretmek mümkündür, bir durumdan diğer duruma geçişin nasıl gerçekleştiğini anlatmak ve değişik hareketleri nasıl uygulayacağını göstermek de öyledir,  fakat o zaman ne hissedeceğini  ifade etmek mümkün değildir. Bunu yapabilmesi için, manevi bir hissiyata hazır olması gerekir.

Her manevi seviyede, zihnin genişlemesi  durumu ve bu dünya içindeki herhangi birşey ile karşılaştırılamayacak kadar istisnai bir hissiyat vardır. Bunun ifade edilmesi, müzikte veya renklerde bile pek mümkün değildir.

Sanatçılar buna, resim sanatının tarihsel son aşamalarında ne kadar  ağırlıkla yaklaşmak istemiş olsalar da, empresyonizmde (sanatta izlenimcilik akımı), tüm bu akım sona erip, çıkmaz bir sokağa ulaşmıştır. Bu demektir ki, iç dünyasını  ifade ederken, kişinin kendisinden daha yücesi yoktur.

7.9.2012 tarihli bir Dağıtım Konuşması’ndan

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 21 Eylül 2012 tarihinde, saat 08:40’te yayınlanmıştır.

Niyet Filtresinden Nasıl Bir Dünya Göreceğiz?

Soru: Doğru niyete nasıl tutunacağım?

Cevap: Niyeti bir düzende sürekli olarak tutmak için gruba, çalışmaya, dostlara ve tüm dünyaya saygı duyarak çaba sarf edin. Niyetiniz tıpkı kaçtığında yakalayacağınız bir mahkum veya sık sık üzerine titreyeceğiniz bir bebek gibidir.

Bu, büyük bir çaba gerektirir. Ancak dünyaya, niyetlerin manevi önemde olup olmadıklarını anlamak suretiyle, tasarlanmış bir sonuç olarak bakarsanız, bu dünyanın dışında bırakılmış hemen hemen hiçbir şey olmadığını görürsünüz.

Bu, durumun maneviyattan bakıldığında neye benzediğidir. Dünyevi gezegende birçok unsur göze çarpmaktadır; bir sürü olaylar ve bunların üzerinde bulunan insanlar var ancak bu kovalamaca insanları çaresizliğe ve karmaşaya maruz bırakıyor ve dünyanın bilinen fiziksel eylemlerle değil sadece niyetlerle çalıştığını fark etmek gerekiyor.

Niyet, bir eylemin ya da kesin bir eylemi kim için yaptığımın beklenen sonucudur. Eğer bir niyet hakkında konuşuyorsak, artık bunu basit fiziksel bir eylem şeklinde adlandırmayız ve fakat eylemin niteliğini hesaba katarız; bu, kimin iyiliğinin içinde kimin hedef gerçekleştirdiğini belirten içsel bir istikamettir. Acil niyet, sizi eylemlerin kalitesine bağlar.

Bir eylem sadece bir arzu da olabilir. Ben şu an kanepede elimde sigara ve bir şişe birayla sakince oturabilirim ama kapalı bir daire içinde farklı istikametlere giden ve bu daire içinde dönüp dolaşan tüm arzu ve düşüncelerimi doğru istikamete odaklamak için bir araya getirmeyi özlemlemek suretiyle yoğun bir içsel çalışma da yapıyor olabilirim.

Eğer birine böyle bir filtreden (niyet filtresinden) bakarsanız, onun gerçekten hangi koşul içinde olduğunu bilirsiniz. İşte o zaman anlarsınız ki o, içsel çalışma yapmakta. Ama kalkıp da eylemin kendisine bakarsanız göreceğiniz şey; elinde sigarayla bira, kanepeye oturmuş anlamsızca vaktini harcayan bir aylak görürsünüz.

Ulaşılamaz Bir Dua

Aksiyonlarımız arasındaki tek fark bu aksiyonların Yaradan’a yönlenip yönlenmediğidir. Eğer ilk önce herkes, herkesin genel iyiliği için aralarında hiçbir fark olmaksızın bir bağda bağlanmamışsa Yaradan’ı ifşa edemeyiz.

Artık yalnız başıma var olmadığımı hissetmeliyim; sadece bu aksiyonları sergilersem kendim hakkında endişelenmeyi unuturum. Hatta ne yapmış olduğumu ne bilirim ne de görürüm. Buna ihtiyacım yok zira aksi halde kendi değerlerimle haz almaya başlar ve kendimi haklı çıkarmanın yollarını ararım.

Bu bir ölçüye kadar ihsan etmeyi yansıtır. Şüphesiz ki bu gibi tavırlara ulaşmak mümkün değildir. Bunu kendimize daha fazla netleştirdiğimiz zaman bunun ulaşılamaz olduğunu keşfederiz ve yavaş yavaş bunun bize dışarıdan bir yerlerden gelmesi gerektiğini fark etmeye başlarız.

Daha fazla çaba sarf ettiğimizde daha çok görürüz ki bunu yapamıyoruz ve böylece inanılır olmayan bir şeyin, sadece üst gücün ancak bize yardım edebileceği daha anlaşılır hale gelir. O zaman bunun olması için talepte bulunuruz. Bu zaten bir duadır.

20.09.2012 Tarihli Birlik Kongresi Öncesi Bir Konuşmadan

Melekler Yerine Islah Edilmiş Kişilere İhtiyacımız Var

Soru: Günah ile doğmuş birinin günah yapmaması mümkün müdür?

Cevap: Tabii ki değildir. Hepimiz gühah içinde doğmuşuz ve günah yapmaktan kaçamayız. Kimse bizden melek olmamızı beklemiyor. Bizden beklenen bunun farkında olmamız ve günahın gerçekte ne olduğunu anlamamızdır.

Günah, diğerleri ile bağ kurmaya karşı olan herhangi bir arzu, kırılan bağı düzeltmeye karşı olmaktır. Ortak ruh kırılmıştı ve nitekim şimdi her birimiz kırılmış bir sistem içinde, bencilliği ile yalnız başına varolmayı sürdürmektedir. Ben bu bencilliğim ile bir şekilde başkalarını kullanmak isterim, fakat bu kötü değildir, bu doğal bir arzudur.

Gerçek bencillik içimizde yükselir; bizim karşı koymamız gereken, buna karşı çalışma yapmamız gereken şey ise, diğerleri ile bağ kurmaya çalıştığım zaman bağ arzusu eksikliği ile ortaya çıkar. Sıradan insanlar, alışılagelmiş şekilde bu dünyada yaşamını sürdürenler, egoist değildirler. Onlar tek bir sisteme doğru bağ kurmaya çalışmıyorlar.

Bencillik kendini ancak, kişinin kırılmayı düzeltme niyetinde olduğu, bağ kurmayı planladığı koşulda, yani Yaradan’ı ifşa etmek için bağ kurma gayesinde olduğu zaman belli eder. Nitekim bunu  istememem bile mümkündür. Buna rağmen çaba gösterirsem, o zaman içimdeki kötü meyil veya kırılma gücü meydana çıkar. Bu gerçek bencilliktir.

Fakat sıradan bir kimse, yani bu şekilde çalışma yapmayanların bencilliği yoktur! Öncelikle, aramızda kırılmayı meydana getiren gücün keşfedilmesi gerekir. O zaman bunu düzeltebilir ve birlik gücüne dönüştürebiliriz. Bu şekilde kötü meyilin farkındalığına erişilir, bundan dua doğar ve ardından ıslah, iyilik gelir.

Tüm bu süreç ile yüzleşenler, yalnızca kırılan bağı düzeltmek gayesiyle bağ kurmak isteyenler ve Yaradan’ı  ifşa etmek isteyenler  yani  O’nu bu şekilde çalışarak memnun etmek için uğraşanlardır. Bizim için kesinlikle netlik kazanmış olması gereken ise, bu durumun yalnızca bu niyette iken gerçekleştiğidir. Bu sebeple, kötü meyili ifşa etmek için gereken hareketleri birleştirir, yardım talep eder ve ıslahı gerçekleştirebilmek için güç kazanırız; bu şekilde bizler ifşa seviyesine ulaşırız.

14.9.2012 tarihli Günlük Kabala Dersi’nin 1. Bölümü’nden, Rabaş’ın yazıları

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 20 Eylül 2012 tarihinde, saat 11:17’de yayınlanmıştır.

Endişelenmeyiniz: Herşey Yaratılış Planına Göre İşler

Baal HaSulam’ın mektubundan (No:52): O yakınında iken O’nu talep et. Gerçek şu ki, Yaradan’a çağrıda bulunursanız bilin ki, O yakındadır. Bu demektir ki, şimdi sizin bir fırsatınız vardır; eğer dikkatinizi verirseniz, Yaradan’ın yakınınızda olduğunu hissedersiniz ve bu da Yaradan’ın yakın olduğunun işaretidir.

Şayet bir arzu kişinin içine doğar ise, bu demektir ki, Yaradan bunu kendisine iletti. Arzularımız; minnettarlık, talepler, şikayetler veya hoşnutsuzluklar olarak hissedilebilir. Kişi ne hissederse hissetsin, bu hep Yaradan’dan gelir. Bireyin fark etmesi gereken, kendi arzularını kendisinin meydana getirmediğidir. Kişinin Yaradan’ı içsel olarak kalbine yerleştirmesi için kullandığı sözler bile ona Yaradan tarafından gönderilir. Birey herhangi bir bağımsız hareketi, hiçbir zaman  uygulayamaz.  Işık, arzuları aydınlığa çıkarır ve onların reaksiyonlarını tamamıyla tanımlar.

Kişi Yaradan’ın, kendi dualarına karşılık verdiğini düşünür: fakat bu Işık’ın, yeni oluşmuş bir arzuya doğru, kişinin üzerinde çalışma yaptığı, Işık’ın reaksiyonunun tetiklendiği bir  durumdur. Böylece  bu, adım adım yaratılış planına göre ilerler; bizim hepimizin içinden geçmesi gereken bir süreçtir.

Herşeyin üzerinde olan ise, kişinin karşılaştığı şeyler sonucu, yapması gereken en temel şeyin farkındalık ve Yaradan’ın çalışmasına dahil olmuş olduğudur. Öyle bir süreç  ki, Işık kişinin üzerinde ve kabında/arzusunda  çalışmasını yapar. Kişinin kendisi ile gerçekleşen herşeyi kabul etmesi gerekir,  bununla barışık olmalıdır ve kendisine olacak şeyleri neredeyse kendisi hazırlayacak şekilde, bu sürece istekli başlamalıdır. Daha sonra bu Yaradan’a bağlı olduğu anlamına gelecektir.

23.8.2012 tarihli dersten, Baal HaSulam’ın yazıları

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 20 Eylül 2012 tarihinde, saat 09:32’de yayınlanmıştır.

Yaradan’ı Harflere Göre Okumayı Öğrenmek

Işık, ihsan etme niteliği, karanlığa, kaba doğru, bir arzu, alma niteliğine doğar. Daha sonra, Işık onu dört seviyede geliştirir-seviyeler, durumlar-birbiri ardına gelir, ta ki arzu varolduğunu hissetmeye karar verdiğinde ve sonunda Işık’ın, Yaradan’ın ondan ne beklediğini anlayana kadar.

Işık onunla bağ kurmak, tam bir olmayı ister, buna sonsuzluğun dünyası denir.  Fakat haz alma arzusu buna dayanamaz çünkü Işık’ın zıttını, Işık ile bir olamamayı (birleşememeyi) hisseder. Yaratılmış insan geliştiğinde, Işık’ın niteliğini anlamaya başladığında, sonra, bunun zıtlığı sayesinde kendisini anlamaya başlar. Kendisini Işık’ın niteliklerinden zıt olarak görmeye başlar. Yaradan bir olmak, sevgi ister. Bu şekilde Yaradan ile olan böyle bir bağa “sonsuzluğun dünyası” denir.

Bu, zengin bir adamın fakir arkadaşını evine çağırıp, tüm zenginliğini vermesi ve şunu sorması gibi: “Daha ne istersin?”, fakir adam der ki: “Ben  bu zenginliği kendi başıma kazanmak isterim”.  Nitekim zengin adam ona bunu veremez.

Daha sonra Yaradan, yaratılmış olana, arzusunu yerine getirmesi için yardım eder. Nitekim, yani bağımsız ol ve Yaradan’a benzer tutum ile kendince özgür irade ile bu sunulanı geriye öde. Bu sebeple, Yaradan kulunu ilk durumdan yani sonsuzluk dünyasından, dünyamızdaki en düşük seviyeye, herşeyin kişinin kendisine bağlı olduğu duruma getirir.

Şimdi yaratılmış kulun bu durumu düzeltmesi için, kendi başına o ilk seviyesine dönebilmesi, bu durumu mükemmelleştirmesi için, sonsuzluğun dünyasına geri dönmesi ve Yaradan ile bir olmaya ulaşabilmesi şeklinde kendisine olanak sunulmuştur. Nitekim yaratılmış olan mükemmel hale gelir ve Yaradan ile tam bütünlüğe ulaşır.

Yaradan kulunun işini kolaylaştırmak ister ve Işık’ın etkisini kapta ayrı ayrı seviyelere yani “22 harfe” ayırır. Böylece yaratılmış olan bu çalışmayı Işık’a istinaden uygular. Kul işine en alttan başlar, sanki zıt bir yöne doğruymuş gibi, Yaradan’a ihsan ederek ve “ihsan etmek için” niyetini inşa ederek; fakat seviyelere, 22 harfli çalışma olarak ayrılmıştır. Kul, geriye dönecek Işık’ın 10 sefirotunu (Yehuda Aşlag’ın Talmud Eser Sefirot -On Sefirot Çalışması) inşa eder, Yaradan’a olan tutumunu kul, direkt Işık’ın on sefirotundan öğrenir.

Yaradan kulunu “hiç yoktan bir şey” olarak yarattı, fakat yaratılmış olan bu seviyeden bile değil, daha da aşağı seviyeden başlamalıdır; fakat bu aşağı seviyeden, dünyalardan, Klipot (kaplar), Yaradan’ın zıttı olanın üzerine yükselmelidir. Yaradan, sıfırdan artı dizisindeki sonsuzluğa doğru çalışır nitekim kul  ise, eksiden başlayıp artıya doğru ilerlemelidir. Her seferinde, kendisi kendi başına bunu keşfedip daha büyük bir eksiyi düzeltir. Aynı zamanda kul kendi kabını Işık’a doğru, eksi sonsuzluktan artı sonsuzluğa doğru uyarlar.

Ortaya çıkan şey kulun Yaradan’dan aldığı herşey-kuvvet, arzular, kaplar (çalışmanın harfleri), önceden hazır oluşturulmuş merdivenin her seviyesi ve nitekim bunlar kulun hesabının parçası değildir -tüm bunlar şimdi kulun kişisel hesabının parçası haline gelir. O anda, tüm bunlar Yaradan’ın hazır sunduğu değil, yaratılmış olanın kendi hareketleri olarak algılanır.

Bütün bunlara göre, kişi, bilgeliğe ulaşan, bu hareketleri nasıl uygulayacağını, kaynaklarını nasıl kullanacağını bilen yaratılmış olandır. Kişi kendi başına, ihsan etme gücünün değil de,  kendi içindeki alma arzusunun aktif olduğunu keşfeder. Nitekim bu şekilde yaptıkları ile Yaradan ile eşdeğer hale gelir. Bunu yapabilmesi için, yaratılmış olanın, parçalanmış olandan başlaması gerekir ki, “çalışmanın harflerine” kendi başına zıt niteliklerdekilere ulaşsın.

Buna “konuşma”, “nefes” denir, haz alma arzusunun Masah (perde) ve geriye dönen Işık ile uyguladığı hareketlerdir. Sonuç olarak, Yaradan parçalanmış gibi gözükür ve haktan yana olanlar yeniden inşa eder ve düzeltir. Nitekim, konuşma kuvvetine şükrederiz ki, yaratılmış olan, Yaradan ile eşdeğer hale, yani “ağızdan ağza” bağ konumuna erişmiş hale gelir.

7.8.2012 tarihli Günlük Kabala Dersin’nin 1. Bölümü’nden, Baal HaSulam’ın Yazıları

İfşa Her Zaman, Beklenmedik Şekilde Olur

Soru: Işık bir kişiyi onun daha çok, neyi okuduğunu anladığında ya da tamamen aklı karışık olduğunda ve niyeti tutmak için çabaya başvurduğunda mı etkiler?

Cevap: Bunu bilmek imkânsızdır. Işık daima etkiler; fakat kişi bu etkiyi hemen hissedemez ancak zamanla hissedebilir. Muhtemelen iki haftada ya da hazır olmadığı bir anda bile aniden ifşa olur. İfşanın nasıl olacağını bilemezsin; çünkü sonuç olarak ifşaya götüren birden çok içsel ve dışsal koşullar vardır.

11/9/12 Tarihli Günlük Kabala Dersi’nin 2.Kısmından Alıntı, Zohar

Grubun Kalbi

Soru: “Grubun kalbi” nedir?

Cevap: “Grubun kalbi”, birbirlerine karşılıklı ve sadık bir bağlantıda var olabilen ortak arzulardır. Onlar bir arada, her kişinin, üstesinden geldiği egoizmi kullanabilir ve bu arzuları özveriye getirebilirler. Şöyle ki onlar şimdi, Tapınakta, ortak evlerinde ve ortak arzularında çalışmaya ihtiyaçları vardır. Bu, birbirlerine bağlanmanın içerisinde Yaradan’a bağlanmayı keşfettikleri, arzudur.

Dostlar arasındaki birlik bir kaptır ve bütün bu bağlanmış arzuların sonucu Yaratan’a bağlanma olarak ifşa olur. Şöyle denir: “Seni yaptıklarından biliriz”. Işık, kabın içinde ifşa olur.

12.09.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3.Bölümünden, On Sefirot Çalışması

Zaman, Dünyamızın Bir Kusurudur

Soru: Sorum, zamanla alakalıdır. Bizlerin belki de birliği başaramamamızın tek sebebi Yaradan’a eşzamanlı bir şekilde yönelemediğimizdendir. Unutmamalıyız ki, bireysel olarak hepimiz daha önceden zaten bu büyük bağlantıyı hissettik.

Cevap: Zaman, dünyamızın bir kusurudur. Eğer ben, mutlak güvende tamamen emniyetli hissetseydim,  benim mevcut durumumun her dakikasında ve gelecek yılda, yirmi yılda ya da binlerce yılda küçük bir fark ya da hiçbir fark olmayacaktı. Eğer ki değişiklikler benim durumlarımda var olmasaydı, daha sonra, zaman hiç olmayacaktı.

O zaman “var olmadı” ne demektir? Bu, hiçbir durumun, diğerinden daha iyi ya da daha kötü olmadığını ifade eder. Bu nasıl olabilir? Eğer ben, güven dolu Yaratıcıya sahip olursam, bu olabilir. Daha sonra, bir taraftan durumlar değişebilir; fakat diğer taraftan ben tamamıyla bu durumların nasıl değiştiğiyle ilgilenmem. Sonrasında zaman, kaybolur.

Kharkov Kongresi “Yükselmeyi Birleştirmek” 19/8/12, 7.Ders

Her Kim Dostu İçin İsterse İlk Önce Kendisi Alır

Soru: “Her kim dostu için isterse ilk önce kendisi alır” sözünün özü nedir? Bu konu benim için çok kafa karıştırıcı zira Yaradan’dan arzumun değişmesi için yapacağım talep, halen kendi yararıma bir dua çünkü bu durumda biliyorum ki ben diğerlerinden önce alacağım. Burada bir şeyler beni gerçekten rahatsız ediyor?

Cevap: Bu demektir ki sen daha henüz tam olarak dostun için dua etmiyorsun. “Her kim dostu için dua ederse ilk önce kendisi alır” sözü dua edenin kendisini hiç düşünmediğini ve de ilk önce alanın kendisi olacağına konsantre olmadığını ifade eder.  Evet, o diğerlerinden önce alır zira Işık onun vasıtasıyla dostlarına iletilir. Başka nasıl olabilir ki?

Basitçe o, kendisi için hiçbir düşüncesinin olmadığı sadece dostu için dua ettiği bir seviyeye yükselir. Burada kişinin “kendisi” hakkında hiçbir düşüncesi olmadığı gibi kendi kişisel koşulunu yükseltmesi için duası da yoktur. Tüm isteği dostunun yakarışını doldurmaktır. Hiçbir şekilde kendisi için bir arzusu yoktur.

Bu durumda kişi gerçekten diğerlerinden önce alır çünkü o dostlarına Işık’ı aktarır. Bu materyali kavramalıyız. Ruhlarımız Beria, Yetzira ve Assiya dünyalarındadır. Bizlerin birçok soru ve talepleri vardır. Eğer biz bunları Assiya dünyasının Malhut’una yükseltirsek o zaman Malhut da onları daha yükseğe, Atzilut dünyasının Zer Anpin’ine yükseltir; her kim MAN yükseltirse sanki “aşağıda” olan dostları için bir talebe gelir. O zaman, Yukarıdan Işık’ı ilk alan o olur. Işık ilk onun vasıtasıyla akar ve daha sonra Malhut vasıtasıyla diğer ruhlara iletilir.

Soru: Öyleyse, böyle bir arzuyu edinmek için ilk önce Yaradan’a başvurmalıyım ve O’ndan bana bunu vermesini talep etmeliyim ki tamemen egomdan özgür olabileyim; kendi hakkımda bencilliğimin hiçbir damlası olmaksızın, doğru mu?

Cevap: Kesinlikle, bu durum da bir sonraki duaya ön ayak olan dua olur. Aksi halde, bu durum bir sonraki egoistik halkadan başka bir şey olmaz.

18.08.2012 Tarihli Kharkov Kongresi ‘‘Uniting to Ascend’’, Ders 5