Category Archives: Birlik

Düşüncelerin Islahı

Soru: Düşüncelerimizin ıslahı nedir?

Cevap: Yaradan denen, tek düşünceye, birleşik alana benzer hale gelmektir.

Bu düşünce, bağ kurmak için, sistemin bütünsel yönelimi için çalışmalıdır, böylece dünyamızda, hayatımızda tüm arzular, yaptığımız her şey, tek bir bütün olarak bu tek düşüncedeki düşüncelerimizin bağına yönlendirilir.

Yani her birimiz ve hepimiz ortak alanda birleşmeliyiz. Bununla sonsuzluğa, mükemmelliğe ve mutlak bilgiye ulaşacağız çünkü her şey bu alandan gelir. Bu duruma ulaştıktan sonra başka bir boyuta gireceğiz.

“Evrensel Manevi Yasa Nedir?” (Quora)


Evrensel manevi yasa, “Komşunu kendin gibi sev.” diye yazıldığı gibi, bir sevgi yasasıdır.

Bizler, doğuştan gelen niteliklerimizden gizlenmiş bir boyutta var olduğu için bu yasanın dünyamızda algılanması ve hissedilmesinden yoksunuz. Bu yasayla bağ kurabilmek için, niteliklerimizi o boyuttaki niteliklerle eşitlemeliyiz.

Evrensel manevi yasayı keşfedebilir ve doğrudan kendimizden çıkarak deneyimlediğimiz boyutu ifşa edebiliriz. Başka bir deyişle, dünyevi dünyamız olarak bildiğimiz şu anda hissettiğimiz arzulardan çıkıp, “üst dünya” veya “manevi dünya” olarak adlandırılan bizim dışımızdaki arzulara girmemiz gerekir. Bunu yaparak, dışımızda olanı: evrensel manevi yasayı gerçekten hissedebiliriz.

“Korkuyu Gitmesi Gereken Yere Götürmek” (Linkedin)

Böyle zamanlarda, insanlar evden çıkmaya, işe gitmeye, çocukları okula götürmeye korktuklarında, korkunun bir amacı olduğunu unutmamalıyız: hepimizi birbirimize bağlamak. Korkumuzu birlik olmaya yönlendirirsek, o da nedeni ile birlikte yok olacak.

Savaş ve terör zamanlarında kesinlikle bu şekilde hissedilmeyebilir ama insanlık tek bir varlıktır. İbrahim’in önderliğindeki atalarımız, bunu hissetmişler ve birlik ve sevgi ilkesini her türlü ayrılık ve nefretten üstün tutan, herkesi aralarına kabul eden bir millet oluşturmuşlardır. Kral Süleyman bu ilkeyi “Nefret çatışmayı kışkırtır ve sevgi tüm suçları örter” ayetinde (Eski Ahit Özdeyişler, 10:12) kutsallaştırmıştır.

Gerçekten de, birlik en başından beri bizim temel ilkemizdi. Biz ancak “tek kalp tek adam” olarak birleşmeyi kabul ettikten sonra ulus ilan edildik. Hemen ardından, dünyanın geri kalanına birlik örneği vermekle yani “milletlere ışık” olmakla görevlendirildik.

Eşsiz çağrımız nedeniyle, başarımız veya başarısızlığımız her zaman birlikteliğimize veya onun eksikliğine bağlı olmuştur. Çağlar boyunca bilgelerimiz bu noktayı defalarca vurguladılar. Maor VaShemesh kitabı şöyle diyor: “Felaketlere karşı en önemli savunma sevgi ve birliktir. İsrail’de aralarında sevgi, birlik ve dostluk olduğu zaman onlara hiçbir felaket gelemez… [Eğer] aralarında bir bağ varsa ve kalplerin ayrılığı yoksa, onlar huzur ve sükûnete kavuşurlar… ve bütün lanetler ve ıstıraplar o [birlik] sayesinde ortadan kalkar.” Maor Eynaim kitabı şu sözleri tekrarlar: “Kişi kendini tüm İsrail’e dahil edip birlik sağlandığında… o zaman sana hiçbir zarar gelmeyecek”, Shem MiShmuel kitabında yazdığı gibi: “[İsrail] tek kalp tek adam gibi olduğunda, onlar kötü güçlere karşı surla çevrili bir duvar gibidirler.”

Maor VaShemesh kitabı şöyle der: “Felaketlere karşı en önemli savunma sevgi ve birliktir. İsrail’de aralarında sevgi, birlik ve dostluk olduğu zaman onlara hiçbir felaket gelemez.

Birlik sadece bizim savunmamız için değildir, dünyaya birlik örneği vermek bizim görevimizdir ve dünya milletlerinin bizi aralarına kabul ettikleri tek zaman budur. Birinci Dünya Savaşı sırasında Rav Kook, dünyanın sorunları ile İsrail’in birliği arasındaki bağlantıyı özetlemek zorunda hissetti. Orot (Işıklar) adlı kitabında, “Şu anda kanla dolu bir kılıcın korkunç fırtınalarıyla parçalanan dünyanın inşası, İsrail ulusunun inşasını gerektiriyor. Ulusun inşası ve onun maneviyatının ifşası, bir ve aynıdır, ve birlik ve yücelikle dolu bir güç beklentisiyle çökmekte olan dünyanın inşasıyla birdir ve bu İsrail’in ruhunda olan her şeydir.”

Bu nedenle, askeri düzeyde kendimizi ve ailemizi korumak için elimizden gelen her şeyi yaparken, birliğimiz için de eşit derecede sıkı çalışmalıyız, çünkü sorunlarımızın temel nedeni onun eksikliğidir. Bunu başardığımızda, kendimize ve Rav Kook’un dediği gibi “kanla dolu kılıçların korkunç fırtınaları tarafından parçalanan” tüm dünyaya kalıcı barışı getireceğiz.

“Neden İnsanlığın Büyük Kesimleri, Bazen Doğal Afetler Ve Savaşlar Gibi Büyük Istırap Darbelerine Maruz Kalıyor?” (Quora)


İnsanlık ne kadar gelişirse, doğanın küresel ölçekte birbirine bağlılığını ve karşılıklı bağımlılığını keşfetmeye o kadar yaklaşır. Gelişimimizin belirli bir noktasında, sıkılaşan küresel bağlantımız aracılığıyla yepyeni bir varoluş seviyesine yükselmek için bir davet alırız, karşılıklı endişeyi harekete geçirmekten başka bir şey kalmadığını anlarız.

O halde neden doğal afetler, savaşlar ve salgın hastalıklar gibi büyük ıstırap darbeleri alıyoruz? Bu, doğanın kendisini dengeye geri döndürmeye çalışması nedeniyledir ve doğanın bir bütün olarak dengeye girmesi için insanlığın belirli bir tür ahlaki ve manevi ıslahtan geçmesi gerekir.

Ve doğanın, insanlığı ıslah ihtiyacını fark etmeye teşvik etmesinin en basit ve en doğrudan yolu, bize ıstırap göndermektir.

Acı çektiğimiz an ihtiyaçlarımız anında azalır. Acı çekmemek için daha azıyla yetinmeye hazır hale geliriz. Örneğin, savaşlar sırasında ve doğal afetlerden sonra olanları ele alalım. İnsanlar, yaşamlarına lüks fazlalıklar için hiçbir hamle yapmadan azla yetinir ve birleşmeye ve birbirlerine yardım etmeye hazır hale gelirler.

Acı çekmek bizi arındırır, egoist dürtülerimizi azaltır ve bizi daha azıyla yetinmeye hazır hale getirir. O zaman güven ve destek almak için başkalarıyla bağ kurmaya hazır hale geliriz.

“Savaşın Açlık Oyunları” (Medium)

Ukrayna’da bir aylık savaşın ardından, benzeri görülmemiş bir dünya gıda krizi bekleniyor. Rusya ve Ukrayna’nın toplam buğday ihracatı, küresel üretimin yaklaşık yüzde 30’unu oluştururken, Rusya dünyanın ana gübre ihracatçısı. Bu nedenle, çatışma, küresel tarımda gıda mevcudiyetini ve fiyatlarını etkileyen “kusursuz bir fırtınayı” hızla serbest bırakmakla tehdit ediyor. Bunun kökünde, yaklaşmakta olan açlığın yiyecek eksikliğinin değil, aşırı insan egoizminin bir sonucu olduğunu anlamamız gerekir.

Dünyada yaklaşık 45 milyon insanın zaten kıtlığın eşiğinde olduğunu ve 81 ülkede yaklaşık 283 milyon insanın gıda yetersizliği açısından yüksek risk altında olduğunu düşünürsek (Dünya Gıda Programı tahminlerine göre), gelecek için tahminler umut verici değil. Enerji krizi ve doğal gaz fiyatlarındaki hızla yükselen artışlar, gıda üretimi ve nakliye maliyetlerine ciddi darbe vurdu.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, COVID-19 pandemisi nedeniyle yaşanan aksaklıklar ve maliyet artışlarına ek olarak, önümüzdeki aylarda gıda fiyatlarında en az yüzde 20’lik bir artış öngörüyor. Durumun küresel gıda güvenliğini keskin bir şekilde kötüleştirmesi ve toplumsal huzursuzluk ve istikrarsızlık yaratması bekleniyor.

Dünya gıda güvenliği sorununa doğru yaklaşmış olsaydı, erzakları tehlikeye atarak milyonlarca insanı açlık tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilecek bir krize girilmezdi. Duruma sağlıklı bir şekilde yaklaşabilir ve neye sahip olduğumuzu, ne kadar ihtiyaç duyulduğunu, kimlerin eksik olduğunu ve bir ailede olduğu gibi kaynaklarımızı en iyi şekilde nasıl dağıtabileceğimizi değerlendirebilirdik.

Sorun şu ki, dünya giderek birbirine bağımlı hale gelirken, aynı zamanda giderek daha da kopuk hale geldi. Kimse gerçekten başkalarının iyiliğini düşünmüyor. Bazı yerlerde, fiyatları yüksek tutmak için tüketim için temel tahıllar bile yakılmış olacak ve diğer yerlerde insanların kelimenin tam anlamıyla açlıktan ölmesine neden olacak. Dolayısıyla karşı karşıya olduğumuz gıda krizi, sınırlı erzak meselesi değil, aramızdaki karşılıklı endişe ve sorumluluk eksikliğidir.

Bu, dünyanın karşılaştığı ilk gıda krizi değil ve sonuncusu da olmayacak. Uluslararası kuruluşların açlıkla mücadele için aldığı milyarlarca dolar, tüm dünyayı birkaç kez besleyebilirdi, ancak sorun çözülmüyor çünkü çözüm bulma konusunda gerçek bir ilgi yok. Açlık kârlı bir iştir ve bir egemenlik biçimidir. Bundan nakit para kazananlar, açlığı sürdürmekten mutlu olacaklardır. Diğerleri, soğukkanlı bir analizle, 8 milyarlık küresel nüfusa bakıyor ve bu sayının yarısıyla başa çıkmanın genel olarak daha kolay ve daha avantajlı olacağını bile düşünüyorlar, yüz yıl önce daha az doğal kaynak olduğunda olduğu gibi.

Bana göre, sorunun özünü yani insan doğasındaki egoizm ve kişisel çıkar ile ortak çıkar arasındaki savaş sorununu çözmedikçe, dertlerimize çare bulamayacağız. Seçeneklerimiz tükendi. Sadece ortak çıkar için bencil çıkarların üzerine çıkmak, insanlığı daha uzun yıllar gereksiz bir işkenceden kurtarabilir.

Karşılaştığımız gıda krizi, bizi küresel sorunlarla nasıl başa çıkacağımız konusundaki önceliklerimizi yeniden değerlendirmeye zorlamalı. Ancak toplumdaki herkesin birbirine bağımlı olduğunu ve dünyanın, herhangi bir organındaki ağır bir hastalığın tüm sistemi çökme noktasına gelene kadar etkilediği tek bir beden gibi olduğunu kavradığımızda, değişmeye başlayacağız. O zaman, toplum ve yetkililer tarafından kurulan, karşılıklı önem ve destek sistemlerini ve herkesin karşılıklı sorumluluk sahibi olduğu yeni bir toplumun ortaya çıktığını görmeye başlayacağız. İnsanlığın basitçe başka seçeneği yok, hayatta kalmanın başka yolu yok.

“Hayatta En Önemli Olan Şey Sevgi Mi Yoksa Para Mı?” (Quora)

FTX kurucu ortağı Sam Bankman-Fried, cömert bir milyarder olarak bilinir hale geldi. 30 yaşına gelmeden 22,5 milyar dolar kazandı ama mütevazı yaşıyor, giyiniyor ve hayır kurumlarına çok para bağışlıyor. Böyle bir örnek şu soruyu gündeme getiriyor: Para vermek ve çeşitli hayır kurumlarına bağış yapmak gerçekten dünyaya yardım ediyor mu?

Bugün bir insan dünyaya ne kadar dolar saçarsa saçsın, dünya bunun bir kuruşunun dahi tadını çıkarmıyor. Dünyanın paraya ihtiyacı yok. Bugün dünyanın ihtiyacı olan şey sevgidir.

Maddi bir bolluk dünyasında yaşıyoruz ancak sevgi söz konusu olduğunda aynı dünya, bir çöl.

Yakın gelecekte insanların hayatta neyin önemli olduğuna dair farklı bir tavır keşfedeceklerini umuyorum. Artık sadece hayatta kalmak, hatta zengin olmak için bütün hayatımız boyunca mücadele etmemiz gereken zamanlarda yaşamıyoruz. Bugün, bize daha derin ve daha içsel bir bütünlüğü keşfetme fırsatı sunan farklı koşullara sahibiz. Üstelik gerçek mutluluk, bu tür bir bütünlüğü keşfetmeye bağlıdır.

Ve bu bütünlük, sevgidir. Sevgi, paradan çok daha güçlüdür çünkü onun tatmini kapsayıcıdır ve ona ulaştığımızda bizi tamamen doldurur. Bu nedenle, gerçekten ihtiyacımız olan şey sevgidir.

“Özgür ve Birbirine Bağlı Olmak” (Medium)

Jean-Jacques Rousseau kendi zamanında “İnsan özgür doğar ve her yerde zincire vurulur” demişti. Bizi özgürlüğümüzden mahrum eden zincirleri kim takar? Soru bu. Çevre mi yoksa kendimiz mi? Yoksa sadece hayatın doğası mı? Cevap, tefekkürümüzün derinliğine bağlıdır.

Bebeklik döneminden itibaren insanlar her türlü şeyi yapmak zorundadır. Bebekler, gelişimlerinin bir parçası olarak belirli yollarla doğarlar, beslenirler ve ilgilenilirler. Örneğin ilaç almak istemeseler bile kendilerine verilir. Sonra anaokuluna, okula gönderilirler. Erken kalkmaları, aceleyle organize olmaları, bütün gün katı bir program izlemeleri, ilgilerini çekmeyen şeyleri dinlemeleri ve ödevlerini yapmaları gerekir. Biz, çocuklarımızı büyütüp hayata hazırlarken onların seçim özgürlüğü yok.

Bir alışkanlık, ikinci doğa haline geldiğinden, kendimizi kelepçelenmiş gibi hissetmiyoruz. Belirlenen sınırlara ve koşullara alıştık ve bu sınırlar içinde kendimizi özgür hissediyoruz. Bilinçsizce hayatın bizi yönlendirmesine izin veriyoruz: çalışmalar, kariyer, aile, statü, başarılar.

Özgürlük ve bağımsızlık sorusunun ortaya çıktığı kişiler vardır. Aslında ne için yaşıyorum? Hayatımın özü ve anlamı nedir? Sadece bir ev, araba satın almak, arada bir tatile çıkmak hayattaki her şey olamaz. Sağlıklı bir şekilde yaşamın nasıl uzatılacağına dair yeni bir keşif olsa bile, bu bana bir özgürlük duygusu verir ve beni daha mutlu eder mi? Bunlar, her birimizin eninde sonunda karşılaşacağı nihai büyük sorulardır.

Istırap, özünde, ulaşabileceğimiz büyük ve net bir hedef olmadan hayatımızın sınırlı ve eksik olduğunun farkına varmaktan kaynaklanır. Tam anlamıyla bu, kölelik duygusudur. Geçmişte insanlar kendilerini her türlü mistisizm ve dine gömerek içsel sorgulamayı kapatmayı başardıysa, bugün bu giderek daha az işe yarıyor. Artık bu amaçlı değildir.

Özgür olmanın bağımsız olmak ve başkalarına güvenmemek olduğuna inananlar var. Böyle bir şey mümkün mü? Çünkü ister çalışan, ister serbest meslek sahibi, ister girişimci, ister alt düzey çalışan veya yönetici olun, hala beni sınırlayan birçok faktöre bağımlıyım.

Ve başkalarına olan tüm sınırlamalardan ve bağımlılıklardan ıssız bir adaya, sadece bana ait olan bir kumsalda, yapayalnız oturarak kurtulabilseydim, özgür olarak tanımlanır mıydım? Ne de olsa, her an içimde yeni arzular doğacak ve beni ne pahasına olursa olsun onları takip etmeye ve yerine getirmeye zorlayacaktı.

Özgürlük sorununu daha derinden araştırdıkça, kavramın ne kadar belirsiz olduğunu keşfederiz. Ancak hayatın kendi dinamiği vardır ve yıldan yıla gelişiriz. Er ya da geç, tüm maddi ihtiyaçlarımız zaten karşılanmış olsa ve dünyadaki her şey bol olsa bile, “ne için yaşıyoruz?” sorusu, bizi avlamaya gelirdi.

Sonunda, her birimiz kişisel özgürlüğün ancak aramızda yeni bir tür ilişki kurarak elde edilebileceğini keşfedeceğiz: iyi, sınırsız karşılıklı ilişkiler. Evrim bizleri, yani insan ırkını böylesine bütünsel bir bağlantıya doğru ilerletiyor ve bu bağlantı içinde kendimiz için tamamen yeni bir yaşam türü keşfedeceğiz.

Kendileriyle ilgileneceğini ve kendileri için iyi olan her şeyi hazırlayacağını bildikleri annelerinin yanında neşe içinde koşuşturan çocuklar gibi, aramızdaki ilişkilerde sevgi ve yakınlık geliştikçe içimizde bir özgürlük duygusu gelişecektir. Kendimi sana karşı, seni de bana karşı savunmak zorunda kalmayacağıma dair bir güvence gelişecek; benim kalbim sana, seninki de bana açık olacaktır.

Karşılıklı ilgi ve düşüncenin gerçek insani bağı, bizi kendimiz için endişelenmekten ve stres, sorun ve mücadelelerden kurtaracaktır. Sevginin ve vermenin gücü tüm yaratılışı dolduracaktır ve bu, nihai olarak tatmin edici bir varoluş için, doğanın tüm parçalarını harika bir dikişsiz kumaşa bağlayan bütünleyici güçtür.

 

“İnsanlar Podcast’lerde Ne Arıyor?” (Medium)

İnsanların diğer insanların konuşmalarını dinlemek için giderek daha az sabrının olacağını düşünürdünüz, ancak bunun tam tersi doğrudur. Aslında, dinleyiciler ne kadar gençse, müzik yerine çevrimiçi Podcast dinleme tercihleri o kadar yüksektir. Müzik sektörü blogu Hypebot’a göre, NPR ve Edison Araştırma’sının 2021 Spoken Word Dinleme Raporu’na göre “Spoken Word’ün sesli dinleme payı son yedi yılda %40, bu yıl %8” arttı” ve müzik dinleme aynı zaman diliminde %10 düşerken, “konuşma dinlemesinin büyümesi, genç ve çok kültürlü izleyicilerdeki büyük artışlardan kaynaklanıyor,”

Günümüz gençlerinin bazılarının dediği gibi, yüzeysel veya kayıtsız olmadıklarını sık sık söylemişimdir. Aksine, çok algısal, doğrudan ve tam olarak neye ihtiyaçları olduğunu biliyorlar. Onlara ihtiyaçları olan şeyi vermediğimizde bize sırtlarını dönüyorlar ve biz bunu kayıtsızlık olarak yorumluyoruz. Öyle değil; onlar susuzluklarını gidermeyen kelimelerle uğraşamıyorlar.

Cevaplara ihtiyaçları var; yaşadıkları dünya hakkında kesin bilgi istiyorlar ve biz bunu sağlamıyoruz. İnsanlara, özellikle Y kuşağına ve hatta daha genç olanlara, küreselleşmiş, birbirine bağlı ve birbirine bağımlı bir dünyada nasıl düşüneceklerini ve hareket edeceklerini anlamalarını sağlamalıyız.

Bunu doğal olarak yaşıyorlar; dünyanın her yerinden hiç tanışmadıkları, sadece internet üzerinden sohbet ettikleri arkadaşları var. Aynı zamanda yaşadıkları ülkeler birbirlerine düşman, hatta savaş halinde.

Onlar sınırların olmadığı sanal bulutta yaşarken ve orada çok rahat hissederken, biz, eski nesil, hala ayrılık ve sınırların modası geçmiş görüşlerine sahibiz. Artık bilgiye ihtiyaçları var; böyle bir yaşamda nasıl davranacaklarını bilmeleri gerekiyor çünkü günümüz eğitim sistemlerinin hiçbiri onlara bu konuda bilgi vermiyor.

Dünya hızla değişiyor ve ara da daha hızlı büyüyor. Eğer yumuşak bir geçiş istiyorsak buna hazırlanmalıyız. Her varlığın en temel ihtiyaçlarını karşılamak için diğer tüm varlıklara bağlı olduğu bir dünyada, egemenlik üzerinden birbirleriyle mücadele eden farklı varlıklar paradigmasının modası geçmiştir.

Hızlı bir şekilde daha işbirlikçi bir düşünme ve işleyiş biçimine geçmedikçe, gerçeklik bizi bunu zor yoldan yapmaya zorlayacak – savaşlar, hastalıklar, doğal afetler ve Doğa Ana’nın asi çocuklarını disipline etmek için kollarını sıvadığı gibi sayısız diğer “darbeler” yoluyla.

Cevaplara sadece genç neslin değil; hepimizin ihtiyacı var. Dünyanın değiştiğini ne kadar erken anlarsak, dünyamızı bu yeni, birbirine bağımlı bakış açısıyla o kadar erken incelemeye başlarız ve kendimiz ve çocuklarımız için ihtiyaç duyduğumuz cevapları bulabiliriz.

Gözleri Kapalı İlerlemek

Soru: Kişi, “Dilediğini yap, gerçek bir dua yükseltme” diyen egoizmiyle aynı fikirdeyse ne yapmalıdır?Sonuçta, ego bir cevap alacağını biliyor.

Cevap: Yaradan bizimle böyle oynuyor. Ama insan gözleri kapalı ilerlemelidir.

Yolumuzda, aniden durduğumuz ve ilerlemek istemediğimiz, böyle birkaç nokta vardır. Hatta geriye gitmeye, her şeyden vazgeçmeye hazırızdır. Üstelik buna herhangi bir özel koşulun etkisi altında değil, çok ciddi bir şekilde karar veririz.

Bu nedenle, bu tür durumların üstesinden nasıl geleceğimizi bilmemiz ve grupla birlikte, her şeye rağmen ilerlemeye devam etmemiz gerekiyor. Olacağı varsa olur.

 

“Sonsuz Enerji Mümkün Mü?” (Quora)

Doğanın bize karşı tutumunda, koşulsuz sevgi ve ihsan etme tutumunda sonsuz enerji vardır.

Doğa bir sevgi, ihsan etme ve bağlantı gücü olduğundan, bu gücü başkalarına fayda sağlamak için kullandığımızda, sonsuz enerji, ışık ve güzellik kaynakları keşfederiz.

Esasen, her şeyi başkalarına fayda sağlamak için kullanmamız şartıyla hiçbir eksiğimiz yoktur. Doğada neden böyle bir durum vardır? Çünkü doğa bir bütündür. Doğayla doğru bir ilişki kurabilmek için,  insanlık olarak bizim de doğa gibi bütün olmamız gerekir.

Bu nedenle, doğanın bizimle; mutlak sevgi ve ihsan yoluyla ilişki kurduğu gibi birbirimizle ilişki kurduğumuz bir noktaya kadar insan bağlarını geliştirmeye yatırım yapmalıyız. O zaman bu enerjiyi başkalarının yararına kullandığımız için sonsuz enerji keşfederdik.