Category Archives: Çocuk

“Okulda Öğretilmesi Gereken, Hâlihazırda Öğretilmeyen Tek Şey Nedir?” (Quora)

Tüm öğrenciler arasında dostça bağlar kurmak için arkadaşlığa daha fazla vurgu yapılmalıdır.

Mutlu ve kendine güvenen bireylerden oluşan destekleyici bir toplum oluşturmak için çoğunlukla öğrencileri nasıl olumlu bir şekilde bağ kurduracağımıza odaklanmalıyız.  Nihayetinde insanlar, hayattaki mutluluklarının ve başarılarının birbirlerine ne ölçüde olumlu bir şekilde bağ kurduklarına bağlı olduğunu düşünerek okuldan ayrılmalıdırlar.

Okulların öğrencilere yönelik amacı öğrencilerden mutlu, kendine güvenen ve başarılı insanlar yetiştirmek haricinde meslek odaklı olmamalıdır.

Öğrenciler sürekli olarak bir dizi egoist ilişkiyi sürdürmek zorunda kalırlarsa, ki burada her biri başkalarının pahasına kişisel faydayı en üst düzeye çıkarmaya çalışırsa, o zaman hayatta asla gerçekten mutlu, kendine güvenli veya başarılı olamazlar.

Ayrıca, Daha önce hiç olmadığı kadar küresel olarak birbirine bağlı ve birbirine bağımlı zamanlara doğru ilerlerken, bugünün neslinin diğerlerinden farklı olduğunu anlamamız gerekiyor, aynı şekilde, mutluluğumuzu, başarımızı ve güvenimizi günümüze uygun bir şekilde güvence altına almak için böylesi birbirine bağlılığı ve karşılıklı bağımlılığı olumlu bir şekilde nasıl gerçekleştireceğimizi öğrenmeliyiz. Şu anda öncelikli olarak ele aldığımız meslekler ikinci sırada yeniden önceliklendirilmeli ve ilk sırada olumlu insan bağlarına verilmelidir.

Öğrenciler okula gittiklerinde kendilerini rahat hissetmeli ve hatta diğer öğrencilerle bağ kurmaya istekli olmalı ve öğrenciler arasında hiçbir korku veya eleştiri olmamalıdır. Öğrencilerin bağlarını geliştirmek amacıyla böylesine olumlu ve destekleyici bir atmosfer oluşturmak için, öğretmenlerin her şeyden önce, birlik ve karşılıklı saygı değerlerinin önderlik ettiği bir toplumun yaratılmasına katılım yoluyla öğrencilerin mutluluk, güven, güvenlik, denge ve refah dolu bir hayat hissetmeleri için birbirleriyle ve öğrencilerle olumlu ilişki kurmayı öğrendikleri bağ zenginleştirme sürecinden geçmeleri gerekiyor.

“Ebeveynlerin Çocuklarına Vermeleri Gereken En Önemli Örnek Nedir?” (Quora)


Ebeveynlerin çocuklarına vermesi gereken en önemli örnek, topluma karşı doğru tutumdur yani başkalarıyla olumlu ilişki kurmak, başkalarının ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmak, insanlara nasıl fayda sağlayacağını düşünmek ve genel olarak, iyi bağlantılı bir toplumun yaratılmasına katılmak.

Bu amaçla, ebeveynlerin çocuklarını etkileyen her şeyi eleştirel bir şekilde incelemeleri gerekir. Özellikle bu, çocukların internette, televizyonda, kitaplarda ve her türlü medyada karşılaştıkları materyalleri titizlikle incelemek anlamına gelir.

Çocukların çeşitli medyaları izlemesini ve öğrenmesini kısıtlama arzumuz yok, ancak mutlu, kendine güvenen, başarılı, güvenli ve destekleyici insanlardan oluşan bir toplum yaratmayı teşvik etmemiz için, onların etkilerini eğitim perspektifinden incelemeliyiz. :

Karşılaştıkları materyal, onları birbirlerine ne ölçüde olumlu bir şekilde bağlarlar?

Ne kadar bağ kurma ilmini içerir ve insan toplumu için daha iyi ve daha uyumlu bir geleceğe giden yolu açar?

Çocukların kullandığı materyalden tüm şiddet, korku ve işkenceyi ortadan kaldırmak gerekir. Çocuklar taklit ve örneklerden öğrenirler ve bu tür materyaller onlara çok kötü örnekler verir ve çocuklara zihinsel ve duygusal gelişimlerinde ve ayrıca diğer insanlarla ilişkilerinde uzun süreli olumsuz etkileri olabilecek her türlü bozukluğu ekler.

Çocuk yetiştirmenin ve genel olarak eğitimin temel amacı, kelimenin tam anlamıyla insan yaratmak olmalıdır: tüm bölünme biçimlerinin üzerinde pozitif olarak bağ kurmayı amaçlayan ve diğer insanlarla ve doğayla yapıcı bir şekilde ilişki kuran bir toplum.

Bu nedenle, tek endişemiz, çocukları pozitif bir şekilde birbirine, destekleyici ve barışçıl bir toplum inşa etmeleri için yönlendirerek mutlu, kendine güvenen, başarılı ve güvenli insanlar olmaları için yetiştiren yeni bir tür eğitim sistemi oluşturmak olmalıdır.

Bir Çocuğu Lider Haline Getirmek

Yorum: Videolarınızdan biri, çocukların yıldızlara dönüşüp lider olmalarıyla ilgiliydi. Sahnede nasıl yükseldikleri ve şarkı söyleme ya da dans etme konusunda en iyisi haline geldiler. Bu klipte sevgiden, yakınlaşmaktan ve rekabetin gerçekte ne olması gerektiğinden bahsettiniz.

Sonra size gelen şu mektubu aldık: “Sağlıklı rekabet başarıya, liderliğe ve iyi sonuçlara götürür. Tembel olmak asla iyi bir şey değildir. Sevgi, yakınlık ve empati yanlış ideallerdir. Daha iyi olmak istiyorum, öyleyse olmalıyım; daha başarılı olmak istiyorum, öyleyse olacağım. Kazanmak, kendine ve hayata güven verir ve daha fazla başarıya götürür.

Eğer liderlik becerilerine sahip olmasaydı veya kazanan olma eğilimi olmasaydı, Bay Laitman’ın şu an olduğu gibi ortaya çıkacağından şüpheliyim. Numara yapmayı kesin! Yalnızca bir ot kendi kendine büyür. Bir hasat yetiştirmek ve yabani otları yenmek zorundayız. Yalnızca liderlik yoluyla, yalnızca kazanarak başarılı olabiliriz: Bu, en güçlü olanın hayatta kalmasıdır.”

Benim Cevabım: Söylediği şey doğru! Ama yabani otlar arasında bunların hepsi iyidir. Sonunda bir adam diğerlerine değil, kendisine galip gelmek zorunda kalır. İçsel benliğini ve dışarıdan onun aksine davranması gerektiğini görmesi gerekir. Bunu söylediğimde demek istediğim bu, insanlardan yabani ot olarak bahsetmiyorum.

Soru: Kimin en iyi sese sahip olduğu veya kimin en iyi dansçı olduğu konusunda çocuklar arasındaki rekabet durumu ne olacak?

Cevap: Sonuçta, bunda iyi bir şey yoktur. Hiçbir şey! Bir çocuğu daha iyi, daha yüksek ve daha güçlü olması; kazanması ve zaferden memnun kalması için eğitiyorsunuz. Ancak sonunda, kişiyi hayatta kazanan yapanın, bu olmadığını anlıyorsunuz.

Soru: Yani lider olmak için büyümüyorlar mı?

Cevap: Hayır. Sadece kişinin kendine karşı bireysel bir zaferi, işte kazanan olması gereken yer burasıdır.

Soru: Başka bir deyişle, modern dünya bu kavramlar üzerine kuruludur, bunu ret mi ediyorsunuz?

Cevap: Kesinlikle. Sanırım beni işiten, yazdıklarımı okuyan herkesin, modern dünyayı değiştirmek için, onu olduğu gibi kabul ettiğimi anladığını düşünüyorum.

Genç Yeteneklerin Trajedisi

Soru:  Erken çocukluktan itibaren, “En iyisi kim?” gibi sorular dikkatimizi çekmeye başlar. Yetişkin bir ünlünün, ne kadar zeki olduğunu, ne kadar iyi çaldığını veya ne kadar güzel konuştuğunu göstermesi gereken üç yaşındaki küçük bir çocukla konuştuğu birçok TV programı var. Çocuklar şarkı söylüyor ve perde arkasında duran anne babalar gözyaşlarına boğuluyor.

Rekabet etme ve kazanma felsefesine uyuyorlar, hayatı tam, canlı ve anlamlı hale getiriyorlar; bu genç yaşta başlıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Buna şiddetle karşıyım. Sonuçta, hiçbir şey aramızdaki bağa yönelik doğru tutum dışında mutlu geleceğimizi garanti edemez. Keşke bu yarışmalar, birbirine yakınlaşmanın insanları nasıl yücelttiğini, daha iyi ve saf hale getirdiğini ve ne kadar mutluluk getirdiğini göstermek için yapılsaydı!

Ne söylerseniz söyleyin, Sovyetler Birliği’nde bazı iyi karakter oluşturma örnekleri vardı. İnsanlarda karşılıklı yardım, bağ ve destek geliştirmek iyidir. İnsanın egosuna, doğamıza tamamen zıt olsa da, bir çocuğu sürekli olarak yönlendirmemiz gereken yer burasıdır.

Hala çeteler, tecavüzcüler, katiller vb. olmasına rağmen, Rusya, nezaket, karşılıklı yardımlaşma, sevgi ve özveriliğin erdemlerini yaymada bu yönlerden tüm gezegenin önündeydi.

Yorum: Bununla birlikte, genç yaşta gruba liderlik eden Robertino Loretti gibi şarkı söyleyen bu genç yeteneklerin hayatlarının sadece Sovyetler Birliği’nde değil, tüm dünyada çok zor kaderleri olduğunu söylemeliyim.

Cevabım: Pekala, onlara çok şey vaat edildi! Geleceklerini hayal ettikleri şey! Onlar sadece çocuk, tüm bunların nasıl sona ereceğini ve sonrasında nasıl olacağını anlamıyorlar. Sesleri kaybolduğunda ve artık popüler olmadıklarında, dinleyici artık onlara bir tür idol olarak tapmaz, hepsi bu!

Yorum: Sadece birkaçının iyi bir kaderi var. Bu genç yeteneklerin geri kalanı bu yangında tüketilmektedir.

Cevabım: Aynen. Ve daha kötüsü, çocuğun egosunu güçlendirmeyi bitirirsiniz. Bu, onun yeteneğiyle hayatının ilerleyen dönemlerinde başarılı olup olamayacağıyla ilgili değildir. Sorun, eskiden başkalarından aldığı karşılığı artık almamasıdır.

O, her seferinde milyonlarca kez daha fazlasını alacağına inandığı noktaya kadar geldi. Aniden her şey azalmaya başlar ve zavallı çocuk nereye döneceğini veya ne yapacağını bilemez.

Yorum: Tüm bunları, çocuklarını büyük bir sevinçle bu sahnelere çıkaran ebeveynlere iletmeyi çok isterim.

Cevabım: Artık popüler olmadıklarında, yetenekleri gereken karşılığı almadığında, alkışsız bırakıldığında bu çocukların her birini bekleyen trajediyi bilmiyorsunuz.

Soru: Tüm bunlardan ne gibi sonuçlar çıkarabiliriz? Bu şovların farklı bir türle değiştirilmesi mi gerekir?

Cevap: Elbette. Onları başkalarına verme konusunda var olmaya dönüştürün. Kişi, herhangi bir olası geri dönüş olmadan kendisinden giderek daha fazlasını talep ederken, bizler yalnızca ihsan etme yoluyla daha yüksek koşullar bulabiliriz.

Yorum: Bu harika olurdu!

Cevabım: Bunu göstermek mümkündür. Bizler bunu daha fazla geliştirebiliriz. Onu yükseltebiliriz. Kişinin ondan çıkaracağı şey daha az önemlidir. En azından bu örnekler kalacaktır. Yoksa  kişi hiçbir şey bırakmayacaktı.

Soru: Öyleyse böyle bir sinematik illüzyonun devam etmesini destekliyor musunuz?

Cevap: Evet, tabii ki.

Yorum: Ama şimdi “realite televizyonu” var. Hayat ve gerçek hakkında!

Cevabım: Bu egoistik gerçektir. Hâlâ yalandır. Sınırlıdır. Trajedilere yol açar. Ama burada değil. Size gerçek gösterilir ve doğanızla bu gerçeği tam olarak uygulayamayacağınızı anlamaya başlıyorsınız. Gördüğünüz şey ideallerdir. Ve bu idealler gereklidir.

Yorum: Yani gerçeğin çirkin tarafının gösterilmesine, çöpü “realite TV” bayrağı altında dışarı atmaya karşı mısınız?

Cevabım: Hayır. Bu, asla kişiyi doğru yöne hedeflemez. Sonuçta, kişi egoisttir.  Aksine, onunla çocuklarımıza yaptığımız gibi oynamalıyız.

Soru: Böylece o kişi, bu idealist, güzel örneklerle oynayarak mı büyür?

Cevap: Evet. Bu tıpkı çocuklu bir oyun gibidir, tüm insanlığın içinden yetişkinler nasıl yapılır! Tüm insanlık çocuktur! Öyleyse neden onlarla kendi çocuklarınıza yaptığınız gibi davranmıyorsunuz?

Çocuklara Mutlu Olmayı Nasıl Öğretebiliriz?

Soru: Çocuklara mutlu olmayı nasıl öğretebiliriz? Ve onlara Kabala ile ilgili bir şeyler öğretmeye değer mi?

Cevap: Doğal olarak çocuklara mutlu olmayı öğretmek istiyoruz ve onlara öğretebiliriz. Bir çocuğa: “Zorba olma, başkalarına vurma, kibar ol, terbiyeli ol,” vb. şeyler deriz çünkü bu şekilde onun daha iyi koşulları garanti altına alındığını biliriz.

Çocuklarımızı, onlara bağ kurma yöntemini öğretebileceğimiz yaşa gelene kadar, bu şekilde eğitmeliyiz. Ve sonra kesinlikle iyi bir yaşam için garantileri olacaktır.

Başarılı Ebeveynlerin Sekiz İlkesi, 2. Bölüm

Yorum: Beşinci rol “filozof” dur. Ebeveynler, yaşam hakkında derin sorular sorarak ve onlara cevap vererek çocuklarının bir amaç bulmasına yardımcı olurlar. Bir ebeveynin böyle bir filozof olmasının doğru olduğunu düşünüyor musunuz?

Cevabım: Çocukta, çocuğu düşündüren ve bir şekilde cevap vermeye çalıştığı, bu tür soruları uyandırmak gereklidir.

Soru: Bir çocukta hangi soruları uyandırırdınız?

Cevap: Bu çocuğun yaşına ve karakterine bağlıdır. Kolay değildir.

Elbette, evrenin temeli hakkında, yaşam hakkında, bizi çevreleyen doğa hakkında sorular.

Soru: Bir çocuğa “Ne için doğdum? Hayatın anlamı nedir? ” gibi sorular sorabilir miyiz? Yoksa onun için çok mu erken ve bunu yapmamalı mıyız?

Cevap: Bilmiyorum. Bu çok dikkatli yapılmalıdır. Tavsiye etmek istemiyorum.

Prensip olarak, çocuklar, bu sorulara çocuklukta sahiptirler. Sonra unuturlar. “Ne için yaşıyorum, nereden geliyorum, ne içinim, neyim?” ve bunun gibi. Bu hala hormon öncesi bir gelişmedir. Sonra hormonlar devreye girmeye başlar ve her şey bununla biter.

Yorum: Altıncı rol “model” dir. Bu ebeveynler kendileri için önemli değerleri tanımlar ve bunları çocuklarına aşılar.

Cevabım: Ben bu konuda emin değilim. Annemle babamın değerleri beni bir müzisyen yapmaktı. Tabii ki korkunçtu. Bunu hiç anlamadım ve anlayamadım. Kendi kendime mekanik olarak çalışmaktan, günde beş altı saat notaları çalmaktan ve bunun gibi daha pek çok şeyden hoşlanmadım. Bu monotonluk beni öldürdü. Dayanamadım ve kurtulmak için elimden gelen her şeyi yaptım.

Soru: Genel olarak, ebeveynlerin kendileri için önemli değerleri belirlemesi ve çocuklarına aşılaması doğru mu?

Cevap: İşte böyle sonuçlanıyor! Yapabileceğiniz hiçbir şey yok.

Soru: Bu, ana şeyin ebeveynleri eğitmek olduğu anlamına mı gelir, böylece onlara doğru değerler aşılanır mı? Ve sonra çocuklar onları takip edecekler.

Cevap: Evet, bu doğru!

Soru: Sekizinci rol “GPS navigasyon sesi” dir. Bu tür ebeveynlerin sesi, evden ayrıldıktan sonra bile çocuğun kafasında duyulmaya devam eder. Bunun hakkında ne düşünüyorsun?

Cevap: Doğru. Bu kalır ve bu çok önemlidir. Yine de, bu sadece bir kılavuzdur. Bu nedenle, ebeveynlerin sahip oldukları ve çocuklarına aşılamak istedikleri değerleri kontrol etmesi gerekir.

Soru: Başka bir deyişle, bu “kılavuzu” kontrol etmemiz gerekiyor mu?

Cevap: Evet. Bu, bugün bir sorundur.

Soru: Bu değerler temelde tamamen egoist mi?

Cevap: Elbette. Ebeveynleri eğitmemiz gerekiyor. Tüm bu değerleri alın ve ebeveynlere aşılayın ve bununla kendilerini eğitmelerine izin verin.

Başarılı Ebeveynlerin Sekiz İlkesi, 1. Bölüm

Soru: Harvard Kennedy Okulu Profesörü Ronald Ferguson, başarılı çocuklar yetiştirmeyle ilgili “Formül: Son Derece Başarılı Çocuklar Yetiştirmenin Sırlarını Çözmek” adlı kitabın ortak yazarlığını yaptı. O ve ortak yazar olan gazeteci Tatsha Robertson “İyi Ebeveynlerin 8 Rolü” nü sunuyor.

İlk rol, “erken öğrenme arkadaşı” dır. Ebeveyn, çocuk okula başlamadan önce bile öğrenmeyi ve yaparak öğrenmeyi ve problem çözmeyi eğlenceli hale getirmeye, çocuğun ilgisini çekmeye çalışır.

Bir çocuğun öğrenme arkadaşı olmak ne demektir?

Cevap:  Bir ebeveyn konuştuğunda, çocuğa önceden bu hisleri, bu ilişkileri tanıtır ve açıklar.

Soru: Aynı zamanda çocuğu sınıf birincisi olmaya teşvik eder mi?

Cevap: Hayır. Konu rekabet değil, doğru tavırla ilgilidir.

Soru: Nasıl bir tavır olmalı?

Cevap: Bir çocuğa bilginin çekiciliğini aşılamak.

Yorum: İkinci role “uçuş mühendisi” denir. Bu, çocuğun çevresini kontrol eden ve bir şeyler ters gittiğinde müdahale eden bir ebeveyndir.

Cevabım: Bu doğaldır. Çevre, kişiyi ve onun gelişimini belirler.

Soru: Bir sorun varsa, ebeveyn devreye girip çocuğu farklı bir ortama taşıyabilir mi?

Cevap: Kesinlikle!

Soru: Bu zorlama değil midir?

Cevap: Hayır. Bu, yukarıdan yapılması gereken bir ayarlamadır.

Soru: Ya çocuk orayı seviyorsa?

Cevap: Ne sevdiği önemli değil.

Soru: Bu boyutta mı? Neredeyse zorla mı? Tek kelimeyle onu başka bir okula mı götürüyorsunuz?

Cevap: Evet.

Soru: Çocuğu nasıl bir ortama götürmeliyim?

Cevap: Çocuğun gelişmesine yardımcı olan ve onu sınırlamayan ya da önünde yanlış idealler oluşturmayan bir ortama.

Soru: Doğru ortam ideali ne olmalıdır?

Cevap: Ücretsiz, kapsamlı şekilde geliştirilmiş, arkadaş canlısı, hiçbir şekilde kısıtlanmamış.

Soru: Bir ortamda olması gereken bu mu? Buna öğretmenler, sınıflar ve arkadaşlar dahil mi?

Cevap: Elbette, her şey.

Yorum: Üçüncü rol “iş bitirici” dir. Bir ebeveyn, çocuğunun başarılı olmak için gereken her şeye sahip olmasını ve çocuğun hayatını iyileştirme fırsatının kaybolmamasını sağlar.

Cevabım: Bunu yapmak için, önce ebeveyni eğitmeniz gerekiyor.

Soru: Bir çocuğun hayatını iyileştirmek için ana imkanlar nelerdir?

Cevap: Toplum, çevredir. Başka bir şey değil.

Yorum: Dördüncü rol “İfşa eden/ortaya çıkaran” dır. Ebeveyn-ifşa eden, onlara dünyayı ve onlara sunulan fırsatları göstererek, çocuğun dünya görüşünü genişletir ve onları müzelere, kütüphanelere ve sergilere götürür.

Cevabım: Doğru. Ben o şekilde yetiştirildim. Babam beni her zaman sinemaya götürürdü. O büyük bir film hayranıydı. Sadece sanatçılar, müzisyenler ve harika insanlarla ilgili filmlerin olduğu bir sinema salonumuz vardı. Bütün bu filmlere haftada bir gittik.

Soru: Bu, dünyaya bakış açınızı genişletti mi?

Cevap: Elbette! O zamandan beri, büyük sanatçılar, müzisyenler ve sanat insanları ile ilgili böyle filmleri görmedim.

Kısa Eğitim Ansiklopedisi, Bölüm 2

Soru: Bebek bekleyen ebeveynler, hamilelik süresince nasıl davranmalıdır?

Cevap: Birbirimize karşı saygılı olmalıyız, özellikle kadına. Ve hamilelik sırasında bir kadının iyi düşüncelere sahip olmasına, müzik dinleyip, kitap okumasına gayret edin. Genel olarak, onu olumlu ve daha yüksek duygular ve bilgi ile etkilemek için. Bütün bunlar çocuğu çok etkiliyor.

Soru: Ne tür müzik seçerdiniz?

Cevap: Ben şahsen klasik müziği destekliyorum çünkü en doğru, en eksiksiz olanı. Elbette ağır değil ama yumuşak klasikler.

Soru: Hamilelik sırasında bir kadın ne düşünmelidir?

Cevap: Tora’da bununla ilgili olarak bir kadının sadece içinde olanı, gebe kalınan ve büyümekte olan kişi hakkında düşündüğü yazılıdır. Sadece onun hakkında. Doğa bunu zaten öngörmüştür, yani müdahale etmeye gerek yoktur.

Soru: Hamileliğin en kritik zamanı nedir?

Cevap: Kural olarak, ilk birkaç ay. O zaman çocuğun temeli atılır.

Soru: Çocuk ne zaman anneye teslim edilmelidir?

Cevap: Çocuğu hemen annesine bağlı olduğunu hissetmesi için anneye vermelisiniz.

Soru: Bu ona daha fazla güvenlik mi sağlar?

Cevap: Hem çocuğa hem de anneye. Bir bağ olmalıdır. Bu çok önemlidir.

Soru: Anne sütü bebeğin büyümesi için ne anlama geliyor?

Cevap: Anne sütü mutlaka annesinden değil, başka bir kadından da olabilir. Yine de çocuğun annesinden süt alması tercih edilir. Ve bu süt çocuğa en yakın maddedir, şüphesiz pek çok element taşır.

Soru: Bebek anne sütüyle ne elde eder?

Cevap: Bunu ifade etmek imkansız. Annesinin sütüyle, yukarıdan Ohr Hasadim denilen üst ışığı, merhamet ışığını alır.

Soru: Bir anne, emzirilen bir bebekle nasıl iletişim kurar?

Cevap: Bebeğiyle bunun aracılığıyla konuşur. Bebek anneyi göğsü vasıtasıyla hissediyor, anne de bebeğini göğsü vasıtasıyla hisseder. Bu hem hayvanlarda hem de insanlarda inanılmaz bir mekanizmadır.

Soru: Bir anne bebeğini ne kadar süre emzirmelidir?

Cevap: Genellikle iki yıla kadar tavsiye edilir.

Yorum: Bunu kimse uymuyor.

Cevabım: Kimsenin buna uymadığını biliyorum. Ancak manevi yasaya göre emzirme iki yıla kadar sürmelidir.

Soru: Peki bugün olduğu gibi işe gitmek gerekiyorsa?

Cevap: Tamam, herkes gidiyor, bu doğru. Bazı manevi veya doğa yasaları kimin umurunda dimi?

Yorum: Her şeyin önceden belirlenmiş olduğunu ve tüm eylemlerin de önceden belirlenmiş olduğunu söylüyorsunuz.

Cevabım: Hayatınızı mahvederseniz, doğayı suçlamayın.

Soru: Yani hayatı bizler mi çok mahvettik? Anneleri altı ay, bir yıl vb. içinde çalışmaya gönderiyoruz.

Cevap: Elbette.

Soru: İşleri doğru yapmak için ne yapılması gerekiyor?

Cevap: Doğru yapmak için – kadın hiç çalışmamalıdır.

Yorum: Bu, elbette günümüzde imkansızdır.

Cevabım: Neden? Sadece erkek çalışıp ailesi için yeterince kazanırsa bu neden kötü olsun ve ailenin normal, sakin ve sessiz yaşaması için bu yeterli olmaz mıydı?

Soru: Söyleyin bana, eğer anne kızmışsa ya da babayla kavga ettikten sonra, çocuğu o anda beslemeli mi yoksa beslememeli mi?

Cevap: Bu iyi değildir. Çocuk bunu kendi üzerinde fazlasıyla hissedecektir ve bu nedenle, bu tür durumlar kesinlikle istenmeyen bir durumdur! Kadın korunmalı, olumsuz, istenmeyen etkilerden izole edilmelidir.

Soru: Yani, tüm bunlar çocuğa hem kızgınlık hem de nefret olarak mı giriyor?

Cevap: Elbette. Bütün bunlar çocuğa sızacak ve olumsuz sonuçlarla tezahür edecek.

Soru: Bebek, genellikle ebeveyn ilişkilerinde evde neler olduğunu hissediyor mu?

Cevap: Elbette. O her şeyi hisseder. Her şey,  bitişik evde, başka bir şehirde olsa bile onun tarafından “hava aracılığıyla” hissedilir. Bunların hepsi aktarılır. Bebek çok hassastır. Onun için anne, dinlediği ve algıladığı bir alıcı gibidir, ona hiçbir şey söylemese bile. Ama anneyi etkileyen her şeyi, tamamıyla hisseder.

Soru: Görünüşe göre anne onun için altıncı his gibi mi?

Cevap: Elbette. Bize anneden çıktı ve göbek kordonu kesildi gibi gelir. Hiçbir şey kesilmez.

“Ebedi Gençlik Pınarı” (Medium)

Yüzyıllar boyunca insanlar, yaşlanmayla bağlantılı olarak derin fizyolojik, psikolojik ve sosyal değişimler yaşarken, yaşlanma sürecini durdurduğunu veya azalttığını iddia eden sayısız yöntem ve tedavi yaratıldı. İsrailli bilim adamları, sonsuza kadar genç görünmenin ve genç kalmanın sırrını bulduklarını iddia ediyorlar. Bunun mümkün olduğu ortaya çıksa bile, konuyu daha derin bir seviyeden keşfetmeden, en önemli olan “Ne için yaşıyorum?” sorusunu cevaplamadan bu hiçbir şey ifade etmez.

Tel Aviv Üniversitesi ve İsrail’deki Shamir Tıp Merkezi’nden yapılan bilimsel araştırmalarda, 64 yaşındaki sağlıklı bir grup insanı hiperbarik odalara yerleştirildi ve onlara üç ay boyunca yüksek seviyelerde oksijen seansları sağlandı. Deneyden sorumlu bilim adamları, terapinin yaşlanma sürecini geciktirdiğini, “tersine çevirdiğini” ve bu bireylerin performansını 25 yaş küçük insanlara benzer seviyelere dönüştürdüğünü iddia ediyor.

Yaşlanma, insanlığın çoğunu korkutur ve canını sıkar. Doğal yaşlanma süreci insanı durmaksızın yaşamın sonuna ve bilinmeyene yaklaştırdığından, ızdırap da içerebilir. Yaşlılık ve ölüm, mutlaka hoş bir şey değildir fakat doğada olan her şeyin, bizim farkına varamayabileceğimiz, kesin bir amacı ve faydası vardır. Bu nedenle, herhangi bir doğal durumu kurcalamak veya değiştirmeye çalışmak tavsiye edilmez.

Yaşlanmanın doğal olgusu ile yapay olarak savaşmak yerine, doğal yaşlanma süreciyle el ele gitmemiz ve durumumuza rahatça uyum sağlamayı öğrenmemiz çok daha akıllıcadır. İnsanlar yaşlanır; bu doğal olarak gerçekleşmektedir. Soru, toplum olarak tüm yaşam döngüsü boyunca insanlarla doğru bir şekilde davranıp davranmadığımızdır.  “Yaşlılar meşgul mü ve toplumun onlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorlar mı?” diye iyice incelemeliyiz.  Gerçekten de sağlıklı bir toplum onların katkılarını önemli olarak görmelidir!

Günlük eğitim programım olmasaydı, mutlu bir şekilde dışarı çıkar ve sokağı temizlerdim. Mahallemde yaşayan arkadaşlarımı toplar ve binaların etrafını benimle temizlemelerini teklif ederdim. Neden olmasın? Dışarı çıkmak, temiz hava solumak, fiziksel efor sarf etmek ve bu süreçte başkalarıyla birlikte olmak sağlıklıdır. Bu ortak faaliyeti bitirdikten sonra arkadaşlarımla mahallenin bankında oturur ve kahve içerdim. Kendine saygı duyan herhangi bir toplum lideri, böyle bir sosyal girişim ve diğer pek çok şeyi yaşlı sakinlerine önerebilir.  Yaşlı vatandaşlarımız, akıl hocaları olarak, paylaşmak ve yollarına yeni başlayanlara yardım etmek için hayat tecrübesine ve bilgeliğe sahiptir.

Ve temizlik örneği, kişiye, layık değilmiş gibi veya onurlu görünmüyorsa, sorun kişinin kendi içindedir. Çevreye özen göstermesi ve topluma hizmet etmesi için toplumun tüm üyelerini eğitmek önemlidir. Bu prensipten, yaşlılığa saygı duymak ve onu takdir etmek, ona bir yer vermek, düşünceyi ona adamak için toplumun uygun şekilde eğitilmesi gerektiği daha açıktır. Toplumun doğru tutumu, yaşlı vatandaşlarına ne kadar ihtiyaç duyduğunu keşfetmek olmalıdır. Çocuklara sorun, onlar bunu iyi anlıyorlar çünkü bu önerme, doğal olarak onların içinde inşa edilmiştir.

Büyükanne ve büyükbabalar, ebeveynler ve çocuklar, kuşaktan kuşağa devreden ve aile içinde yaşlılar içinde bir gençlik ruhu doğuran ilişki bağlarını sürdürmelidir. Yaşlılar, kişinin yaşamı olduğu gibi kabul etmesi gerektiğini zaten anlarlar ve her şeyden önce, tüm endişelerin ötesinde olmak için nasıl çaba gösterileceğini ve bu tür tavırları torunlara nasıl yansıtılacağını öğrendiler. En küçük olanlar, büyükanne ve büyükbabalardan çok sayıda paha biçilmez armağanlar alırlar; bu, hesapsız, koşulsuz, sade bir sıcaklık olan sevginin örneğidir.

Özetle, yaşlanma korkutucu bir durum olmamalıdır. Katkıda bulunacak başka bir şeyimiz olmadığını düşünmek yerine, altın yıllar, zengin ve anlamlı bir yaşamın en önemli yönünün insan ilişkilerinde bulunduğunu fark ettiğimizde, yeni edinimler için bolca fırsat açmalıdır. “Hayatın anlamı nedir?” ve “Neden yaşıyorum?” soruları, kesinlikle sınırsız bir şekilde daha iyi bir dünyaya açılan kapılardır.

Bu soruların yanıtlarının, insan ilişkilerimizde, bağımızın içinde ve başkalarına kalıcı faydası olan eylemlerde bulunabileceğinin bilgisiyle, bedensel yaşamımızı aşarız. Hayatımızı ve dünyamızı çevreleyen, geçici fiziksel bedenimizde varoluşu aşan, muazzam bir mekanizma olduğunu anlarız. Bu değerlendirme, bizi geniş, ebedi dünyaya, zaman ve mekanın sınırlarının ötesinde daha yüksek bir varoluş seviyesine girmeye, büyük bir derinlikle hazırlar.

“Üç Kuşaktan Oluşan Bir Ailenin Değerleri Üzerine” (Linkedin)

Bugünün ailesinde genellikle evde çocuklarla birlikte yaşayan sadece tek bir yetişkin var. Ama Şükran Günü geldiğinde, tam boy bir ailenin değerlerini tartışmak için bir dakikanızı almak istiyorum. Ve tam boydan, sadece iki ebeveyn ve çocuk değil, daha çok büyükanne, büyükbaba ve çocukların hep bir arada olmasını kastediyorum. Yani, hepsinin aynı evde yaşamasına gerek yoktur, ancak yakın aile bağlarını korumanın faydaları, özellikle de sosyal olarak yalıtılmış olmanın çok kolay olduğu, üzüntümüz ve yıpranmamızın sebebinin bu olduğunu anlamadığımız günümüzde, bilmemiz gereken bir şeydir.

Maneviyatta, üç kuşağın özel bir anlamı vardır: onlar, duanın yükselişinin tüm sürecini temsil ederler. Bu, kişinin bir duayı yükseltmesiyle başlar, onu bir “aracı” vasıtasıyla en üst seviyeye gönderir ve en üst seviye, cevabı ‘‘aracı’’ vasıtasıyla dua eden kişiye geri döndürür.

Bu manevi kök, dünyamızdaki birçok olguda tezahür eder, ancak en hayati olanlardan biri, üç kuşaktan oluşan ailedir. Bu nedenle ailedeki tüm kuşaklarla bağları sürdürmek, zihinsel ve duygusal olarak çok sağlıklıdır.

Manevi faydalara ek olarak, büyükanne ve büyükbabalar çocuklara ebeveynlerin veremediklerini verebilir. Doğası gereği, ebeveynler daha yargılayıcı ve talepkardır. Birincil eğitimciler olarak, bu şekilde olmaları gerekir. Büyükanne ve büyükbabalar daha kabullenicidir ve çocuklara oldukları gibi sevildiklerini her zaman hissedebilecekleri bir yer verirler. Bu çocuklar için çok önemlidir. Ek olarak, çocuklar ebeveynlerinin kendi ebeveynlerine iyi davrandıklarını gördüklerinde, onlar da büyüdüklerinde ebeveynlerine iyi davranacaklardır; çünkü örnek, en etkili ve kalıcı öğretim yöntemidir.

Yaşlılar için torunlarıyla vakit geçirmek yük değildir; bu bir armağandır (elbette sağlıklarının ve enerjilerinin izin verdiği ölçüde). Torunlarıyla birlikte olmaktan zevk alırlar, bu onları kendi çocuklarına, ebeveynlerine bağlar, onlara canlılık ve sağlık verir. Ebeveynler için, çocukların büyükanne ve büyükbabalarıyla geçirdikleri zaman, birbirleriyle birlikte olma veya başka türlü yapacak zaman veya enerji bulamadıkları başka şeyler yapma fırsatıdır.

Ebeveynler çocuklarından ara sıra ayrıldıklarında, bu onların rahatlamasına yardımcı olur ve çocuklarla birlikteyken daha düşünceli ve sabırlı olmalarını sağlar. Aynı zamanda çocukların ebeveynlere, ebeveynlerin çocuklara olan özlemini artırır ve hiçbir şey insanları doğru miktarda özlemden daha güçlü bir şekilde bağlayamaz.

Bu Şükran Günü, herkese tüm aile ile bol sevgi ve mutlu tatiller diliyorum.