Daily Archives: Nisan 1, 2026

Objektif Mutluluğun Tarifi

Yorum: Kendini o kadar kötü hissettiğinde, pes etmek üzere olduğunda, derler ki kötünün de iyi kadar değerli olduğunu anlamalısın.

Cevabım: Kesinlikle! İyi ya da kötü diye bir şey yoktur, her şey kişiye göre görecelidir. Bir insan içsel ayarını biraz değiştirirse, tüm kötülüklerin yerine iyiyi görecektir. Ve bunun tersi de olabilir.

Yorum: Yani kötülüğün de değeri olduğunu söylüyorlar. Değer! Meğer kötü olan benim özelliğimmiş.

Cevabım: Elbette, iyi olmadan kötü, kötü olmadan da iyi olmaz. Her şeyle doğru şekilde ilişki kurmaya kendimizi alıştırmalıyız. Çünkü bizim algımızın ve iyi-kötü ayrımımızın ötesinde, aslında tüm dünyanın mutlak iyilik olduğunu kabul etmeliyiz!

Soru: O zaman soru şu oluyor: Kötü bir şey geldiğinde, benim kötü olarak hissettiğim bir durum olduğunda, “Bundan ne kazanıyorum?”

Cevap: Dünyaya objektif bir bakış açısı kazanırsınız. Egoist yargının üzerine yükselirsiniz ve bu nedenle her şeyin iyi olduğunu, dünyada mutlak iyilikten başka hiçbir şey olmadığını düşünürsünüz!

Soru: Bu gerçekten bu kadar büyük bir kazanım mı?

Cevap: Evet, dünyaya bu şekilde bakmak gerçek mutluluktur ve büyük bir fırsattır.

Soru: Bu mümkün mü?

Cevap: Mümkün!

Maneviyata Değer Veren Bir Toplum

Soru: “Komşunu kendin gibi sev” yasasını doğru çevreyi seçmek için nasıl kullanabiliriz?

Cevap: Baal HaSulam bunu “Özgürlük” makalesinde yazıyor. Bir kişi, elde etmek istediği Hisaron’a (eksikliğe) tam olarak karşılık veren bir ortam bulmalıdır.

Görüyorsunuz ki hayatımızda toplum bize ne yapmamız gerektiğini dikte eder. Zaten haz alma arzularına sahip olduğumuz için toplum bana neyden haz almam gerektiğini de empoze edebilir; örneğin Coca-Cola. Onun ne olduğunu aslında bilmiyorum; fakat toplumun bana aşıladığı şeye göre gidip içinde belirli bir gram haz bulunan bir şişe Coca-Cola satın alırım.

Kabalistik bir toplumda durum farklıdır. Ben, beklentilerime karşılık gelecek bir çevre inşa etmek zorundayım. Eğer manevi dünyayı, yüce bir şeyi istiyorsam ve toplum bana bunun arzu edilmeye değer olduğunu söylüyorsa, o zaman beni sürekli maneviyat hakkında düşünmeye zorlar. Böylece günde sekiz saat metodu çalışırım; fakat yine de talebim almak amacıyla olacaktır. Maneviyatı istiyorum, onu bana ver! Fakat böyle bir talep yukarıdan cevaplanmaz.

Elbette bu ara bir aşamadır ve böyle bir durum da vardır. Ancak yukarıdan cevaplanan talep, ihsan etme güçleri için yapılan taleptir.

Bu nedenle, bu Hisaron’u değerli gören bir toplum aramalıyım. Her ne kadar bunun ne olduğunu bilmesem de (çünkü henüz bu arzuya sahip değilim), toplum bana bunun çok önemli olduğunu ve tam da eksik olan şeyin bu olduğunu sürekli “aşılamaya” başladığında, bu arzuyu onlardan edinirim yani ihsan etme diye bir şey vardır; bu, benim doğamın üstünde olan bir niteliktir ve tam da talep etmem gereken şey budur.

Maneviyattan bahseden kitapları çalışmaya başlarım ve onlar aracılığıyla bunun ne olduğunu ifşa etmek isterim. Onun bana iyi hissettirmesini isterim. Bu arzuyu gruptan aldığımda, saran ışık üzerime parlamaya başlar ve beni değiştirir.

Yavaş yavaş ve aşamalı olarak, grup bana çalışma sırasında neyi talep etmem gerektiğini göstermelidir; o zaman istenen sonuca ulaşırım.