Category Archives: Maneviyat

Kendi İçinde Saklı Olana Doğru Seyahat Etmek

Zohar kitabını okurken sanki en yüksek seviyeye ulaşmışız gibi hayal etmeliyiz- buna ulaşmak için istek duymalıyız. En yüksek seviye, bağ içinde bulunduğumuz seviyedir.

Zohar bize ihsan etme kuvvetinin bize nasıl ulaştığını ve bizim üzerimizde nasıl bir çalışma gerçekleştirdiğini anlatır. Ruhun bazı parçaları yükselir ve diğerlerinde ise his, anlayış ve bizde oluşan değişikliklerin algılayışı düşer. Bu kitabı okudukça ve tekrar okudukça içimizdeki manevi hareketlerin ihsan etme kuvveti ile bizleri etkilemesini bekleriz.

Eğer bizler manevi dünyanın açığa ifşası durumunda isek, o zaman okuma esnasında okuduğumuz herşey içimizde açıklığa kavuşur. Fakat bizler eğer manevi dünyanın saklı kaldığı durumunda isek ve içimizde ifşanın gerçekleşmesini istememiz bile içimizde fark edilir. Fakat saklı bir durum içinde olup öyle bir derecededir ki henüz manevi dünyaya ulaşmamışızdır.

Bu bir çocuğun oyuncak bir araba içinde oturmasına benzer, sanki arabayı kullanıyormuş gibi pedalı çevirir. Gerçekten kullanıyormuş gibi ve bir bakımdan da onbeş-yirmi sene sonrasında gelecekte olacağı gerçek şöföre benzer. Kendisi sürecin içindedir fakat yalnızca hazırlayıcı dereceler ve durumdadır ki nitekim aktüel gerçekleşmeye henüz erişmemiştir. Fakat bu bahsedilen durumlar erişime ilişkin yolda faydalıdır.

Buna benzer şekilde, Zohar’ı okuyarak ve içinde olduğumuzu farz ederek, Işığın, hakkında özellikle okuduğumuz niteliklere doğru hareket etmesine imkan veriyoruz. Yazılanı anlayıp anlamadığımız fark etmez fakat bu esnada Işık bizi etkiler ve ilerlememizi sağlar.

Sefirot ve meleklerin isimleri arkasında saklı olanın ne olduğunu bilmiyorum ve birşeyi gözümde canlandıramıyorum fakat bu fark etmez. Ben sadece bir şeyi hayal ediyorum: Şimdi ben Işığın etkisi altındayım, ihsan etme gücü, bana bu kuvveti bahşedecek ve dolayısıyla benim içimdeki alma arzumun üzerinde beni yönetecek. Böylece Işık benimle sürekli birlikte kalıncaya kadar ben bu şekilde devam edeceğim.

28.3.2012 tarihli günlük Kabala dersinin 3. bölümünden, Zohar

Bu makale 28 Mart 2012, saat 19:15’te Dr. Laitman’ın blogunda yayınlanmıştır.

Işık İçin Aralanan O Yer

Hedefimizin önemine dair hissiyat, Islah Eden Işıktan gelir ve kişinin kendisine kesinlikle bağlı değildir. Kişinin tek yapması gereken şey, Işığın kendi içinde ifşa olmasına izin vermektir; kişiye olacak olanlar ise, tamamen Işık tarafından halledilir.

Tüm bunları yaşayacaksın ve harika olacak, eğer yalnızca kendi içinde Işığa o yeri aralarsan. Bunun, kişide bulunan bazı özel nitelikler sayesinde gerçekleştiğini kesinlikle düşünmemeliyiz. Tek yapmamız gereken şey, öğretmeni önemseyip saymamızdır. Daha doğrusu, önemsenip sayılması gereken şey öğretmenin şahıs veya kişi olarak kendisi değildir; önemsenip sayılması gereken şey, öğretmenin paylaşıp ilettiği bilgidir. Öğretmen, bu sebepten dolayı önemsenmelidir; çünkü Işık, onun vasıtası ile iletilir. Buna ilaveten, grubu önemseyip saymalıyız; çünkü grup olmadan Işığı algılayabilmemiz, hissedebilmemiz, anlayabilmemiz ve kullanabilmemiz mümkün olmaz. Grup olmadan, Işığı içerisine alabileceğin hiçbir yerin olamaz.

Soru: “Işık için bir yer aralamak” ne anlama geliyor?

Cevap: Işığa, yani kaynağa ne kadar yapışırsan ve kendini sıfırlamak istersen, Gagalta ve Eyinayim‘inle o derecede üsttekinin AHaP‘ına dahil olmuş olursun.

Almanın kabı, Hohma Işığı ile dolu olan üsttekinin AHaP‘ıdır. Kendini sıfırlarsan, orada olabilirsin. O zaman, orada Bina‘nın sularında yüzer ve büyürsün. Herşeye sahip olursun; “bir ucundan diğerine” tüm dünyaya sahip olursun ve hepsi, sadece kendini ne kadar sıfırladığına bağlıdır.

Ancak, sen zaten bağımsız kaplarınla doğmuş bulunuyorsun. Kendini, Eyn Sof (Sonsuzluk) dünyasındayken bulunmuş olduğun koşul karşısında sıfırlamalısın. Bunun sebebi; üsttekinin, seninle kıyasla Sonsuzluk oluşudur. Bu sebepten dolayı; kendini, dış kısmında bir cenin olacak şekilde, kendi ölçüne göre eksiltmen gerekir.

Bu geçiş çok dardır, kendi “giysilerini” edindiğin doğum sancılarıdır; kendi formuna sahip olmadan ve sadece kendini sıfırlayarak üsttekinde kalmak yerine, artık kendi formunu edinirsin. Bunu dünyamızda görmeyiz; çünkü dünyamızda bir cenin, daha annesinin karnındayken bile bir forma sahiptir. Ancak maneviyatta bu farklıdır.

İçsel Kongreden, 3/3/12, Ders 2

Düşüşe Geçen 999 Kişiden Biri Olmayınız

Rabaş’ın bir dersinden: Maneviyatın önemli olmadığı bir yerde, kabuklaşma (Kli olabilme)   durur. Örneğin kişi sabah dersine kalkmak için niyetlendiğinde fakat “Neden kalkmalıyım?”, “Ne öğreneceğim?”, “Bunu yapmamdaki sebep nedir?” gibi düşünceler ve hesaplamalar zihnini kaplarsa.

Maneviyatın pek önem taşımadığı anda bu şekilde düşünceler ortaya çıkar ve kişiyi yatağına kalın ipler ile bağlar ki kalkması mümkün olmaz. Bu yüzden, “bize eşlik eden güce ihtiyacımız var ki bizim düşüşümüze mani olsun.”

Tüm grupların ve aslında her bireyin şöyle veya böyle eksikliği, bize eşlik eden güçtür. Nitekim bu güç olmayınca birer birer düşeriz, aynı şöyle denildiği gibi: “1000 kişi sınıfa girer ve bunlardan 1’i öğretmen olur”. Bu kalan 999 kişinin düşmesi demektir.

Gerçekte onların düşüşü fiziksel olmayabilir fakat içsellikte zayıflaşırlar ve bu şekilde “devam etmeye” hazır olabilirler yani yaratılış amacına ve yaşamın amacına tam ulaşamadan. “Yaşamımın anlamı” ile ilgili soruya cevap bulmanın gerekliliği konusunda tartışma çıkarmazlar ama büyüdüklerini ve bunu yapmalarının gerektiğine güçleri yetmeyeceğini düşünürler. Bunların hepsi, kendileri için destekleyici inşa etmemiş olmadıklarından kaynaklanır. Bir ”trabzan” oysa onlara destek olur, yükselmelerini sağlar ve düşmelerini önler. Bu çok önemlidir.

Bu sanki karşılıklı bir anlaşma yapmak gibi; dostlar arasında ve dostlar arasındaki ilişkiler ile ilgili bir taahhüt gibidir. Bu sebeple birbirimize yardım edebilmemiz için, her grubun içinde nelerin olduğu bilmemiz çok önemlidir.

Şöyle söylendiği gibi: “Kendi şehrinde peygamber olunmaz.” Başka gruplardaki uzaktaki dostlar bazen o kişiye daha fazla yardımcı olabilir ve yanında olan dostlarından onu daha fazla etkileyebilir. Yakın dostlarına, onların kişisel çıkarlarından kaynaklanan şüphe duyabilir ve onların bencilce oluşan niyetlerinden dolayı suçlayabilir. Fakat kişi diğer gruplar hakkında böyle hissetmez. Diğer gruplardaki başka yerlerdeki insanların kendisi hakkında konuştuklarını görür ve onların kendisini ne kadar önemli olarak gördüğünü göstermek istediklerini görür. Diğer yandan kişi kendi içindeki bazı şeyleri de düzeltmesi gerektiğini anlar, aynı şöyle denildiği gibi: “Hakimleri ve polisleri kendi görevlerine göre ayırarak kabullenip görevlendirmeliyiz.”

Bu çok önemlidir. Genellikle her kolektif yükselişten sonra birçok insan düşüşe geçer çünkü bir yükselişten sonra hep kalplerin katılaşması söz konusudur. Bizler buna karşı tedbirli olup korunmalıyız!

18 Mart 2012 tarihli günlük Kabala dersinin birinci bölümünden, Şamati #8
19 Mart 2012 tarihinde, 14:33’te blogda yayınlanmıştır

Ben Ve Yaratan Grubun İçinde Buluşuruz

Bir kişi Yaratan’ın ifşasına yaklaştığı zaman, Sina Dağının önünde duruyor olduğunu hisseder. Bir taraftan onun tüm kötü arzuları oradadır ancak diğer taraftan ise kişi amacı edinmek ve Yaratan’ı ifşa etmek için bunun olduğunu anlar, kişi O’ndan kopye edilen ihsan etme niteliğini almak için arzusunu hazırlamalıdır. Tüm bunlardan sonra ‘Adam’ (Adem) kelimesinin anlamı: Yaratan’a ‘benzer’ (Domeh) demektir.

Ve böylece, bizler farklı ihsan etme formlarını almak için hep beraber arzumuzu hazırlıyoruz öyle ki bu arzu damgayı kabul edebilsin. Tora’nın (Işık) verilmesinin koşulu budur, şöyle yazılır: “Sizler bugün hepiniz …” Bir değil hepiniz: Çünkü ifşa edeceğimiz Üst Güç bizim ortak birliğimizin içindedir.

Aslında maddesel arzuyu hazırlamak için çok basit bir şeye ihtiyaç vardır. Bu arzunun hiç bir şekilde bizim bu dünyaya ait olmadığı doğrudur ve zaten işte bu yüzden bizim için zordur. Buna: Karşılıklı dahiliyet denir. Hepimiz birbirimize karşılıklı olarak dahil hale gelmeliyiz, arzularımız vasıtasıyla birbirimizle bağlanmalıyız, başka bir şeye ihtiyaç yoktur. O zaman kırılmanın öncesinde olduğu gibi Üst Işığın girebileceği ve kendi baskısını (damgasını) yapabileceği ‘yer’e ulaşacağız.

Ve bu sebepten ötürü, eğer birlik olmak, Yaratan’ı ifşa etmek için bu doğrultuyu tutuyorsak ne yaptığımız mesele değildir, yazıldığı gibi: “İsrail (Yaratan’a doğru arzusu olan), Tora (Işık) ve Yaratan birdir.” “İsrail” adam anlamındadır. “Tora” dostunu kendin gibi sevmenin noktasında bizleri birleştirecek olan Işığın gücüdür. Ve “Yaratan” bizler birlik olduğumuz zaman bize Kendi damgasını veren Köktür.

Bu şekilde ben grubun tarafında duruyorum ve Yaratan diğer tarafta durur. Ve eğer O ve ben grubun içerisinde buluşabilirsek o zaman ifşa gerçekleşir.

İlerleyişimiz bu şekildedir. İşin özü tüm çalışmamız buna hazırlanmaktır. Eğer hepimiz hep birlikte durursak bu durum gerçekleşecektir.

23.02.2012 Tarihli Arava Arvut Kongresinin 2. dersinden

Son Kapı

Kabalistlerin, açıklamalarında hep aynı prensibe geri döndüklerini görüyoruz. Maneviyatta çok fazla kural yoktur. Yükselişlerin ve düşüşlerin tek ve aynı olan aşamaları sebepleriyle beraber, değişik yollarla bize geri gelir fakat temelde her zaman aynı prensip geçerlidir. Gerçek bir eksikliğe gelmeden yeni bir güç elde edemeyiz.

Yaratan’ın hizmetkârı olan kişi, sürekli olarak O’na yaklaşmak için yeni yollar arar. Bu yaklaşma, yeni kabın edinimini ve bize zıt olan ihsan etme arzusunu içerir.

Çalışmaya yeni başlayan bir kişi henüz arzunun “ne için” ya da “neye karşı” olduğunun anlamını tam olarak anlayamaz. Maneviyatın aslında hem kolay hem de zor olduğunu görmeye başlayana kadar bu böyle devam eder. Bunun ne olduğunu anlamaya başlayana kadar çok zaman geçer.

Bu, kişinin manevî çalışmada daha ziyade pasif olarak yer almasıyla, içinde oluşan bir çeşit içsel gizli bir süreçtir. Maneviyatı, ona bilgiyi, başkaları üzerinde daha büyük bir güç ve haz veren egoizmine iyi gelecek bir şey olarak, hayal etmeyi sürdürür. Gerçekte gelme sebebi budur; bu dünyada mutlu olma umudunu kaybetmesi. Bu sebeple manevî doyum edinmeye karar verir.

Herkes bu şekilde düşünür. Aksi halde neden çalışsın ki? Kişiyi çekmek için Üst Güç, doğa tarafından bu şekilde ayarlama yapılmıştır. Başka bir şey söyleseniz bile sizi duymayacaktır. Ama bu faydalı yalan, egosunun, alma arzusunun, daha fazla almak üzere olduğunu kişiye hissettirerek, onu bu süreçte tutar. Aslında ona söylenenleri duymaz, hatta “ihsan etme arzusu” “mantık ötesi inanç” gibi cümleleri sürekli tekrarlasa bile, gerçekte ne anlama geldiklerini tam olarak idrak edemez.

Bu kavramları, kendi içsel yorumu olarak tarif eder çünkü başka şekilde algılayamaz. Bu, Kabala ilmini çalışmasına ve ışığın bir orda bir burada yanmasına kadar, bu şekilde sürer gider ve ihsan etme arzusu, dost sevgisi, egoist arzuların üstüne çıkmak gibi kavramların gerçek anlamını bir şekilde anlamaya başlar.

Gittikçe daha fazla duyar ve ihsan etmeye hazır hale gelir. Önce, genel teorik bir uzlaşma, soyut bir şey olmalıdır: tüm dünyaya, insanlığa, Yaratan’a ihsan etmek. Bu kavramlar biraz karışıktır; kişinin kendinden, alanından ve idrakinden uzaktadır.

Bu sebeple, “Yaratanına mutluluk vermeye” hazırdır. Ancak iş pratik eylemlere ve başkasını, dostlarını sevmeye gelince, buna hazır değildir. Burada yapılacak çok iş vardır.

Tekrar üst Işık onun üzerinde etki eder, kaplarını değiştirir ta ki ihsan etmenin grubun içinde olduğunu idrak etmeye başlayana kadar. Yaratan, yapabildiğimiz kadarıyla başkalarını sevmeyi anlamamızı, bizden talep eder.

Bu elbette bir yalandır, fakat bir başlangıçtır. Bununla kişi Yaratan’ın hizmetkârı haline gelir –eğer yaptığı eylemler gerçekten ihsan etme arzusuna hizmet ederse. Elbette, kişi kendisi bu ihsan etme arzusunu yaratamaz, bu eylemlerinin direkt bir sonucu değildir. Tohumu eken ve hiçbir şeyin filizlenmediğini gören, bir kişi gibidir. Sonra, hiçbir sonuç almadan birçok hayal kırıklığıyla tekrar başlar.

Aynı zamanda bazı kısmî başarılar da elde eder: biraz anlayış ve his. Ancak sonunda “gözyaşları içinde olanlardan” haline gelir ve görür ki çalışması onu bir yere götürmüyor, ama bir talebe, isteğe, duaya ve Yaratan’a getiriyor. Bu aşamaya geldiğinde buna “çoğunluğun duası” denir ve bu ona Cennetin kapılarını açar. Açılan gözyaşı kapısı haricinde bütün kapılar kapalıdır. Kişinin keşfettiği şey budur.

“Kapılar” (İbranîcede “Shearim”, “hayali – Meshuar” kelimesiyle aynı kökten gelir), kişinin hayal ettiği beklenen ödülün yolunu belirtir. Tüm bu kapılardan, ihsan etme haricinde bir şeyler almak ister, ama ihsan etmekle ilgili olarak sadece ağlar çünkü şu açıktır ki kendi başına buna ulaşamaz. Aynı zamanda gerçekten bunun önemini anlayana kadar, edinmeyi istemez.

Böylece kişi birçok gözyaşı akıtır, ta ki gözyaşı kapısını oluşturana, ihsan etmeyi isteyerek onun inşasını sonunda bitirene ve ona ulaşmasının mümkün olmadığını görene kadar. Bu sebeple Yaratan’a doğru olmaya itilir. Ta ki O’na ihtiyacı kalmayana kadar ama şimdi Yaratan’ın gerekli olduğunu görür.

Sonuç olarak, ihsan etmeyi ister ve bunu sadece Yaratan’dan alır. Tüm bunu grubun içinde edinir, çünkü başka şekilde bu imkânsızdır ve sonra “meyveyi toplar.” Islah eden Işık gelir ve onu dostlarına bağlar ve onların içinde Yaratan ifşa olur. Kişi sonra manevî çalışmasında mutlu olur. Yaratan’ın hizmetkârının, yolu budur.

Günlük Sabah Dersi 27/02/2012  “Rabaş’ın Yazıları”

Cansız Bir Kaya ile Yaşayan Bir Tohum Arasındaki Fark

Tüm çalışmamız ve derslerimiz eksikliğimizi, hayattaki amacımızı açıklamaya ve hayatımın beni neye doğru götürdüğünün ve kim olmak istediğimin netleştirilmesine adanmıştır. Bu kişinin tamamıdır. Her şey sadece kişinin eksikliği tarafından ve doğadan alınmış olana kişinin ekledikleri tarafından belirlenir.

Eğer bir yere gitmem için ya da grupta bir şeyler yapmak için ya da dostlarla bağ kurmak için içimde birtakım arzular uyanırsa, bunlar benim arzularım değildir. Beni şu an çöle gitme arzusu ile etkileyen bir grubun içine dahil oldum; dostlardan etkilendim fakat bu ben değilim. Çünkü bu bakımdan bir kaya gibiyim. Çevreden herhangi bir şey alıyor mu? – neredeyse hiçbir şey almıyor.

Fakat eğer güçlerimi yatırmak istersem ve doğru çevredeysem, toprağa ekildikten sonra kocaman bir ağaca dönüşen bir tohum gibi o çevrenin içinde büyümeye başlarım. Sadece kendi çabamı eklemem ve öylece durup etrafımdakilerin beni uyandırmasını beklememem lazım.

Kendimi ve diğerlerini harekete geçiriyorum. Beni etkilesinler diye onların hepsini canlandırıyorum. Ve onlardan almış olduğum şey manevi kabım. Manevi bir kap her zaman çevreden alınır ve her zaman kişinin aldığı ilhamın ve çevre için çalışmasının bir sonucudur.

Çevrenin içinde fakat çevreden tamamıyla izole olmuş kişiler var, bunlar sanki kendilerini elektronik bir teyp ile kuşatmış gibiler. Çevreden nasıl fayda sağlayabilirler? Böyle bir durumda kişinin içinde manevi bir kap oluşmayacaktır. Diğerleriyle birlikte, çevrenin onu sokacağı o genel ruh halinden etkilenecek ve ayakları yerden kesilecektir fakat kendi bireysel manevi kabı gelişmeyecektir.

– 16.02.12 tarihli Günlük Kabala Dersinin ikinci bölümünden alıntıdır, Zohar.

Geri Çekilmemeliyiz

Soru: İsrail’deki son kongrede, eşi görülmemiş bir bağ hissettim. Fakat hemen sonrasında bir hafta boyunca daha önce hiç hissetmediğim bir düşüş yaşadım. Şimdi kongrelerden korkuyorum. Ne yapabilirim?

Cevap: Bu çok iyi, mükemmel. Gerçektende korkuyor olmalıyız. Bunu aynı zamanda İsrail halkının Mısır’dan çıkışından öncede görürüz.

Alıştığın bir yerden atıldığını hayal et, gecenin bir yarısı nereye gideceğini bilmeden kaçıyorsun. Firavunun felâketi seni bırakmıyor. Kafan karışık, Kızıl Denize atlıyorsun ve birden bir mucize oluyor. Aslında bu o kadar da hoş değil. Sonra insanlar Yaratan’a şükrediyor: “Sürücü ve atı suda boğuldu.” Fakat şunu anlamalıyız ki kişi doğuma benzer birçok zorlu aşamalardan geçer; doğum sancıları sırasındaki bir embriyo gibi büyük baskı hisseder.

Çöldeki yolculuktan sonra neredeyse binlerce yasa sana “yüklenir”: ne yapmalısın ya da ne yapmamalısın ve bu yasaları yerine getirmezsen ne ceza alacaksın? Diğer bir deyişle, Sina Dağının eteklerine gelmeden önce, gelecek ıslahının plânını elde edersin: “İstesen de istemesen de, bu beklenen şeydir. Hiç fark etmez. Al ve yapmaya başla.”

Şimdi yalnızca Yaratan’ın işinin ne olduğunu keşfedersin. Şimdiye kadar, kaybedenlerin arasında bir kahraman olduğunu düşündün ve şimdi önünde gökyüzüne kadar uzanan bir liste var. Her bir satırında şöyle yazıyor: “Eğer yerine getirmezsen, sorunlar, afetler ve ölümle karşılaşırsın…”

Buna ilâveten şöyle de denir: “Bütünde bağ kurmazsan, bu senin mezar yerin olacaktır.”

Sonra her kalbin içinden Yaratan’a doğru bizi çeken, Musa noktası ortaya çıkar. Bu noktaları birleştirir ve bir ölçüde üst güçle bağımızı keşfederiz. Bu aşamalı olarak yapılır: Dağın eteklerinde diğer noktalar -bilgeler, atalar, rahipler, Levitanlar, İsrail, kadınlar, köleler ve çocuklar- beklerken, önce sadece Musa noktası O’nu keşfeder. Onlar şöyle söyler, “Yapacağız ve duyacağız.” Diğer bir deyişle, boyun eğmeyi bekleyen tüm arzularımız, gücü elde eder.

Bugün olan budur ve hemen ertesinde altın buzağını inşa edeceğiz.

Şunu anlamamız önemlidir: Hepsi bizim ulaşabileceğimiz şekildedir. Egodan kaçarız ve bu kaçışı gerçekten hissetmek zorundayız. Kongreye tam hazır bir halde, görevi tamamlayamamaktan ve istenilen amaca ulaşamamaktan, korkarak geliyorsunuz. Kısıtlanmaktan ve zorlanmaktan korkarak geliyorsunuz, tıpkı Mısır’dan kaçış gibi.

Diğer yandan tüm dostlarınıza karşı kendinizi yükümlü hissediyorsunuz. Onlara çaresizce bakıp, bağın ortak noktasını arıyorsunuz.

Sonuç olarak, tüm güçlerimizi bir ana toplamalıyız. Bu an için, tüm kongre boyunca gergin olmalıyız tıpkı gerilmiş bir tel gibi. Aramızdaki bağda, zamanda, eylemde ve mekânda bağ kurmalıyız. Şöyle denir: “İsrail, Tora ve Yaratan birdir.” Bu, Yom Kippur’daki Kutsalların Kutsalı büyük rahiplerin durumu gibidir… Hepimiz o eşsiz tek bir ana erişmeliyiz ve işte o zaman arzumuz gerçekleşir.

Sonra yol devam eder fakat bu Yansıyan Işığın bağı vasıtasıyla gerçekleşir.

Şu durum söz konusudur: Aslında kaçıyorsunuz; bir önceki hayatınıza geri dönmeniz sizin elinizde değil; arzulanan amacı elde etmelisiniz; aynı zamanda tüm güçlerinizi, bu tek bir an için bir araya getirmelisiniz. Bu sizi hedefe doğru kesin olarak yönlendirir. Nasıl olacağını hep birlikte görelim.

Zohar Kitabında (Nasso 98-99) şöyle der: “…ve onlar dağın eteğinde bir araya gelecek. Dağın eteğinde onlara şöyle dendi: ‘Eğer Tora’yı alırsanız, iyiyi alısınız eğer almazsanız orası size mezar olur.’”

Bu şu demektir, egoist arzularımızla bu kötü hayatımızı “muhteşem” olarak görürüz. Bu “sevimsiz mezarda” olduğumuzu hissederiz, ama bazıları bunu bile hissetmez. Zihinsel, hedef odaklı, insan kargaşası yerine, bütün dünyanın acı çektiği gerçek problemleri aramalıyız.

Dolayısıyla, kongreye çok ciddî hazırlanmalıyız. Eğer bunu üzerimize alırsak, geri çekilmemeliyiz. Bu dar bir köprüdür ve önemli olan tek şey korkmamaktır.

Günlük Kabala Dersi  19/02/2012 “Arava Kongresi için Tavsiye”

Köke Bak

Soru: “Yaratan’a memnuniyet vermek” ne anlama geliyor? Yaratan ihsan etme niteliği, ben kime memnuniyet veriyorum?

Cevap: Dünyanı bu şekilde hayal ediyorsun: Onlarla bir şey yapabileceğin ve karşılığında onlardan reaksiyon alabileceğin imajlar olarak. Tüm bu figürlerin arkasında Yaratan’ın olduğunu ve hepsinin sadece Yaratan’ın ayakta tuttuğu figürler olduğunu ve bu figürler vasıtasıyla Kendisini sana milyarlarca açıdan teşhir ettiğini hissetmiyorsun.

İhsan etme niteliği, ihsan edendir. Sonuçta, birine karşı yaklaşımını onun dışsallığına göre oluşturmuyorsun, yaklaşımını karşındakinin özüne uygun olarak oluşturuyorsun. Bir çok anlayıştan yapılmış gibi gözüküyor, fakat neredeler? Etin içinde mi ya da bir figürün mü içinde? Bir insan figürünü “havada”, bedenden arındırılmış bir şekilde hayal etmeye çalış. Tüm maneviyatı ondan al ve tüm arzularını, tutkularını ve aslında hayvansal bedenin dışında bulunan düşüncelerini ondan çekip al. Bedeni kıyafetlerinden arındır ve dikkatini o kişinin özüne ver.

Daha sonra aynı şekilde Yaratan’ın özüne bak. İkisi arasındaki fark, Yaratan’ın özünün bütün olması ve her şeyi içermesidir. Herkesi yönetir. O doğanın genel gücüdür, doğanın genel kanunudur, doğanın iyi ve iyiliksever olan genel aklıdır. Genel akıl iyidir ve yürüten güç de iyilikseverdir.

Gördüğümüz şeyden aklımız karışmamalı. Özleri dikkate almanın zamanı geldi. Beden yoktur. Kişinin özü aslında ebedidir ve ben onunla bağ kurmak istiyorum. Bu, gözümde sanki bir “hayalet”’miş gibi canlanıyor olabilir fakat aslında sonsuz ve sınırsızdır. Özlerimiz Eyn Sof’un Malhut’unun farklı bölümleridir. Bağ kurduğumuzda bu sanki, tüm bu farklı bölümlerin onun üzerine “yayılması”, en sonunda onun bir araya getirilmesi ve düzeltilmiş kabın yaratılması gibidir. Gruba içsel gözlerle bakmanız gerektiğini unutmayın.

– 14.02.12 tarihli Günlük Kabala Dersinin dördüncü kısmından alıntıdır, “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”.

İçinize Odaklanın

Her şey niyete bağlıdır. Bu, içsel yanma motorundaki bir vana gibidir, eğer doğru niyete sahipsem açılır. Ve niyet gider gitmez de vana kapanır. Her zaman bu şekilde çalışırım: Vanayı açarım ve kaparım. Bu motoru çalıştırabileceğimizi umut edelim.

Niyetin hangi arzuların üzerine hükmedebileceği, niyetin boyutunu belirler. Belki benim niyetim sadece arzularımın cansız seviyesi için yeterlidir, ya da bitkisel veya hayvansal seviyesi için veya insan seviyesi için. Ve şüphesiz, en kuvvetli, en etkili ve en güçlü niyetler, aynı zamanda küçük ve daha aşağı arzuları da etkiler.

Dolayısıyla, bizim için en önemli şey, grup birliğini, karşılıklı sorumluluğu düşünmektir, çünkü bunun etkisiyle sahip olduğumuz diğer tüm daha aşağı arzulara kesinlikle hükmedebiliriz. Bu nedenle karşılıklı sorumluluk koşulu çok gereklidir.

Dostların benim dışımda olduğunu düşünürüm. Tüm dünya, bütün insanlık ve Yaratan da benim dışımdadır. Fakat ben bunların hepsini, karşılıklı sorumluluk içinde, doğru bağ ve karşılıklı güven içinde, kendime eklemeye çalışmalıyım ki, böylece bu arzular birleşsin: ben ve içimdeki Yaratan. Tüm dışsal sistemler de benim olsun. Bunun dışında hiçbir şey görmemeliyim. Sadece, bir araya getirdiğim ve özen gösterdiğim bir tek insan imajını görmeliyim.

Ve eğer bu içsel algıdan dışarı çıkarsam ve diğer insanlarla konuşursam, bu dünyada yaşadığım için doğal olarak, bu içsel algı ve dışsal dünya arasında bir çarpışma olur ve bu benim duyularımda ortaya çıkar. Fakat şimdilik bu dualiteyi kabul etmem gerekecek. Bu da psikolojik bir problemden başka bir şey değildir. Ve yavaş yavaş, daha içsel bir resim görmeye başlayacağım.

Bu, bir yetişkinin ve bir çocuğun sahip olduğu algıya benzer. Çocuk sadece dışsal tarafı görür, oysaki yetişkin kişi olayları daha derinlemesine anlar ve olan şeyin içsel nedenlerini görür. Bu tek bir yöne hedeflenmiş olsa da, hem niyetlerimiz hem de dışsal davranışımız egoist olduğu için, konuya daha derinlemesine işler.

Ancak, bir alışkanlık geliştirerek ve çaba sarf ederek, yeni ve doğru bir realite algısı edinebiliriz.

Dolayısıyla, niyetlere dair tüm muhakemeler ve çalışmamın tamamı, bu içsel algı, Kabala bilimi denen içsel bilgelik ve Tora’nın iç kısmı aracılığıyla, vizyonumu değiştirmeye çalışmaktır. Sonra, tüm dünyayı, her şeyin bana ait olduğu ve benim dışımda hiçbir şeyin olmadığı tek bir organizma olarak göreceğim.

Bu algıya ulaşmaya çalışalım, özellikle de Zohar Kitabı’nı okurken.

Günlük Kabala Dersi, 2. Bölüm, Zohar, 10.01.2012

Kötü İyiye Hizmet Eder

Soru: Egomuzla kuşatılmamak ve kötülüğü Klipa’ya (kabuk) eklememek için, grup içinde bir netleştirme yapmak nasıl mümkün olur?

Cevap: Seninle olan ilişkimi netleştirdiğimde, sadece kırılma noktasına ulaşır ve hemen ıslahı talep ederim. Grup da bunun içinde yer almak zorundadır. Bununla birlikte sadece ikimizin arasındaki kötülüğü keşfetmem, aynı zamanda genel bir edinim içinde olmak isterim ki bu şekilde aramızdaki bağı keşfedelim.

Bu bozukluklar, özellikle onun üzerinde sevginin keşfedildiği yerdir ve bozukluklar olmadan sevgi olmaz. Hiçbir inançta ve dinde görülmeyen, üç çizgide yapılan tüm bu çalışma bundan oluşmuştur. Egomuzu kullanırız, özellikle kullanırız ve onu yok etmeyiz.

Prensipte, Klipa (kabuk) egoyu kullanma arzusunun eksikliğidir. Tüm dinlerde, inançlarda yapılan ve genel olarak yaşamdaki tüm yanlışlıklar, kötülüğün gücünde yaşamın sırrının saklı olduğunu bilmeyen insanda bir araya gelmiştir.  Bunu saklamanız, silmeniz veya değiştirmeniz yasaklanmıştır. Bunu sadece iyi davranışlarla örtmek zorundasınız, bu kadar. Kötülüğün formu kalır; siz sadece Hassidim (merhamet) niteliği ile bunu örtersiniz ve kutsallığın kabını, ihsan etme kabını edinirsiniz.

Sadece içimdeki kötülüğü uyandırmak zorunda değilim: “herkese duyduğum nefretim nerede?” Buna en doğru yaklaşım, iyiye özlem duymamız ve kötülüğe düşmememizdir. Problemleri uyandıran bir Mitzva (sevap) yoktur. Bağ kurmak için özlem duymalıyız ve daha sonra kesinlikle eksikliği keşfederiz. Sadece yükselmek için bir özlem duymak gereklidir ve buna göre düşüşü keşfederiz.

Eğer yukarıda olana özlem duymazsak, o zaman üst bize bozuklukları gösterir ve bu değişik şekillerde olabilir: ailede ya da gruptaki dostların arasında ortaya çıkan hoş olmayan şeyler gibi; her şey mümkündür. Fakat tüm bu işaretler, grubun yukarıya yükselmeye çabalamadığının işaretidir ve maddesel seviyede sorunlar ve trajediler ortaya çıkar. Eğer grup yeteri kadar bağ kurmamış ama birliğe gelme arzusu içindeyse, o zaman bağın eksikliği ifşa olur. Eğer üst seviye için yeteri kadar özlem duymazsa, o zaman maddesel seviyede hatta bundan daha alt seviyede eksiklikler açığa çıkacaktır.

Günlük Kabala Dersi, Zohar’dan 2/6/2012’dan alınmıştır.