Category Archives: Maneviyat

Çok Önemli Bir Soru

Soru: Herşey zaten Yaradan tarafından, başlangıçta belirlenmiş olduğuna göre, formların eşitliği koşulunu O’nunla edinmemiz nasıl mümkün olabilir?

Cevap: Şüphesiz, herşeyin Yaradan tarafından önceden resmedilmiştir! Ancak bu koşula nasıl ulaşacağınız resmedilmemiştir. Bu gönüllü olarak mı gerçekleşecektir yoksa darbeler yiyerek mi gerçekleşecektir? Ve bu gerçekten çok önemlidir.

Bazen şöyle düşündüğümüz olur: “Bu neyi farkettirecek ki? Belki zaten er ya da geç darbeler yiyeceğim ve ben de “düzeltmelerin tamamlanma”sında bulunarak, herşey tastamam olacak. HAYIR.

Darbeler ile gelişmek tıpkı söz dinlemeyen çocuk gibidir, bu Yaradan’a memnuniyet getirmez. Bu fırsatı tepmiş olursunuz. Bu şekilde düşünerek şunu demiş olursunuz, “Benim için fark etmez, ben artık yoruldum”, aslında bununla birlikte şunu da demiş olursunuz, “Sana mutluluğu ihsan etmek istemiyorum.” Bu soruyu doğru bir şekle döndürün, bunu Yaradan’a döndürün. Bu takdirde kendinizi doğru bir şekilde yönlendirmiş olursunuz.

Gerçekte, her seviye başlangıçtan belirlenmiştir, tüm 125 seviye. Ancak bir seviyeden diğer seviyeye nasıl yükseleceğiniz, bu sizin tarafınızdan belirlenir.

Yani kısacası şunun altını çizmek istiyorum: Bir seviyeden diğer bir seviyeye yükselmek isteyen kişiler egoisttirler! Sadece hangi seviyeye yükselmeleri gerektiği hakkında düşünürler. Oysa, Yaradan’a mutluluk vermek isteyen kişiler şunu söylerler: “Bir sonraki seviyeye yükselmenin kendisi benim için önemli değil. Benim için önemli olan, bu seviyeler arasında benim nasıl bir davranış sergilediğim ki, Yaradan’a mutluluk verebileyim. Benim seviyelere ihtiyacım yok, onları sizler alın. Ben O’na mutluluk vermek istiyorum ve başka hiçbirşey istemiyorum.”

Ve bu, “tamamen ihsan etmek” olarak adlandırılır, kişi bunun hakkında düşünmediği ve geri bir ödeme istemediği zaman. O zaman burada şu soru çok önemlidir: Şu anda yapmakta olduğundan zevk mi almak istiyorsun, yoksa Yaradan’a memnunluk vermek mi istiyorsun?
11 Mart’ta yayımlandı.

Dua Etmek Kalbimin Yanıp Tutuşması için Yalvarmak Demektir

Soru: Neden, kişi kendini, erdemliğinin ölçüsüne göre yargılamalıdır denir? Bunu kendi başına mı gerçekleştirir? Kişinin üstünde işleyen ve çalışan, Üst Işık değil midir?

Cevap: Üst Güç, herşeyi yapıyor olmasına rağmen, biz, O, burada çalışıyor demeyiz. “Kişi düzeltmelidir” dediğimiz zaman, bu kişinin Üst Işık’tan kendisini düzeltmesini istemesi anlamına gelmektedir.

Büyük bir mimar tarafından yapılmış bir ev hakkında konuşurken, bu bizim dünyamızda da aynı şekildedir. Aslında evi gerçekte yapan mimarın kendisi midir? Evi mimar planlamıştır ancak onu inşa edense yüzlerce çalışandır. Fakat bizler, evin mimar tarafından yapıldığını söyleriz ve hatta bazı büyük yapıların girişlerinde bir plakanın üzerinde evi yapan mimarın adının olduğu bir plaka asılı olur.

Aynı zamanda çalışan güçler hakkında da konuşmayız. İyi ve iyiliksever olan Yaradan vardır, “O’ndan başkası yoktur”, O, bizlere karşı gelinemez bir kanun verdi: Manevi merdivendeki tüm seviyeleri belirleyen, formların eşitliği kanunu. Fakat tüm yakarışlarımız, tüm çalışmamız sadece bize bağlıdır. Eğer doğru özlemi hissederek, kendimizi harekete geçirirsek, o zaman Işık’ı alabileceğiz.

Bu hiçbir zaman bitmeyen ve değişmeyen, sürekli bir kaynaktır. Herşey, sadece bizlerin Işık ile olan formlarımızın eşitliğine bağlıdır. Bu yüzden, Işık bizi düzeltiyor demeyiz. Eğer herşey hazırsa ve O, iyi ve iyilikseverse, pozitif değişiklikler için herşey arzum ile belirlenir ve Işık aniden tüm güçte çalışır.

Aslında, bunu yapması için Işık’tan talep etmeme bile gerek yoktur. Bu yüzden, Yaradan’a “yalvarmak” değil de “dua etmek” deriz çünkü, kendimi harekete geçirmek için aslında kendime yalvarmam gerekiyor, O’na değil. Arzularını ifşa etmesi gereken benim ve tüm hareketler kalbimizi yakıp tutuşturmak içindir. Üst Işık, kesin dinlenme durumundadır ve problem sadece kalbimizdedir.

8 Mart 2014’de yayımlandı

Günlük Kabala Dersine Hazırlık’tan, 5 Mart 2014

Hayatımızı Ne için Harcıyoruz?

Haberlerden ( Pro100News): “70 yıl yaşadığını varsaydığımız bir kişi, günde 8 saatten ömrünün 22 yılını uykuda geçirmiş olur. Hayatımızın %15’ini iş yerinde çalışarak geçiririz. Bu da 12 yıl eder. Şehirde yaşayan bir kişi hayatının 5 ile 8 arasında yılını yollarda geçirir. Her gün yemek pişirmek 7 yılınızı alır; bekarlar için 2 yılda daha az.”

“4 yılımızı pişirdiğimiz yemeği yiyerek geçiririz. Bir evhanımı hayatının 9 yılını evişleri yaparak harcar, çalışan bayan 4 yılını ev işlerine harcar. 4 yılımız da televizyon seyrederek geçer, 2 yılımız telefonda konuşarak, 4 yılımız alışveriş yaparak geçer, v.b.  Hayat kısa ve onu aptalca şeyler ile harcamamalıyız!”

Yorumum: Asıl olan fiziksel olarak ne gerçekleştirdiğimiz değil, düşüncelerimizde neleri tuttuğumuzdur. Tüm bu bahsedilen işleri yapmak gerekli ve mümkün olabilir fakat asıl soru: “Sana verilmiş olunan bu 70 yıllık yaşamı ne için yaşıyorsun?”

Eğer, kendini hayatın anlamına ulaşmaya, insan gelişiminin bir sonraki basamağına çıkmaya, üst dünyalara çıkmaya adamışsan, dışsal olarak diğerleri gibi aynı işleri yapıyor olsan da o zaman hayatını boşuna yaşamış olmazsın.

Asıl olan yapmakta olduğunuz her işte, en sıradan işlerinizde bile içinizde tuttuğunuz NİYET’tir.

7 Mart 2014’de yayımlandı.

İyiliğin Yönüne Doğru Dönün

Herkes kendi içinde yer alan 613 arzuyu keşfetmeli ve onları düzeltmelidir. Yaşamımızda ve herşeyde dağıtım yapmayı çok arzulamak, sadece bunun için zahmete değer. Bu amaçta hedeflenmiş herşeyi kabul etmeniz gerekir. Ve size karşı olan herşeyi de, iptal etmeniz gereklidir. Bunun için, herhangi bir ödün verilemez, sadece üst kanun, Işık ve Kap’ın birbirlerine bağlanmaları, neyin bizim tarafımızdan yapılmasına bağlı olduğunu belirlemelidir.

Umuyoruz ki, alma arzusunun 613 parçasının hepsini keşfedeceğiz ve grup içerisinde kuracağımız bağ sayesinde de, onları açıklığa kavuşturarak, temizleme konusunda  başarılı olacağız. Bu arzuların egoizmlerini göreceğiz ve onların ihsan etme için düzeltilmelerinde çalışmaya başlayacağız. Ve bu da ancak “Tora” dediğimiz “Islah Eden Işık” sayesinde mümkündür.

Bu yüzden, varlığımızın tümü sadece Tora ve Mitsvalar (sevaplar) sayesinde mümkündür, bu da, sahte nefretin 613 arzusunu keşfetmemiz gerektiği ve onları da Mitsvaları yerine getirmek dediğimiz, ihsan etmek ve sevmek için düzeltmemiz gerektiği anlamına gelmektedir. Mitsva (sevap) Tora dediğimiz, Üst Işık sayesinde Yaradan’a bağlanmamızı ve bununla O’na memnuniyet vermemizi sembolize eder.

Bunun nedeni, günümüzde O’nunla olan ilişkimizde tıpkı nankör çocuklar gibi olmamızdandır. Düşünün ki, çocuklarınız sizi tanımak ve bilmek istemiyorlar, size küçümsüyor ve sizden nefret ediyorlar, herşeyde size karşılar, hatta sizin baktığınız yöne dahi bakmak istemiyorlar. İşte bu günümüzde Yaradan ile olan ilişkimizde bizim ne şekilde davrandığımızın tarifidir. Ve hatta bu bile yeterli bir örnek değildir çünkü, bizler Yaradan’ın bizleri sevdiği gibi çocuklarımızı dahi sevmiyoruz.

Bu yüzden, O’na doğru yaklaşmaya başladığımızda, sevdiğimizde, aramızdaki iyi ilişkiyi keşfettiğimizde, kalplerimizi ve ruhlarımızı O’nun huzurunda açtığımızda, Yaratan’a büyük bir memnunluk vermeye başlamış oluyoruz. Tüm bunlar O’na büyük bir sevinç getirmektedir. Bu durumu tarif etmeye ve hissetmeye çalışınız. Bugünkü davranışlarımızla, Yukarıdan ne berbat acılar davet ediyoruz! Yaratan, bizlerin yüzlerimizi O’na doğru çevirmemizi ve O’na yakınlaşmamızı, O’nu tanımamızı ve bize vermek istediği tüm iyilikleri kabul etmek için hemfikir olmamızı bekliyor. Ve eninde sonunda, bunun gerçekten ebedi iyilik olduğunu anlayacağız.

28 Şubat 2014’de yayımlandı.

21 Şubat 2014 tarihindeki Yemekteki konuşmadan.

Tüm Seviyelerin Deneyimi

Soru : Bizlere herbirimizin derste kendi yeri olduğunu söylüyorsunuz, bir kişi uyuyorsa bile , bu çok güzel.

Cevap :  Ben bunun çok güzel olduğunu söylemiyorum, ancak kişi uyuyakalırsa, bu onun içinde bulunduğu seviyenin işaretidir.

Öğretmenimin yanında geçirmiş olduğum 12 yıllık süre boyunca, birbuçuk aylık bir süre zarfında uyuya kaldığım bir dönemim oldu. Bunu itiraf etmeye çok utanmıştım, uyumadığıma dair bir izlenim yaratmaya çalıştım.  Her çeşit niyetin içerisindeydim fakat özetle uyuyordum. Bazen Rabaş beni ayağı ile itekler ve “Bu ne?” diye sorar ve ben de uyanırdım.

Bazen, diğerlerini daha iyi anlamak ve onlarla birlik olabilmek için bu koşullardan geçmek gereklidir. Bir dakikalığına bile olsa, diğer kişilere doğru nasıl hareket edeceğimizi bilmek gereklidir. Ve bu yüzden, bir Kabalistin geçeceği, endişe verice, berbat koşullar da vardır.  Yaratılışta var olan, duran, bitkisel, hayvansal, insan , tüm arzular, tüm düşünceler yani tüm koşullardan ve seviyelerden geçmelisiniz.

28 Şubat 2014’de yayımlandı

Dünya Zohar Haftası’ndan “İntegral Egitim Kongresi” Üçüncü Gün, 4 Şubat 2014, Çalıştay 5

 

El Yapımı Gerçeklik

Maneviyatta hazır formlar ve tapılacak putlara yer yoktur. Kişi maneviyatı kendikendine inşa eder. Tüm gerçekliği dolduran, iyi ve yardımsever üst güç, sonsuzdur. Sadece tek bir özelliği vardır bu da, iyi ve iyilikseverliktir, sevgi ve ihsan etme.

Ancak sadece bu gücü ifşa eden kişi iyilik ve yardımseverliği, sevgi ve ihsan etmeyi hissedebilir. Bu yüzden, onu ifşa edecek olan yaratılan olmadan, Yaradan hakkında konuşmak imkansızdır. Herşey, sadece yaratılan varlığa bağlı olarak netleştirilir, sadece maneviyatı edinen kişiye bağlı olarak.

Bizler her zaman iki güç sayesinde gelişiriz: alma gücü ve ihsan etme gücü. Gerçeklikte bunun dışında başka birşey yoktur. Sadece üst gücün bize ihsan etme arzusu vardır ki bu da, O’nun yaratılışı belirlemiş olduğuna ve amaca, tanımlara uygun olarak tüm iyiliği bize getirmesi anlamına gelmektedir ve altta olanın gücü vardır bu da alma arzusu anlamına gelmektedir. Bu güç, üst güce zıt durumdadır fakat bu iki birbirine karşı gücün birleşiminden oluşur, onun için ve ona karşı olan, bu iki güç onları gözlemleyenin gözünde birbirini dengelerler.

Bu yüzden, bizim gerçekliğimiz içselliğe ve dışsallığa bölünmüştür. İçsellik bana, kendime ve dışsallık da beni çevreleyen dünya anlamına gelmektedir. Çeken kuvvet ve reddeden kuvvet; artı ve eksi; siyah ve beyaz. Her özelliğin bir zıt özelliği vardır ve eğer gelişmek istiyorsak bu koşulları kurmamız gerekmektedir: onun için olan ve ona karşı olan. Yaratılan varlık olmadan, Yaradan yoktur ve Yaradan olmadan da, yaratılan varlık yoktur. Sadece ikisi olduklarında birbirlerine tutunabilirler.

Bu yüzden, Ubar (embriyo) dediğimiz gelişimimizin ilk şeklini ve onun içinde gelişebileceği rahmi oluşturmamız gerekmektedir. Bu, hem yaratılan varlığın hem de Yaradan’ın şeklini kurmamız gerektiği anlamına gelmektedir. Bu iki güç, bu iki özellik, bizler tarafından sürekli olarak dengelenmelidirler. Bizler bu görevi grup içerisinde yerine getiririz. Tıpkı, gruba göre kişi, genele göre birey ya da annenin rahmine göre embriyo gibi. Grup kendini insanlığa göre bir embriyo gibi dengelemelidir, tıpkı içselliğin, dışsallığa göre olduğu gibi.

18 Şubat 2014’de yayımlandı

Günlük Kabala Dersi’ne hazırlıktan 14/02/14

Öğretmeni Adım Adım İzlemek

Soru : Kongreler her zaman bizim için büyük bir testtir.  İki kongre zamanı arasında, negatif  duygular hissetiğimiz  anda bile, doğru yolda olduğumuzdan nasıl emin olabiliriz?

Cevap: Ne zaman negatif duygular hissedeceğinizi, ne zaman hissetmeyeceğinizi ben size söyleyemem. Eğer bizimle bağ içerisindeyseniz, gelişirsiniz ve fiziksel uzaklıkların bir anlamı kalmaz.

Tekrar söylemek istiyorum. Sadece bizler ile tüm kollektif çalışmalarımızda, birlikteyken gelişirsiniz çünkü birkaç ders kaçırdığınızda, aslında daha fazlasını kaçırmış olursunuz ve bir sonraki derste ne söylendiğini anlayamazsınız. Konuları içsel olarak anlayamazsınız!  Gerekli olan doyuma sahip olamazsınız.

Benim derslerim her zaman yukarı doğru meyillidir, sürekli yukarı. Bazen derslerin bir tekrar olduğunu ya da bir önceki ders konusu ile bir ilgisi olmadığını düşünebilirsiniz, ama aslında tabi ki öyle değil. Ben her zaman ileri doğru hareket ederim. Bu farklı bir şekilde sunulabilir, farklı bir anlamda ve stilde, ancak bu her zaman artan bir şekilde daha üst seviyededir.

Bu durumda hiçbir dersi kaçırmamanız gerekiyor. Eğer dersleri birkaç gün için farklı nedenler ile takip etme şansınız olmadıysa, yine de sonrasında arşivden izlemeniz gereklidir. Problem şu ki, ben çalışmamı tam olarak bu temel üzerine oturturken, dostlarımızdan birçoğu, derslere olan günlük katılımı ciddi bir anlamda ele almamaktalar.

Öğrenci dediğimiz kişi, beni adım adım takip eden kişidir.

18 Eylül 2014’de yayımlandı.

Kişisel ve Ortak Kurtuluşumuz

Sadece kendimiz için dua etme dürtüsünden, egoistik olarak taleplerde bulunmaktan, geçmişimizden dolayı mutlu olmamaktan ve yaşadıklarımızdan dolayı kendimizi suçlamaktan nasıl kurtularak özgürleşebiliriz? Herşeyden ötesi, bunu yaparken aslında Yaradan’ı suçlamış oluyoruz.

Geçmişte başımıza gelmiş olan herşey gerçekleşmesi gereken şeylerdi, Yaradan bunların olmasını sağladı. Ve bu yüzden aslında geçmişimizle mutsuz olduğumuzda bizleri bu koşulların içine koymuş olduğundan dolayı O’nu suçlamış oluyoruz.

Sadece gruba konsantre olduğumuz zaman, bu konsantrasyon, geçmişimize, şu anda yaşamakta olduklarımıza dair doğru olmayan yaklaşımımızdan, kendimiz için dua etmemizden,  özgürleşmemiz konusunda bizlere yardımcı olur.

Bu, doğru niyete sahip olabilmemiz için kendimize getirebileceğimiz tek yoldur. Ve bu şekilde, bizler bu ağın içerisindeyken, sisteme yakın bir şekilde kalmış olur ve bu ağı ters yönde çekmemiş oluruz. Herkes için dua etmeye konsantre olduğumuz  ve sürekli olarak bu koşulda kaldığımız zaman, bu bizleri kişisel olarak kurtarır ve tüm sistemin bizim sayemizde ilerlemesine yardımcı olur.

Sabahleyin gözümüzü açar açmaz ve akabinde her zaman için nasıl böyle bir arzuya sahip olabiliriz? Sadece bu! Aksi takdirde, diğer düşüncelerimiz, arzularımızdaki ve aklımızdaki hareketler negatif olacaktır ve bizleri amaçtan uzaklaştıracaktır.

Eğer bu şekilde gelişirsek, kesinlikle inişlerimiz ve negatif dürtülerimiz olacaktır, fakat sadece bu şekilde onları daha büyük bir ileri hareketle doldurabilirim. Başka bir deyişle, eğer sürekli olarak diğerleri için dua ederek gelişirsem onları da geliştirerek, sonrasında tüm negatif dürtüler sadece daha ileri gelişimime doğru yönlendirilecek  ve gitmem gereken bu yönü ve nasıl hareket etmem gerektiğini anlayacağım.

Bu benim hareketimin tarzını ve şeklini belirleyecektir. Sonrasında Yaradan bana yardım edecektir: biraz sola, biraz sağa, başkası hakkında düşün, şunu bunu iste, v.b. Eğer doğru bir şekilde gelişirsem o zaman O’nun talimatlarını kesinlikle hissetmeye başlayacağım.

Dünya Zohar Kongresi Haftasından  “İntegral Eğitim Kongresi” Üçüncü Gün 4/2/14, Çalıştay 5

17 Şubat 2014’de yayımlandı.

Edinmiş Olduğunuz Seviyeyi Kaybetmeyin

Soru: Artık kongremiz tamamlandı ve ben sanki daha evvelki seviyeme geri gidiyormuşum gibi hissediyorum ve bunun gerçekleşmesini hiç istemiyorum. Yapmış olduğum ve düşünmüş olduğum herşeyin Yaradan’a memnunluk vermek olması için ne yapmam gerekir?

Cevap: Hayatlarımızı Yaradan organize etti ve hiçbirşey bize bağlı değil. Aynısı, politikacılar, ekonomistler, akrabalarımız hatta bizim için de geçerli. Yaradan, kasıtlı olarak hayatlarımızı hissetmekte olduğumuz şekilde ayarlar ki, bu belli koşullardan bizler O’nun eşsizliğini, bütünlüğünü ifşa edebilelim.

Hala bizler ile buradayken, kongreden ayrılıp, normal hayatınıza döndüğünüzü hissediyor olmanız gerçeği, güzel bir işaret değil. Kazanmış olduğunuz seviyeyi kaybetmemek ve ona dişleriniz ile asılmak adına, elinizden gelen tüm güçle kendinizi ısıtmak için herşeyi yapmalısınız.

Bunun zor olduğunu anlıyorum ve hatta bunun imkansız olduğunu da biliyorum ancak bunu başarmak için göstereceğiniz en ufak bir çaba bile manevi olarak yükselmenize yardım edecektir ve bu da sizin net kazancınız olacaktır. Özellikle, hala Eğitim Merkezimizdeyken ve günlük rutin işleriniz üzerinizde baskı oluşturmamışken en azından seviyenizi kaybetmemek adına buna mümkün olan her yoldan direnç göstermelisiniz.

Ben de Rabaş’layken Körfez Savaşı sırasında Irak, İsrail’i bombalarken ve çalışmış olduğumuz yerin 500-700m  yakınına füzeler düşerken benzer alıştırmaları yapmıştım. Hiç hoş olmayan bir durumdu fakat kişi sürekli olarak, iyi durumlar karşısında da, kötü durumlar karşısında da, Yaradan ile arasındaki bağa tutunmaya çalışmak zorundadır. Yani, hangi koşulda olduğunuzdan bağımsız olarak hatta bu hiçbirşey hissetmediğiniz bir koşul dahi olabilir, sürekli olarak aklınızda,  Yaradan ile sürekli temasta olacağınız küçük bir alan tutmaya çalışın.

18 Şubat 2014’de yayımlandı.

Hanuka Mucizesi

Mucize, bir hareket ve bir sonuç arasında anlamadığım bir bağdır; bu benim hareketimin aniden olması muhtemel olmayan ama beklenmedik büyük bir neticeye ulaşmasıdır. Bu bahsi geçen, ”çalıştım ve buldum.” sözlerinin tanımıdır. Çalışmalar esnasında çaba harcamamız ve kendi içimizde tartışılan her şeyi bulmaya çalışmamız gerekir. Fakat bulacağımız şey, onun hakkında konuşmamıza ve gerçekleşmesini beklememize rağmen, tamamıyla beklenmedik şekilde ortaya çıkacaktır. Buna eriştiğimizde, bu keşfettiğimizi doğru şekilde hayal etmemizin bile mümkün olamadığına şaşarız! İşte bu sebepten dolayı buna mucize deriz.

Işığını yakacağım yağın kabı nedir? Bu içimde bulunan ve kendi içimde bulmam gereken özelliklere  işaret eder. Yağ benim haz alma isteğimdir. Bunu nasıl yakacağımı anlamam gerekir; çaba ile uğraşarak içinde nasıl yeni bir fitil yaratacağımı ve bunun sonrasında fitilin nasıl dışarıya çıkacağını anlamam gerekir. Fitil benim arzumu doğrudan kullanmaya, kendim için alma arzuma karşıt olmamdır; ben bunu Işığa eşdeğer hareket tarzı ile kullanmak isterim. İşte bu yüzden arzumun dışına fitili, yani buna dahil olan alma arzumun ufak bir parçasını dışarıya çıkarırım. Fakat bunu kendimi Işığa eşdeğer şekilde yapacak biçimde ve egomu iptal edecek kadar yaparım. Ben bunu diğerleri uğruna kullanmaya hazırımdır.

Şimdilik ben yalnızca ince ve küçük bir fitili ihsan etmeyi isterim; ve ben devamlı şekilde kontrol ederek, bunu kendim için yapmadığıma emin olmalıyımdır. Ben devamlı olarak bunu edindiğimi düşünürüm. Fakat fark ederim ki edinmemişim. Bu ardı ardına devamlı şekilde olur, çünkü kendi içimde devamlı yeni bencilce arzular ifşa olur. İşte bu şekilde, derece derece bunları sonuçta kendi içimde bir fitil oluşturuncaya kadar fark ederim-arzularımdan ince bir çizgi (Kav Dak), benden Yaradan’a doğru gerilir. Fitilin özelliği Işığa benzer ve bu nedenden dolayı yakılır. Karanlık o zaman Işık gibi parlar.   

Şayet kendi içimdeki bu seviyeyi hayal edebilirsem, yani arzularım ve özelliklerim içerisinde; bu demektir ki ben zaten bunun içindeyimdir. Bu Hanuka’nın gelişini önemsetir, Işığın bayramını.  Küçük bir mum içimde tutuşur ve benim dev bencilce arzumun içinde, minicik bir parçada ihsan yakılmış olur.

Arzunun bu bölümü içinde parlayan Işık ile birlikte haz almayı arar. Buna ruhum denir. Şimdilik bu küçüktür. Fakat ben dev arzumu ıslah etmeye devam ettikçe, derece derece bunun bütününü Işığa çeviririm.

Bütün manevi çalışmamız içimizde yatan bütün bu özellikleri bulmak üzerinedir.

(sabah dersinden, Hanuka’nın manevi anlamı hakkında)