Category Archives: 10’lu Gruplar

İçsel Bilgelik

Manevi çalışma mantığın ötesine geçer; bu, egoist aklımıza ve duygularımıza göre değildir. Ama o zaman nasıldır?

Manevi yapıdaki Sefira Daat (bilgi), duyguların ve aklın özel bir birleşimidir. Duygular Bina’dan gelir ve akıl Hohma’dan gelir, bundan daha yukarıda çalışmak nasıl mümkün olabilir? Manevi yaşamda onunla ilerlemek için, nasıl bu ilkenin en uç noktasını bile kavrayabiliriz?

Yeni algılama araçlarına ulaşmak istiyorsak, duygularımız ve aklımız üzerinde değil, sadece dostlarımızla yakınlaşmak için çalışmalıyız. Maneviyatta bir adım ileri giderek bir şeyleri anlamak ve edinmek istersem, bunu aklımda veya duygularımda nasıl yapacağımı aramıyorum. Sadece dostlarıma daha yakın olmak haricinde bunu bir kitaptan ya da duyularımla öğrenemem.

Adam HaRişon’un sistemini ıslah etmek için, yapabileceğimiz tek pratik eylem budur. Onludaki dostlarımla manevi bağ, içimde yeni bir Kelim açacak ve beni yavaş yavaş mantıktan, mantık ötesine doğru değiştirecektir:  bu dünyanın maddi Kelim’inden, dünyevi akıl ve hislerden manevi Kelim’e. Ve onlar sadece engellerin üstesinden gelmekle, kayıtsızlık ve dostlardan, onludan içsel ayrılıkla ortaya çıkarlar.

Kalbimi açtıkça ve bağ kurmak istedikçe, “Öğrenen bilge değildir” sözünü daha fazla anlarım. Edinim, bilgiye değil gittikçe daha fazla bağlanmaya başlayan Kelim’e bağlıdır. Parçalanmadan sonra, hepimiz bölünmüş durumdayız, ancak, birleşmek ve yakınlaşmak istediğimiz ölçüde, içinde yeni manevi kavramlar hissettiğimiz ıslah olmuş Kelim’i meydana getiririz.

Bu yüzden kendimi, manevi değişimlerden geçecek ve daha fazla maddi sebep ve psikolojik hisler aramayacak şekilde eğitirim. Sadece dostlarımla bağ kurmak isterim ve Adam HaRişon’un Kli’sini ıslah ederek, bütünsel bir manevi sistemin ne olduğunu, parçalanmadan önce Adam HaRişon’da ne olduğunu ve şimdi nereye gittiğimizi anlamaya başlarım.

Bizler, üst gücü, Yaradan’ı ve Kabala bilgeliğini kendi içimizde keşfederiz ve kitap bilgisi kazanmayız. Kabala’ya içsel bilgelik denmesinin nedeni budur.

Kendimizi Yükselterek, Dünyayı Yükseltiriz

Dersten sonra bizler dünyanın içine gireriz, ve tüm dünya, tüm insanlık, Adam HaRişon’un tüm Kli’si, bizim-on dostun arasına girer. Dünya, onlunun içinde, bağ kurduğum dostlarımın arasında akmaya başlar ve onun düşüncelerini ve arzularını bize getirir.

Bizler, dünyanın arzularını hissetmeliyiz; aksi takdirde, genel ıslaha ulaşamayacağız. Bunun siyaset olmadığını, ekonomi olmadığını, ama Adam HaRişon’un ortak ruhunun muazzam arzusunun aramıza girip bizi etkilediğini, böylece bu engeller üzerinden birliğe dönmemiz gerektiğini anlamalıyız. Eklenen egoizme rağmen, daha da güçlü bir şekilde yeniden bağlanırız.

Kocaman dünyadan gelen izlenimler bizi ayırmamalı. Bizler, dünyadan yalnızca daha sonra ıslah etmek için çalışabileceğimiz izlenimleri alırız.

Birbirimizle olan bağımızı koparmazsak, gün içinde bizi etkileyen tüm koca dünya bize uygun bir şekilde bağlanacak, bizler de onu ıslah edebileceğiz. Kendi içimizde dünyayı ıslah ederek, onun dışarıda da değişmesine neden oluruz çünkü içsel ve dışsal arasında zaten bir bağ doğmuştur.

Eğer dünya gün içinde bizleri bölemez ve onluda birbirimizden ayıramazsa o zaman, birliğimizi ona aktarır ve böylece dünyayı ıslah ederiz. Bu, yavaş yavaş manevi Partzuf’umuzun, onun sonunun (Sof) bir parçasına dönüşür. Henüz onunla aktif olarak çalışamayız, ancak o, zaten Partzuf’un faydalı bir parçası haline gelir.

Böylece günbegün dünyadan yeni arzular emer ve birliğin gücünü ona aktarırız. Tüm insanlık bir Kli’ye, tek bir ruha aittir. Onluda birleşmeye çalışarak, dolayısıyla manevi kabın ve başın (Toch ve Roş) iç kısmını inşa ederiz. Ve henüz birliğe gelmemiş diğer tüm insanlar, Partzuf’un sonudur (Sof). Bu nedenle, bu arzuları birleştirmeliyiz.

Genel ıslah zamanında yaşıyoruz ve bizler tüm dünyayı düşünmeliyiz. Bu nedenle, keşişler gibi bir mağarada, küçük yerleşim yerlerinde yaşamış geçmişin Kabalistlerinin aksine, bizler insanlar arasındayız. Kabalistler her zaman yalnızlık için çabaladılar çünkü henüz dünyayı ıslah etmek için çalışmaya gerek yoktu.

Ama biz farklı bir zamanda yaşıyoruz ve istesek de istemesek de tüm dünyadan izlenimler alıyoruz. Gün boyunca onun arzularını emeriz ve onları işlememiz gerekir. Ve onluda birleştiğimizde, birleşmemizin dünyadan alınan arzuları da içerdiğini hesaba katmalıyız. Ve koca dünyaya geri döndüğümüzde, onu ıslah olmuş arzularla etkileriz ve dünya değişir, ıslah ve birleşmenin gerçekleşmesine doğru ilerler.

Manevi İlerleme Kriterleri

Gerçek manevi hissiyat, yalnızca onludaki yakınlığımızın ve bağımızın derecesine bağlıdır. Sadece bağımızın gücüyle Yaradan’a yakınlaşırız ve bu eylemden manevi bir sonuç, bir maneviyat hissi alırız.

Daha önce sahip olduğumuz bağ ile şimdi edindiğimiz bağı arasındaki fark, manevi bir ilerleme duygusu verir. Bu nedenle sadece bunu önemsemeli ve sadece buna odaklanmalıyız. Onludaki dostlarımla daha güçlü bir bağ kurmadıysam, ıslahtaki görevimi yerine getirmedim demektir. Diğer bir deyişle, manevi dünyada değil, sadece maddi dünyada yaşamışımdır.

Maddesellik ve maneviyat arasındaki fark, varoluşumda tam olarak desteklemek istediğim şey tarafından belirlenir: ya şu anki aklım ve hislerim ya da manevi akla ve hislere yükselmek yani mantık ötesi inanç için bağımız.

Maddesellik pahasına maneviyata yükselemeyiz ancak mantık ötesi inançla onun üzerine çıkabiliriz. Bu dünyadan, üzerlerine yükselip manevi Kelim’e dönüştürdüğümüz bozukluklar hariç, hiçbir şey almamıza gerek yoktur. Ve bu dünyaya yapışırsam ve gruptan ayrılırsam, o zaman dostlarımla doğru bağa sahip olmam. Sonuçta gruba geldiğimde bu dünyayı bir süreliğine unutuyorum.

Sürekli olarak gruba bağlı hissetmem gerekir ve sadece ben izin verdiğimde, maddi dünya manevi dünyamı, grubu işgal edebilmelidir. Beni yutması ve kontrol etmesi için onun gücünün altına girmemeliyim. Manevi gelişim, maddi varoluştan daha önemli olacak şekilde öncelikler belirlerim.

Maneviyata Doğru Hareket

Soru: Prensip olarak, sürekli onlularda çalışıyoruz. Şimdi eksik olan neyimiz var, bir tür dürtüsel çabaya, dışsal birlik içindeki içsel çalışmamız aracılığıyla bir atağa mı? Başarılı olmak için onludaki çalışmamıza ne eklememiz gerekiyor?

Cevap: Yavaş yavaş değişiyoruz. Bunu, size sunduğum materyalden ve onun nasıl aktığından anlayabiliyorum.  Bu rastgele materyal değildir. Bizler, bir aşamadan diğerine geçerken her dersten önce hazırlarız. Ayrıca düşüncelerimi Twitter’da biçimlendiriyorum.

Görüyorum ki ilerliyoruz, onlular güzel yapılandırılmış ve arkadaşlar bunlara katılmaya kayıtsız değiller. Başlangıçta onlularda çalışmak zorunda kaldılar, sonra başka seçenekleri olmadığını anladılar çünkü gerçekten böyle olmalıdır.

Şimdi onlar, sadece olmaları gerektiği için onluda değiller, egoist anlamda bile onlu aracılığıyla bir şeyi algılamaya başladıklarını hissediyorlar. Onlu vasıtasıyla kurtuluşun gücünü, ifşanın gücünü, ilhamı, tüm arzuları, tüm ışığı ve tüm maneviyatı ortaya çıkaracaklarını anlamaktalar. En azından önemli bir şey olarak, maneviyatla değerli bir ilişki kurduklarını görüyorum.

En azından kimse onluya kayıtsız kalamaz,  bu hareketi hissetmemizin nedeni de budur, ve bu çok iyidir.

Toplumun En Küçük Öğesi Onludur

Soru: İletişimin var olması için, bilgi alma ve iletme, kodlama ve kod çözme kuralları gereklidir. Bu kurallar, yani verme ve alma yasaları nelerdir? Kişi bunu öğrenebilir mi?

Cevap: Evet, insanlar bu konuda eğitilmelidir. İletişim becerileri çok önemlidir. Onların yokluğunun, bizleri nasıl birbirimizi yanlış anlamaya, inzivaya götürdüğünü görüyoruz. İletişim pratik olarak her şeydir.

Gerçek şu ki, bizler başlangıçtan egoistler olarak yaratıldık, egoizmimizle barış içinde yaşayabileceğimize ve hiç kimseye ihtiyacımız olmadığına inanıyoruz. Ve birine ihtiyacımız olursa, o sadece bir dereceye kadar tahammül edebileceğim ve kullanabileceğim biridir. Ama bu kesinlikle yanlıştır. İnsanlara toplumun en küçük biriminin aile değil on kişi olduğunu anlatmak gerekir. Aile hayvansal seviyede bir birimdir. Ve bir sosyal birim, ruhen size yakın olan, hayatta ortak bir amacı olan ve onu somutlaştıran on kişidir. Bu koşullar içinde, kişi mutlak sonsuz durumlara kadar gelişebilir.

Soru: Bu on bir ömür boyu değişebilir mi?

Cevap: Evet.

Soru: Yani “on” ile içsel bir terimi kastediyorsunuz,  on kişi diye, kişi sayısını değil?

Cevap: On kişi aynı zamanda on farklı bireysel arzu kombinasyonunu içeren fiziksel bir niceliktir. Kabala’da bunlara kalpteki noktalar denir.

Twitter’da Düşüncelerim / 18 Kasım 2020

Yaradan’ın ifşasına ulaşan bir onluda olacak kadar şanslı olan bir kişi, O’na haz verir. Onlu Yaradan’ın ifşasını herkese ileten bir kanaldır. Onludaki dostlar Yaradan’a bağlanmak ve O’nun ifşasını tüm yaradılışa aktarmak ister.

Kişi kendi başına bir düşüşten çıkamaz – ancak başkaları bir örnek oluşturup onu uyandırırsa çıkar. Bu doğru yükseliş olacaktır, egoizm dolayısıyla değil. Bir dost yükselmeme yardım ediyor ve ben de dosta ediyorum, yani birliğin kuvvetlerinin işlediği grupta çalışıyorum. Bu manevi bir eylem olacaktır.

Ben aşağıdayım ve dostlar yukarıda. Bir iple birbirine bağlanmış dağcılar gibi birbirimizi böyle yukarı kaldırıyoruz. Onlunun önünde kendimi iptal ediyorum, herkesten daha küçük olduğumu hissetmeye çalışıyorum ve bu sayede ondan kuvvetler alıyorum. Dostlardan aldığım bu kuvvetlerle onlara yardım ediyorum.

Derse bilgi biriktirmek için değil, yeni, ek birliği edinmek için geliyoruz. Ders, “Şiur”; “ölçü” anlamına gelir – birbirimizle daha da güçlü bir şekilde bağ kurabileceğimiz ölçüde.

Kendimi gruba iptal ederek, ondan beni etkileyen ve uyandıran üst gücü alırım.. Ben herkesin altındaydım, ama şimdi gruptan aldığım güçle diğer herkesi etkiliyor, onlar için Yaradan gibi oluyorum. Önce Malhut olarak dostlarımdan aldım ve şimdi onlara Keter olarak ihsan ediyorum.

Egoda hoş olarak hissedilmeyen safha, ne kadar zor olursa o kadar iyidir. Bu, eylemde herhangi bir ego motivasyonum olmadığı ve egoizme karşı çalıştığım anlamına gelir. Ardından, egoizmimin direnişine rağmen Yaradan’ın O’na yaklaşma talimatını gerçekten yerine getiririm.

Yaradan’ın ifşası, en alt safhadan “toz” dan gelir, yazıldığı gibi: “Sen tozdan geldin ve toza döneceksin.” Maneviyata olan tüm ilgimizi, tüm arzu ve tatlarımızı kaybederek daima toz safhasına düşeriz. Ve bu tozdan yükselmeliyiz “Bir kişi dostuna yardım edecek”

Haz alma arzusuna karşı bir eylemde bulunabildiğimde, bir emrin sevinci daha büyüktür. Küçük bir başarı olabilir ama en önemlisi, birlik açısından yapılacak olmasıdır. Tek ihtiyacım olan dostlarla birlik ve ders: bunlar Yaradan’a yaklaşmanın iki aracı.

Pistonun ilk yuvarlanmasında, onluda boğulurum ve oradan arkadaşların arzularını çekerim. İkinci yuvarlamada bu arzuları Yaradan’a yükseltirim. Bu yükseliş MAN’dır, herkes için talep ederim ve yukarıdan bir güç alırım. Bu güçle aşağı inerim ve dostlara iletirim – onlardan yeni bir arzu alırım ve MAN’ı yükseltirim.

Her insan onlunun en küçüğü ve en büyüğü olmalıdır. Ondaki herkes bu şekilde çalışırsa, on silindirli bir motor alacağız – bunun ne kadar güçlü olduğunu bir düşünün! Tüm pistonlar, biz ölçüyü aşırı doldurana ve Yaradan içeride ifşa olana kadar ortak hacmimizi pompalar.

Ben her zaman yükseliyorum ve düşüyorum: MAN – MAD. Grupta her biri, silindirimizin her onlusu böyle çalışıyor. Dostların arzularını absorbe ederek onları Yaradan’a yaklaştırmak istiyorum. O’ndan güçler, dolumlar, ifşalar alıyorum ve bunu dostlara iletiyorum.

 

Kimden Yardım İstemeliyiz?

Soru: Kimden yardım istemeliyiz, Yaradan’dan mı yoksa gruptan mı? Ve bunu nasıl yapmalıyız?

Cevap: Sadece gruptan ve grup aracılığıyla Yaradan’a dönebilirsiniz.

Tüm grubun birlikte Yaradan’a dönmesi daha da iyidir. O zaman kesinlikle hem koşulunuzu hem de grubun koşulunu iyileştirebileceksiniz çünkü hissettiğiniz olumsuz etkilerin özellikle size yönelik olmadığını, grup aracılığıyla size geldiğini hissetmeye başlayacaksınız. Onlara grup aracılığıyla cevap verirseniz, bu en iyi ıslah yöntemidir.

 

Yaradan’ı Ne Zaman Hissedeceğim?

Soru: Ben online Kabala derslerinde ilk sınıf öğrencisiyim. Yaradan’ı grup içinde ne kadar sürede hissedebilirim?

Cevap: Bu hangi kursta çalıştığınıza değildir, bu metotta ne kadar ustalaşmak istediğinize bağlıdır. Bazı gruplara mümkün olduğunca yakınlaşmaya ve arkadaşlarınızla birlikte, egoizmin sizi onlardan ayıracağını hissettiğiniz yerde, daha çok bağ kurmaya çalışın.

Ya da tam tersi, bunu daha fazla hissedeceksiniz, ancak aynı zamanda üstesinden geleceksiniz. Böylece Yaradan’ın ifşasına doğru ilerlemeye başlayacaksınız.

Onlu — Yaradan’ı İfşa Etmek İçin Bir Cihaz

Yaradan ancak dostların içinde eriyerek, Bina seviyesine yükselerek ifşa olabilir. Bu, görünmez bir manyetik alanı tespit etmek için gereken bir cihaza benzer. Bu cihaz, üzerinde etkili olan ve kadranını saptıran belirli bir kuvvet olduğunu gösterecektir. Yani, bize gücün kendisini değil, onun bu güce tepkisini gösterir.

Kendimizi, dünyamızın tüm ölçüm aletleriyle aynı prensipte çalışan, Yaradan’ı ifşa etmek için bir cihaz yapıyoruz. Sadece içimizdeki her şeyi doğru bir şekilde organize etmek zorundayız ve böylece Yaradan’ı ifşa edebileceğiz.

Cihaz, bu olguyu algılamalı ve ona tepki vermelidir ve o zaman onun reaksiyonu ölçülebilir ve cihaz buna neden olan kuvveti tahmin etmek için kullanılabilir. Elektromanyetik kuvvetlerin ne olduğunu bilmiyoruz, ancak nasıl hareket ettiklerini biliyoruz: bu güçler, akımın bir telde akmasına veya pusula iğnesinin hareketine neden olurlar. Her zaman gücün kendisini değil, cihazın tepkisini görürüz ve bunu olayın kendisi ile adlandırırız.

Yaradan’ı ifşa etmek için kendimizden böyle bir pusula, bir indüksiyon devresi, üst kuvveti ortaya çıkaracak bir cihaz yapmamız gerekiyor. Yaradan şimdi içimizdeki her şeyi döndürüyor ama O’na dikkat etmiyoruz. Kişi, O’nu ayırt etmek için kendi içinde ne gibi bir değişiklik yapmalı?

Tüm çalışmalarımız bu kalibrasyonu, Yaradan’a ayarlamadan oluşur. Sorun şu ki, üst kuvvetin etkisine karşı kendi tepkimi hissediyorum ve bunu, Yaradan’ı içinde bulabilecek şekilde şifresini çözmem gerekiyor. O’nun arzum içindeki, bedenimdeki etkisine cevap veriyorum. Bu nedenle, arzumun, Yaradan’ın eylemlerini doğru bir şekilde anlamama izin verecek şekilde kendimi kalibre etmem gerekiyor.

Ve bunun için egoizmimin hiçbir şey istememesi amacıyla kendimi sıfıra indirgemem gerekiyor. Her cihaz önce bu şekilde kalibre edilir, sıfıra ayarlanır ve daha sonra ölçüm için kullanılabilir.

İlk kalibrasyonumuz, rüşvet almamak, önyargıyla yargılanmamak için, kendimiz için hiçbir şey istememektir. Bu kalibrasyonu onluda uygularız. Onlunun merkezine katılmaya çalışır ve tüm dostlarımla bağ kurmak istersem, cihazımı sıfırlarım. Şimdi, bu sıfırdan, Yaradan’a, O’nun benim üzerimdeki etkisine doğru bir şekilde cevap vermeye başlayabilirim.

Sıfırlama, onlu dışında zaten bir kişinin kendisi için hiçbir şey almamasına izin veren bir başlangıç noktasıdır. Egoizmim için hiçbir şey almadığımı doğrulamak için, onlumdan başka hiçbir göstergem yoktur. Önümde düşündüğüm dostlarım varsa, o zaman kendimi önlerinde iptal ederim. Kişisel olarak tarafsız olduğum, yani sıfır olduğum ortaya çıkar.

Bu şekilde, Yaradan’ın algılanması için doğru cihazı inşa ederiz. Üst kuvvetin etkisi altında onluda karşılıklı ihsan etmeyi uyandırmaya başlarız. Yaradan bizlere, O’nun aramızda olduğunu ifşa ettiğimiz ihsan etme gücünü verir. Sonuçta, onluda bu şekilde birbirimizle ilişki kurmaya başladık ve Bina’nın, ihsan etmenin niteliğini, direncin üzerinde mantık ötesi gücümüzü ve bilgimizi aldık.

Direnç de daha fazla hissedilmeye başlar çünkü bize elektronik bir cihazda olduğu gibi, bizi bağlayan bağın içinde akan bir güç gelir ve kendi içimizde direnç hissederiz. Bu yolla, “inanç” ve “bilgi” olarak adlandırılan potansiyellerin (üstte olan ihsan etme – altta olan alma arzusu) arasındaki farkları ölçebiliriz.

Ve bu inanç ve bilgi adımları yükselmeye başlar: Egoizmimizin gücü artar, ihsan etme gücü de artar ve bu şekilde yükseliriz. Malkut ve Bina arasındaki potansiyel farkı olduğu gibi aynı kalıyor -Zeir Anpin’in yedi Sefirot’u.

İlk başta bu sadece sıfırdı. Ama sonra yavaş yavaş yedi Sefirot’a doğru büyüdü. Zeir Anpin, yeni doğmuş ruhumun Partzuf’udur. Ruh, Bina ile ilgili olarak kendisini fesheden Malhut’la bağı nedeniyle Bina’nın karnında büyür.

ZA’in yedi sefirot’u — burası, tüm realiteyi ifşa ettiğim yerdir. Bilgi ile üst bilgi arasındaki bu boşlukta tüm dünyalar, tüm evren vardır. Başka bir şey yoktur. Bina’nın üstünde zaten Yaradan’ın nitelikleri vardır: Keter, Hohma, Bina. Bina’nın altında henüz doğmuş olan ZA’in nitelikleri vardır. Malkut ise Yaradan’ın yarattığı haz alma arzusudur. Bu nedenle, Malhut ve Bina arasında geliştirdiğim bu niteliklerin dışında, başka hiçbir şey yoktur – hepsi benim gerçekliğimdir.

Onlu ile Birleşme

Soru: Yaradan bizlerin arasındadır. Yaradan’dan beni ıslah etmesini mi yoksa tüm onluyu, tüm dünya onlularını ıslah etmesini mi istemem gerekir?

Yaradan beni nerede olursam olayım duyar mı yoksa sadece onludayken mi duyar?

Cevap: Yaradan yaratılan varlığı sadece O’na benzediği ölçüde hisseder.

Kişinin niteliği almak iken Yaradan’ın niteliği ihsan etmektir. Bu durumda,  kişi Yaradan’ı hissetmez. Bunu kendimizde de görebiliriz.

Yaradan’ı ifşa etme arzusu bir kişinin içinde ortaya çıkarsa, bu arzuyu ancak bir grupta olmak ve dostlarla bağ kurmak üzerinde ciddi çalışmak gibi, bunun için doğru koşulları yaratırsa yerine getirebilir.

Kişi gruptaki dostlarla birleşirse, onlu sayesinde Yaradan’ı hissetmeye başlayacaktır. Kişi aslında onlu ile birleştiği ölçüde Yaradan’la olan bağı hisseder, başka hiçbir şekilde değil.