Category Archives: Dünya

Bütün Doğayı Hissedin

Soru: Dünyanın bütünlüğünün edinilmesinin, kişinin manevi seviyelere yükselişi ile bağlantılı olduğu bilim dilinde nasıl açıklanabilir, bütünsel evrenin yapısına manevi dünyalar nasıl dahil edilir ve onların varoluş gerçeği nasıl açıklanır?

Cevap: Kabala ilmi, dünyamızda yaşayan bir insana, kendisini ifşa eden bir bilimdir, o zaman tabii ki tüm bunlar mümkündür. Sadece bunu doğru bir şekilde anlamaya çalışmalı ve başkalarına açıklamalıyız.

Egomuzun büyüdüğü, şekillendiği ve geliştiği ölçüde dünyamızı ediniriz. Bu nedenle, Kabala, egoizmin doğru biçimde gelişmesiyle ilgilenir yani alma arzusunu, doğamızın temel arzusu olarak anladığımızda ve onun üzerinde, kendimizin üzerinde gerçekleştirmemiz gereken yapay bir tepki olarak başka bir yapı, ihsan etme arzusu oluştururuz.

Bu iki eylemin, yönün ve niyetlerin yardımıyla, tüm doğayı tüm tezahürlerinde kesinlikle hissedebilir ve kavrayabilir, onu fark edebilir ve başkalarına aktarabiliriz. Kabala bilimi bunu yapmamızı sağlar.

“Dünyamızı Değiştirmek İçin, İnsanı Değiştirin” (Linkedin)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Gutierres, Uluslararası Dünya Günü münasebetiyle “Bu intihardır. Doğaya karşı savaşımızı sona erdirmeli ve onu sağlığına kavuşturmalıyız” dedi. Artık kutlanacak pek bir şey yok – iklim değişikliği, ortaya çıkan salgınlar, hayvan ve bitki türlerinin neslinin tükenmesi ve yaygın kirlilik, aşırı derecede sıkıntılı bir gezegenin semptomlarından sadece birkaçı. Dünya nasıl iyileştirilebilir? Çözüm hem insanlar arasındaki hem de çevremize karşı egoist istismarcı tutumu değiştirmektir.

“Dünyamızı iyileştir”,  gezegeni etkileyen çevre sorunları konusunda dünyanın en büyük yıllık farkındalık ve eğitim etkinliği olmayı vaat eden bu yılki slogandır. Ancak, Dünya’nın bir tamirhanede tamir edebileceğimiz kırık bir makine gibi düşünülebileceğini varsaymak yanlıştır. Durumumuzun bu çarpık vizyonuyla onu iyileştirmekten bahsetmek imkansızdır. Daha derin bir dönüşümü, sadece yıkıcı insan doğamızı değiştirerek mümkün olabilecek gerçek bir değişimi hedeflemeliyiz.

Karşılaştığımız sorunlara verdiğimiz yanlış yanıtların bir örneği olarak, insan beslenmesindeki değişiklikler yoluyla Dünya gezegenindeki stresi ortadan kaldırmak için yapılan mevcut girişimlere bir göz atalım. Resmi verilere göre hayvansal tarım, küresel ısınmaya neden olan etmenlerden biri olarak, küresel sera gazı emisyonlarının %14,5’inden sorumludur. Ancak daha çevre dostu olduğu iddiasıyla  yapay “et” üretimi gibi yeni girişimler, doğanın doğrudan ürettiği şeylerin yerine işlenmiş ürünlerin tüketimine benzer şekilde, aslında uzun vadede daha maliyetli ve daha az faydalı olacaktır.

Başka bir deyişle, yapay çözümler üreterek, belirli diyetlerle veya uluslararası komiteler ve küresel zirveler aracılığıyla ekosistemimizi iyileştiremeyeceğiz. Sadece İnsanlar olarak birbirimizle ve çevremizle ilişki kurma şeklimize derinlemesine ve bütünsel bir yaklaşım, Dünya’yı rahatsız eden şeyleri iyileştirebilir.

Büyük işkencelerin ve çevresel felaketlerin bizi harekete geçirmesini beklememeliyiz. Bunu yaparsak, Dünya’dan yok olan dinozorlar gibi, kendimizin yok olma riskiyle karşı karşıya kalırız. Gezegenimizin ortak yuvamız olduğunun ve içinde ne olursa olsun, sonunda bizi etkileyecek sonsuz bir reaksiyonlar zincirine sahip olduğunu henüz anlayamadık. Bir gün, karşılaştığımız sorunların, kendini tatmin etmek için her şeyi elde etmek isteyen bireyci, ben merkezli, sömürücü ve dar bir vizyonla hareket eden insanın bencil doğasıyla başladığı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalacağız. Bireysel ve ulusal sınırları aşana ve küresel düşünmeye başlayana kadar, hiçbir şey bize yardımcı olmayacak. Biz insanlar, doğa durumunun, insanlar arasındaki ilişkilere ve insanın doğanın bütünlüğüne uyum sağlama isteğine bağlı olduğunu yani sadece egoist hesaplamaları dikkate almak yerine, yalnızca hayatta kalmak için gerekli olanı almak ve tüm sistemin iyi işleyişini dikkatle korumak olduğunu anlamalıyız.

İnsan ilişkileri doğada olan şeylerle nasıl bağlantılıdır? Doğada dört seviye vardır: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan. İnsan dışındaki tüm seviyeler, doğanın karşılıklılık ve denge yasalarına göre var olur. Diğer seviyelerin hiçbir konuda özgür seçimi yoktur; içgüdüsel olarak hareket ederler ve sadece hayatta kalmaları için gerekli olanı alırlar. Farklı olan sadece insan seviyesidir. Yeryüzünde yalnızca insanlar şiddet uygular ve bunu kasıtlı olarak, bilinçli olarak, bazen sadece zarar vermek uğruna yapar. Doğadan aldığımız tüm olumsuz darbeler sadece onun tepkisidir, eylemlerimizin doğal sonuçlarıdır. Basitçe söylemek gerekirse, bu felaketleri başımıza bizler getiriyoruz.

Karşılaştığımız ekolojik ve sosyal tehlikelerin kapsamlı çözümü bizim elimizde; anahtar, küresel bağa yönelik çabalarımızda yatmaktadır. Uyumlu bir insan ilişkileri sistemi kurmaya çalışırsak, tüm doğa sakinleşir. Herkese ne kadar bağımlı olduğumuzu hissetmeye başladığımızda, birbirimize kötü muamelede bulunmadan önce iki kez düşüneceğiz. Sadece karşılıklı sorumluluk vasıtasıyla, ortak evimizi kurtarmak ve tek bir çatı altında, gezegenimiz Dünya’da  güvenli ve mutlu bir şekilde yaşamak için gerekli tutumu, doğru zihin yapısını edineceğiz.

“Yeryüzünde, Dünyaya Ne Yapıyoruz?” (Linkedin)

Bu hafta, dünya, 2021 Dünya Günü’nü kutladı. Tema “Dünyamızı Yenileme” idi. Gerçekten de Dünya, insanlığın kendisine uyguladığı eziyetleri çok uzun zaman çekti. Ne yazık ki, onu şu anda ve mevcut halimizle iyileştiremiyoruz.

Bozulmuş şeyi onarırsınız ve Dünya’yı onarmaya uğraşmak, Dünya’nın bozulduğunu kabul ettiğimiz anlamına gelir. Ancak Dünya ahengini kendi bozmadı. Onu biz bozduk! Bizler Dünya’ya ve birbirimize karşı bozuk tutumumuzla, şu anda düzeltmeye çalıştığımız iddia edilen tüm zararı verdik. Bir şeyi bozan şey onu öncekinden daha hızlı ve daha yoğun bir şekilde hâlâ bozuyorsa, onu nasıl restore edebiliriz? Önce kendimizi düzeltmedikçe, Dünya’yı restore etmekle ilgili herhangi bir ifade, kasıtlı bir aldatmaca değilse de, en iyi ihtimalle boş laftır. Bu nedenle yıllardır kuruluşumuz “Dünyayı değiştirmek için insanı değiştir” sloganıyla yola çıktı.

Oxford Üniversitesi araştırma merkezi Our World in Data tarafından yakın zamanda yapılan bir araştırma, insanların gezegende baskın tür haline gelmesinden bu yana “vahşi memelilerin % 85 oranında azaldığını” ortaya çıkardı. Hayvanlara karşı da; toprağa, havaya veya suya ve Dünya’nın florasına karşı davrandığımızdan daha az kötü davranmadık. Aslında, 1986’da patlayan ve insanlar için radyoaktif bir yasak bölge oluşturan Çernobil nükleer santralinin etrafındaki vahşi yaşam, radyasyona rağmen daha önce hiç olmadığı kadar büyüdü. İzin verilmeyen bölgede yaban hayatını inceleyen araştırmacılar, yaban hayatı popülasyonundaki artıştan ve hayvanların güçlü sağlığından o kadar etkilendiler ki, insanların doğaya radyoaktif kirlilikten daha zararlı olduğu sonucuna vardılar.

Bu nedenle bizler,  kendimizi olduğumuz ben merkezli varlıklardan, birbirimizle ve doğa ile uyum ve barış içinde yaşayan, şefkatli ve bağlı bireylere dönüştürene kadar Dünya’yı restore edemeyeceğiz. Narsisizmden uzakta ve bağ, yakınlık, karşılıklı sorumluluk ve denge ile mutlu olan bir yaklaşıma doğru kendimizi eğitmeliyiz. Gerçeklik, çelişen unsurların entegre bir ağıdır ve yalnızca insanlar evrenin yegane yöneticileri olmaya çalışır.

Gerçeğin geri kalanı paylaşmayı kutlarken, biz onu küçümsüyoruz. Sadece her birimiz değil, bir bütün olarak, bir tür olarak. Yalnızca Dünya’yı değil, her şeyden önce birbirimizi sömürüyor ve tüketiyoruz. Bu nedenle, başlamamız gereken yer birbirimizle olan yer. Ancak birbirimize düşünceli davranmayı öğrendiğimizde, somut bir şekilde hissetmesek bile başkalarının iyiliğinin kendi refahımızı etkilediğini anladığımızda, başkalarının iyiliğinden ve refahından neşe duymayı öğreneceğiz. Bunu başardığımızda, nihayet mutlu olduğumuzu ve, yoksul ve eziyet çeken evimiz Dünya Gezegeni dahil her şeyin zenginleştiğini göreceğiz.

Medeniyetimizin Sonu Ne Zaman Gelecek?

Soru: Alman bilim adamları medeniyetin sonunun ne zaman olacağını merak ediyorlar? Çin İmparatorluğu ve Roma İmparatorluğu gibi medeniyetler neden çöktü? Ayrıca şu soruyu da soruyorlar: “Neden medeniyetimizin böyle bir kaderden kaçabileceğini düşünüyoruz?” Neden?

Cevap: Çökmediler; basitçe diğerlerine dönüştüler.

Yorum: Alman bilim adamları şu sonuca varmışlar: Modern toplumların zayıf noktası, sistemlerinin birbiriyle yakın bir şekilde iç içe olması ve bir yerdeki sorunların başka bir yerde anında tepkiye neden olmasıdır. Afet araştırmacıları uzun zamandır gıda gibi hayati öneme sahip ürünlerin yerel olarak üretilmesini savunuyorlar. Diyorlar ki: “Bütün sorun, bağlı olmamızdır!”

Cevabım: Alman bilim adamları ve onların diyalektiği ile gerçekten ilgilenmek istemiyorum. Sadece bir şey söyleyeceğim: nerede olduğumuzu ve hangi doğa yasalarına göre hareket etmemiz gerektiğini anlamamız gerekiyor. Doğanın kanunlarını bir şekilde kabul etmeye çalışsak veya darbelerden kaçınmak için içlerinde manevra yapsak bile, hiçbir şey bize yardımcı olmayacaktır.

Kaderimizin neye bağlı olduğunu anlamalıyız. Kaderimiz nihayetinde sadece kendimize bağlıdır. Bu, yalnızca genel doğa yasasına, yaratılışın tüm parçalarının birbiriyle mutlak bağ yasasına nasıl benzeyeceğimize bağlıdır. Amma velâkin, bu mutlak bağ insanlardan geçer ve insanlarda biter.

Cansız, bitkisel ve canlı doğa vardır ve bunların tümü dördüncü derece olan insan doğası ile de bağlantılıdır. Bu derece, bağı sağlayamaz, yalnızca kendi iyiliği için hareket eder, diğerlerini tamamlayıcı değildir. Doğanın hiçbir parçası, diğer kısımları öldüren bir şey yapamaz.

Cansız, bitkisel ve canlı doğa birbirini kullanır. Var olmak için birbirlerini tüketirler ve kullanırlar ve karşılığında başkalarını beslerler. Bu böyle yapılır. Ancak, bizler evrensel döngünün bu yasasını ihlal ediyoruz. Görünüşe göre insanlar doğanın ana zararlılarıdır.

Buna rağmen kendimizi doğanın ayrılmaz, iyi ve normal bir parçası haline nasıl getirebiliriz? Sadece bu doğayı inceler, yasalarını anlar ve onlara uyarsak. Bu, hayvansal seviyede tam olarak ihtiyaç duyduğumuz kadarını tüketmek anlamına gelir, sadece yaşamı sürdürmek için, daha fazlasını değil!

Çünkü bizim seviyemizde, vücudumuz seviyesinde bizler hayvanız. Eğer biz hayvan isek, o zaman onlar gibi davranmalıyız yani hayvansal bedenimizin gerektirdiğinden fazlasını tüketmemeliyiz. Ne daha fazla, ne eksik, sadece yeteri kadar. Bu ilk koşuldur.

İkinci koşul, etrafımızı saran doğaya hiçbir şekilde zarar vermememiz gerektiğidir. Bu, onun her seviyesi için demektir  (cansız, bitkisel ve canlı derece) insandan bahsetmeye bile gerek yok. Doğanın hiçbir yerine zarar vermemek!

Her tür gibi, sadece ihtiyacımız olanı tüketmeliyiz. Daha fazlasını değil. Daha fazla tüketirsek, bu bizim zararımıza olur. Su olmadan bir ağaç dikin, ona ne olur? Onu suda boğulacak şekilde dikin, ona ne olur? İhtiyaç duyduğu kadarına ihtiyacı vardır. Bizlerin de öyle.

Bu nedenle, çevremizdeki doğa ile aramızdaki bu içsel dengeyi bilmek ve sürdürmek, onsuz hayatta kalamayacağımız bir zorunluluktur. Bilim adamlarının ne söylediği ve bize ne tavsiye ettikleri bizim için önemli değil.

Yorum: Ama insanlar, mantığıyla akıl yürütürler. Birbirimize bağlıysak ve virüs bir yerden kaynaklanıyorsa, hemen tüm dünyaya yayılır.

Cevabım: Ne yapabilirsiniz? Diyalektiğe karşı gelemezsiniz, aramızdaki bağın sürekli gelişmekte olduğu gerçeğine karşı gelemezsiniz. Buna karşı çıkamazsınız. Sadece bu bağı insanlığa nasıl faydalı hale getirebileceğinizi bilmeniz gerekiyor. Hepsi bu.

Yorum: Bu düşünce yüzyıllarca insanların içinde yaşadı. Muhtemelen bu yüzden aşırı tüketimi yasaklayan dinler ortaya çıktı. Bu nedenle insanlığı eşitlemek isteyen diktatörlükler ortaya çıktı. Bundan hiçbir şey olmadı. Hiçbir şey.

Cevabım: Ben  kişiyi bastırmayı teklif etmiyorum. İnsanlara doğanın ayrılmaz yasasını öğretmeyi öneriyorum. O zaman kişi doğru davranacaktır çünkü doğayı iyi ya da kötü olarak ne kadar etkilediğini görecektir. Ancak bu, insanların bu küçük gezegende yaşadığımız çevreye ilişkin farkındalığına bağlıdır.

Soru: Öyleyse, şu ya da bu şekilde buna getirilecek miyiz? Çoktan yaklaştık ve buna getirileceğiz, değil mi?

Cevap: Elbette.

Soru: Baskı ile değil, barış içinde ilerlemek istiyorsak doğru eğitim ne olmalı? Bir kişiye sadece ihtiyacı olan şeyleri nasıl kullandırtabilirim?

Cevap: Sadece, tüm insanların birbirleriyle tam, doğru ve iyi bir bağ içinde bütünsel gelişimi yoluyla. Herhangi bir şiddet kullanmadan!

Buna gelmezsek, o zaman doğa bunu bize farklı bir şekilde öğretecek.

“Göçmen Krizini Çözmek – İnsani Krizi Yeniden Tanımlamak ” (Linkedin)

Fox News, yalnızca Mart ayında “Sınır yetkilileri, sınırda 172.000 göçmenle karşılaştı… bu Şubat ayına göre %71’lik bir artış ve güney sınırındaki krizin boyutunun en son göstergesi. 172.000 göçmen… 18.890 refakatsiz çocuğu içeriyordu – Şubat ayında karşılaşılan zaten yüksek olan sayıdan %100 artış ile en yüksek sayı kaydedildi.” diye bildirdi. Sınırı geçtikten sonra, bu çocukların, 250’den fazla çocuk almayacak şekilde inşa edilmiş “kafeslere” binlercesi yerleştirilerek tıkılmış durumdalar. Bu kafesler sadece aşırı kalabalık değil, aynı zamanda çaresiz çocuklara yönelik şiddet ve cinsel saldırılar için bir üreme alanı. Şimdiden, bu kafeslerden gelen hikayeler yürek parçalıyor. Tüm hesaplara göre, bu korkunç bir insani kriz ve bunun hiçbir yerde çözümü görünmüyor.

Şu anda bir insani kriz, “bir topluluğun veya büyük bir grup insanın sağlığı, güvenliği veya refahı açısından tehdit eden bir dizi olay” olarak tanımlanmaktadır. Bu tür krizleri çözmek için, çeşitli yardım kuruluşları çıkmazdan etkilenenlere maddi yardım sağlar. Bu yolla, gelecekteki krizleri engellemiyor, bunlardan etkilenen insanlara yardım etmiyoruz, sadece onları hayatta ve acı içinde tutuyoruz. Acil yiyecek, çadır ve temel tıbbi yardım sağlanması, mağdurların çektiği acılardan güç alan kuruluşlara daha fazla fon çekmek için dolaşan resimlerde iyi görünebilir, ancak sorunu çözmek için hiçbir şey yapmazlar.

Bu nedenle, bence daha maddi kısmını bile ele almadan önce krizin insani kısmını da dahil etmek için “insani krizi” yeniden tanımlamamız gerekiyor. Bu krizlerin olmasının nedeni, insanların göç etmeden önce uygun eğitimi almamasıdır. Sınırsız fırsatlar ülkesi vaat ediliyor ve sonunda kafeslere ya da mülteci kamplarına düşüyorlar ya da hiçliğin ortasında küçük bir kasabaya otobüslerden indirilip yalnız bırakılıyorlar.

Sınır, başvuru sahiplerinin gerekli kriterleri karşıladığını test ettikten sonra, bir ülkenin kabul etmek istediği kişiler dışında herkes için kapatılmalıdır. İnsanlar durumlarını iyileştirmek için yeni bir ülkeye göç etmek isterlerse, önce gerekli hazırlıkları yapmalılar: Yeni ülkenin dilini öğrenmeli, yeni ülkenin refah sistemi üzerinde bir yük haline gelmemeleri için gerekli iş becerilerini edinmeli ve gelecekteki evlerinin temel yurttaşlığı hakkında bilgi edinmeli.

İnsanların sınıra aktığı mevcut durum bir felaket göstergesidir. Bu zaten oluyor ama çok daha kötüye gidecek! Basit bir deyişle, bu bir intihar politikasıdır. Devam ederse, eğitimli ve zengin olanların daha sürdürülebilir toplumlara “yerleştikleri” ters yönde göçü görmeye başlayacağız. Göçmenlerin Amerika Birleşik Devletleri’ne akması demokrasinin temellerini sarsıyor. Onların çökmesi ve Amerika’nın zirveden en alt noktaya düşmesi uzun sürmeyecek.

Yine de, bu senaryo gerçekleşmediği sürece, bundan kaçınmak mümkündür. Kararlılık gerektirir, bu güçlü ulusun başka hangi seçeneği olduğunu anlamıyorum.

Dünyada Hiç Barış Olacak Mı?

Soru: Şu anda birçok insan Üçüncü Dünya Savaşının çoktan başladığına inanıyor.  Fütürologlardan Papa’ya kadar herkes bu konu hakkında açıkça konuşuyor.  Birçoğu bu savaşın bölümler halinde gerçekleştiğini kabul ediyor.  Henüz büyük resimde görünmedi, ancak birçok düzlemde zaten devam ediyor.

Virüsün insanlığa getirdiği sonuçlar, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının sonuçlarıyla karşılaştırılabildiğinden, Üçüncü Dünya Savaşı’nın Koronavirüs’e karşı bir savaş olduğuna dair daha da egzotik bir görüş var.

Üçüncü Dünya Savaşı’nın bizi gerçekten beklediğini düşünüyor musunuz?

Cevap: Maalesef, olabileceğini düşünüyorum.  Bunun olup olmayacağı değil, bunun hakkında konuşmak istemiyorum.  Ama olabileceği gerçeği bulunuyor.

Gerçek şu ki, insanlık sürekli bir rekabet içinde, birbirleriyle rekabet henüz bir dünya savaşı değil.  Bir dünya savaşı, insanları yok ederek birbirimizi yenmek istediğimiz zamandır.  En azından şimdilik bunu görmüyoruz.

Ayrıca virüsten bir silah olarak bahsetmek de imkansız.  Biz onda herhangi bir yön göremiyoruz.  Bunu Çinlilere veya başka birine atfetmeye gerek yok.  Doğal olarak pek çok fikir, plan var ama bu bir savaş değil.

Üçüncü Dünya Savaşı, süper güçlerin devasa nükleer güçlerinin harekete geçirileceği bir nükleer savaş anlamına gelir.  Bunun olacağını düşünmek istemiyorum ama mümkün.

Soru: Dünyada hiç barış olacak mı?

Cevap: Bir gün olacak.  Bir gün, insanlara başka bir yol olmadığını fark ettirerek ve herkesi egoizmin üzerine çıkararak veya büyük bir ıstırap yüzünden, az sayıda insan Dünya’da kalacak ve gelişimlerine tamamen farklı bir seviyede, tam bir karşılıklı yardımlaşma, karşılıklı ihsan etme ve karşılıklı bağ içinde yeniden başlamaktan başka çarelerinin olmadığını anlayacaklar.

Her Dakika Hakkında Düşünmeniz Gereken Şeyler

Soru: Bir öğrenci şunu yazmış: ” YouTube’da “Utancın üstesinden nasıl gelinir?” adlı videoyu izledim. Lütfen bana söyleyin, ne yapmalıyım? Koronavirüs nedeniyle işimi kaybettim ve bankalara çok büyük borçlarım var; kiralık bir dairem ve küçük bir çocuğum var. İçimdeki insanı nasıl kaybetmem? Stres, depresyon, panik atak ve uykusuzlukla, geçici zor bir yaşam koşuluyla nasıl başa çıkılır? Siz benim ruh halimi doğru bir şekilde tanımladınız.”

Cevap: Beyninizi ve sinirlerinizi kapatmanızı, kesinlikle mekanik, rasyonel bir şekilde davranmanızı tavsiye ederim. Bugün hayatın benden talep ettiği şeyi, yarından sonraki gün ve hatta belki yarın ne olacağına dikkat etmeden yapmalıyım. Önemli olan bugün! Beni doğru bir şekilde anlayın ve o zaman dünyamızın nasıl gerçekleşmesi gerektiğini anlayacaksınız.

Yarını veya yarından sonraki günü düşünmemeliyiz, büyük değişiklikler için plan yapmamalıyız. Kendimize ve sevdiklerimize her an nasıl faydalı olabileceğimizi düşünmeliyiz ve eğer gelecek dünyayı doğru bir şekilde anlarsak, belki bir şekilde bunu başkalarıyla paylaşabiliriz.

Aşırı makul ve felsefi uydurmalar olmadan, onu mümkün olduğunca basit tutun.

Ve bir parkta olduğu gibi, güvenle yürüyebileceğiniz böyle yeni bir yol göreceksiniz ve kimse sizi rahatsız etmeyecek. Ve eğer size göründüğü gibi, sizi rahatsız ederlerse, bu yolu daha derinlemesine araştırın. Her şeyin nasıl çözüleceğini ve basit yaşamınız için yer açacağını göreceksiniz. Ve böylece tüm bu sorunlardan kurtulacaksınız.

Asıl mesele, bizim zamanımızda, bu pandemide, karmaşıksız yaşamaktır. Ve bu tutum sizi en akıllıca düşüncelere ve eylemlere götürecektir.

“Eğer Düşüncelerimiz Yanlışsa Dünya Asla Düzelmeyecek” (Linkedin)

Tüm enerji üretimini yenilenebilir hale getirsek, plastikleri yok etsek, silah üretimini durdursak ve mevcut tüm silahları yok etsek bile, dünyamız daha sağlıklı, daha temiz, daha güvenli veya başka bir şekilde daha iyi olmayacaktır. Hayatlarımızı alt üst etmenin, tüm canlılara ve özellikle de kendimize acı çektirmenin başka yollarını bulacağız. Dünyada yanlış olan her şeyi düzeltsek bile, tüm ıstıraplarımızı;  birbirimizle ilgili kötü düşüncelerimizi, üreten fabrikayı kapatana kadar, yeni, daha kötü yanlışlar yaratacağız.

Neyi denemedik? Yenilenebilir enerji? Yapıldı! Elektrikli arabalar? Yapıldı! Vegan buluşması? Yapıldı! (Vegan buluşması bir tezat olsa da). Nükleer silahların yasaklanması mı? Yapıldı! Ama bunların hiçbiri dünyanın olumsuz yörüngesini değiştirmeye başlamadı bile. Daha fazla kirlilik yaratıyor, daha fazla hayvan öldürüyor ve insanlar için daha fazla orman kesiyoruz, daha fazla silah üretiyoruz ve nükleer tehdit hala kafamızın üzerinde dolaşıyor. Kısacası, tüm anlaşmalarımız ve ilerlemelerimiz ile herhangi bir şeyi çözmeye dahi başlamadık. Doğru sebep için yapmadığımız sürece de asla olmayacak: bencil kazançlar için değil, herkesin hayatını daha iyi hale getirmek için.

Her şeyi hâkimiyet ve kontrole ulaşmak için yaptığımızda, iyi sonuçlar bekleyemeyiz. Birbirimiz hakkındaki olumsuz düşüncelerimiz, yaptığımız her iyi şeyi, sahip olduğumuz her soylu fikri ve söylediğimiz her olumlu sözü, dünyanın onlarsız daha iyi olacağı zararlı faaliyetlere dönüştürür. Dünyadaki yanlışları düzeltmek için önce düşüncelerimizi düzeltmeliyiz, o zaman her şey yoluna girecektir.

Aslında, düşüncelerimizi ve kesinlikle birbirimize karşı olan kötü niyetimizi kontrol edemiyor olsak bile, onların bu dünyada kötü olanın kökü olduğunu bilmek, işleri iyileştirmeye başlamak için yeterlidir. Yol boyunca olumsuz düşüncelerimizi ve kötü niyetimizi nasıl değiştireceğimizi öğreneceğiz, ancak önce bunu uygulamaya başlamalıyız. Pratik yapmanın mükemmel hale getirdiğini biliyoruz, bu nedenle şu anda sonuçlar hakkında değil, iyi niyet uygulamak, kalplerimizde yakınlık yaratmak, yabancılara karşı veya en azından iyi dileklerde bulunmadığımız çevremizdeki insanlara karşı endişelenmemiz gerekiyor.

Başka hiçbir şey için endişelenmemize gerek yok. Kabala’da her şeyin düşüncede incelendiğine dair bir söz vardır. Bu, iyi düşünceleriniz varsa, yaptığınız her şeyin iyi olacağı anlamına gelir. Birbirimize yakın hissedersek, başkalarını sömürmeyiz, büyüklük taslamayız, küçümsemeyiz veya başka şekilde kötü davranmayız. Bu tek başına hayatlarımızı radikalleştirecek ve bizi başkalarıyla rahat, kendinden emin ve mutlu hissettirecektir.

Sonuç olarak, sadece kendimizi iyi hissetmek veya başkalarından üstün hissetmek için lüzumsuz şeyler tüketmemize gerek kalmayacak ve birbirimize yakın hissedeceğimiz için, kendimizi silahlandırmamıza veya korumamıza gerek kalmayacaktır. Yeni ilişkilerimizin bir sonucu olarak tüm toplum değişecektir ve bizler aşırı tüketimi durduracağız, kirlilik düşecek, silahlanma yarışları sona erecektir ve bugün sahip olduğumuz çözülemeyen sayısız sorun, çevremizdeki muhalif dünyanın duvarlarını yükseltmemize gerek kalmadığından, kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Bu nedenle, hayatın kolay ve keyifli olduğu iyi bir dünyada yaşamak istiyorsak, sadece birbirimiz hakkında düşünme şeklimizi olumsuzdan olumluya değiştirerek pratik yapmalıyız.

21’inci Yüzyıl: Sorunun Kökenine Bakmak

Soru: Yuval Noah Harari’nin “21. Yüzyıl İçin 21 Ders” adlı kitabı, insanlığın önümüzdeki yıllarda karşılaşacağı zorluklardan bahsediyor.

Ki onları kitlesel işsizlik, teknolojik, politik ve çevresel zorluklar, nükleer silahlar, değerlerin değişimi, inançsızlık çağı veya yeni-hakikat çağı, kitlesel savaşlar, eğitimde bir değişiklik ve gelecekte sürekli yönelim bozukluğu olarak tanımlıyor.

Yazar, dünyanın yakın zamana kadar üzerinde tutunduğu eski inançların çoktan çöktüğüne, ancak bunların yerini alacak hiçbir şeyin gelmediğine inanıyor. Nereye taşınacağımızı, ne yapacağımızı, hangi becerileri edineceğimizi anlamıyoruz. Bu nereye götürebilir?

Cevap: Bu zorlukları insanlık için doğrudan bir tehdit olarak görmüyorum çünkü insanlık daha ciddi bir ortak hedefle karşı karşıya: bizi sürekli yok eden doğamızın üzerine çıkmak.

20.yüzyılda her türlü teknik ve teknolojik devrimi ve iki dünya savaşını yaşadık ama bu bizi kurtarmıyor. Bilgisayarlaşma ve teknolojik atılımlara ulaştık, ancak bu bile bizim için zararlı. Egoizmimizin sadece insanlığı öldürdüğünü, yeni seçkinler yetiştirdiğini ve onların bir hidra gibi etraflarındaki her şeyi yuttuklarını görüyoruz.

Bu nedenle, sorunun kökenine bakmalıyız. Sosyal, politik, ne olursa olsun değiştirebiliriz, teknolojileri binlerce kez değiştirebiliriz ama bir tür “her derde deva” ilaç için belirli bir umuttan sonra, kendimizi yine kaybedenler olarak buluruz çünkü bir “yılan” gibi egoizmimiz her şeyi ele geçirir ve bize hiçbir şey bırakmaz.

Bu nedenle, herhangi bir alandaki tüm teknolojiler ve ilerlemeler, gelişimimizde bizi hala hayal kırıklığına uğratacaktır. İnsanlığı, gelişimimizin meyvelerine layık, mutlu edebilecekmişiz gibi görünüyordu, ama tam tersine, kendisinin daha derine düştüğünü hissettiğini, haksız bir şekilde ülkelere, uluslara ve sınıflara böldüğünü görüyoruz. Sonuç olarak, kendimizi yine büyük bir hayal kırıklığının karşısında buluyoruz.

Bu nedenle, ana hedefimizi, insanın egoist doğasını almalı ve bunu nasıl düzeltebileceğimize bakmalıyız. Bu olmadan, talihsizliklerimizin tüm kaynakları veya nedenleri hiçbir şeye yol açmayacaktır. Tam olarak köke bakmamız gerekmektedir.

Twitter’da Düşüncelerim / 18 Mart 2021

Fukushima nükleer santralindeki trajedinin üzerinden 10 yıl geçti. Ancak insanlık trajedilerden ders almaz. Sadece darbelerden öğrenir. İnsanlığın savaş zamanlarında, felaketlerde ve tsunamilerde aldığı tüm darbeler olumsuz gelişmeyi hızlandırdı.

Hatalı bir yol izlemeye devam ediyoruz.

Daha fazla çeşitlilikte gereksiz ürünler üretmek istediğimiz için daha fazla enerjiye ihtiyacımız var. Doğru hesaplama yaparak fazlalıklardan tasarruf etmiş olurduk. Ancak ego bunu yapmamıza izin vermeyecektir.

Bir yıl içinde öleceğimizi bilmek, davranışlarımızı değiştirmemize yardımcı olmaz. Şu anın tadını çıkarıyorum – ve bu kadar yeter!

“Yeşil” projeleri hayata geçirerek doğayı koruduğumuzdan eminiz. Ancak, düzeltmemiz gereken küresel doğa değildir – daha ziyade kişiyi düzeltmeliyiz. Doğanın tamamı bütünseldir ve tüm derecelerde birbirine bağlıdır.

Herhangi bir trajediden çıkmanın birincil yolu, ilişkilerimizdeki kötülüğün farkına varmak olmalıdır.

İnsan en yüksek gelişim düzeyinde var olur. Diğer insanlarla ilişkilerini düzeltmeye başladığında, diğer dereceler – duran, bitkisel, hayvansal anında dengeye girecektir. Dünya sakinleşecek ve mükemmel ve bütün olacak.