Category Archives: Bilim

Einstein: İyi mi? Kötü mü?

thumbs_laitman_433_02Soru: Yeni bir Einstein’ı nasıl yetiştirebiliriz?

Cevap: Bu bize bağlı değildir ve buna ihtiyacımız olduğu ihtimali dahi yoktur. Einstein, bizim için, hiç de güzel bir şey yapmadı; dahası, atom bombasının yapılmasına yardımcı oldu ve bizlere dünyamızda bizlerin anlayamayacağı nitelikler olduğunu söyledi.

Einstein ve diğer nükleer fizikçiler hiçbir şey yapmasalardı daha da iyi olacaktı. Nükleer güç olmadan ve de atom bombası olmadan da hayatta gayet güzel kalabilecektik. Bu yüzden, bir Einstein’a ya da manevi liderlerin olduğu bir nesle ihtiyacımız yok.

20.yy’ın biliminin insanoğluna faydasının olmadığını düşünüyorum ancak tabii ki de bilimin başarılarını da reddetmiyoruz, bilim bir çok şey de gerçekleştirdi. Ancak, aslında, bunların hepsi de bizim aleyhimize döndü. Tabii ki, eskisi kadar çok ağır işlerde çalışmıyoruz. Artık, çamaşır yıkayan bayanların yaptığı ağır işi yapan çamaşır makinalarımız var. Büyük şirketler, yarı mamul ürünler imal ediyorlar ve bizler de sadece mikrodalgada ısıtıp yiyebileceğimiz yiyecekleri almaya hazır durumdayız.

Bunların hepsi tamamen açık ve net, ancak bu bize ne vermiş durumda? Sahip olduğumuz zamandan geriye kalanıyla neler yapıyoruz? Kendimizi daha da fazla endişelerin içinde buluyoruz ve sonuç olarak, dünyanın doğal kaynaklarının tükenmesine yol açıyoruz.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda insanların daha da mutlu olduklarını göremiyorum. İnsanlar eskiden, müzik dinlerlerdi, tiyatrolara gider, edebiyatla ilgilenir ve kalın romanlar okurlardı. Günümüzde, kişi, sadece iki satır okuyup daha fazlasına devam etmiyor. Eğer bir filmin, ilk birkaç dakikası ilgisini çekmezse televizyonu hemen kapatıyor.

Her şey bu noktaya nasıl geldi? Bu şekilde günümüzde insanlar, bir yüzyıl evvel olduklarından daha mı mutlular? Şu anda daha ağır çalışmadığı gerçeğine de bağlı olarak. Şimdi onu işten rahatlatan şey nedir?

Görüyoruz ki, Einsteinlar bizlere zarardan başka birşey vermedi, her ne kadar onlar iyi insanlar olsalar da.

Benim bilimi seviyor olmam ve kuvvetle hoş karşılamam gerçeğine rağmen, bilimin insanlığın bencilliği ile uyuştuğunu söyleyemem. Einstein’ın kötü niyetli bir bombaya dönüşmesi iyi değildir. Bu yüzden, ilk önce insanı düzeltmeliyiz ve sonrasında bilimi geliştirmeliyiz. Aksi takdirde, bilimi kendi zararımıza geliştirmiş olacağız.

Çok memnun bir şekilde bir yüzyıl öncesine gidip, bilim yerine zorunlu integral eğitimin herkes için tanıtılmasını sağlardım. Sadece, insanlığın gelişimine yardımcı olmasının derecesine göre, insanların bilimi geliştirmelerine izin verirdim. Sonrasında, bilim insanlığa fayda sağlayacaktır. İntegral eğitimin sonucu olarak, kişi tüm dünyanın ve kendisinin tek bir birim olduğunu hissetmeye ulaşmalıdır. Sonrasında, araştırmaları bir bombanın yaratılması ile hiçbir zaman sonuçlanmayacaktı. Basitçe, bizler için zararlı olacak hiçbirşeyi yapamayacaktı, tıpkı her insanın faydalı birşey yapmak için çekmiş olduğu özlem gibi.

KabTV “Michael Laitman ile Sohbetler” 13/05/15

Dünya Antibiyotik Krizi

Haberlerden (The Raw Story): ‘Bilim adamları, insanoğlunun antibiyotiğin olmadığı bir geleceğe doğru gittiğini ve günümüzde yaşam beklentisinin giderek düştüğü hatta insanların kolayca tedavi edebilecek hastalıklardan bile öldüğü bir dünyaya doğru gerçek bir riskle ile karşı karşıya geldiğimizi söylüyorlar.

İlaç direncinin artışını araştıran uzmanların söylediğine göre, sağlık kazanım yıllarının mutasyona uğramış mikroplar tarafından aşağıya çekilerek, (antibiyotik öncesi çağa dönmüş) hastalıkların daha zor ve pahalı tedavisi edilmesi yanında ölüm riskinin artmasına sebep olacaktır.

Sorunun temelinde, doktorların yanlış ya da gereksiz antibiyotik reçetesi yazmaları ve bunun yanında Asya ve Afrika da dâhil olmak üzere dünyanın bazı bölgelerinde reçetesiz, kolaylıkla ulaşılabilen ilaçların artış göstermesidir.

Uzmanlar, viral enfeksiyonlara karşı verilen antibiyotiklerin yüzde 70 kadarının tamamen etkisiz olduğunu söylemektedirler.

Antibiyotikler olmadan fırsatçı bakterilerle mücadelenin, özellikle özel bir risk teşkil eden majör cerrahi, organ nakli veya kanser ve lösemi tedavisi gerektiren hastaların tedavisini imkânsız hale getirebileceğini açıklamaktadırlar.

Timothy Walsh, Cardiff Üniversitesi Tıbbi Mikrobiyoloji Profesörünün söylediğine göre dünyanın bazı bölgelerinde, şimdiden bazı antibiyotikler tükenmiştir.

İlaçlara direnç bakterinin genetik kodunda değişiklikler yoluyla ortaya çıkmaktadır-antibiyotiklerin normal olarak bağlanmak istediği yüzeyindeki hedefi değiştirerek ya da yok etmesine izin vermeyerek veya antibiyotiği bakteri zarı dışına atma sureti ile bakteriyi aşılmaz hale getirmektedir.

Yanlış antibiyotiklerin çok kısa süreyle alınması, çok düşük bir doz halinde ya da alımının erken durdurulması, genetik değişikliğe uğramış mikropları öldürmekte başarısızlık ile sonuçlanmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ilaç direncinin ‘antibiyotik öncesi çağa dönmüş’ ile tehdit edildiğini söylemektedir.

Birçok bulaşıcı hastalıklar tedavi ya da kontrol edilemeyen bir risk haline geliyor, bu durum antimikrobiyal direnç ile ilgili bir broşürlerde belirtiliyor.

Antibiyotiklerin, Alexander Fleming tarafında 1928’de penisilinin keşfedilmesinden beri milyonlarca hatta yüzlerce insanın hayatını kurtardığını bilinmektedir.

Ama Fleming’in yaklaşan ilaç direncine karşı uyarılarına bile aldırış edilmedi ve şimdi bilim adamları insanların günümüzde tedavileri mümkün olan menenjit ve septisemi gibi enfeksiyonlardan dahi ölmeye başlayacağını söylemektedirler.

Courvalin söylediğine göre “Eğer bu şekilde devam edersek, insanoğlunun büyük çoğunluğu, bakteriyel patojenlere karşı kullanılan antibiyotiklere çok dirençli olacaktır.’

Benim Yorumum: Düşüşümüzü durduran tek bir çözüm var: Karşılıklı bağlantı ve entegrasyon aracılığıyla doğaya benzemek amacıyla çabalama. Her şeyden önce, birbirimizden farklılığımız bütünselliği artıran çok yönlü bir krize neden olmaktadır. Diğer başka bir çözüm aramaya başlarsak bunun benzeri olma yerine, daha büyük sorunları tetikleriz.

Zararsız Bir Bakteri Et-Yiyen Canavar Haline Geldiğinde

Haberlerden (The Conversation): Bakteriyal hastalıklar her yıl milyonlarca ölüme sebeb olmaktadır. Bu bakterilerin bir çoğu evrimsel geçmişlerinin bir döneminde iyi huylu idi ve hastalığa sebeb olacak patojenler haline dönüşümlerinin ne zaman olabileceklerini anlayamamaktaydık. Yeni bir çalışmada, araştırmacılar bir bakterinin et yiyen bakteri haline geçişinin ne zaman olduğunun izini sürdüler.

Musser’in söylediğine göre ‘Literatürde bir çok yerde Streptococcus salgınınlarına denk gelen tarih zamanında tarafımızdan azaltılmıştır. Buna bir örnek olarak, İngiltere’de Streptoccus infeksiyonları 1983 ve 1985 yılları arasında sayısı ve şiddetinde  artma göstermiştir.

İsveç, Norveç, Kanada ve Avusturalya ile diğer bir çok ülkede hastalığa kurban olma hikayesi artık kıtalar arası bir salgın olmaktadır. Belirtileri faranjitten et-yiyen hastalık olan necrotizing fasciitis arasında değişmektedir.

Benim Yorumum: Bir bakteri çevreye ölüm taşıyan bir canavara dönüşebilir, şöyle yazılmıştır, insanın düşmanları evini doldurmaktadır. Ama düşman haline dönüşme insanlarla düşmanlar olarak arasında ki ilişkiye bağlıdır.

Sonuçta, benciliğimiz gelişimizin en yüksek aşamasındadır ve bu yüzden  rasyonel ve bilinçli olarak davranışımız,  doğanın düşük seviyeleri (durgun, vejetatif, animasyon) ile aralamızda benzer bir  ilişkiyi kurmayı gerektirir.

Eğer ilişkilerimizi dostane bir şekilde düzeltebilirsek, manevi öğretilerdeki gerçeğin doğru olduğuna ikna olacağızdır, ki bu da gelecekte kurt kuzu ile yaşayacak ve bir çocuğun onlarla oynayacağını anlatmaktadır.

Yayım tarihi: 18 Nisan, 2014

Var Olan Her Şey Tam Etkileşimle Bağdadır

Haberlerden (The Epoch Times): “Japonya’daki Tohoku Teknoloji Enstitüsü ve Kyoto Üniversitesi’ndeki bilim adamlarının ortak çabaları sayesinde, araştırmacılar insanların aslında bir amaca yönelik biyoluminesans organizmalar olduğu keşfettiler.

“Doğal olarak, insanların yaydığı ışık çok parlak değil. Hatta, gözlerimizin görebileceğinden 1000 kat az. Bununla birlikte, bilim adamları bu sönük ışığın aşırı duyarlı donanımlar olan kriyojenik CCD Kameralar tarafından çekilebileceğini keşfettiler.”

“Dr Fritz-Albert Popp. Biyofotonu keşfeden Alman Fizikçi, Neuss-Almanya’daki Uluslararası Biyofizik Enstitüsü’nün Kurucusu.

“Biyofotonlar, ya da biyolojik sistemlerin aşırı zayıf foton ışımaları, tayfın görüş mesafesindeki zayıf elektromanyetik dalgalardır – başka bir deyişle: Işık. Bitkilerin, hayvanların ve insanların bütün yaşayan hücreleri; gözle görülemeyen ancak Alman araştırmacılar tarafından geliştirilmiş özel donanımlar ile ölçülebilen biyofotonlar yayar.

“Bu keşiflere dayanan biyofoton teorisine göre, biyofoton ışığı organizmanın hücrelerinde – daha doğrusu, çekirdeklerindeki DNA moleküllerinde –  depo edilir. Dinamik ışık ağı sürekli açığa çıkar ve DNA yoluyla emilerek hücre organellerini, hücreleri, dokuları ve organları beden ile birlikte bağlar, organizmanın başlıca iletişim ağında görev yapar ve bütün hayat işleyişinde ana düzenleyicidir.”

Kaynak: http://transpersonal.de/mbischof/englisch/webbookeng.htm

Benim Yorumum: İşte hücrelerin biyofoton ışınımı vasıtasıyla var olan her şeyin eksiksiz bağlantısının bir başka ispatı. Bu iletişim yollarından biridir.

 

Dünya’nın Tek Şansı

Soru: Bizim çalışmalarımızın etkisi, bilim insanları ve araştırmacıların sağduyuları üzerinde ne zaman bir etkiye sahip olacak?

Cevap: Onların resmin bütününü görmelerine yardım etmemiz gerekir. Onlar da şimdiden integral bir dünyanın emareleri üzerine konuşmaktadırlar; ancak kişisel gözlemlerini tek bir sistem, tek bir metodoloji içinde bir araya getiremiyorlar.

Bir de bu konunun daha da derinine girmekten korkuyorlar çünkü integral bir dünya düşüncesi onları iktidarlarla yüzleştirmeye götürmektedir. Mevcut hükümetler kendi kendilerine zarar verdiklerini kavramada o kadar başarısızlar ki egoistçe ve bireysel bir şekilde davranmaktalar. Politikacılar bütünleyici bir sezgiden yoksunlar. Onların aksine bilim insanları doğayı gözlemleyip ne gördükleri hakkında konuşuyorlar. Onların sesine kimlerin kulak verdiği ise ayrı bir konu.

Bir başka sorun da şu: Çeşitli uzman ve bilim insanı tarafından söylenen harikulade sözler olmakla birlikte aramızdaki bağlantıdan ve birliğe ne kadar ihtiyaç olduğuyla ilgili söz ettikleri konu yok; uygulama konusunda isteksizler. Para ve ordu burada yardım edemez. Dünyadaki tüm insanlar “Evet, biz global bir köy olmak istiyoruz” diye haykırsa bile, bu ittifak halindeki iradelerin bildirilmesinden sonra ne olacak? Bir dünya savaşı haricinde hiçbir şey. Onları birbirine bağlayan bağı çok şiddetli biçimde hissettikten sonra bile bu bağı kesmek için bir dünya savaşı çıkaracaklar.

Bilim insanlarının bir çözümü yok; insanı nasıl değiştireceklerini bilmiyorlar. Bir ilacınız yoksa egoizmin ne kadar da zararlı olduğunu haykırsanız ne yazar? Geçmişte, doktorlar ölümcül hastalarına bu durumu söylemezlerdi. Hastalığın ilerlemesini yavaşlatma konusunda bile bir niyet yoktu ve bu nedenle kişi karanlıkta bırakılırdı ki daha az acı çeksin. Tora: “Kör bir adamın önüne engel koymayın” der. Bir insanla ilgilenemeyecek kadar acizseniz gerçeğin ifşasına ne gerek var?

Yani Kabala Bilgeliği olmaksızın, bizlerden karşılıklı davranış güvencesi mesajı çıkmaksızın, insanlığın herhangi bir şeyi düzeltmek için tek başına şansı yok! Ve şimdi problemimiz şu ki: İnsanlarla bağlantıyı nasıl sağlayabiliriz ve egoizmi düzeltmenin, dolayısıyla dünyayı düzeltmenin mümkün olduğunu onlara nasıl izah edebiliriz?

Biz insanın düzelmesi gerekliliği hakkında çok açık konuşuyoruz. Başka hiçbir şey yardımcı olamayacak. Birçokları tüm kötülüğün insanın doğası içinde var olduğunu anlamış durumda. Bununla birlikte ellerini havaya kaldırıyor: “İnsan egoistik bir varlıktır ve bunun hakkında yapılacak hiçbirşey yok” diyorlar. Eğer bizler egoizmin düzeltilmesi yöntemini insanlara sunmazsak, eğer bunun gerçekten de mümkün olunabilirliğini açıklamazsak, dünyanın hiçbir şansı yok. Bununla beraber, şimdiye dek yarı-gönüllü olarak çalışmış durumdayız.

Basitliğe Doğru

Soru: Günümüzde, bilim adamları hepimizin var olduklarını bile hiçbir zaman bilmediğimiz sayılamayacak kadar çok konuda aramızdaki mesaiyi arttıracak şekilde birbirimize bağlı olduğumuzu keşfediyorlar. Bir Kabalist bunu nasıl yorumlar? Gerçekten bu muazzam karışık hareketlerin sürekli olarak gözlerinin önünde gerçekleşmesi mümkün müdür?

Yanıt: Gerçekte, herşey çok basittir. Ve bizler daha da geliştikçe bu daha da basitleşir. İnsan basittir ve egoizm, ihsan etme arzusuna karıştığından birden çok hesaplar ortaya çıktığında Işık da basittir.

İnsan daha fazla geliştikçe, dünyanın resmini daha doğal olarak algılar. Alışkanlık, ikinci doğası haline gelir. Aynı şekilde ailenizi ve sevdiklerinizi görürsünüz: Hayatınız, doğanız haline gelir ve sevdiklerinizle olan ilişkilerinizde ya da tam olarak kim olduklarını bilmediğiniz kişilerde daha fazla çaba sarfetmezsiniz. Hepsini bilirsiniz ve tüm bağlantıları anlarsınız.

Şu anda size sanki bir problemmiş gibi gözüküyor çünkü bir çaba gerektiriyor. Fakat ihsan etme arzusu içinizde hükmettiğinde, problemler ortadan kaybolur. Manevi dünyayı tanımaya gelmek ve onun içinde yaşamaktan daha basit hiçbir şey yoktur.

“Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Tüm atomların ve dünyaların hareketini kontrol edebilmek için, herşeye nasıl dikkat edebilirim?

Herşey kendi sisteminizde, içinizde ifşa olacağından hiçbirşeyi kontrol etmenize gerek yoktur. Ve bu yüzden arka arkaya gelen her derece baskıdan ve ne olduğunu anlamanın gereksiniminden daha da bağımsız olacaktır. Her adımla, herşey sadece daha açık hale gelecektir.

31 Mart 2012’de yayımlandı.

Gerçek Nerede? – Doğada

Düşünce (Mikail P.Barbolin,PhD, Rus Eğitim Akademisi, Yetişkin Eğitimi Enstitüsü): “Ahlak bilim ve hayatın anlamı bugünün en tartışılan konuları haline geldiler. Ancak, genellikle birbirine bağlı olarak görülmüyorlar.

“Modern sosyal yaşamda insan ahlâkının gelişimi önemli bir rol oynuyor. Bu dürüst bir yaşama işaret ediyor, fakat kişinin ahlâksal nitelikleri ve içsel ahlâkıyla ilgili hiçbir şey söylemiyor. Şu açıktır ki, hayatın belirli kurallarının, sakıncalı olanın ihlâli söz konusudur, çünkü bir başkasına zarar verebilir.

“Fakat bildiğimiz gibi, iyi ve kötü kavramları görecelidir. Başkalarına, kendimize ve sadece insanlara değil, aynı zamanda doğaya ‘zarar vermemek’ için, takip edilmesi gereken sınır nedir? Bunu dengeleyen ve insan davranışını yönlendiren mekanizma nerededir? Bundan faydalanmak için ne yapmalıyız?”

Benim Yorumum: Öğretmenler, bu dünyadaki muhtemelen en tutucu insanlardır, subay, doktor, koruyucu ve anne arasında bir yerde dururlar. Uzun zamandır okullarımızın durumuyla ilgili mutsuzuz; her şeyden evvel eğer yetişkin eğitimine ihtiyaç varsa, bu demektir ki hayatları boyunca onlara “nasıl öğrenecekleri” öğretilmemiştir.

Fakat bu doğaldır, çünkü tüm plânlarımızda ve eylemlerimizde genel bir krize girdik. Bunun içinde yaşama ve hayatımızı kurma beceriksizliğimizi keşfettiğimizde, egoist arzuların gelişiminin sonunun, neticesi gibi olacaktır.

Öyleyse, hayata karşı ihsan etmeye dayanan yeni bir tavır seçtiğimizde, tüm eğitim sistemini yeniden yapılandırmak zorundayız. Bu hali hazırda bozulmuş olduğundan, sadece alışılmış değil fakat zararlı olan davranışları da, net bir zihniyetle temizlemeli ve doğayla benzer olmaya dayanan, dolayısıyla gerçek ve daimi olacak yeni bir eğitim sistemi yaratmalıyız.

Yayınlanma 14 Jan 2012

Manastıra Kapanmaya Gerek Yok

Soru: İş ve ailemizi de içeren maddesel hayatımız hakkında endişe etmememiz nasıl mümkün olabilir? Mecburi ihtiyaçlarımız, buna gruptan daha çok dikkat sarfetmemiz şeklinde bizi yönlendiriyorsa ne yapmamız gerekiyor? Tüm dikkatimizi sadece özgür seçim konusunda nasıl odaklayabiliriz?

Cevap: Kişinin evlenmesinin, çalışmasının ve tam bir vatandaş olmasının gerektiği bir dünyada yaşıyoruz. Dışsal şartları, gitmemiz gereken süreçten ayrılmış olarak, kanuni olarak algılıyoruz ,çünkü bu dünya tam olarak bu şekilde kazaran yaratılmadı.Herşey manevi dünyadan aşağıya indi ve bizleri mecburen çevreliyorlar

İnsanlığın bir bütün olarak ve kişilerin bireysel olarak geçirmekte olduğu tüm bükülmeler ve dönüşler, hangi şekilde ifade edildiklerinden önemsiz tam olarak bu şekilde yer almak zorundalar. Kazalar yoktur. Bu yüzdendir ki kişi normal bir hayat yaşamalıdır ve içinde yaşadığı toplumda ortak kabul görmüş tüm ihtiyaçların çaresine bakmalıdır.

“Ortak kabul görmüş” ne demektir? Kişi hayati gereklilik taşıyan şeyleri gözetmeli ve kendisi için normal bir mevcudiyet sağlamalıdır. Bir ailesi, evi, çocukları, emekli aylığı olmalı, tatile gitmelidir ve bu şekilde.

Sabah saatlerini uykudan ve dinlenmeden çalmış olsak da bizlere Kabala çalışmak için ayrılmıştır. Ek olarak, bir ya da bir buçuk saati uykuya gitmeden önce kişi bunu yapmaya fırsatı olduğu sürece Kabala’ya ayırmalıyız,

İşte bu dünyamızın nasıl inşa edildiğidir. Doğal olarak erkek ev işlerinde kadından daha az zaman geçirir ve bu yüzdendir ki bu zamanı Kabala çalışarak geçirmelidir. Bu aynı zamanda geçmişteki Kabalistlerin de yaptığıydı. Rabaş yollar döşeyerek ya da inşaat işleri yaparak basit bir işçi olarak çalışmıştır, buna rağmen çalışmak için herkesten 2 ya da 3 saat önce kalkardı. İşten sonra akşamüstü, herkes dinlenirken aynı zamanda oturur ve çalışırdı. Bu yüzden, tüm materyal endişelerimizi önümüzde bırakmamalıyız. Bu sadece herşeye uygun anlamı vermemiz gerektiğidir.

Bazı kişiler bu hayatı küçümseyerek, ”Artık değer verdiğim tek şey ruhumdur” düşüncesi ile küçük melekler gibi yukarılara yükselmek istiyorlar, Bu doğru olmayan bir yaklaşımdır, çünkü “ruh” , zevk için, komşunuza verme niyeti ile düzeltilmiş olan arzunuzdur.Ancak bu ana kadar ruhunuz yoktur.Bu çok açık bir şekilde anlaşılmalıdır.

Önce bozulmuş egoistik arzunun farkına var ve en azından onun bir parçasını düzeltmeye çalış. Sonrasında, ruhu edineceksiniz. Bu sadece çevrenin yardımı ile yapılabilinir, aynı zamanda normal, ortak olarak kabul görmüş tüm endişeleri olan normal bir hayatın katılımıyla.

Kabala bilimi dünyanın düzeltilmesinden bahseder, tüm insanların düzeltilmesinden, çünkü her insana ve hayatlarına ve insan toplumuna tek kelime ile herşeye, bir bütün olarak çok gerçekci bir tutumu vardır.Kabala bu dünyayı manevi dünyanın bir sonucu olarak görür. Tam olarak düzeltmeyi geçirmek zorunda olduğumuz koşulları burada buluruz.

Kendimizi diğer bazı metodlarda yapıldığı yöntemler gibi hayattan zerre kadar uzaklaştırmayız. Dünyayı terk etmek, bir manastıra, hücreye kapanmak ya da çok uzak bir dağda lotus pozisyonunda oturmak bunların hiçbiri bizim metodumuz ile uyum içinde değildir çünkü kişi normal insan hayatına bağlanmalıdır.

Devasa Bir Yeraltı Parçacık Hızlandırıcısı Endişelenmek için bir Sebep mi?

Haberlerden Makale (1tv.ru’dan çevri): “Son zamanlarda kitlesel iletişim araçlarında gezegenimizin bir felaket ile karşı karşıya olduğunu iddia eden pek çok yayın var. Paniğin ortaya çıkış sebebi devasa bir parçacık hızlandırıcısının fırlatılacağının duyurulması ile oldu. Bilim insanları bu yoruma atıfta bulunarak ki bu yer altında yüz metre derinde bulunuyor, insan düşüncesinin en büyük başarısı olduğunu belirtiyor. Onların dediğine göre bu hızlandırıcı evrenin pek çok sırrını ortaya çıkarmamızda bize yardım edecekmiş. Ancak bu eşsiz deneyin aynı zamanda bir çok karşıtı bulunuyor ki bu kişiler madde ve madde karşıtının sırları içindeki ölçüsüz araştırma insanlık için küresel bir tehlike gerektirdiğine inanıyor.”

Cevabım: Bizim bütün davranışlarımız, daha önce ve sonra gelenlerde de olduğu gibi, baştan beri Yaratan’ın planın içeriğinde yer almaktadır. Onlar oradan su yüzüne çıkar, bizde ise düşünceler olarak belli olurlar ve form değiştirerek davranış olurlar, ki biz Yaratan’ın programına göre bunları da taşırız. Hepimiz her zaman O’nun içindeyiz! Arzular ve düşünceler bize yukarıdan alçalır, ama biz onların bizim olduğunu düşünürüz çünkü onların Kaynağı bizden gizlenmiştir. “Bizim” arzularımız ve düşüncelerimiz yukarıdan, Yaratan’dan bize alçalır, hatta biz onları arzulamadan veya düşünmeden önce bile ve işte bu bizim yaptığımız şeyleri arzulamamıza ve düşünmemize sebep olur.

İnsan olan şeyler hakkında sınırlı bir algıya sahiptir ve bu sebepten dolayı kendi arzularını ve düşüncelerini ürettiğini düşünür ve bununla bu dünyada fiziksel davranışları ile birşeyleri değiştirebilir. Ama gerçekte, bu sadece yukarıdan yapılabilir, Yaratan, Işık, Ohr Makif (Saran Işık) yardımı ile. Bu nedenle, bilim insanları kuklalar gibi oldukları için ve onların davranışları Yaratan tarafından dikte edildiğinden beri, ben sakinleşmeyi öneririm.