Category Archives: Baal HaSulam

İnsanlığın Geleceğini Gören Adamın Vizyonu

Bizler Baal HaSulam’ın ”On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş” adlı makaleyi çalışmaya başladık ki bu makale diğer tüm makaleler arasında benim için onun en önemli makalesidir. Ari’nin öğrencisi olan Haim Vital tarafından yazılmış olan Ari’nin Oracles Kitabından kısmen alıntıları içerir. Gerçekte bu giriş, amaca ulaşmamız için geçmemiz gereken tüm yolu kapsar.

Bununla beraber yeteri kadar diğer materyalimizde vardır ancak hiçbirisi sürekli, adım adım, metodik ve gönüllü şekilde değişmemiz ve ilerlememiz için tek başına yolu açıklayamaz. Diğer makaleler ve girişler bizlere Kabala bilgeliğinin genel bir bakış açısını verir veya buna bazı özel açılardan bakmamızı sağlar.

Ancak bu metot çok dar bir yolu seçer, ister dindar veya laik bir kişi olsun, bu yoldaki tüm zorluklar ve incelemelerle beraber mutlak realizasyonu nasıl edineceğini, hayatının anlamı hakkında soru sormaya başlayan kişiye hedeflenen çizgiyi gösterir.

İşte bu yüzden bu giriş alışılmadık derecede derindir ve yeni başlayanlar için kolay değildir. Kişinin bunu hazmetmeye başlaması, anlaması ve kendisini bunun içinde bulması yıllar alır. Kişinin büyüyene ve daha fazla ifşa edebilene kadar küçük parçalarla dikkatli bir şekilde çalışmaya başlaması gerekmektedir. Şunu anlamalıyız ki bu giriş bilinçsiz gelişimden bilinçli gelişime gitmiş, insan gelişiminin son safhası olan yeni bir çağın başında duran bir insan tarafından yazılmıştır.

Şimdi bizlerin insan bile diyemeyeceğimiz ancak sadece gelişmiş hayvanlar gibi içgüdüleriyle hareket eden ve doğanın güçleri tarafından yönetilen bu safhadan yeni bir seviyeye yükselmeye ihtiyacımız vardır. Bu yaratılanın içinde Yaratan’la benzer olmak için dizayn edilmiş olan bazı şeyler gelişmeye başlar.

Bu sürecin başlangıcındaki bu insanı, yaklaşımını ve bakış açısını anlamalıyız ve ona benzemeye çalışmalıyız.

18.12.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3. bölümünden, ”On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”

Hasta Olduğunu Hissetmiyorsan Nasıl Tedavi Olabilirsin Ki?

Soru: Baal HaSulam ”Yaratan için Sevgi ve Yaratılanlar için Sevgi” makalesinde önemli olan şeyin orta çizgide başlamak ve buradan ayrılmamak olduğunu söyler. Bu ne demektir?

Cevap: Eğer gelenekleri emirler (sevaplar) olarak göz önüne alıyorsanız dünyevi hayatta da yoldan çıkabilirsiniz. Bir kişi kendi yaklaşımlarının ıslahı yerine, kendisi tarafından içsel emirlerin (sevapların) ifşası yerine belli eylemleri icra etmeye alışmıştır.

Kişi kendisini ıslah ettiği zaman, Yaratan’la ilgileniyordur ve O’nun gibi olmak ve O’nunla bağlanmaya yaklaşmak için Işığı çekmek ister. Fakat eğer ki emirler kişinin yaptığı gibi ”fiziksel eylemler” haline dönüşürse, bu kişi manevi yolu takip etmiyordur yani basitçe kendi çevresinin kabul ettiği ritüelleri yerine getirmeyi öğreniyor.

Bunun yanlış olduğunu söylemeyiz ancak bizim demek istediğimiz bu durumun ruhu ıslah etmediğidir. Dünyada var olma sebebimiz bu değildir. Bu sadece dışsal bir durumdur daha kolay gerçek içsel ıslahı yapabiliriz. Mükemmel koşul, içsel ve dışsal durumlar birbirini desteklemelidir. Maalesef, bununla beraber bu durum gerçek anlamda olmuyor.

Kişi manevi yol boyunca durmamalıdır. Kişi kendisini ıslah etmeye başlayınca, ne kadar aptal olduğunu keşfeder. Bu onun kalbini kırar ve devam edemez. Kişi kendisini ıslah edecek kahraman olmadığını ve düşünmüş olduğunun tersine bundan birşey kazanamayacağını keşfeder.

Sıradan bir hayatta benzer bir plan çalışır çünkü kişi dışsal bir şey üzerinde egoistik olarak çalışır. Burada, tam tersi, kişi kendi egoizmi üzerinde çalışmak için dışsal birşeyleri kullanmak zorundadır. Bu çalışma kişinin alışkın olduğunun tam zıttıdır. Bizler özümüzü, kökümüzü değiştirmek zorunda olduğumuz düşünceyi kullanmıyoruz. Şimdi ise ben birşeyler üzerinde çalışan değilim daha ziyade birşeyler benim üzerimde çalışıyor. Bunun yanısıra, pasif olarak beklememeliyim, tıbbi tedavi esnasındaki bir hasta gibi, sürekli talep etmeliyiz: ”Beni değiştir! Beni değiştir!”

Bunu nasıl yerine getirebiliriz? Eğer ben daha fazla hisseder ve anlarsam durum daha farklı olur. Fakat istemediğim bir şeyi nasıl talep edebilirim? Doğama zıt olan bir şeyi nasıl isteyebilirim? ”Diğerlerini sevmek, diğerleriyle bağ kurmak”, bu sanki en kötü sorunları talep ediyorum gibi. Doğal olarak dünyayı kendi menfaatim için kullanmak isterim, oysaki Yaratan’dan içimdeki programı değiştirmesi için talepte bulunmalıyım: ”Kalbimi ve aklımı değiştir, daha önce ne olduğu önemli değil, diğerleri için kaygı duymamı sağla.”

Aynı anda, herşeyden hayal kırıklığı yaşandıktan sonra özgecil hissiyatın bir patlağı bir an için kişide belki tutulabilir. Hayır, kişinin ağlaması yardımcı olmayacaktır. Sürekli bunu desteklemeli ve bu yeni, paradoksal arzuyu her zaman net bir şekilde tutmalısınız.

Bu çaba imkânsız görünüyor. Bu yüzden denir ki ”Bin kişi odaya girer ancak sadece bir kişi Işığı alır.” Bütün diğerleri de aynı zamanda bir şekilde kendilerini ıslah etmek için büyük çaba sarf ederler ancak durum faklıdır ve şimdi onların zamanı değildir.

Öyleyse problem, diğerlerini sevmek emri (sevabı) doğamıza terstir.

31.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. bölümünden, ”Yaratan için Sevgi ve Yaratılanlar için Sevgi”

Mantık Ötesi Hızlandırmak

Sürekli bir şekilde zamanı hızlandırmalıyız zira maneviyatta sabit hız hesaba alınmaz.Önemli olan olağan hıza bir ekleme yapmaktır ki hızı sürekli artıran ivmedir. Bu noktadan nasıl hareket etmemizi gerektiren bir sonuç çıkarmalıyız.

Baal HaSulam olağan aksiyonlarımıza ek güç olan şeyin mantık ötesi inanç olduğunu açıklar. Kişi bu eklemeyi kendi başına yapamaz, insan çabası değildir. Ancak, bizler buna ulaşmak için çaba sarf ediyoruz ve bu yüzden, bizler Üst Olana haykırırız ve bu çığlığımız üzerimize Islah Eden Işığı çeker.

Bu Işık sizlerin sadece bir şeyler yaptığı zaman gelmez. Işık sizin ona boş, yeni bir yer açtığınızda gelir – o zaman görünür! Sonra yine başka boş bir yer ve tekrar Işık görünür. Fakat eğer her şey aynı olduğu gibi kalırsa o zaman Işığın gelmesi için herhangi bir sebep yoktur zira o işini zaten yapmış ve senin içinde bazı aksiyonları zaten icra etmiştir.

Bu yüzden bizler sürekli kendi içimizde boş yerler eklemeliyiz ki sanki Işık denizindeymişiz gibi bizlerin çalışmasına müsaade edecek olan Işık için talepte bulunabilelim.

02.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Baal HaSulam’ın Yazıları

Kim İçin Çalışıyorum?

Baal HaSulam, “Arvut” makalesinden: Kişinin bireysel kendi aksiyonu ile sebep olduğu derece, ister küçük veya büyük olsun, nihayetinde dünyayı gelecekte iyiliğe doğru değiştirmeye bağlar zira onun payı eklenmiştir ve değişikliğe bağlanır.

Herkes kendi çalışmasını tamamlamalıdır ve bunu yaparak her bir kişi kendisi için değil diğerleri için çalışır. Bizim bağlantımız budur. Bir kişi kendi arzusuna sahip değildir. Kişinin arzusu tüm diğer insanların içindedir. Kişinin kendi başına tamamlayabileceği kişisel bir işi yoktur. Kişi diğer herkesin içinde kendi eğilimini düzeltene kadar çalışır.

Sonuç itibariyle bizler belli bir “holografik resmi” ifşa ederiz. Ben her şeyin içine dahilim ve her şey benim içime dahil. Şu an bu bizden gizli çünkü aksi halde durduğumuz yerden hareket dahi edemeyecektik. Gerçekten,  diğerlerine ne vermeliyim? Ben onların problemlerinde yer almak istiyorum ve onlar için hiçbir şey yapmak istemiyorum. Ben bu manevi çalışmayı eğer bu çalışmanın tüm meyveleri diğerleri tarafından tüketilmemişse tamamlayamam.

Bu yüzden, sanki gözümüzün üstünde bir örtü var ve bizler bir yalanı yaşıyoruz gibi: öyle ki herkes kendi iyiliği için hareket ediyor ve kendisi için sadece endişeleniyor. Buna şükür, bu safhada en azından bizler Lo Lişma’nın egoistik niyetinde hareket edebileceğiz. Ancak daha sonra, Lişma’nın özgecil koşulunda, burada özel, bireysel hiçbir şeyin olmadığını ve her şeyin ortak bir bütüne ait olduğunu keşfedeceğiz. Herkes herkesin içine dahil ve her bir kişinin çalışması herkese, onların ortak hesabına nakledilir.

Bu yüzden, hesaplamanın ne olduğu önemli değildir, pozitif veya negatif, bizler bunu sadece ortak bütüne ilişkili olarak yapıyoruz ve bir kişinin aksiyonları sadece diğerlerine olan ilişki içerisinde değerlendirilir. Bizler diğerleri üzerindeki etkinin sonuçlarını değerlendirmeden kişinin iyi veya kötü hareket ettiğini söylememiz imkânsızdır: o onları yaratılışın amacına mı yakınlaştırıyor veya tersi, onları amaçtan mı ayırıyor.

21.07.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 5. bölümünden, ‘Arvut’

Doğa’nın İlerisi

Baal HaSulam, ‘‘Matan Tora (Tora’nın Verilmesi)’’:

Dolayısıyla, yaratılan, konuşan yücelik seviyesinin üzerindeki derecelere doğru gelişir ve ilerler ta ki kişisel sevgisinin son artıklarını kaybedene dek ve tüm emirler bedeninde yükselir ve kişi tüm aksiyonlarını sadece ihsan etmek için yapar, hatta öyle ki ihsan etme yönünde gereklilik için aldığını da ihsan edebilmek için alır. Bu yüzden hocalarımız dedi ki, ‘‘Emirler sadece insanları arındırmak için verilmiştir.’’

‘‘Dostunu kendin gibi sev’’ prensibi vasıtasıyla, yolun sonuna geliriz: bağlanmaya. İster sevelim isterse sevmeyelim ama bunu edinmeliyiz. Bizim özgür seçimimiz çevrenin avantajını kullanarak hızlı bir şekilde ilerlemektir. Aksi halde doğa bizi bunu yapmaya zorlayacaktır – ve bizler bir şekilde doğanın yapmak istediğinden daha hızlı bir şekilde hareket etmek isteriz.

Nasıl ilerleriz? Bizler içsel gelişim vasıtasıyla ilerleriz. Bu nasıl olur? Bu durum ‘‘Tora (Işık) ve emirler’’ yardımıyla olur yani kendimizi arındırmamız gereken ıslahın metoduyla. Şüphesiz ki bizler bu dünyanın dışsal aksiyonları hakkında konuşmuyoruz. Baal HaSulam bu konuyu açıklığa kavuşturmak için kısa bir alıntı ile cevap verir: aramızdaki ilişki özellikle ihsan etmede Yaratan’ın seviyesine benzer yükseklikte olmayı hedeflemelidir.

Bu nasıl edinilebilir? Bu durum, adım adım olur. İlk önce kişi, yeni büyümeye başlamış bir çocuk gibi hiç bir şey bilmez. Daha sonra, ona yavaş yavaş açıklamalar verilir ve o daha ve daha fazla anlar. Nihayetinde, her şey çevreye, açıklamalara ve çalışması esnasında sarf ettiği çabaya ve verilen görevi yaptığı süreçteki kendi çabasına bağlıdır.

İşin özü, kişiye çevrenin içinde olmak ve çevreyi doğru bir şekilde kullanması öğretilir, şu prensibe göre: ‘‘Kötü eğilimi Ben yarattım ve şifa olsun diye Işık’ı yarattım’’. Kötü eğilim ancak çevrenin içinde ifşa olur; başka bir olasılık yoktur.

Bunun yanı sıra, kötü eğilim ‘‘bir şifa’’ olarak Tora’ya ihtiyaç duyar, yani Islah eden Işığa. Bir kişi kötülüğü Işığa bağlı (göre) olarak hisseder. Işık kablarımı açığa çıkarır ve ben Işığı bunları ıslah etsin diye talep ederim. Daha sonra Işık onları doldurur.

Böylece adım adım, kişi ıslaha doğru gelir.

‘‘Matan Tora (Tora’nın Verilmesi)’’, 27.06.2011 tarihli Günlük Kabala dersinin 5. bölümünden

Neden İbrahim?

Baal Ha Sulam, ‘‘Matan Torah (Tora’nın Verilişi),’’ Madde 5: Tora’nın neden özellikle İsrail halkına verildiği ve neden dünyanın tüm milletlerine eşit verilmediğini anlamalıyız. Allah korusun yoksa burada bir milliyetçilik mi söz konusu?

Bildiğimiz gibi Tora’nın (Işık) kendisi bu soruya olumsuz bir cevap verir. Şöyle açıklanır, İbrahim, İsrail halkının atası, Antik Babil’de, Yaratan’ın realitesini bilmekten uzak insanların arasında, yüksek mertebede bir papazdı. Kabalistik metodu sanki şans eseri ifşa etmişti, bununla beraber elbette ki o içsel olarak oldukça gelişmişti.

Adem’den yani maneviyatı ifşa eden ilk insandan Nuh’a kadar on nesil vardı ve Nuh’tan da İbrahim’e kadar on nesil vardı. Gerçekte, bizler bunları konuşurken, ilki Adem olan, kalpteki noktaların içsel gelişiminden bahsediyoruz. Bu süreci merkezden dışarıya doğru yayılan eş merkezli çemberler gibi düşünmek mümkündür. Arzunun gelişiminin yirminci halkası İbrahim tarafından temsil edilir.

Dolayısıyla, İbrahim önceden bir arka plana zaten sahipti, Adem’in derecesinden başlangıçta yaratılmış olan içsel hazırlık temeli. İbrahim’in seviyesi çok yüksekti. Adem seviyesi Yaratan’ı küçük bir almak arzusu ile birlikte ifşa etmişken, İbrahim Yaratan’ı Babil’de yükselen büyük egoistik arzunun üzerinde ifşa etti. Bir taraftan, İbrahim gerekli olan temele sahipti diğer taraftan ise yanan bir kalbi vardı. Her zamanki gibi, biri diğeri ile uyumlu şekilde.

Sonuç olarak, Adem küçük bir kabla ve küçük bir Işık’la henüz büyümemiş, gelişememiş, bunu insanlara taşıyamamış, açıklayamamış ve ifşa edememişken, İbrahim anlayabilir ve Kabala metodunu geliştirebilirdi.

Baal Ha Sulam her biri iki bin yıl olan üç safhaya ayrılan gelişimin küresel sıralanışını açıklar: HBD (Hohma, Bina, Daat), HGT (Hesed, Gevura, Tifferet) ve NHY (Netzah, Hod, Yesod). İlk Kabalistlerin arı kabları Işık’a yakın olmasına rağmen, ayrıntının zenginliğindeki ifşa için daha büyük Işıkları talep eden hararetli, büyük arzular olmaksızın metodu ifşa etmek imkansızdır.

İşin özü, metodu kesin bir derinlikte ifşa etmek bizlere nettir, kişinin büyük arzulara, büyük egoizme ihtiyacı vardır ki buna karşılık gelen büyük Işık ifşa olsun. Ancak o zaman anlaşılabilir yeni şeyleri sunmak fırsatına sahip olacağız.

İşte bu yüzden İbrahim ıslah metodunun kurucusu oldu. Metot İbrahim’den önce açıklanamazdı çünkü hiçbir şey henüz ıslah edilmemişti. Babil’deki koşullar temel olmuştu. İbrahim’in ve binlerce öğrencisinin içinde kalpteki nokta uyanmıştı ve onlar Kenan ülkesine, ıslah için niyetlenmiş arzuya baş oldular ve böylece bu, gelecekte İsrail ülkesine dönüşür.

Babil düzeltilebilecek parçanın ifşa olan kırık bir arzusudur. Bu parçanın üzerinde çalışarak bunu Kenan ülkesi yapar. Zaman geçtikçe, egoistik arzu bunun içinde görünür ve bu Mısır’ın içine döner, daha sonra çöle gider ve nihayetinde İsrail ülkesine girer.

Işık Olmadan Değişim İmkânsızdır

Baal HaSulam, ‘‘Barış’’: İnsanlar arasındaki kaba egoistik direnç, uluslararası ilişkileri de kötüleştirir, tüm bütün bunlar her ne olursa olsun dünyadan hiçbir insan aklı veya tavsiyesi tarafından durdurulamayacaktır.

Dünyanın kendisini düzeltebileceğini düşünmeyin. Hatta insanlar egoizmin dünyanın kötülüğünün kaynağı olduğunu fark etseler dahi, düzeltme ‘‘şifa’’ yani Kabala metodu olmaksızın imkânsızdır. Bizler dünyaya Islah Eden Işığı vermek zorundayız. Bu, bir veya diğer formda arzuların değişik çeşitlerine göre yani dünyamızdaki insanların Kabala Bilgeliğini çalışmasıyla sadece mümkün olabilir.

Herhangi bir şekilde, onlara Işığı vermeliyiz. Egoizm başka bir şekilde düzeltilemez. Burada başka hiçbir şey yardımcı olamaz, ne psikoloji ne de sosyoloji, ne harika çabalar ne de sıkıntılar. Yardımcı olabilecek tek şey Işığın çekilmesidir. Bunun dışında hiçbir şansımız yok.

Daha doğrusu, Işık, amacı ve onun edinimi için olan programı, yani geçmemiz gereken tüm safhaları içerir. Işık olmaksızın tek bir hareket bile yapamayan hayvanlar gibiyiz. Işık gelmeli ve bizleri etkilemelidir. O zaman hareketin içerisine gireceğiz.

Öyleyse neden sıkıntıları ve tüm bu değişimleri tecrübe ediyoruz? Aslında, onlar değişimler değil daha ziyade sorunlar, bizlerin veya en azından bazılarımızın Işığın bir kısmını dahi olsun çekene dek şiddetini artıracaktır.

Gelişim sadece Işık tarafından tamamlanır. Bizler derinlemesine bunun farkında olmalıyız. Egoistik arzunun kendisinin gelişim yolunu bulmasının hiçbir şansı yoktur. Asırlar boyunca, bu fırsat, çağrının gelmesi beklenmeden Işık vasıtasıyla bulunmuş ve Işık bizleri sürekli ileriye doğru itmiştir.

Bugün bizler, tamamen Işığa yönlenmiş arzumuz tarafından Işığın gelişini ilerletmek zorunda olduğumuzdan sonra kritik eşiği geçmiş bulunmaktayız. Şimdiden sonra, her şey artık ‘‘önceliğimizle’’,  ‘‘dua ve iyi işlerle’’ başlar. Bu tanım şunu ifade eder, biz, kendimiz gelişimi istemek zorundayız, yeni egoistik arzuların peşinden koşmak değil, daha ziyade egoizmin üzerinde olmak. Uyanış, yükseliş, bizim tarafımızdan gelmelidir.

Daha ötesi, bizim kendi içimizden bir talep gelmezse gelişemeyeceğiz, umarız dönüşünde, Işığın gücü gelip bizleri etkileyecek ve birliğin ve sevginin yeni niteliklerini bizlere vererek, tek bütün entegral bir koşulda bizleri kaynaştıracaktır. Sadece bu Işık bizlerin gelecek koşullarını tamamlar. Bizler bunların ne olduğunu ve nasıl aktarıldıklarını bilmememize rağmen işimiz, özümüz, basittir: bizi geliştirecek olan gücü arıyoruz.

Hepsi bu; herhangi özel bir bilgeliğe ihtiyacımız yoktur. İlerleyişimde beni neyin beklediğini bilmiyorum. Bazen, aklımda ve hissiyatımda, yeni bir şeyler fark ediyorum,  yeni bir ifşa, hissiyatın ve anlayışın ince bir katmanı. Bu biraz da olsa Işığın arzularımızı uyandıran ve düzelten etkisine benzer. O’nun işine karışmamalıyız daha ziyade mümkün olabildiğince gelişimimizi hızlandırmalıyız.

Biz talep etmeyene kadar Işık bizleri asla etkilemeyecektir. Bu yüzden ilkönce talep eden olmalıyız. O’nun bizden talep ettiği de budur. Bu istek, bu gereklilik, arzunun maddesi üzerinde manevi bir aksiyon başlatır. Şükür buna ki kim olduğumuzu ve Yaratan’ın kim olduğunu ifşa ederiz.

Bu alçak seviyemizde, en azından az da olsa daha yüksek bir dereceyi anlarız ki onunla kaynaşabilelim. O’nu bütünüyle anlamayız fakat sadece onunla ilişki kurduğumuz yeri anlarız. Annesinin rahminin içerisinde bir noktaya yapışarak, kişi annesinin nitelikleri içinde eşit hale gelmelidir.

Bu şekilde, yaratılan varlık büyük bir iş yapar, algının ince bir katmanı içerisinde Üst Olan’la kaynaşmayı dilemesi. Daha sonra, gelişiminin kendi Işıklarıyla doldurularak, Üst Olan’dan kendilerinin iptalini isterler. Bir embriyo gibi, bizler Işık’tan gelişimi getirmesini talep ediyoruz, hazlar getirmesini değil. Bu şekilde, Yaratan’la form eşitliğine ulaşırız.

Acı Hazza Dönecek

Baal HaSulam’ın YazılarındanMektup 19: Bir kişi ilk seferden Yaratan’la tümüyle bağlanmaya hazır değildir, ancak aşamalı olur, yazıldığı gibi ”Tanrısallık ve merhamet beni takip edecek.” İşte bu yüzden O özlemleri yaratır ki bunlar bağlanmanın başlangıcıdır, yazıldığı gibi, ”Haktan yana olan acı çeker”. Acı çekmesinin sebebi Yaratan’ın onunla bağlanmak arzusunda olmadığıdır. İşte bu yüzden kişi bağlanmak için gerekli olan sevgi olmaksızın acı ve özlem çeker. Kişinin hissettiği acı bağlanmanın hazzına dönüşecektir.

Soru: Yaratan bize ıstırap gönderiyorsa o zaman bizler bu koşulun içinden nasıl olurda onunla bağ kurmayı arzulayabiliriz?

Cevap: Yaratan bize ıstırap göndermez. O’ndan gelen tek şey sadece Tanrısallıktır ancak egomuz O’nun bu hoş yaklaşımını zıt yönden hisseder, yani kişi bunu ıstırap olarak deneyimler. Ancak bu, egomun ihsan etmeye yönelik değişmesi ve amacı edinmesi için gerekli olan kesin bir ”uyanış” tır. O zaman acı hazza döner.

Dünyaya olan yaklaşımımın dışında hiçbir şey değişmez, yazıldığı gibi, ”yaşlı olanı yiyeceksin”. Olan olaylara karşılık kendini ve yaklaşımını değiştirdin. Zevk alma arzunun üstüne yükselmiş oldun ve böylece ıstırap yerine hazzı deneyimlersin.

Doyumun hayali kaynaklarına özlem duyuyordun, ancak şimdi özlemin Yaratan içindir, acın ve ıstırabın doyuma dönüşür zira bundan başka birşey istemiyorsun. Sen sadece O’nu arzulamak istiyorsun ve bu şimdiden seni doldurur.

Sorumluluk Her Zaman Kişiseldir

Soru: Sistemi hissetmeye başladığımı nereden biliyorum? Kişinin tecrübe ettiği ilk algılar nelerdir?

Cevap: Sorumluluk! Tıpkı ailede olduğu gibi, sorumluluğunu üstlenmem gereken belirli bir sistem olduğunu hissetmeye başlıyorum. Dünyevi hayatta bir aile kurulması ve kişinin bu sorumluluğu ciddi bir biçimde üstlenmek zorunda olması bir rastlantı değil. Aile toplumun, hayatın temeli.

Bizler de hepimizin Yukarıdaki ile benzerliğe ulaşmasının gerektiği, “manevi bir aile”’deymişiz gibi hissetmek zorundayız. Doğaya ve kök ve dal kanununa göre karşılıklı garantörlük şartını yerine getirmeli ve bunu ilk önce grupta ve ardından tüm dünyada uygulamalıyız.

Baal HaSulam’ın ifade ettiği gibi, tüm dünya bir aile ve doğa bizi, bu kanunu öğrenmemiz için zorlayacak.

– 15/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinden alıntıdır.

Çalma!

Baal HaSulam “Barış” makalesinde kişi kendi hakkı olmayan bir şeyi aldığında toplumun onu cezalandırdığını fakat kişinin, vermesi gereken bir şeyi topluma vermekte başarısız olması halinde herhangi bir cezaya çarptırılmadığını yazıyor. Manevi yolda da bu aynıdır: Her insan koşullarını Yukarıdan alır. Bundan böyle alınan koşulları tam kapasite ile, yüzde yüz oranda kullanmayı başaramazsan bu gruptan çalmaya benzer. Bu da “ortak gemiye delik açmak” olarak anılır. Bu sebepten ötürü herkes kendine acaba elinden gelen her şeyi yapıyor mu diye sormalı.

– 11/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin ikinci kısmından alıntıdır.