Category Archives: Maneviyat

Bu Savaş Teröristlere mi yoksa Yaradan’ın Gizliliğine mi?

Soru: Eğer şu anki savaş farklı ideolojiler arasındaki bir mücadele ise, İsrail’deki farklı ideolojiler arasındaki savaş nedir?

Cevap: İlk olarak şunu anlamalıyız ki, bizler üst güç, yaradılışın düşüncesi tarafından yönetiliyoruz ve bu sayede de Islah eden Işığı bizleri kurtarması ve kazanmamız için kullanabiliriz. Ancak nasıl kazanmalıyız?

Tüm bu savaş bir düşman terörist organizasyonu yenmek için değil, tüm dünya üzerinden var olan Yaradan’ın gizliliğini yenmek içindir.

Bunu ortadan kaldırmamız gerekiyor, en azından bir dereceye kadar ve sonrasında hangi dünya içerisinde yaşamakta olduğumuzu, bizlere, tüm yaratılan canlılara neler olduğunu, Üst Gücün bizlerden ne istediğini görebileceğiz. Bu arada, bu da, İslam perspektifine karşıt bir görüş hiç değildir. Bu sadece bir açıklama gerektirmektedir, başka da bir şey değil.

Savaş, iki görüş arasındaki çatışmadır. Bu savaşın özü, her iki tarafın da kendi egosunu kullanarak kazanmak istiyor oluşudur. Fakat şunu anlamalıyız ki, günümüzde bu tarz bir savaşa yer yoktur. Bu savaşın başka bir şey olması gereklidir: bizlerden Yaradan’ın gizliliğini ortadan kaldırmamız istenmektedir. Bizlere gönderilen engeller ile sanki belli bir bölgede belli bir hâkimiyet sürmekte ya da belli bir politik ideolojide olan teröristler ile savaşmakta olduğumuzu düşünmeye zorlanmamız istenmiştir.

Aslında, gerçekte olan, tamamen farklı bir savaştır ve sadece bu yaşanan durum ile bizleri bu şiddetli ani koşullara sokanın Üst Güç olduğunun farkına varabilecek ve bu sayede O’nu ifşa edebileceğiz.

Bizler O’nu sadece, bu güçten gelen her şeyin aslında O’nu ifşa etmek için olduğu ve O’nunla form eşitliğine ulaşmamız için olduğu mesajının toplu dağıtımı ile ifşa edebiliriz. Çünkü bu form eşitliği O’nu ifşa etmek için gerekli olan araçtır.

Üst Güç ile form eşitliği, bizlerin “Dostunu kendin gibi sev” ve kişinin düşmanını, sevdiği kişiye dönüştürmesi koşulunu yerine getirmesini gerektirir. Bu da düşmanları, dosta ve dışsal düşmanları, içsel düşmanlara dönüştürmemizi gerektirir.

20 Temmuz 2014 tarihinde yayımlandı.

Yaradan’ın Reklamını Yapmak İçin 500 Milyar Dolar

Soru: Bağ kurma yönteminin reklamını yapmak için 500 milyar doları nereden elde edebiliriz?

Cevap: Bu soruyu ciddi olarak tartışmamız ve bunu nasıl başarabileceğimizi netleştirmemiz gereklidir. Ancak oldukça nettir ki, bunun için hiçbir seçeneğimiz yok; grubumuzdaki ya da dünyadaki genel olarak Yaradan’ı algılamak isteyen herkes bu reklam çalışmalarının bir parçası olmalıdırlar.

Bu tam olarak bizim yapmakta olduğumuz şeydir; Yaradan’ın reklamını yapmak istiyoruz. Eğer bunun için 500 milyar dolara ihtiyacımız varsa o zaman bunu bulmamız gerekiyor. Yaradan’ın reklamını yapmamız gerekiyor: O’nun planını, O’nun amacını, O’nun hedefini.

Bunun ötesinde hiçbir yerde insanları ikna etmemiz gerektiği yazılı değildir. Hiç kimseyi ikna etmek zorunda değiliz ve bu neredeyse imkansızdır. Yapmamız gereken tek şey, onlar için Islah Eden Işığı açmaktır ve bu onların iyiliği için onlara geri dönecektir.

Fakat sizler savınız aracılığıyla onları ikna etmek için nasıl daha bilge ve daha dokunaklı olabileceğinizi düşünüyorsunuz. Bunlara aslında hiç gerek yok! Bu aşılamayı sadece Işık ile açmak gereklidir böylece çalıştaylar ve bazı ilave aktiviteler ile bu onların içine damlamaya başlayacaktır. Bu çalışmaları nasıl beklemeye başlayacaklarını göreceksiniz.

Soru: Bunu doğru mu yorumluyorum ben, yani Islah eden Işık aramızdaki bağda bir sıcaklık, sevgi ve güven hissiyatı mıdır?

Cevap: Bu Üst Işık’tır ve her şey onun içindedir. O’nun nasıl çalıştığını bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey onun bizleri ıslah ediyor olduğudur. Bu, kişiyi onun anlayamayacağı ve onu değiştiren tarzda etkileyen üst bir güçtür.

Dikkat edersek, bazen bizler de değişiyoruz. Bazen anlamadığım kafa karışıklıkları yaşadığım bir dönem oluyor ve kendimi bir sisin içinde, bir çeşit bulanık bir durumda hissediyorum ve bundan sonra birdenbire benim için berraklaşma başlar ve bir anlayış ifşa olur, yeni bir his.

Soru: Ama burada bir bilimden bahsediyoruz.

Cevap: Bu soyut bir teori değildir aksine, bu gerçek bir bilim ve yaşamanın, bunun sayesinde her zaman daha da yükselmenin gerekliliğini açıklayan hayat bilgeliğidir.

Soru: İnsanlar için bir rehber olarak çalıştığım zaman ve musluğu Işık ile açtığımda, başarımı değerlendirebileceğim bazı kriterler var mıdır?

Cevap: Başarı için kriter, daha fazla anlamaya başlamanız ve daha fazla hissediyor olmanızdır. Diğerleri ile olan daha güçlü bir bağın, sizin ihtiyacınız olduğunu anlamaya başlarsınız. Tüm dünyada ve genel toplumda Yaradılış amacının gerçekleşmesini daha da fazla görmeye başlarsınız.

6 Haziran 2014 tarihinde yayımlandı.

Günlük Kabala Dersinin 4.Bölümü, 28 Mayıs 2014 Baal HaSulam’ın Yazıları

Bitiş Çizgisi Yakın

Soru: Bir yandan birbirimize ortak garanti vaat etmeliyiz fakat diğer yandan da kişinin kalbi gençlik yıllarından kalan şeytani eğilimleri taşıyor ve bu eğilimleri her yıl büyümektedir.

Cevap: Şeytani eğilimi düzelten ve iyiliğe dönüştüren bir sistem olmalıdır. Ama bunun yerine şeytani eğilimi büyüten ve arttıran başka bir sistem vardır ve buna farklı biçimler verir. Bu sistem çalmayı bilen ve hatta daha fazla sofistike bir şekilde başkalarından nasıl yararlanılacağını bilen insanları takdir eder.

Beni arkamdan iten bu şeytani eğilime ek olarak, başka bir sistem olan reklamcılık da beni farklı şeytani zevklere çeker.

Soru: Ortak garanti fikri hiç şüphem yok ki doğru, yaşadığım ve çocuklarımı büyüttüğüm bir toplumda bunun gerçekten yerine getirilmesini isterdim. Sadece tek bir şüphe var o da evrimin bizi yönlendirdiği yerden tamamen zıt olan bu durumda başarılı olabilmek için bir şans olup olmadığı.

Cevap: Ortak garanti fikri ya kişiye hiç bir seçim hakkı bırakmayan dünyadaki büyük bir ızdıraplar ve problemlerle başarıya ulaşabilir (ve dünya doğal evrim yolunu zamanında izlerse bunun meydana geldiğini görürüz). Ya da hala dünyayı doğru yola, Işığın yoluna koymayı başarabiliriz.

Buna hiç şüphe yok ki bununla birlikte durumumuz bir sonla bitmek zorunda. Herkes bitiş çizgisinin yakın olduğunu ve dünyanın patlamak üzere olduğunu anlıyor. Günlük olaylardan gördüğümüz kadarı ile dünya kötü bir yöne doğru ilerlemekte. Hiç kimse artık iyi şeylerin olabileceğini beklemiyor. Radyoyu veya televizyonu açtığımızda herhangi iyi bir haber beklemiyoruz.

Sadece iki seçenek var: Işık yolu ya da ızdırap yolu. Kollarını kavuşturup kendi etini yiyen bir aptal gibi oturabiliriz. Fakat bu hedefe doğru dürtü almış insanlara, Yaşar El (Yaratana doğru) ve üst ışığı keşfetmek isteyen denir. Bu onlara ışığı diğerleri için ortaya çıkarmalarını mecbur kılar (bu önemlidir).

Bu yüzden, bağlantı yoluyla insan toplumunun düzeltilmesi yöntemi insanlara ifşa oldu çünkü bağlantı üst kuvvetleri veya Islah eden Işığı içerir. İnsanlar Islah eden Işık hakkında bir açıklama alacaktır ve bunun mümkün ve zahmete değer olduğunu hissettirebildiğiniz sürece bunda sakınca görmezler.

Başka bir seçenek yok çünkü bu zaten bir toplumsal eğilimdir, dünya zaten bilinçaltında bunu anlıyor ve kabul etmeye hazır. Çünkü aksi şekilde insanlar, diğerini kolayca yok edeceğimizi anlıyor. Bunun için Ukrayna ve Suriye’de olanları görmek yeterli.

Soru: Böyle bir felaket durumunda dünyada dönen oyunları ve Kabala bilgeliğini anlatmamız mümkün olabilecek mi?

Cevap: Tabii ki, bu tam olarak da bu realitede yapılır. Bu yöntemi şimdi kullanmazsalar yarın öldürülmüş olacaklar. Felaketler zaten üzerimizde işlemeye hazır şekilde Yukarıdan sıralanmıştır, uçaktan birer birer atlayan paraşütçüler gibi.

Bize Vermek İstediği Her Şeyi Almak

Soru: Yaradan ile form eşitliğini istemeliyim ancak bunu nasıl hayal edebilirim?

Cevap: Form eşitliği eşit demektir. Bu içsel olarak bir başkasından tamamıyla farklı olduğunuz anlamına gelir ancak üçüncü bir şahısa göre aynı tutum içinde davranıyormuşsunuz gibi görünür, dışarıdaki biri için aranızdaki ilişkide form eşitliği vardır.

Bu sadece biçimdedir. Farklı arzulara, farklı düşüncelere sahipsiniz, her şey farklıdır ancak kendinizi eşit bir formda sabitlersiniz.

Eğer kendimi birisine benzetirsem, bu ona eşit olduğum anlamına gelmez. Eğer tamamıyla onun gibiysem birbirimizle iletişim kuramayız. İkimiz de balıktan nefret eder, kırmızı eti severiz bu yüzden birbirimize verecek hiç bir şeyimiz yoktur.

Ona sahip olduklarımı vermeliyim, o da bana sahip olduklarını vermeli. Burada bir çeşit uyuşma olmalı, birbirine dahil olmuş bir erkek ile bir kadın gibi. Ve daha sonra ihsan eden ve alana göre bir uyumluluk olur.

Yaradan ile form eşitliğine bana vermek istediği her şeyi alarak ulaşırım. O’na ihsan ettiğim için, ikimiz de birbirimize ihsan etmiş oluruz ancak O’nunla O’ndan alarak temas kurabilirim. O’na karşı bir dişi gibiyim ve O Zer Anpin’dir.

Eğer alışım sadece O’nun içinse, bu ihsan etmek gibidir. Gelin damata bir hediye vermek isterse, bu önemlidir, bu gelinin damattan alması gibidir.

Form eşitliği çok karışık bir kavram haline gelir. Kendi arzumun içinde Yaradan’ın bana vermek istediği her şeyi almayı istemeliyim ve O bana Sonsuzluk Dünyasını vermek ister, Sonsuz Işığı. Ancak benim niyetime göre, bu tersi olmalıdır, O’nun bana verdiği kadar vermeyi istemeliyim.

Eylemlerimiz farklıdır, ben alırım ve O verir ancak niyetimize göre bu tersidir, aslında veren benim ve O zevk alır. Bu sayede durumu kurtarırım çünkü başka türlü O’na memnuniyet veremem. O’na memnuniyet verme şansım sadece bu şekilde olur.

Sadece O’nun her şeye sahip olduğunu kabul ettiğim koşulda O memnun olabilir, tıpkı taşıyamayacağı kadar sütle O’nu memnun etmek isteyen bir inek gibi.

Arzu, Işık, Arzu

Soru: Grubun gücü bana dağıtım yaparken ve fikirlerimizi insanlara anlatırken yardımcı olabilir mi?

Cevap: Elbette, bu grubun gücü adı verdiğimiz bizi etkileyen genel kuvvettir. Ama aslında, bu işleyen ışığı işleten bizleriz. Biz grubun ve dostların gücünü kullanırız ve bağa olan arzumuzla, üzerimizde işlemeye başlayan Işığ’ı çekeriz ve daha sonra başarılı oluruz. Her şey Yaradan ‘dan geçer, genel kuvvetten.

Arzuyu ben işletirim, arzu Işığı işletir ve Işık arzuyu işletir. Bu nedenle, her eylemden sonra Yaradan’a şükretmeliyiz çünkü nihayetinde her şeyi yapan O’dur. Ancak ben arzuyu işletirim ve bunu yaparak O’nu bunu yapması için işletirim.

Bir arzu bir arzuyu etkileyemez. Bizler bir diğerini etkiliyoruz derken bile, bu doğrudan etki değildir ancak sadece Yaradan yoluyla, Işık vasıtasıyla olan etkidir. Doğrudan bağ kuramayız ve küçük parçalarla aramızdaki işbirliğini işleten Işık’tır.

Yaradan yakarışlarımıza neden cevap vermez?

Tüm yaratılışı, tüm realiteyi resmeden üst kuvvete dönmek için O’nunla grubun merkezi yoluyla konuşmak dışında başka bir yolumuz yoktur. O’na kendi başıma dönemem ve yakarışım O’na ulaşmaz. Asırlardır insanların Yaradan’a yakardığını görürüz ancak talep ettikleri şey ne olursa olsun, hiçbir şey gerçekleşmez, hiç bir cevap veya tepki yoktur.

Yaradan O’nunla doğru biçimde konuşmadığımız için bize cevap vermez. Yaradan sabit bir sistemdir, doğanın değişmez kanunu. Bu dünyanın kanunları gibidir. Herkes onunca kattan düştüğümüz zaman ağlayıp, yakınmanın kişiyi düşmekten ve kazadan kurtarmayacağını bilir.

Aynı şey Yaradan ile birlikte meydana gelir. İyi ve nazik gözükmeye çalışan biri gibi bizi affedeceğini, bize merhamet edeceğini, bize cömertliğini göstereceğini umut ederek O’na insanlara ait olan zaafları atfetmeye çalışırız, ancak bu olamaz! Yaradan doğanın genel kanunudur ve doğanın merhameti yoktur.

Eğer doğayla, Yaradan’la nasıl bir ilişkide olacağımızı bilmesek, hiç bir şey bize yardım etmez, şimdiye kadar olan şey de budur. Kabala, bununla beraber, bize nasıl davranmamız gerektiğini öğretir. Ve daha sonra bu kanunların çerçevesi içinde nasıl yöneteceğimizi ve onları nasıl kullanacağımızı bilebiliriz.

Bu yüzden kendiniz ve dostlarınız için üzülmemelisiniz tam tersine genel kuralı korumak ve doğru biçimde kullanmak niyetinde olduğumuzu anlamalıyız. Ancak bunu yapmak için, kendimizi bu kanuna adapte etmeliyiz. İsteyelim veya istemeyelim, ilerde istemek zorunda kalacağız.

Öğünü Yemek – Sunu

“Vayikra” (Tzav), 6:9: Ve Harun ve oğulları ondan geriye ne kalmışsa yemelilerdir. O, mayasız ekmeğin, kutsal yerde olması gibi yenmelidir; onu Buluşma Çadırı’nın avlusunda yemelilerdir.

Harun, Büyük Kohen’dir. Kohen, ekmek, işlenmiş un ve tütsü, kişinin içindeki ihsan etme niteliğini sembolize eder. Bu, herkesin kendi en iyi niteliklerini aldığını ve bu nitelikleri diğerlerinin faydasına olacak olan, ihsan etmeyi tamamlamaya getirdiği anlamına gelir.

Fakat Bina seviyesinde, tam ihsan etme niteliğinde olduklarından dolayı sadece Harun ve oğulları mayasız ekmeği, Matsa’yı yiyebilirler. Geriye kalan ve bu seviyede olmayanların hepsi, almak için yiyecekleri için bu yiyeceği yiyemezler ve bu da manevi ölüm olarak değerlendirilir.

Bu yüzden, Harun ve oğulları öğün-sunu üstüne çalışarak yükselirler ve tüm diğerleri düşerler.

24 Mayıs 2014’de yayımlandı  
KabTV’den “Sonsuzluk Kitabının Sırları, 12/10/13

220 Voltluk Ruh Lambası

Soru: Yaradan, yolda bana nasıl yardım eder? Eğer, her zaman beni havada asılı bir şekilde terk ederse, o zaman nasıl gelişebilirim ki?

Cevap: Yaradan, seni asılı bir şekilde havada asılı bırakmaz. O, tüm varoluşunu, hayatını düzenler, Işık, kabın önünde bekler ve aralarındaki boşluk, ki bu sizin kafanızı karıştırır, yavaş yavaş ifşa olur. Ve aynı anda, O’ndan başkası yok demeye çalışırsanız, o zaman Işık’ı kap ile birleştirir.

Sadece olan şudur ki, bu bağlantı, içinizde henüz bir başarı, bir edinim olarak hissedilmez. Halen, Işık ve kabı tıpkı, voltajın 220 volta ulaşacağı zaman yanan bir lambanın ifşa edileceği şekilde bir koşula getirmemişsinizdir. Ancak, aynı anda da, siz sadece 50 voltluk bir gerilim vermişsinizdir bu yüzden de lamba yanmaz. Çünkü gerilim lambanın yanmasına yetecek kadar güçlü değildir.

24 Mayıs 2014’de yayımlandı  
Günlük Kabala Dersinin 1.kısmı,  14 Mayıs 2014,  Baal HaSulam’ın yazıları.

Titreten Neşe

Baal HaSulam, Şamati, Makale 11, “Titreten Neşe”: Dolayısıyla, sevgi olan yerde, korku da olmalıdır, oyuk olan yere korku denir. Sonuç olarak her ikisi de olduğunda bütünlük vardır. Yoksa her biri diğerini iptal etmek ister. Sevgiye varoluş denirken, korkuya ölüm ve oyuk denir. Ancak ikisi bir arada olursa bütünlük olur. Buna aynı zamanda “iki bacak” denir ve kişi sadece iki bacağı varsa yürüyebilir.

Tüm çalışmamız iki çizgi üzerine yoğunlaşır: sağ, sol ve Yukarı’dan gelen orta çizgi. Burada aşağıda, öncelikle bütünlüğümüz için endişelenmeliyiz. Daima sağ çizgiye dönmeliyiz ve onunla ilgilenmeliyiz: mümkün olduğunca bütünlüğü hakkında, Yaradan’ın büyüklüğü hakkında, amacın önemi hakkında ve dostların ve grubun büyüklüğü hakkında düşünmek.

Diğer taraftan, durmaksızın bütünlük halinde olmak imkânsızdır, çünkü o zaman ilerleme olmayacaktır; eğer kişi bütünlük halini hiç bırakmazsa, buna her şeyin görünüşte sevgi ve neşe ile kabul edildiği “Haktan yana olan denir.

Kişi bu tür bir tutuma kendini suni bir şekilde yükselttiğinde, ne olursa olsun sevinmeye hazırdır. Bu şekilde içindeki eleştirelliği hükümsüz kılar. Yani bu tür bir tutuma adapte olması için kişiyi eğitmek mümkündür. Eğitim kişiyi bir çizgiye yerleştirir, ya sağ ya da sola ve kişi bu çizgiyi takip eder ve durmaksızın bir ilkeye tutunur.

Kişiyi neşe halinde, sürekli sevinç içinde tutan inançlar ve dinler mevcuttur; kişiyi sürekli üzüntü içinde tutanlar, kendine işkence yapmaya zorlayanlar ve bir günahkâr olduğunu hissettirenler de mevcuttur, tıpkı “oturduğu yerde kendi etini yiyen aptal” gibi.

Ancak doğru yolda ilerlemek ve bir insan yaratmak için iki yol buyunca devam edilmelidir ve kişi bunu kendi başına inşa etmelidir. Sağ çizgiyi çevresi ile geliştirmelidir, yapabildiği kadar Yaradan’ın büyüklüğünü tasavvur ederek. Kişi sağ çizgiyi öyle bir dereceye kadar inşa etmelidir ki, Yaradan’ın yücelik hissini sağlayan çevrenin önünde kendinden vazgeçebilmelidir

Yani sağ çizgide olmak, kendinden zaten vazgeçmiş olmak zorunda demektir, bu da sol çizgi sağ çizginin içinde demektir. Bununla eğer kişi, çevresinden edindiği Yaradan’ın büyüklüğü önünde kendini zapt ederse, sağ çizgisini inşa eder; böylece bu çoktan manevi çalışmanın parçası olur ve amacı sadece mutlu hissetmek değildir.

Yazım Tarihi: 19 Ekim – 2012

Işığa Doğru İlerlemek

Soru: Zohar Kitabı’nda Çadırdan Tapınağın (Tabernacle) kuruluşu sırasında dünyaya armağan olarak sevgi, adalet, huzur ve birlik verilmişti denir.

Cevap: Çadırdan Tapınak (Tabernacle), birbirlerini tamamlayan iki karşıt güç arasındaki ilişkiye ait İlahi bir imtiyazdır.

Dünyamızda sadece nefret, çekişme, ihtilaf ve anlaşmazlık vardır. Bunlar birikip arttıkça, bir savaşa dönüşürler ve her şey bir süre için sessizleşir. Ama huzur ve sükûnet, sadece nefret ve rekabetin sonraki seviyesine geçiş dönemidir.

Maalesef, tarihimiz boyunca insanların diplomasi, etik, yasalar vb. için kendi aralarında farklı çerçeveler kurmak için o kadar uğraşmalarına rağmen, birbirinden nefretini gördüğümüz için, İlahi imtiyaz insan için bilinir değildir.

Geçmişte, bugün olmayan belirli normlar ve davranış kodları vardı. Hiç kimse hiçbir şeyden utanmazdı, hiç kimse diğerlerinden utanmazdı ve rekabet doğal bir şeydi.

Geçmişte, insan ilk sıradaydı, para değil. Esas değerler kişinin kültürel ihtiyaçları ve algısı idi. Kişi bu şekilde yetiştirilirdi.

Ancak bugün, herşey para ile ölçülüyor. Genç insanlar meslek seçerken kendi yatkınlıklarına değil, ne kadar kazandırdığına bakıyorlar.

Biz basit bir şekilde iki karşıt güç arasındaki zıtlığın sonraki basamağına çıkıyoruz ve şimdi çok önemli ve özel bir duruma ilerlemek zorundayız; bu durumda iken nefret, haset, rekabet, ihtilaf, çatışma ve anlaşmazlık içinde yaşayamıyor olacağız.

Bugün herkes direncin herkes arasında hissedildiğine hemfikirdir ve herkes direnci belirli bireyler arasında hissediyor, ama bu kimseyi telaşlandırmıyor, “Ne olmuş? Ben böyleyim ve diğerleri ile bu şekilde bağ kurarım.” Bu çok iyi bir durumdur çünkü gerçeğin ortaya çıktığı yer burasıdır.

Bu nasıl yaşadığımızdır ve bu bizim doğamızdır. İnsanlığın bir kısmı açlıktan ölürken, diğer kısmının yiyeceğini çöpe attığını gördüğümüzde kriz her yerdedir, ama insanlar, “İnsanların açlıktan ölüyorsa ne olmuş, umrumuzda değil” diyerek bunu soğukkanlılıkla görmezden gelir. Merhamet hissetmeyiz bunun yerine herkese karşı rekabet ve nefret hissederiz.

Bu yüzden rekabetin katlanılmaz olduğu bir duruma erişmek zorundayız çünkü aksi durumda iki karşıt güç birbirine o kadar çok yaklaşacak ki, aralarında çıkacak kıvılcımlar bizi yakacak ve bizi varoluşumuzun sonuna taşıyacak.

Bu tehditi doğrudan hissetmek zorundayız, tüm insanlıkla ilgili olarak değil, ama kendimizle ilgili olarak, çünkü biz hiç kimseyi önemsemeyiz, sadece kendimizi önemseriz.

Bu duygu iç “Benimize” ulaştığında, insanlar şu gerçeği anlayacak ve kabul edecek: buradan bir çıkış yolu olması gerekir çünkü doğada bu durumdan çıkmak için bize izin veren bir bölünme noktası bulunmaktadır. Sonra, bizim büyük egoist arzumuz sayesinde, karşıt hal için yolu aramaya ve içimizden talep etmeye başlayacağız. Ve onu bulacağız çünkü kendi aramızda böyle bir direnç yaratmak için bir yöntemimiz varsa, karşılıklı nefret için yaptıklarımızı, sevgiye, adalete, karşılıklı anlayışa ve eşitliğe değiştirebiliriz.

Bütün işimiz budur. Bize bir kafa ve bilgi verilmesinin nedeni budur, böylece karanlıkta bir köstebek gibi ilerlemeyeceğiz, Işık’ın yolu boyunca önümüzdeki hedefi görerek ilerleyeceğiz.

Yayım tarihi: 19 Mayıs