Category Archives: Eğitim

Dr. Laitman’ın CNN Şili Kanalındaki Söyleşisi

http://www.youtube.com/watch?v=b2Fy4hDCg3I

Gazeteci : Merhaba Şili. Profesör Michael Laitman, UNESCO eğitim danışmanı. Dr. Laitman dünya içinde  şimdilerde karşılaştığımız sorunları aşmamız konusunda bağ ve ahenk konularını bir metot olarak işleyen akademik bir sistemi destekliyor.

Kendisi ziyareti esnasında konferansta konuştu ”2012, Bizler nereye gidiyoruz?”, bütünsel bir toplum oluşturabilmek için insanlar arasında olması gereken düzgün ilişkilerin nasıl kurulacağı konusunu ele aldı. Bunu ve diğer konuları araştırabilmek için, CNN Şili, Dr. Laitman ile sohbet edecektir.

Dr. Laitman, bizlerle bu akşam bir arada olduğunuz için teşekkürler. Öncelikle, size Başkanımız Sebastian Piñera’nın verdiği eğitim ile ilgili ve vergi reformları hakkındaki önemli bilgiyi size aktarmak isterim. Bu reformların %100’ü eğitimi düzeltmek yönündedir. Başkan, gelişmemizde eğitimin önemi ve bunun etkisi ile ekonomide ve ekonomi bilgisinde iyi bir seviyeye ulaşmamız konusunda konuştu. Sizce Şili bu görüşü gerçekleştirmesi için hangi adımları atmalı, kendisini nasıl dönüştürmelidir ki barındırdığı yetenekleri ile bilgi toplumu arasına dahil olsun ?

Profesör Laitman: Açıkçası, Şili’nin gelişimi ve eğitimsel seviyeler arasında doğrusal bir bağlantı vardır ve bu nedenle olağan eğitimsel sistemin içinden eğitimsel gelişimin ayrı tutulması gerekir. Bu paralel sistem ulaşılabilinmesi için herkese açık olmalıdır. Yurttaşların toplum ile bağının nasıl olması gerektiğini ve onların diğer insanlar ile ahenk içinde nasıl ilişkide bulunabileceklerini göstermelidir. Böyle bir sisteme ihtiyaç duymamız fevkalade bir gereksinimdir  ve bizim organizasyonumuzun da sebebi budur: Yeni bir insan ortaya çıkarmak, toplumun içinde yer alan ve çevresi ile ilişkilerine hakim bir insan, global değişiklere karşı nasıl davranmasını bilen bir insan; birbirimiz ile bağ içinde olduğumuzu bilen yani yalnızca kendileri ile ilgilenmeyen insanlar ortaya çıkarmak. Kimse ülkenin diğer tarafındaki insanlarla veya dünyanın diğer tarafındakileri ile ilgilenmez fakat bu da insan olmanın bir parçasıdır.

Gazeteci: Profesör, yani bu sistemde önemli olan, demek istediğiniz, bu eğitim toplumun tüm seviyesindeki insanlar için herkese açık mı olmalı yoksa sadece belli bir grup için mi ?

Profesör Laitman: Bizler en temel seviyede başlayacağız, 3 yaşındakiler ile diyebiliriz. Daha sonra bunu takip eden seviyelere üniversitelere ulaşıncaya kadar devam edeceğiz. Açıkça temel ve oradan itibaren bunun devamı olarak başlayarak sıkı kurumlar ortaya çıkarmalıyız. Eğer bir ülke bunu idare edebilirse bu en çok hemfikir olunacak bir şey olur. Herkese açık olan eğitim yani 3 yaşından başlayıp üniversiteye gelene kadar olan eğitimi bir ülkenin üstesinden gelebilmesi gerçekten zordur.

Gazeteci: O zaman başkan Piñera’nın bahsettiği, sosyal eşitliğin okul öncesi eğitimde, çocuklar çok küçük olduğu zaman bir hedef  ile  başlangıçta ekilmesi  hususunda  aynı fikirde misiniz?

Profesör Laitman: Evet, katılıyorum, herşey eğitime bağlıdır. Bizler kişiyi iyi olması için eğiteceğiz, toplum ile doğru şekilde bağ içinde olmasını global krize göre ve onun gördüğümüz gelişim yolu şeklinde ve evet, bu eğitim ile çocuklarımıza diğerleriyle  beraberce ahenk içinde yaşamayı öğreteceğiz. Bunun da üzerine bizler bir meslek, bir kapasite sağlayacağız toplum içine sunulan mükemmel bir dünya yurttaşı olacaktır. Bu istenen birşey ve eğitim sistemini geliştirmeliyiz çünkü ardından da tüm dünya sorunlarını çözebiliriz.

Gazeteci: Bu düşüncelerimiz ile devam edersek, Başkan  Sebastian  Piñera bugün bir vergi reformunu duyurdu. Halka açık bildiriminde bizlerin vergilerinde indirim olacağını, yaklaşık  %50 civarında indirim diyebiliriz bu da zaten düzgün eğitimin genellikle finansmanının zor olduğu  orta halli geçinen aileler için olacak. Sizce vergi indirimleri doğru bir yöne doğru ilerleme midir yoksa daha fazla imtiyazlara gereksinimimiz var mıdır?

Profesör Laitman: Sizler böyle şeyler yapan bir ülke için şükretmelisiniz. Bu şekilde gelişip, ilerleyip insanların iyiliği için doğru adımları takip etmeliyiz. Bu gerçekten çok iyi!

Gazeteci: Profesör, geçmiş makalelerinizde sık sık bahsettiğiniz önemli bir konu, sosyal hareketlerde büyüme hakkında ve onların dünyadaki önemi- örneğin- bugün duyurulan vergi reformu bile geçen sene belirginleşen öğrencilerin baskısı sonucu ortaya çıkmıştır. Burada ve dünyanın her yerinde gerçekleşen sosyal hareketleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Profesör Laitman: Tabii ki bu insanlar için büyük bir ayrıcalık yani bu zamanda sokaklara çıkabilmeleri ve hükümetlerinden değişiklik talep etmeleri! Olan budur ve bizi bu korkutur, hükümet ise gerçekte ne olduğu hakkında geribildirim alır. Bu insanlar ve hükümet arasında bir diyalog meydana getirir. Bizler şimdi burada bunun olduğunu görüyoruz ve gelinebilmesi kolay bir nokta değil. Bizler bunun boş yere olmadığını görüyoruz çünkü yapılan değişiklikler var ve bu da istenilendir.

Açıkçası bu diyalog derin, sanki özel yuvarlak masa gibi önemli şeylerin kararının alındığı ve bizler iyi bir yolda ilerleme sağlıyoruz. Ben sadece eğitim hakkında konuşmuyorum. Ben baş netice konusunda konuşmak istiyorum yani bizler sadece bir meslek sağlamıyoruz fakat insan olacak bir çocuk geliştiriyoruz. Bizler, bunun, kişinin hem ülkesine hem de tüm dünyadaki insanlar için ne kadar faydalı olacağını göstereceğiz. Bu en önemli olan şey, bütünsel bir alanda hissedilebilir yaşam duygusunu tamamıyla birbirine bağımlı ve bağ içinde yapabilmek. Önemli olan budur. Bu, insanlara sağlıklı bir aile ile gerçekten sağlıklı bir yaşam sürme fırsatını sağlar. Psikoloji sayesinde nasıl herkesin arkadaşı olabileceğimizi öğrenmemiz gerekir; farklılıklara nasıl yaklaşmamız gerektiğini ve kendimizi toplum ile nasıl bütünselleştireceğimizi öğrenmeliyiz. Bu çok önemlidir.

Gazeteci: Ve bu sistemin içinde bütünsel gelişimi tüm alanlar içinde desteklemeyi tasarlıyor musunuz-bu demektir ki, yalnızca okul ve üniversitede değil fakat teknik eğitimde de mi? Bu eğitimsel planda toplumun tüm hallerini dahil ediyor musunuz?

Profesör Laitman: Evet, bizlerin herhangi bir yerde öğretilen tüm meslekleri dahil etmesi lazımdır. Bizler küçük yaşlarda takviyede bulunmalıyız ve çocukların farklı düşünmelerinin gerekliliğini anlamalarını sağlamalıyız, nefret ve çekişme üzerinde yükselip tüm bunların üzerinde sevgiyi inşa edebilmelerini sağlamalıyız. Bizler tüm farklılıkların üzerinde birleşip bağ kurarız ve çekişmelerle farklılıklarla dost olabileceğimizi anlamalıyız; yani bu ikilemde bile bizler birliği bulabiliriz.

Gazeteci: Daha önce bizler sosyal hareketler hakkında konuşmuştuk. Öğrencilere, Şili liderlerine, ulusal bildiriler ve hareketlerde seslerini yükseltmiş liderlerine, masaya mesajlar getiren ve uluslararası seviyede isminden bahsedilenlere ne gibi mesaj gönderebilirsiniz, sizin dediğiniz gibi, bu dünyada, bizim global alanımızda, daha fazla bağ kurmak mı?

Profesör Laitman: Beni iyi anlamanızı istiyorum. Bana kalırsa bu tarz yollar pek  işe yaramaz, baskı yolu ile yapılanlar uzun zamanda iyi neticelere ulaşmaz. Bizlerin oturup tartışması gerekir. Her insanın gayesi hakkında konuşmalıyız, ne yapılabilir ve nasıl yapılabilir. Her kişi masasını tartışmaya açmalıdır çünkü hepimizin insan kaynakları konusunda sınırlamaları vardır. Bizler herkesin başarmak istediğini yapmaya müsait değiliz. Bu nedenle sokaklara çıkma konusunun tümü iyi fakat tüm niyet ve gayeler için oturup tartışılması lazım ve nelerin yola koyulabileceği de görülür. Ben tüm bu tartışmalar içinde birçok başka organizasyonlar içindeyim ve bu baskının önemli bir nokta olduğu konusu doğru fakat toplumun iyiliği için kolay ve sıcak olan tartışmalarımız olsun. Umut ederim ki bunu Şili başarır.

Gazeteci: Profesör, çok teşekkürler! Son sorumuz internet sosyal paylaşımda yaşanan patlamalar, twitter, facebook vs. ve dediğiniz gibi sadece finansal değil sosyal bir birlik de oluşuyor. Buna nasıl bakıyorsunuz?

Profesör Laitman: Son senelerde bu yöne doğru geliştik fakat bizler birbirimizden daha da fazla ayrıldık. Günümüzde cep telefonları bizleri birleştirmek yerine ayırıyor. Twitter ve Facebook gibi şeyler birine fiziksel olarak yaklaşıp ulaşmak yerine, birine anında mesaj göndermemizi kolaylaştırıyor. Bu tarz bir bağ doğru olanı değildir. Zannedersem ki bu değişecektir. Bizlerin sanal ilişkiler ve fiziksel ilişkiler arasında dengesi olmalıdır. Birkaç sene bekleyelim ve denge kendini ortaya çıkarır eminim, şu anda birçok şey dengesini kaybetmiş durumda, bu da tüm yeniliklerde olduğu gibi fakat yavaş yavaş  değişecek ve bizler kendimizi dengede hissettiğimiz noktaya erişeceğiz, bilgisayarların ve cep telefonlarının arkasında saklanmayacağız.

Gazeteci: Doğru, bu önemlidir, Profesör. İşte bu sebepten dolayı bizler birbirimizin karşısında böyle önemli konuları, ulusal ve uluslararası seviyede eğitim gibi konuları konuşuyoruz. CNN Şili adına bize ayırdığınız zamanınız için teşekkür ederiz.

http://www.youtube.com/watch?v=b2Fy4hDCg3I

Kendi Kendimin Eğitmeni Olmak

Bizler derece derece toplumda bir anlaşma seviyesine, bir duruma ulaşmayı umarız ve insanlar arasında iken, insanlar başkalarının onları değiştiremeyeceğini ve yalnızca kendilerinin değişmesi gerektiğini anlamaya başladıkları zaman; dünyayı değiştirmelerinin, kendilerini değiştirmeden mümkün olamayacağını yani dünyanın, bir insanın kendini algılayışı, kendi yansıması olduğudur ve işte bu yüzden sanki gelecekteymiş gibi rol yapması gerekir ki böylece gelecek bugün haline gelsin. Kozma Prutkov’un bir keresinde dediği gibi: ”Eğer mutlu olmak isterseniz, mutlu olun.” Genelde bu böyledir.

Bu sebepten dolayı bir eğitmen de aynı zamanda bir psikoterapist gibi olmalıdır. İnsanları çok iyi anlamalı ve bunların tümünü bilmeli. Eğitmenler kurslar tamamlamalı ve birçok deneyim sahibi olmalı. Onlar doğru davranış formüllerini, değişimi ve insan reaksiyonlarını öğrenmelidir. Yani başka bir deyişle, onların tecrübelerinin esasında doğru girdi ve çıktılar ile belli senaryolar yer almalı. Onlar insanlar ile ne yapacaklarını anlamalılar ve insanların nasıl reaksiyonları olabileceğini, çıktıyı başarabilmek için tam olarak neye ihtiyaçları olduğunu bilmeleri gerekir.

Bunun yanında, yetişkinler ile çalışırken bizler onlar ile birlikte çalışırken onları da eğitmene dönüştürmeliyiz çünkü her insan genelde kendi kendisinin eğitmenidir. Diğerleri ile etkileşim içinde iken görülür ki herkes hem diğerini hem de kendisini eğitir. Başka bir deyişle, bu çalışma iki taraflıdır, tüm insanlar arasındaki ortaklık çalışmasıdır.

Aslında eğitmenler, öğretmenler ve yöntembilimciler grup ile başta çalışma yapmalarına rağmen grup tüm metodu; deneyimlemesi gereken tüm değişimler zincirini, tüm programı, tüm belli davranış kurallarını, aralarındaki etkileme ve mübadele (değiş tokuş) kurallarını onlardan alır. Sonunda gruptaki herkes öyle bir noktaya erişir ki bu metodu hem kendilerinde hem de diğerlerinde uygulayabilirler, diğerleri ile aktif bir şekilde etkileşimde bulunup, grubun etkisi altında kendilerini nasıl değiştirmeleri gerektiğini tam olarak idrak ederler.

Başka bir deyişle, eğer bir kişi herhangi bir duruma hatta beklenmedik bir kaza senaryosu gibi bir duruma düşerse, tam olarak nasıl davranması gerektiğini, bu durumu nasıl düzene sokacağını, nasıl etkileyeceğini ve kendisi üzerinde doğru etkiyi bırakmasını nasıl sağlayacağını hemen hisseder.  Bu şekilde, kişi çevresi ile her zaman nasıl düzgün çalışacağını, bunu kendisi ve etkileyeceği grubu için de eşzamanlı şekilde nasıl vasıta haline getireceğini bilir.

Toplumun Beni Hürriyetimden Yoksun Bırakma Hakkı Var mıdır?

Baal HaSulam, ”Hürriyet”: Bizler, bireyin hürriyeti konusundaki cümleyi şimdi açık bir şekilde anlama noktasına ulaştık. Tabii ki bir soru oluştu: ”Topluluk bireyin hürriyet hakkına el koyma yetkisini nereden aldı ve yaşamındaki en değerli şeyini, hürriyetini, nasıl esirgedi?” Görünen şu ki, buradaki zorlayıcı kaba kuvvetten başka bir şey değil.

Toplu ilgi alanları bireysel ilgi alanlarından daha önemli ise ne yapmalıyız? Toplum beni bu şekilde yapmaya zorlamalı mı? Bunu zorla yaptırmanın bizlere faydası olur mu? Bu yüzden eğitime ihtiyacımız var.

Ebeveyn, çocuklarının hangi inanca ait olacağına dair kararlar alır, hangi okula gideceğine, nasıl bir eğitim alacağına dair ve hangi bakış açısı ile yontulacağına karar verir. Aslında onların yaşamlarını önceden belirleyip tanımlarlar. Böyle bir hakka sahip midirler?

Aynı zamanda, anne ve baba çocuklarının var olmasından itibaren onların geleceğini önceden belirlerler; daha fazlası, onlardaki belli karakter özelliklerini harekete geçirirler.

Aile, çocuk yuvası, okul ve çevre tüm bu faktörler birlikte bir bireyi oluşturur ve bu suretle, 15-20 yaşına gelen birey, herşeyin kendisi için önceden karar verilmiş kimse olur. Toplumun benimle ilgili ve kendilerinin benden talep ettiklerini benden elde etme konusunda hangi hakları vardır: Çörek, pasta, ekmek parçası veya simit gibi? Nitekim bu böyle yürür ki.

Bu tarz kurallar çoğunluğa uyma kanunundan ortaya çıkmıştır. ”Çoğunluk” bilinçli, hisseden ve anlayan bir toplum; genel refahın, her bireyin tüm bireylerin toplandığı bir bütün ile ilişkisine bağlı olduğunu kavrayan toplum anlamına gelir. Yani anlatılmak istenen, birey kendi bencilliğini ortadan kaldırır ve toplum ile bir bütün halinde bağ kurar.

Bu durumda, herkesin toplum veya ailenin kollektif ilgi alanları konusunda çalışma yapmasına ihtiyaç vardır. Daha fazlası, toplum, içinde barındırdığı üyelerine bu kurallar konusundaki eğitimi sunmakta da sorumludur. Bu nedenle, denir ki babası oğluna bir ”zanaat” öğretmelidir. Bizler burada aynı sistemden yani ihsan etmeyi öğretmekten bahsediyoruz.

Nitekim evrensel karmaşık sistemin kanunu kaçış olmaksızın gözlemlenir. Birey ne olduğunu başından bilir ”çarklar”dan biridir ve düzgün şekilde görevini yapmalıdır. Fakat kötülüğe meyilli olmasına rağmen ”çark” görevini yapan bireyin, tüm sistemi ifşa etme, gücünü elde etme, bilgelik kazanma ve  tüm çevreyi tamamıyla büyük bir kanalı idrak edebilme fırsatı vardır. Bu suretle Yaratan’ın seviyesine doğru yükselir.

Özünde ”çoğunluğa uyma” Yaratan’a uyma anlamına gelir. Çevre ve Yaratan aynıdır: Genel ihsan etme kuralı, herkesi kuşatan ve veren kuvvet. Fakat başlangıçta bizler, kırılamayan global bağ konusundaki açıklamalarımızı kısıtlarız; bu da bize bütünsel birlik dışında başka alternatif bırakmaz. Bizler Yaratan’a ihsan etme çalışmasını, şu anki şeklinde olduğu gibi, topluma ihsan etme çalışması olarak tanımlarız.

5.1.2012 tarihli Günlük Kabala Dersi’nden 4. Bölüm, ”Hürriyet”

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 7 Ocak 2012,  19:10’da yayınlanmıştır.

Umut, Eğitimdedir

Fikir (B. Dalinger, Profesör, Doğa Tarihi Rus Akademi Üyesi): “İnsanın misyonu doğaya adapte olmak değildir, fakat onu harekete geçirmek, oluşturmak ve değiştirmektir. Eğitimin amacı, bilgiyi, yetenekleri ve pratik becerileri transfer etmek ve öğrencilere “usta’’ görüşleriyle ve sosyal olarak önemli değerlerle yardım etmek değildir; fakat adamın içinde insan görünüşünü geliştirmek için koşulları yaratmaktır. Okullar, öğrencinin, elde ettiği dünyanın resminin, tüm ve anlamlı olacağını garanti etmeye ihtiyaç duyar.’’

Benim görüşüm: Dünyanın, eğitimin onun etrafında yarattığı ve insanoğlunun ıslahı için tek yol olduğu  inancı artıyor.

Öğrencilerler Bir “Kafeste”

Soru: 20. Yüzyılın başlangıcında özellikle Rusya’da, cahilliği ortadan kaldırmak için yaygın bir seferberlik vardı. Bugün bu durum kusursuz derece doğal görünürken eskiden düşmanlıkla karşılanıyordu. Birçok insan, çocuklarını okullara yollamayı reddetti ve çocukların kendilerince öğrenmelerini istemediler çünkü bunun gereksiz bir zaman kaybı olduğunu düşünüyorlardı. Biz integral bir eğitim sistemi önerdiğimiz zaman, gereksiz, kullanılmaz bir şey olarak algılanabilir, bugün ona benzer bir durum ortaya çıkabilir. Bu direnişin üstesinden nasıl gelebiliriz?

Cevap: Şunu düşünüyorum ki bugün, eğitmenlerin büyük bir çoğunluğu, psikologlar ve sosyologlar kuvvet kazanmaya hazır olan problemi farkındalar ama bu problemle nasıl başa çıkabileceklerini bilmiyorlar. Gerekli olan şey onlara mümkün olduğu kadar geniş açıklamalar ile yaklaşmaktır.

Öğretmenler, öğrencileriyle empatik olurlar ve üstelik zamanla öğrencilerinden daha fazla ıstırap çekerler. Sonuçta, öğretmenler çocukların devamlı olumsuz baskıları ile sınırsız ve çocukların onlara karşı gelip, kısıtlanamayan şeytanca bencillikleri ile yine de var olmaya zorlanmışlardır. Her öğrenci onlara karşı kendi bağımsızlığını ispat etmek ister ve kendisini teyit edebilmek için gayret eder.

Ben, öğretmenlerin ve eğitmenlerin çocuklarla normal olarak çalışması için onlara izin verecek olan, onların faydası için bir şey, en azından yeni bir metodolojide ayırt edebilmesi için burada bazı eğitime ihtiyaç olduğunu düşünürüm.

Bugün bir eğitmenin işi daha zor ve ciddidir, hatta ben riskli olduğunu bile söyleyebilirim. Bir kişi öyle koşullara maruz kalır ki söz konusu bu manevi baskı içindeki bu çalışmaya ”zararlı” olarak nitelendirilebilir. Çocuklarla birlikte kırk beş dakika sınıfta olmak birçok stres yaratır ve muazzam derecede öğretmeni zorlar.

Eğitmenlerle beraber biz ilk olarak, çocukların anlaması için onlara yardım edecek olan metodolojik bir kaynağı hazırlamaya ihtiyaç duyarız ve her şeyden önce biz henüz sınıfı değiştirmeden sınıftaki atmosferle ilgileniriz.

Öğrenciler henüz gerekli konuşmaya alışamaz çünkü birisiyle herhangi bir şeyi tartışmak imkansızdır. Bu, bağırma, birbirlerini susturma, küfür durumuna yol açar ve kim bilir başka nelere.

Şimdi eğitimci en azından onları oturtur, onları sakince bir arada tutar ve bir şekilde gereklilik getirdiği için onları pasifize eder. Öğrenciler oturur iken, hepsi perişan kendi yerindedir ve tüm bu işkencenin sona ermesini beklerler.

Burada yavaş ve düzgün bir geçişe ihtiyaç duyulur. Ben, eğitmenlerin aşamalı olarak bunu kabul edecek olduğunu düşünürüm. Onlar şimdiden mevcut olan sistemin, yeni nesilde var olmasının pek doğru olmadığını hemen görürler.

ARI Enstitütüsü Siauliai Üniversitesiyle Ortaklıkta Adım Adım İlerliyor

Šiauliai bölge sitesi ve  Litvanya TV haber portalı kanalı “Šiauliai Üniversitesi, ARI Enstitüsüyle (İsrail) sözleşme imzaladı” başlığıyla bir makale yayımladı

22 Mart tarihinde, Šiauliai Üniversitesi kütüphanesinde, Uluslararası İlişkiler ve Gelişim Rektör Yardımcısı Profesör Teodoras Tamošiūnas ve ARI Enstitüsü Direktörü Profesör  Michael Laitman (İsrail), Litvanya Šiauliai Üniversitesi ve ARI Enstitüsü (İsrail) arasında bir işbirliği anlaşması imzalandı.

Profesör Michael Laitman basın konferansında entegre eğitim ve gelişimin prensiplerini sundu. Profesör Teodoras Tamošiūnas Siauliai Üniversitesi’nin öğretmen eğitimi ile ilgili uzun bir geleneğinin olduğunu ve bu yolla, İsrail’den Michael Laitman tarafından savunulan entegre eğitimin, Siauliai’de geliştirilebileceğini söyledi. Rektör Yardımcısı, Profesör Michael Laitman’ın Šiauliai Üniversitesi’ne olan ziyaretinin ve sözleşmenin ARI Enstitüsü ile imzalanmasının Šiauliai  Üniversitesi’nin tanındığını gösterdiğini söyledi.

Basın toplantısına katılan okutman Vida Skačkauskaitė’e göre, entegral eğitim sisteminin yeni bir insan ve toplum yaratmayı hedefliyor. Ona göre, Šiauliai Üniversitesi’nin uygulamaya ve tanıtmaya başladığı entegral eğitim metodu, Litvanya’nın diğer enstitülerine bir model olarak hizmet edebilir.

Sözleşmenin imzalanmasından sonra Šiauliai Üniversitesi kütüphanesi , Profesör Michael Laitman’ın “Neden İntegral Yetiştirme?” başlığında vermiş olduğu bir konferansa ev sahipliği gerçekleştirdi. Aynı zamanda Fransa, Ukrayna ve İsrail’den başka konuşmacılar da vardı.

Profesör Michael Laitman Ontoloji ve Epistemoloji profesörüdür, Bio–Sibernetik Yüksek Mühendisi ve Felsefe Doktorudur. Profesör Michel Laitman, Dünya Bilgelik Konsül üyesi ve ARI Enstitüsü kurucu ve direktörüdür. Modern yetiştirmenin akut problemlerine uygun yaratıcı fikirler kullanmakta, eğitim stratejisinde pozitif değişiklikler aramaktadır. Profesör eğitime birbirine bağlı entegre dünyanın kanunlarını uygulayan yeni bir yaklaşım sunmuştur. .

Michael Laitman yeni dönüm noktaları ileri sürerek yeni global insan köyünde nasıl yaşanılması gerektiğini izah etti. Birbirine bağlı dünyamızda teknolojik olarak birbirine daha bağlı.

Görüşleri insan hayatının farklı alanlarını içeriyor: Sosyal, ekonomik ve çevre. İlave olarak, eğitime özel bir odaklanma verilmiştir, universal değerleri sağlayan bir sistem ve bu sayede  bizim birbirine çok yakın gerçekliğimizde uyumlu bir toplum yaratıyor.

Son otuz yılı aşkın bir süredir, Profesör Michael Laitman 18 dile çevrilen 40’ın üzerinde kitap yayımladı.

Fotoğraf: Sigita Inchyurene

2 Nisan 2012’de yayımlandı

Dünya’nın Tek Şansı

Soru: Bizim çalışmalarımızın etkisi, bilim insanları ve araştırmacıların sağduyuları üzerinde ne zaman bir etkiye sahip olacak?

Cevap: Onların resmin bütününü görmelerine yardım etmemiz gerekir. Onlar da şimdiden integral bir dünyanın emareleri üzerine konuşmaktadırlar; ancak kişisel gözlemlerini tek bir sistem, tek bir metodoloji içinde bir araya getiremiyorlar.

Bir de bu konunun daha da derinine girmekten korkuyorlar çünkü integral bir dünya düşüncesi onları iktidarlarla yüzleştirmeye götürmektedir. Mevcut hükümetler kendi kendilerine zarar verdiklerini kavramada o kadar başarısızlar ki egoistçe ve bireysel bir şekilde davranmaktalar. Politikacılar bütünleyici bir sezgiden yoksunlar. Onların aksine bilim insanları doğayı gözlemleyip ne gördükleri hakkında konuşuyorlar. Onların sesine kimlerin kulak verdiği ise ayrı bir konu.

Bir başka sorun da şu: Çeşitli uzman ve bilim insanı tarafından söylenen harikulade sözler olmakla birlikte aramızdaki bağlantıdan ve birliğe ne kadar ihtiyaç olduğuyla ilgili söz ettikleri konu yok; uygulama konusunda isteksizler. Para ve ordu burada yardım edemez. Dünyadaki tüm insanlar “Evet, biz global bir köy olmak istiyoruz” diye haykırsa bile, bu ittifak halindeki iradelerin bildirilmesinden sonra ne olacak? Bir dünya savaşı haricinde hiçbir şey. Onları birbirine bağlayan bağı çok şiddetli biçimde hissettikten sonra bile bu bağı kesmek için bir dünya savaşı çıkaracaklar.

Bilim insanlarının bir çözümü yok; insanı nasıl değiştireceklerini bilmiyorlar. Bir ilacınız yoksa egoizmin ne kadar da zararlı olduğunu haykırsanız ne yazar? Geçmişte, doktorlar ölümcül hastalarına bu durumu söylemezlerdi. Hastalığın ilerlemesini yavaşlatma konusunda bile bir niyet yoktu ve bu nedenle kişi karanlıkta bırakılırdı ki daha az acı çeksin. Tora: “Kör bir adamın önüne engel koymayın” der. Bir insanla ilgilenemeyecek kadar acizseniz gerçeğin ifşasına ne gerek var?

Yani Kabala Bilgeliği olmaksızın, bizlerden karşılıklı davranış güvencesi mesajı çıkmaksızın, insanlığın herhangi bir şeyi düzeltmek için tek başına şansı yok! Ve şimdi problemimiz şu ki: İnsanlarla bağlantıyı nasıl sağlayabiliriz ve egoizmi düzeltmenin, dolayısıyla dünyayı düzeltmenin mümkün olduğunu onlara nasıl izah edebiliriz?

Biz insanın düzelmesi gerekliliği hakkında çok açık konuşuyoruz. Başka hiçbir şey yardımcı olamayacak. Birçokları tüm kötülüğün insanın doğası içinde var olduğunu anlamış durumda. Bununla birlikte ellerini havaya kaldırıyor: “İnsan egoistik bir varlıktır ve bunun hakkında yapılacak hiçbirşey yok” diyorlar. Eğer bizler egoizmin düzeltilmesi yöntemini insanlara sunmazsak, eğer bunun gerçekten de mümkün olunabilirliğini açıklamazsak, dünyanın hiçbir şansı yok. Bununla beraber, şimdiye dek yarı-gönüllü olarak çalışmış durumdayız.

Kapitalizm Kontrol Dışı

Görüş: (Steen Jakobsen, Saxo Bank Baş Ekonomist): “Geçen sene boyunca 16 farklı ülkeye seyahat ettim. Hepsi birbirinden çok farklı, farklı başlangıç noktalarla, sistemlerle ve kültürlerle ancak hepsi eşitsizliğin aynı nakaratını paylaşıyorlar. 2008’deki finansal krizin başlamasından itibaren gerçek kaybedenlerin orta sınıf olduğunun farkına vardım.

“Uzmanlar kapitalizme şahit olduğumuzu ve serbest pazarın kontrolden çıktığını bilmenizi sağlayacaklar. Nerede? Kapitalistik kurallara göre işleyen sadece tek bir pazar yoktur.

“Bu kriz zamanında ana politika yanıtı olarak satın alma zamanı geride kalır. Ancak bu çözüm sürmeyecektir, sosyal eşitsizliği daha keskin hale getirecektir. Gelir kaynağı ve zenginlik eşitliği, sermaye ve çalışmak için eşit bir haktır. Şu anda sermayeye serbest erişimi olan kuruluşlar sadece üstüne aşırı yüklenilmiş bankalar ve hükümetlerdir.

“Ne tuhaftır ki, uzmanlar mevcut krizi, kapitalizmin kontrolden çıkması olarak seslendirmektedirler. Bizlerin şu anda hükümetlerin ve politikacıların kontrolden çıktıklarına şahit olduğumuza dair bu konuda tartışabilirim.

“Eğitime, güvenli serbest pazarlara yatırım yapmalıyız, rekabet ve uzun dönemli eğitim maaş ve çalışma saatleri üzerine üç taraflı anlaşmalar. Daha fazla eşitlik için yol budur.”

Benim Yorumum: Çözüm hatalıdır – artık daha fazla iş görmeyen egoistik kapitalizm modeli üzerine kurulu bir çözüm bu. Bizim şunlara yatırım yapmamız gereklidir.

  1. Tüm insanlar için uygun, tek seviye refaha ulaşmak,
  2. Zorunlu, bütünsel eğitim ve yetiştirmeyi tanıtmak.

Bu iki önlem de krizi eleyecektir çünkü bunlar, doğayı ve etrafındaki dünyayı yok eden insanlar arasındaki uyuşmazlıkları ortadan kaldıracaklardır; bizleri değiştirecekler ve bizler de yeni bir refah ve denge ekonomisini nasıl yaratacağımızı anlayacağız.

29 Mart 2012’de yayımlandı.

Geçiş Döneminde Yaşanan Zorluklar

Yeni gelişim düzeylerine geçişi hep küçük krizler teşvik etmiştir: Eğitim, sosyal, finansal ve diğer sistemler gittikçe bozulmaya başladı. Evlilikler ayrılıkla sonuçlanmaya, yavaşça fakat düzenli bir şekilde yayılan yasa dışı uyuşturucu madde kullanımı ise alkolizme baskın çıktı. Bir anda terörizm belirgin bir hale geldi.

İnsanlığın tedirginliği açığa çıkıyor. Bu, yaşamın tüm safhalarındaki acizlik ve aksaklıklar sonucu oluşan, bencil kurallara göre inşa edilmiş ve herkesin sadece kendisi ile meşgul olduğu durum yani : ”Bu senin, bu benim ve sakın bu sınırı geçme” anlamına gelir. Herkes kendi özgürlüğünü ve kişisel özel alanını savunur. Şimdi ise, doğa aramızdaki sınırları yok eder, duvarları yıkar ve bizi, bizim uzak kalmak istediğimiz, hazır olmadığımız toplu ve ortak yaşam biçimine doğru sürükler.

Egolarımızın derecesi çok küçük iken bizler herşeye açık idik. O zamanlar tek bir aile şeklinde bir köyde yaşayıp yaşamadığımız bizim için pek farketmezdi. İnsanlar kapılarını kilitlemek zorunda değillerdi ve birbirlerine karşı daha candan, daha naziktiler. Kocaman bir aile (ebeveynler, çocuklar ve torunlar) bir odayı paylaşabiliyorlardı ve birbirlerinden çekinmiyorlardı.

Şimdilerde ise bunlar farklı. Büyük bir bencillik ile bizler birbirimizden ayrıyız. Herkes kendine ait ayrı bir oda istiyor, ya bilgisayarın arkasına saklanmayı ya da telefonla meşgul olmaya gayret ederek diğerleri ile olan bağlantılarını mümkün olduğu kadar aza indirgiyor. İnsanlar artık aile olup birleşmiyorlar fakat daha çok cinsellik için beraber olup birbirlerinden uzaklaşıyorlar.

Fakat bir anda doğa bu ayrılıkları ortadan kaldırmaya başlıyor ve böyle yaparak bizim birbirimizden kopmamızı önlüyor. Şu anki yaşadığımız kriz, bugüne kadar yaşamış olduğumuz krizlerin en büyüğüdür. Bunu geciktirmek için elimizden gelen herşeyi yapıyoruz, gerçeğe aykırı beyan veriyoruz. Fakat bu durum daha alçak seviyelerdeki, birbiri ile hala bağ içinde olan toplumda kendini gösteriyor.

Şu sıralarda aile krizi diye birşey pek yok çünkü ailelerin zaten birbiri ile bağları kopmuş. Ailelerin yarısından fazlası kendiliğinden aile sayılmaz ve hiçbir şekilde kendilerini yeniden düzenlemek ve canlandırmak arzusunda değillerdir. Evlenmek istemeyen kimselerin sayısı %70’e kadar ulaştı. Bugün üyelerinin birbirlerine karşı iyi, sevgi ve saygı ile davrandığı aile neredeyse bir eski zaman modeli durumuna düşmüştür.

Diğer ikinci bir temel sorun ise uyuşturucu sorunudur. Bizler bu çirkin hadiseye itaat ediyoruz; bununla savaşımız yumuşak ve ılımlıca. Fark ettiğimiz bunun mani olamadığımız korkunç birşey olduğu çünkü içinde yaşadığımız toplum ve bu yaşam bizi kaçış yapmaya doğru farklı yollar aramaya itiyor.

Bir sonraki problem ise gençliği nasıl yetiştireceğimiz. Şu sıralarda nüfus zayıf, insan sayısında artış pek yok ve insanlar çocuklarını nasıl yetiştireceklerini, nasıl bakacaklarını bilemiyorlar. Ebeveynler çocuklarını hem geceleri hem de gündüzleri hem de gün içerisinde bırakıp ilgilenmiyorlar. Çocuklar artık aileleri ile birlikte büyümüyorlar ve bağ olmadan, nesiller arası mesafenin arttığı bir dönemde yaşıyorlar. Gelecek nesli kaybetmek üzereyiz fakat kimse onlar hakkında pek endişe duymuyor. Bizler ortaya ”Çocuklarımızın yetiştirilme tarzının iyi veya kötü olmasının farkı ne olacak; değişen ne olacak ?” diyerek konuşuyoruz. İşte bu bizim düşünce tarzımız ve problemin özünü bile uzaktan yakından kavrayamıyoruz.

Anlaşıldığı üzere önceki yaşanmış tüm krizler bizler için yeteri kadar felaket değildi ve aynı zamanda kendimizin tüm yaşam ayrıntılarımız ile iflas etmiş bir zihniyet içinde olduğumuzun farkındalığına da bizi ulaştırmadı. Gelişim süreci daima küçük ve zayıftan büyük olanlara doğru etkili olur. Bu çocuklarımızı cezalandırmamıza benzer, yani önce onları başta ikna etmeye çalışırız sonra büyük bir kargaşa ortaya çıktığında ise onları tehdit ederiz. Bu noktada, hepimiz gayet ciddi bir süreçten geçiyoruz; bu ölümle kalım kadar mühim olan bir durum.

Doğa ve bizler arasındaki iki mühim çelişki dönemleri içinden geçiyoruz. Bütünsellik, bizim doğaya ve onun tüm sistemlerine karşı olduğumuzu fark etmemizi sağlar. Demek istenilen; önceden bizlerin tamamiyle birbiri ile bağ içerisinde olması gerekiyor iken birlik içinde olmamak için elimizden gelen herşeyi yapıyoruz.

Beraber bağ içinde olmamız gerektiğinin iyi olduğunu anlıyoruz fakat bu duruma nasıl erişebileceğimizi bilemiyoruz. Dünyadaki herkes, eğer insanların eğitim, teknik, pedagoji ve kültürel sebepler nedeniyle birleşmeleri gerçekleşirse tüm bu durumu daha da kolaylaştıracağını idrak ediyor. Fakat nasıl egolarımıza karşı zıt davranabiliriz? Bizler bunu yapma yeteneğine pek sahip değiliz!

Burada yatan problem şu: Eğer birleşmemiz mümkün olmazsa aç kalacağız. Çok basit! Yiyecek, güvenlik, konut, ısıtma, fiziksel sağlık gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılayacak durumda olamayacağız. Hayatta kalabilmek için tatmin edilmesine ihtiyaç duyulan beş temel ihtiyaç vardır.

Bu zamanda doğa bizi o kadar sıkıştırıyor ki eğer doğanın koşullarını karşılayamazsak beş temel ihtiyacımızı tedarik etmemiz mümkün olamayacak. Çevrebilimi gibi bir kavram güvenlik koşulumuzun bir parçasıdır. Yiyecek temin etmek ve ekolojik bir çevreyi tutabilmek konusunda başarısızız; ikisi de birbirine bağımlıdır ve biri diğerini etkiler.

Endişe, korku ve kargaşa insanoğlunu muhtemelen şiddetli önlemler almaya zorlayacaktır. Eğer birşey yapmazsak, bizim doğaya karşı olan direnişimiz ve karşı koyuşumuz bizleri, ıstıraba, savaşlara, yıkıma ve silinmeye doğru götürecektir. Bir noktada bizler tekrar hayatta kalabilme şansımızı tekrar değerlendirip birleşmemiz gerektiği sonucuna varacağız ve gelişimin dördüncü seviyesine ulaşacağız : ”İnsan” seviyesine.

16.1.2012 tarihli ”Bütünsel Eğitim Konuşması”ndan

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda Mart 2012’de saat 09:34’te yayınlanmıştır.

Internet Nesli: Gençler Sanal Hayatlarını Gerçek Dünyaya Tercih Ediyorlar

Daily Mail Haberlerinden: “Çocukların online hayatlarında gerçekte olandan genelde daha mutlu olduklarına dair bir araştırma yayımlandı.

“Kim olmak istiyorlarsa tamamen o olabileceklerini söylüyorlar ve herhangi bir şey artık eğlenceli olmadığında da çok basitçe iptal tuşuna basabiliyorlar.

“Çocukların yaklaşık yüzde 47’si online durumdayken, normal hayatlarında yaptıklarından daha farklı davrandıklarını söylediler ve birçoğunun iddiasına göre bu onların daha güçlü ve güvende hissetmelerini sağlıyor.”

“[Psikoterapist Peter Bradley:]  “Bu tespitler çocukların siber uzayı, gerçek dünyadan ayrılabilecekleri, muhtemelen gerçek hayatta göstermeyecekleri davranışlarını ve kişiliklerinin parçalarını keşfettikleri bir yer olarak gördüklerini akla getiriyor” dedi. Siber dünyalara gerçek topluluklardan daha mutlu yerler olmalarına izin veremeyiz, aksi takdirde genç insanlardan kurulu toplumumuzda yeterince işlemeyen bir nesil oluşturmuş olacağız.”

“Gençler tarafından online iken alınan risklerin sayısından alarma geçtik” şeklinde konuştu.  “Güvenli online davranış, okullarda öğretildi, fakat gençlerin bu riskleri kendilerine ilişkilendiremedikleri görünüyor.”

Yorumum: Gelişim durdurulamaz ve bu yüzden sadece, kişiyi düzelterek siber uzayı yararlı hale getirebiliriz. Herşey bütünsel yetişme içinde yatıyor.

Genel olarak, insanlık sanal aleme geçiş içerisinde. İnsanlık, fiziksel duyularımızın taşıyıcılarından, enerji ve bilgiden uzaklaşıyor ve güç ve niteliklerin uzayına giriyor.  Madde yavaş yavaş, hislerimizde bir illüzyon olarak ortadan kaybolana kadar sertliğini kaybedecek.

19 Mart 2012 20:19’da yayımlandı