Category Archives: 10’lu Gruplar

İçsel Yolda Bir Rehber

Soru: Onlu Grup icinde ne tür bir bağlantı olusturmalıyız ki içsel ıslahı öğretmeniz ile bu birlik içinde hissedebilelim? Biliyoruz ki sadece O’nun aracılığı ile Yaradan ile bağlantıyı kurabiliriz.

Cevap: Onlu grup’ta çalışırken öğretmeninizi düşünmenize gerek yok. Bunu alcakgönüllülükten dolayı söylemiyorum, bu bakış açısı doğru degil o nedenle söylüyorum. Öğretmen, öğrencinin gözünde o kadar yüksekte ve saygı duyulan olmalı ki Yaradan’a giden yola baktığınızda, ileri gidebilmeniz için bir büyüteç gibi olmalıdır. Bu büyüteç camını, yani öğretmenini gözlük olarak kullanabilirsiniz fakat öğretmeniniz sizin amacınız olmamalıdır.

Siz gözlüğe değil arkasında olana bakacaksınız fakat bunu ancak onun yardımı ile görebilirsiniz. Bu cam sizin Yaradan’a giden yolunuzun görüşüne düzgün olarak odaklanır. Bu öğretmenin ve grubun rolüdür.

Öğrencilerimin hepsinin bir halkada birlik olduğunu görüyorum, bir vücut olarak ve ben bu tek vücut insana yönelik konuşuyorum. Eğer benim gördüğüm şekilde bu ortak tek vücut ile bir olmak ve ona bağlanmak istiyorsanız, benden maneviyata dair bilgi alacaksınız. Bizler bu ortak tek vücutta birleşeceğiz ve orada birbirimizi gerçekten anlayacağız.

Eger ne demek istediğimi anlamak istiyorsanız, bunu kafanızda anlayabilirsiniz veya kalbinizde hissedebilirsiniz fakat bunu gerçekten anlayabilmek için eksiksiz olarak grubun merkezinde olmalısınız sanki odanın etrafında yürürken bir ses duymaya çalışır ve o sesi duyacağınız en iyi yeri aniden bulurmuş gibi. Eger diğer bir tarafa bir metre giderseniz hiç bir şey duyamayakmış gibi. Deneyin bunu!

Öğretmenin önemini hissetmek gereklidir fakat  Yaradan’ın ifşası için grup içinde çalışma yapmak bağlamında önemlidir.  Ögretmeniniz sizin hocanızdır, maneviyatta yol göstericinizdir fakat idolunuz veya Yaradan’ın yerini alan kral değildir, Firavun örneğindeki gibi.

Kalbim Kilitli, Ancak Kalbimin Kapısını Çalan Biri Var

Soru: Kişinin algıladığı dünyevi realite, manevi realiteye ne zaman dönüşür?

Cevap: Kişi, başkalarına kendisine davrandığı gibi davrandığında, aralarındaki mesafe silindiğinde dönüşür.

Aslına bakarsan, ihsan etme niteliğini edindiğimiz bile söylenemez; bu geçiş, bu şekilde betimlenmiştir sadece. Aslında yeni nitelikler edinmemiz mümkün değil. Özümüz, tıpkı bir bilgisayarın donanımı gibi, değişmez ve aynı şekilde kalır.

Olay, tamamen başkalarını ne kadar “içime alabildiğime”, onları sanki benmişim gibi görebildiğime bağlıdır. Çalışmamı, büyüyen egoizmimin üstünde yaparım. Aksi takdirde, aramızda doğal bir yakınlık olurdu sadece; tıpkı, ortak çıkarları olan veya birbirlerine duydukları bağımlılıktan dolayı yakınlıklarını sürdüren sevgililer veya çiftler gibi olurdum. Bu sebepten dolayı, egonun direnci büyümelidir ve ben, büyüyen egonun üstünde diğerlerini kendime yakınlaştırmalıyım. Bunu, ta ki bu diğer kişileri “kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapma” ve “dostunu kendin gibi sev” prensipleri doğrultusunda kendim gibi algılayana kadar sürdürmeliyim.

Yani, aslında kendi dışıma çıktığım söylenemez; daha ziyade, benim dışımdaymış gibi görünen bir diğer kişinin niteliklerini “yutarım”… ve bunu başardığımda, tüm dünya benim olur.

Soru: Ancak şöyle bir sorun var: On kişilik gruba baktığımda, kimseyi “yutmak” istemiyorum ki…

Cevap: Bu istek zamanla gelecek; dostlarının sana en yakın insanlar olduğunu, sana başka hiçbir kimsenin onlar kadar yakın olmadığını hissedeceksin. Akrabaların, hatta ailen bile sana dostlarından daha uzak görünecek. Sonuçta aile, bedenine daha yakındır; dostlar ise, ruhuna daha yakındır. Aile, sadık kalmamız gereken bir sözleşme gibidir; ancak dostlar arasındaki karşılıklı sorumluluk, son derece dinamik bir yapıya sahiptir, sürekli olarak değişir ve hiç durmadan sana yakınlaşır.

Tekrar ediyorum: Nihayetinde, sen kendi dışına çıkmayacaksın; tüm dostlarının içine girmesine izin vereceksin.

Soru: Peki bu süreci nasıl hızlandırabilirim? Şu anki tutumum sürekli bana geri dönüyor; her seferinde tokat üstüne tokat yiyorum…

Cevap: Doğru söylüyorsun. Gelecek kapına vuruyor, ancak sen kapıyı açmıyorsun ve bu durum, sana sıkıntı olara geri dönüyor. Kapıyı, kapı henüz çalınmadan açmalısın; aksi takdirde geç kalmış olursun.

“Şarkıların Şarkısı”nda şöyle der: “Sevgilim, kapını aç bana.” Ancak sevgili, dışarıdaki sevgilisini karşılamaya hazır değildir; onu karşılamak istemez ve kapısını açmaz… kapısı kilitlidir. Ancak yine de kalkıp kapıyı açtığında, sevgilisinin çoktan gitmiş olduğunu görür; sevgilisi gizlenmiştir: “Onu aradım, ancak onu bulamadım; ona seslendim, ancak bana yanıt vermedi.”

Dostlarınla beraber Yaradan’a açacağın kapıyı, kapı henüz çalınmadan önce açmalısın.

6/03/13 tarihli Günlük Kabala Dersi, Bölüm 4, Baal HaSulam’ın Yazıları