Category Archives: Eğitim

Çok Fazla Bilgi Olabilir Mi?

Soru: Mümkün olduğunca çok öğrenmek isteyenler var. Kişi çok fazla bilgi edinebilir mi?

Cevap: Ne yazık ki, çoğu zaman kişi kendini Klipot denen çöple doldurur.  Genel olarak bu, engelleyen gereksiz bilgidir çünkü bilgiyi algılama, işleme ve karar verme konusunda bizler çok zayıfız.

Bu nedenle, kendimizi, içinde uygun şekilde gelişebileceğimiz temiz/net bir alanla veya duyusal bilgi kümesiyle sınırlamaya değer.

Soru: “Bilgiyi arttıran, acıyı arttırır” denir. Bunun anlamı nedir?

Cevap: Bu iki açıdan düşünülebilir. Birincisi, kesinlikle ihtiyacım olmayan bilgileri edinmeye çalışıyorum ve o zaman kafam karışır ve gereksiz bir şeyle dikkatimi dağıtırım. Ya da bana acı veren bilgi edinirim, ama bu acı beni gerçeği ve mutluluğu aramaya yönlendirir.

Öğretmene Bağlılık

Soru: Bağlılık olmadan, bir öğretmen ve öğrenci arasında nasıl bir ilişki olabilir? Öğretmeninize bağlı değil miydiniz?

Cevap: Bağlılığın mutlaka fiziksel olması gerekmez. Bu, aynı grupta olmak, karşımda oturmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez.

Ayrıca birçok şey size bağlıdır. Şahsen, hiç bir öğrenciye bireysel yakınlaşmıyorum; ben herkese yakınım. Ancak, bir öğrenci bana yakınlaşarak bana bağlanmaya çalışabilir ve bağ bu şekilde oluşturulur.

Bu temasın görsel imgelerle hiçbir ilgisi yok, ne benim ne de onun. Kişi erkek veya kadın, yaşlı veya genç olabilir. Nasıl ve ne olduğu hiç fark etmez. Her şey sadece arzuya, arzularımızın ortak hedefe olan özlemlerinde ne ölçüde eşleştiğine bağlıdır.

Manevi Öğretmenin Araçları

Soru: Manevi bir öğretmen, içsel niteliklerime odaklanmak ve ince ayar yapmak için hangi araçları kullanır?

Cevap: ilk olarak, sadece farklı konuları birlikte tartıştığımız ders sırasında, öğrenciler sorduğunda ve öğretmen açıkladığında gerçekleşir. Öğrenciler öğretmenle etkileşime girdiklerinde ve onu derinlemesine anlamaya çalıştıklarında, görünüşte ona girerler ve zihinsel olarak değil duygusal olarak onunla bağ kurmaya çalışırlar.

Duygusal olarak demek, onların arzularında demektir, söylendiği gibi: “arzunuzu onun arzusu gibi yapın.” Bu bağlantı çok önemlidir. Bunu yapmak için öğretmene fiziksel olarak yakın olmanıza gerek yoktur. Onunla doğrudan temas halinde olmanıza, onunla aynı binada oturmanıza da gerek yoktur.

Örneğin, ben, Santiago’daki grupla çok iyi bir bağa sahibim. Fiziksel mesafeye rağmen bana ne kadar yakın olduklarını hissediyorum.

Uzun zamandır tanıdığım gruplar var ama bu, birbirimizle bağ kurmak için içsel özleme bağlı olduğundan, o kadar yakın olarak hissetmiyorum.

Genel olarak konuşursak, öğretmenin bunu arzuladığını ve buna hazır olduğunu anlamanız gerekir, gerçi kendisi lafını esirgemeyen ve sert olabilir. Sonuçta, öğrenci ile ilgili olarak tamamen hassas bir eylemdir. Her şey sadece karşılıklı temas halinde olma ihtiyacıyla belirlenir, böylece benden manevi enerjiyi, hissiyatı, anlayışı, çalıştığımız şey ile içsel dünyamız, eylemlerimiz arasındaki bağı alacaksınız.

Sanal İletişim Avantajları

Soru: Yüz yüze ve sanal öğretim yöntemleri arasındaki farklar nelerdir?

Cevap: Bugün benim öğretimim de eğitimdir. Prensip olarak her zaman böyle olmuştur. Çalışmamız, herkes arasındaki karşılıklı iletişime dayanmaktadır; ben öğrencilerle birlikte, öğrenciler benimle birlikte, sorular-cevaplar ve her türlü tartışmalar.

Bu nedenle, bize bu fırsatı veren interneti en başından beri sıcak bir şekilde karşıladım. 90’lı yıllarda bölgemizde, Kabala bilgeliği için ilk internet sitesini kurduk.

Soru: Kişisel olarak sanal iletişimin avantajları ve dezavantajlarının neler olduğunu düşünüyorsunuz?

Cevap: Bunda sadece avantaj görüyorum. Sonuçta, bir öğretmen olarak, birçok öğrenciyle gerçek zamanlı olarak doğrudan iletişim kurabilirim ve böylece binlerce kişiye öğretme fırsatım olurken, vaktiyle tek bir noktada, sadece birkaç düzine insana öğretebiliyordum.

“İş Paylaşımı Harika Bir Fikirdir (Teoride)” (Linkedin)

İş paylaşımı, (genellikle) iki kişi aynı pozisyonu paylaştığı ve işi aralarında bölüştüğü zamandır,  en azından 1970’lerden beri görülmektedir. Bununla birlikte, son aylarda, Koronavirüsün “teşvik etmesi” ve işlerin ve çalışanlara olan talebin hızla uçup gitmesiyle bu,  aile ve boş zaman gibi yaşamın diğer alanlarında geliri güvence altına almanın yanı sıra, işlevselliği sürdürmenin daha yaygın ve genellikle uygun bir yolu haline geldi. İş paylaşımını dahil eden, daha önde gelen işverenler arasında Qualcomm ve hatta ABD Federal Hükümeti gibi çok büyük olanlar da var.

Bazı kişiler için, bazı şirketlerde ve bir süre için bu uygun bir düzenleme olabilir. Ancak son zamanlarda iş paylaşımı, Covid-19 salgını nedeniyle azalan iş fırsatlarına bir çözüm olarak lanse edildi. Toplu istihdam için bir çözüm olarak, bunun umutsuz bir fikir olduğunu düşünüyorum. Ne çalışanların ne de işverenlerin, çok sayıda ve iyi bir sebeple çalıştırılırsa böyle bir deneyin sonuçlarından memnun olacağını sanmıyorum.

Şirketler ile başarılı iş paylaşımı arasında duran engel, insan doğasıdır. Yaşamın amaçlarına ve diğer insanlara karşı yepyeni bir tutum geliştirmeden, temel rekabet içgüdülerimiz ve (esas olarak) kıskançlığımız, iş paylaşımının toplu olarak uygulanmasına yönelik her türlü girişimi yok edecektir. Bu tür bir düzenleme, insanların birbirlerini tamamlayabilmelerini, karşılıklı olarak birbirlerinin güçlü yönlerinden yararlanabilmelerini ve birbirlerinin zayıflıklarını karşılıklı olarak telafi edebilmelerini gerektirmektedir. Birbirlerine karşı doğal olarak düşman olan insanların, kibar gülümsemelerin ardında, kapsamlı ve derin bir eğitim süreci olmadan bunu nasıl yapabileceklerini anlayamıyorum.

Tıpkı çocukların paylaşamayacağı gibi, yetişkinler de paylaşamaz. Tek fark, yetişkinlerin bunu, sahte gülümsemelerin ve sahte dostluk jestlerinin arkasına saklamasıdır. Ama onları, kendi fikirlerinden bile olsa kendilerinden bir şeyler feda etmeleri gereken bir duruma soktuğunuzda, “dostluklarının” değerini hemen göreceksiniz.

Koronavirüs bizi iş ve istihdam paradigmalarımız da dahil olmak üzere, her şeyi yeniden düşünmeye zorluyor ve bu, onlar bir asırdan fazla bir süredir toplum için zehirli olduğu için harika bir şeydir. Bununla birlikte, başarılı paradigmalar inşa etmek için önce pandeminin başlattığı değişimin doğasını anlamamız gerekir. Covid-19, yalnızca bugün burada bulunan ve bir aşı olduğunda yok olan bir virüs değildir. İnsanların birbirine bağımlı olduğu ve bu nedenle iletişim kurması ve bağ kurması gereken yeni, daha işbirlikçi bir çağın başlangıcıdır.

Yine de iş paylaşımı gibi derin bir seviyede iş sağlamak, Komünist Rusya’daki tüm insanları eşitliğin değeri ve bu değerlerin neden asil olduğu (eğer onlara inanıyorsanız)  konusunda eğitmeden, eşit yapma girişimine benziyor. Bu daha başlamadan önce biler tüm Komünist deneyi kaderine terk etti.

Bu günlerde odaklanmamız gereken şey, meslek değil eğitimdir: istesek de istemesek de var olan, içinde yaşadığımız dünya, karşılıklı bağımlılığımız ve karşılıklı sorumluluğumuz hakkında eğitim.

Topluluklarımızda, dayanışma ve karşılıklı ilgiyi geliştirmeli ve oradan büyümeliyiz. İş paylaşımı gibi değişimler, işverenlerin, devletin ve hatta koşulların zorladığı bir şey olarak değil, insanların birbirlerine yardım etme arzusunun bir sonucu olarak, doğal olarak gelmelidir. Bu sebepler, insanların motivasyonunu uzun süre sürdüremeyecektir.

İşsizlik büyük bir sorundur, ancak hükümetler bunu insanlara verecekleri yardımlarla çözmelidir ki, böylece az önce bahsettiğimiz karşılıklı bağımlılık hakkında bilgi veren kurslara veya eğitimlere katılmaya bağlı olarak, makul bir yaşam standardı, faydalar sağlayabilir. Bu şekilde, insanlar, neden toplumsal ilişkilerimizi birbirine bağlamamız ve geliştirmemiz gerektiğini ve bunu nasıl başarabileceğimizi anlayacaklar. İnsanlar anladığında, çok daha sıkı bir şekilde iş birliği yapar ve toplum sakin ve istikrarlı kalabilir. Bu nedenle, ülkelerine yardım etmek isteyen, ülkelerin ve işverenlerin yalnızca iki şeye odaklanmaları gerektiğini düşünüyorum: ihtiyaçların sağlanması ve karşılıklı sorumluluk ve toplumsal dayanışmanın teşviki hakkında eğitim.

İnsanları Uzaktan Hissetme

Soru: Öğrencilerinizi,  sanal olarak öğretirken hissedebiliyor musunuz? Sonuçta önünüzde milyonlarca insan var. Onların isimlerini bile bilmiyorsunuz. Neye benzediklerini bilmiyorsunuz. Tam olarak ne hissediyorsunuz?

Cevap: Bu önemli değil. Geniş bir izleyici kitlesinde bu nasıl mı oluyor? Diyelim ki büyük bir salonda oturan, birkaç bin öğrencinin olduğu bir üniversitede öğretmenlik yapıyorum. Eğer ekranda onların önündeysem, bu ne kadar kötüdür ki? Modern teknolojik yeniliklerin hiçbir şeye müdahale etmediğine inanıyorum. Her şey kanallarımızı neyle doldurduğumuza bağlıdır.

Yorum: Yine de, hala çok sayıda insanı, hatta tüm insanlığı hissetmenin ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyorum. Örneğin vücudum milyarlarca hücreden oluşuyor ama her hücreyi hissetmiyorum.

Cevabım: Vücut kendini nasıl yöneteceğini bilir; bunların hepsi kontrol altındadır.

Soru: Bununla birlikte, kişi yalnızca birkaç yakın insanı veya yaşadıkları durumları hissedebilir mi?

Cevap: Hayır. Ortak bir temayı hayata geçirmek istiyorsak ve ortak bir sonuca varmak istiyorsak, o zaman izleyiciler içindeki tüm insanlarla çok net ve yakın bir temas kurabilirim. Burada sorun yok. Her şey yalnızca ortak hedefimizi ne kadar anladığımıza ve kabul ettiğimize bağlıdır.

Soru: Diyelim ki, bazen karaciğerimde, midemde veya ciğerlerimde bir şeyler olduğunu hissediyorum. Aynı şekilde, Latin Amerika’daki, diyelim ki, Şili’nin bir yerinde öğrencilerin başına bir şey geldiğini hissedebiliyor musunuz? Onları bu şekilde hissediyor musunuz?

Cevap: O şekilde de ama sadece bu değildir. Bağımız sayesinde birbirimizi destekleyebilir, motive edebilir, ilgilenebilir ve içimizde taşıyabiliriz. Genel olarak bağı daha dinamik hale getirebiliriz.

Başarılı Ebeveynlerin Sekiz İlkesi, 2. Bölüm

Yorum: Beşinci rol “filozof” dur. Ebeveynler, yaşam hakkında derin sorular sorarak ve onlara cevap vererek çocuklarının bir amaç bulmasına yardımcı olurlar. Bir ebeveynin böyle bir filozof olmasının doğru olduğunu düşünüyor musunuz?

Cevabım: Çocukta, çocuğu düşündüren ve bir şekilde cevap vermeye çalıştığı, bu tür soruları uyandırmak gereklidir.

Soru: Bir çocukta hangi soruları uyandırırdınız?

Cevap: Bu çocuğun yaşına ve karakterine bağlıdır. Kolay değildir.

Elbette, evrenin temeli hakkında, yaşam hakkında, bizi çevreleyen doğa hakkında sorular.

Soru: Bir çocuğa “Ne için doğdum? Hayatın anlamı nedir? ” gibi sorular sorabilir miyiz? Yoksa onun için çok mu erken ve bunu yapmamalı mıyız?

Cevap: Bilmiyorum. Bu çok dikkatli yapılmalıdır. Tavsiye etmek istemiyorum.

Prensip olarak, çocuklar, bu sorulara çocuklukta sahiptirler. Sonra unuturlar. “Ne için yaşıyorum, nereden geliyorum, ne içinim, neyim?” ve bunun gibi. Bu hala hormon öncesi bir gelişmedir. Sonra hormonlar devreye girmeye başlar ve her şey bununla biter.

Yorum: Altıncı rol “model” dir. Bu ebeveynler kendileri için önemli değerleri tanımlar ve bunları çocuklarına aşılar.

Cevabım: Ben bu konuda emin değilim. Annemle babamın değerleri beni bir müzisyen yapmaktı. Tabii ki korkunçtu. Bunu hiç anlamadım ve anlayamadım. Kendi kendime mekanik olarak çalışmaktan, günde beş altı saat notaları çalmaktan ve bunun gibi daha pek çok şeyden hoşlanmadım. Bu monotonluk beni öldürdü. Dayanamadım ve kurtulmak için elimden gelen her şeyi yaptım.

Soru: Genel olarak, ebeveynlerin kendileri için önemli değerleri belirlemesi ve çocuklarına aşılaması doğru mu?

Cevap: İşte böyle sonuçlanıyor! Yapabileceğiniz hiçbir şey yok.

Soru: Bu, ana şeyin ebeveynleri eğitmek olduğu anlamına mı gelir, böylece onlara doğru değerler aşılanır mı? Ve sonra çocuklar onları takip edecekler.

Cevap: Evet, bu doğru!

Soru: Sekizinci rol “GPS navigasyon sesi” dir. Bu tür ebeveynlerin sesi, evden ayrıldıktan sonra bile çocuğun kafasında duyulmaya devam eder. Bunun hakkında ne düşünüyorsun?

Cevap: Doğru. Bu kalır ve bu çok önemlidir. Yine de, bu sadece bir kılavuzdur. Bu nedenle, ebeveynlerin sahip oldukları ve çocuklarına aşılamak istedikleri değerleri kontrol etmesi gerekir.

Soru: Başka bir deyişle, bu “kılavuzu” kontrol etmemiz gerekiyor mu?

Cevap: Evet. Bu, bugün bir sorundur.

Soru: Bu değerler temelde tamamen egoist mi?

Cevap: Elbette. Ebeveynleri eğitmemiz gerekiyor. Tüm bu değerleri alın ve ebeveynlere aşılayın ve bununla kendilerini eğitmelerine izin verin.

Başarılı Ebeveynlerin Sekiz İlkesi, 1. Bölüm

Soru: Harvard Kennedy Okulu Profesörü Ronald Ferguson, başarılı çocuklar yetiştirmeyle ilgili “Formül: Son Derece Başarılı Çocuklar Yetiştirmenin Sırlarını Çözmek” adlı kitabın ortak yazarlığını yaptı. O ve ortak yazar olan gazeteci Tatsha Robertson “İyi Ebeveynlerin 8 Rolü” nü sunuyor.

İlk rol, “erken öğrenme arkadaşı” dır. Ebeveyn, çocuk okula başlamadan önce bile öğrenmeyi ve yaparak öğrenmeyi ve problem çözmeyi eğlenceli hale getirmeye, çocuğun ilgisini çekmeye çalışır.

Bir çocuğun öğrenme arkadaşı olmak ne demektir?

Cevap:  Bir ebeveyn konuştuğunda, çocuğa önceden bu hisleri, bu ilişkileri tanıtır ve açıklar.

Soru: Aynı zamanda çocuğu sınıf birincisi olmaya teşvik eder mi?

Cevap: Hayır. Konu rekabet değil, doğru tavırla ilgilidir.

Soru: Nasıl bir tavır olmalı?

Cevap: Bir çocuğa bilginin çekiciliğini aşılamak.

Yorum: İkinci role “uçuş mühendisi” denir. Bu, çocuğun çevresini kontrol eden ve bir şeyler ters gittiğinde müdahale eden bir ebeveyndir.

Cevabım: Bu doğaldır. Çevre, kişiyi ve onun gelişimini belirler.

Soru: Bir sorun varsa, ebeveyn devreye girip çocuğu farklı bir ortama taşıyabilir mi?

Cevap: Kesinlikle!

Soru: Bu zorlama değil midir?

Cevap: Hayır. Bu, yukarıdan yapılması gereken bir ayarlamadır.

Soru: Ya çocuk orayı seviyorsa?

Cevap: Ne sevdiği önemli değil.

Soru: Bu boyutta mı? Neredeyse zorla mı? Tek kelimeyle onu başka bir okula mı götürüyorsunuz?

Cevap: Evet.

Soru: Çocuğu nasıl bir ortama götürmeliyim?

Cevap: Çocuğun gelişmesine yardımcı olan ve onu sınırlamayan ya da önünde yanlış idealler oluşturmayan bir ortama.

Soru: Doğru ortam ideali ne olmalıdır?

Cevap: Ücretsiz, kapsamlı şekilde geliştirilmiş, arkadaş canlısı, hiçbir şekilde kısıtlanmamış.

Soru: Bir ortamda olması gereken bu mu? Buna öğretmenler, sınıflar ve arkadaşlar dahil mi?

Cevap: Elbette, her şey.

Yorum: Üçüncü rol “iş bitirici” dir. Bir ebeveyn, çocuğunun başarılı olmak için gereken her şeye sahip olmasını ve çocuğun hayatını iyileştirme fırsatının kaybolmamasını sağlar.

Cevabım: Bunu yapmak için, önce ebeveyni eğitmeniz gerekiyor.

Soru: Bir çocuğun hayatını iyileştirmek için ana imkanlar nelerdir?

Cevap: Toplum, çevredir. Başka bir şey değil.

Yorum: Dördüncü rol “İfşa eden/ortaya çıkaran” dır. Ebeveyn-ifşa eden, onlara dünyayı ve onlara sunulan fırsatları göstererek, çocuğun dünya görüşünü genişletir ve onları müzelere, kütüphanelere ve sergilere götürür.

Cevabım: Doğru. Ben o şekilde yetiştirildim. Babam beni her zaman sinemaya götürürdü. O büyük bir film hayranıydı. Sadece sanatçılar, müzisyenler ve harika insanlarla ilgili filmlerin olduğu bir sinema salonumuz vardı. Bütün bu filmlere haftada bir gittik.

Soru: Bu, dünyaya bakış açınızı genişletti mi?

Cevap: Elbette! O zamandan beri, büyük sanatçılar, müzisyenler ve sanat insanları ile ilgili böyle filmleri görmedim.

Form Benzerliği Yasasının Paradoksu

Yorum: Yabancı düşmanlığı denen bir şey var. Bu, farklı olan, farklı ten renkli, fazla kilolu, kısa boylu vb. insanlara karşı hoşnutsuzluk, hoşgörüsüzlük ve önyargıya dayanan, kendini koruma arzusudur. Beynimiz onları hemen yabancı olarak tanımlar.

Benzer olan insanların birbirlerini çektiği ve karşıtların ittiği bir form benzerliği yasası vardır. Doğa kanunlarına uymamız gerektiğini söylüyoruz.

Cevabım: Hayır, doğa kanunu, sizin gibilere mutlaka daha yakın olmak zorunda değildir. Çoğu durumda, daha geniş bir sosyal ilişkiler alanı oluşturmak için, sizden farklı olanlarla bağ kurmak gerekir.

Bu nedenle, birbirleriyle birleşmesi gereken birbirinden çok farklı olan türlü biyolojik bağlar görüyoruz. Bu, doğada daha da büyük bir çeşitliliğe yol açıyor.

Bu nedenle, yalnızca kızıl saçlıları kızıllarla, uzun olanları uzun olanlarla vs. karşılaştıramazsınız, bu yalnızca yanlış sonuçlara yol açabilir.

Soru: Öyleyse, bu form benzerliği yasası nedir, benzer benzeri mi çeker?

Cevap: Bu, insanların birbirlerini çekip aynı özlemleri hissettikleri zamanki,  içsel benzerliği ifade eder.

Kabala’da bu en önemli niteliktir; herhangi bir standartla belirlenemeyen, maddi olmayan özel bir hedefe ulaşmak amacıyla gruplar halinde bir araya geliriz.

Farklı ten rengine sahip kişiler, uzun, kısa, şişman veya zayıf kişiler bu sürece katılabilir. Esas olan, herkesin kendi doğasının üzerine çıkarak, başkalarıyla bağ kurma arzusuna sahip olması gerektiğidir. Kişiler tamamen farklı bir şekilde ve bu dünyada önemsiz olan niteliklerle bağ kurmaya başlarlar.

Diğer bir deyişle, benzerlikten bahsettiğimizde, insanların hedeflerinin benzerliğini kastediyoruz, ancak onların nitelikleri ve karakter özellikleri farklı kalıyor. Çeşitlilik arttıkça benzerliğe ulaşırız.

Alay Edilmekten Korkmayın

Soru: Düşüncelerinizi, duygularınızı ve hislerinizi ifade etme korkusu, kişinin başkalarının nasıl tepki vereceğini bilmemesinden kaynaklanır. Reddedilmekten veya alay edilmekten korkar. Böyle insanlara ne tavsiye edersiniz?

Cevap: Bu; doğru, gelişmiş, özel, arkadaş canlısı, iyi niyetli görünmek isteyen sıradan insan egoizmidir. Kural olarak, kişi eleştirileceğinden, reddedileceğinden vb.den korkar.

Ama genel olarak, İntegral eğitim kursunun açılmasından önce, özel bir eğitim yaparsak ya da insanları uzaktan dikkatli bir şekilde tanıtarak başlarsak, ilk derslerde her şeyin kolay olacağını düşünüyorum.

Ve sonra her şey doğal hale gelecektir.  Birkaç oturumdan sonra, birbirleriyle tamamen rahatlamış hissedecekler ve aralarında hiçbir fark kalmayacaktır. Tamamen yeni, içlerinde derinlemesine gizlenmiş niteliklerle uğraştıklarını ve herhangi bir dünyevi özellikler veya gelişim seviyesiyle ilgili olmadığını anlayacaklar.