Monthly Archives: Kasım 2011

Kendinizin Üzerinde Olun

İyi, kötü veya ilgisiz; Zohar Kitabını okurken kendimizi nasıl hissettiğimiz önemli değildir. En önemli şey ne hissedip, hissetmeyeceğimizi düşünmeden çabamızı devam ettirmek. Biz onun telkin gibi, içimize işlemesine izin verirsek; O işini yapacaktır. Bencil arzumuzun ne hissettiğine aldırmadan; bu bencil duyguların üzerine yükseliriz. Korku içinde veya eğlenceli de hissetsek; rahatsız olsak da; kafamız karışsa da onun üstündeyiz.
Yaratan bilerek, zevk için  bizi egolarımız ve arzularımızla eğitir. Bununla birlikte sürekli olarak bu duygunun üzerine çıkmalı ve hiçbir şey olmuyormuş gibi yürümeye devam etmeliyiz. Yaratan’ a “benim için önemli olan Senin hediyelerin değil; ihtiyacım olan Sensin; diğer duygularla beni şaşırtma” dememiz gerekiyor. Sonucu; ancak böyle bir sebat getirecektir.

MANEVİ “ALAŞIM”

Manevi entegrasyon, Yaratan tarafından gelen güç vasıtasıyla oluşur. Bunun, bizim niteliklerimizde var olmasına rağmen, gerçekleşmesi sadece dışımızda, yukarıdadır ve bizim seviyemizde oluşması mümkün değildir. Ben iki ayrı niteliği elime alıp önümdeki masada karıştırarak bir tabağa koyamam. Onları yukarıya yükseltip kendi kaynaklarına, entegre olup birleşecekleri yere, Yaratana ve orada ben onların entegresine çalışırım.

Nitelikleri birleştirme arzusu, burada, benim sahamda, bu dünyada bulunur. Ancak onların entegrasyonunu oluşturmak için kaynaklarına yükseltmem gerek Keter’e, birlikte çalışıp birleşerek tamı oluşturacakları yere. Tabii bu fiziki bir birleşme olmayıp, birkaç atomun bir molekülde birleşerek bir nevi “alaşım” oluşturması gibidir, aynen erime sonrası misali.

Manevi birleşmede, sağ çizgiden ve sol çizgiden geriye hiçbir şey kalmaz ve dışarıya orta çizgi çıkar yepyeni bir şey. İçinde kısmen sol çizgiyi ve kısmen de sağ çizgiyi içeren, ancak entegrasyon sonucu eski niteliklerin karmaşasından oluşmuş yepyeni bir nitelik.

Haz alma arzusu, ihsan amaçlı çalışabilmek için Masah ve Or Hozerle birleşir. Görünen o ki arzu masah (perde) ile altta (niyet ihsan etmek için). Üstte ise sanki niyet ve arzu birbirlerinden ayrı ve bütün değillermiş gibi algılanırlar. Fakat bu doğru değildir! Dünyamızda kullandığımız kavramlar maalesef böyle bir izlenim veriyor, oysa maneviyatta arzu ve niyet ayrılmazdırlar ve birbirlerine bağlanmış olup entegre durumundadırlar.

Niyet, aynı arzuda bir uçtan diğerine değişimler yaratarak, onu almaya ya da ihsana yönlendirebilir. Dolayısıyla “üçüncü gün” de çalışmamız, birlikte entegre olmak, ortak, tek bir vücut oluşturmak ve içsel çalışma yapmaktır. Hem sol yanın hem de sağ yanın niteliklerinden orta çizgiyi oluşturarak tek bir bütüne bizi Yaratan’a entegre olmak.

Sonuç itibariyle, Yaratan’da tüm bu zıtlıkların kaynağı mevcut olup, orada birlik halindedirler. Bu bakımdan üçüncü gün, Yaratan’a ulaştıktan sonra ancak, Yaratan’a olan manevi zıtlık ifşa olur. Arzunun bir nevi manevi ölümü.

01-02-10-Zohar Kitabı dersinden alıntıdır.

MANEVİYATTA FOKUS NOKTASI

Yaratan’ın kendi niteliklerini bilmiyoruz. Bizler onu Neşama’mızın yaklaşımına uygun olarak görüp biliyoruz. Peki bize nasıl ifşa oluyor? Malhut’un Yesod ile birleşmesinde. Neticede tek bir nokta kanalıyla, Yesod ile birleşmesi sayesinde önünde bulunan Yaratan’ın resmini içinde ifşa ediyor.

Bu aynen optik mercekte olanlara benziyor. Işığın onun aracılığı ile bize ulaşması gibi. Ayrık boynuzların tek bir noktaya odaklanarak bize keşfedebileceğimiz  bir yol açması Malhut’ta ve  odaklanma, fokus ise-Yesod’dadır. Tek değinilen birlik noktası ve onun ifşası Malhut’ta.

Yesod, boynuzların süzülüp bizde, Malhut’ta, noktanın önünde oluşturduğu resimdir. Bizler, Üst-Mekanizmayı bilmiyoruz, onunla bağımız yok. Ancak, onun en altta oluşturduğu nokta ile bağlandığımızda Üst sistemde var olan tüm resmi içimizde ifşa edebiliyoruz. Bize düşen sadece yukarıyla bağlantıda olan bu noktayı Yesod’u bulmak ve bunun için iyice ona bağlanmak, benzemek. Malhut yönünden ise Tek adam Tek kalp olmak tek amaç için, arzu ve niyeti Kalpte ve Akılda tutmak.

Dışımızda bulunan Yesod’a ulaşmanın yolu, sunacağımız bir damlacık Birlik arzusunda ve o tüm Üst Dünyayı ifşa edecek içimizde. Yazıldığı gibi: “İğne deliği kadar yer açın bana, tüm dünyayı açayım sizlere”. Tüm Üst sisteminifşası sadece küçücük bir Fokus noktasında, Yesod’da  ve ondan başka hiçbir şey. Herşey Malhut’un içinde ifşa olur, işte bu yüzden Yaratan’ın  Resmi (Yansıması) denir.

04-02-10-Zohar Kitabı dersinden alıntıdır.

YAŞAM AĞACI

ZOHAR: Peraşat Metsure, bölüm 20: Yaşam Ağacı ona tutunanlara mutluluk verir. Yaşam Ağacı, O aslında Tora, yükseklerde, güçlü ve büyük ağaç. Tora denmesinin nedeni, bilinmeyen ve gizli olanları ifşa etmesi ve öğretmesi. Yaşam denmesinin nedeni de, tüm üst yaşamların onda toplanmış olması ve ondan dağılması.

Tora, ıslah-eden Işığı simgeler ve iyiye dönüştürür. Kabala hikmeti bu Işığı kendine çeker. Niyetlerimize etki eden Işık olarak, onları doğal ve egoist ilk hallerinden değiştirir, ihsan etmeye ve vermeye. Niyet değişimi ile arzumuz da yönünü değiştirir:

Kendinden-Ötekine, Almaktan-İhsana. Aslında arzunun kendisi ne alır nede verir, herşey niyet tarafından tespit olunur. İhsan etme niyetinde Yaratan’a benzediğimiz ölçüde, Yaratanı, haz-veren Işığı ifşa ederiz.

Arzuların, niyetlerinin ıslahına Sevap-işlemek denir, Yaratan’ın emirlerini yerine getirmek. “Benim İçin” olan 613 niyeti “İhsan İçin” olan niyete ıslah ettiğimizde, 613 (Tariyag) Sevap işledik denir.

613 Işık, “613 Öğüt” (Tariyag İtin) bizleri düzeltir ve sonra biz bu 613 arzu ile 613 Işık ile dolarız. Yaşar-El (“Doğruca Yaratan’a” sembolü), ihtirasla Yaratan’ı arzulayan, kendini ıslah eden ve dolduran. Islah eden ışığı bize getirmesini müteakip Olam-Atsilut’un  ZeirAnpin’ine Yaşam Ağacı denir.

Not:613 rakamının oluşturduğu harf dizilimine “Tariyag” deniyor.

(taf=400,reş=200,yod=10vegimel=3)

07-02-10-Zohar Kitabı dersinden alıntıdır.

YARATAN OLMADAN İNSAN, İNSAN OLMADAN DA YARATAN YOK

Yapabileceğinden daha az İhsan ediyorsan eğer, buna ihsan-etme denmez. Orta-Çizginin doğuşunu mümkün kılmak ancak, en hassas noktayı kendine kriter edinerek inşasıyla olur:

Maksimum Aşpaa (maksimum İhsan). Orta-çizgi ölçütü, tarafımızdan bilinmediği gibi, başından itibaren de var değildir. Ancak O içimizde bulunan, Yaratan’a benzemesi için var etmek istediğimiz İnsandır.

Bu orta-çizgiyi Yaratan’ın suretinde, iki güçten oluşan: Dişil ve Eril, Sağ ve Sol nasıl inşa edip oluşturacağız? İnsan denen bu bağlantı nedir ve yaratılışta ne şekilde bulunmalıdır, bunu bilmiyoruz. Doğduğunda “Ben” denilecek ve öncesinde asla Ben olmayan. Yaratan’ı göremediğimden doğal olarak baştan bu bilinmiyor! Tekamülümü tamamlayıp on sefirotu tam olarak oluşturduğumda, dokuz değil ve onbir değil! Ortaya çıkana “BouRe” (Gel ve Gör) denilecek.

Orada ben kendimi ve Yaratan’ı bitlikte ifşa edeceğim. Yaratan olmadan İnsan ve insan olmadan Yaratan ifşa edilemez. Sadece Birlikte.

Orta-Çizginin modeli ya da formu elimizde mevcut değil bize düşen onu aramak ve arzulamak, ancak o zaman örnekler keşfetmeye ve Yaratanla bağlantı kurmaya başlar ve Orta-Çizgiyi bulmamız için gönderdiği ipuçlarını ve bizimle oynadığı yöntemi anlamaya başlarız. Başka türlü onu anlayabilmemiz mümkün değil, ancak, karanlıkta olduğumuzun bilincinde ve arama çabası içinde olursak.

“Bet Amikdaş”ın (Tapınak) inşasında, tüm sütunlarımız bunlar arzularımızın tamamının her seviyesinde Yaratan’ın Suretinin keşfi: Cansız, Bitkisel, Canlı ve  Konuşan.

07-02-10-Zohar Kitabı dersinden alıntıdır.

Soru: Neden birçok insan tarot, i-ching, astroloji gibi fal, tahmin teknikleriyle ilgileniyor açıklayabilir miyiz?

Cevap: Gelecekten ve geleceğin bu çok hızlı değişen dünyadaki tahmin edilemezliğinden korktukları için bu tekniklere  dönüyorlar.

Soru: Kişi kalplerindeki kötülükten korkmayı ve kötülüğü hissetmeyi hangi aşamada durdurabilir ?

Cevap: Herşeyin yukardan geldiğini gördüğü ve anladığı anda.

Soru: Bazı konumlar ve haller geri geliyor gibi görünüyor. Bu durumlardan kurtulmak için ne yapmam gerektiğini bazı yollarla anlayabilsem bile bunu yapmak daha da zorlaşıyor. Bu engellemeyi kaldırmak için iyi bir yol var mı ? Çünkü tekrar tekrar aynı yere geldiğimi ve durumların zorlaştığını hissediyorum.

Cevap: Bunun nedeni onlardan ders almıyoruz, öğrenmiyoruz.

Ne istiyorsan onu yap, sadece vazgeçme

Soru: Zohar dersi sırasında sanki fırtınada bir taraftan bir tarafa savruluyor gibi oluyorum; bazen iyi hissediyorum; diğer zamanlar korkuyorum. Bu iyi midir; yoksa tersi mi ?

Cevap: Okuduklarımız, hissettiklerimiz ve gerçekte içimizde olanlar arasında bir bağlantı olmadığını anlamamız gerekir. Ders sırasında; Zohar sanki fonksiyonlarını bilmediğimiz bir aletin düğmesine basılmışçasına çalışır. Bu durum babasının cebinden telefonu çekip alan, tuşlarıyla oynayan ve kazara birini arayan veya mesaj atan bir çocuk gibidir. Benzer olarak biz de Zohar çalışırken hangi güçleri uyardığımızı bilmeden tuşlara basıyoruz. Bu nedenle cevap olarak hissettiğimiz reaksiyonlar, yaptıklarımızla o kadar da bağlantılı olmayabiliyor. Dostlarımızı, tüm dünyayı ve Yaratanı sevgiyle düşünebiliriz ve aniden “Neden bunu yapıyorum ?”  diye kaygı ve endişe geliyor. Veya tersi olarak Yaratan’ı, grubu ve kendimizi göremezken; aniden hissetmediğimiz, ama arzuladğımız iyi şeyler oluverir.

Zohar, ebeveynlerin bebekleri hiçbirşey anlamasa bile onlara birşeyler anlatması gibidir. Ebeveyn bebek hakkında herşeyi bilir fakat bebek Ebeveynden birşey anlamaz. Manevi dünyada bir bebeğin seviyesindeyiz. Bu; uygun bağlantılar olmadığı sürece, duygularımızla neden bağlantı kurmamamız gerektiğini açıklıyor.

Gerçekte çok iyi bir düzenleme olsa bile herşeyin karışık olduğunu düşünebilir ve sadece problemleri görebiliriz. Biz olanlara ilgimizi kaybetmeden; kurtuluş gelene kadar çalışmalıyız. Bu yolda karşılaşabileceğimiz endişelerden uzak durmalıyız ve denir ki “Bu manevi yolda kayda değer bir süreklilik, bağlılık ve sabır’ a ihtiyacımız var. Baal Ha Sulam On Sefirot’ a Giriş Ders’ inde der ki:  ”Sadece bu gerçek sabıra sahip olan kahramanlar bu dağı tırmanabilir ve O’ nun sarayına girebilir: Zohar’ ın saran Işık aracılığıyla bizi etkilemesine izin vermeliyiz.

Sadece birlikte başaracağız

Soru: Diğerleriyle birlikte çalıştığımızda genel egoyu ve kişisel egoyu ifşa eder miyiz ?
Cevap: Biz genel bir arzuyu, Yaratn’ ı ve İlahi Gücü ifşa etmeyi başarmak için biraraya geliyoruz. Birleşik ego ile kişisel ego arasında bir ayırım yoktur. Ben size bağlıyım, siz bana ve herkes herkese. Eğer biri birliğin kayığına bir delik açarsa herkes batar.
Bu nedenle birey ve grup bir olmak üzere birleşir (Echad). Eğer biz bir amaca ulaşmak için birlikte savaşa giriyorsak, artık bunun kişisel mi, yoksa grup mu olduğu önemli midir ? Birlikte kazanacağız ya da birlikte öleceğiz. Konu olan herkesin başarısı veya başarısızlığıdır. Grup ve ben aynı şeyiz.
Buna karşılıklı teminat denir. Gerçek şudur ki bunu tek başımıza başaramayız, fakat bu düzeltme Işığının (Ohr Makif) bizim için yapmak istediğidir. Bize bir Kalp ile bir Adam’ da birleşmek üzere bir durum verilmiştir. Bununla birlikte bizim buna gücümüz yetmez, “Kırık Levhalar” olarak bilinir, ve bağ kuramayacğımızı fark ederiz. Torah’ ın karşısında olduğumuz sürece bunu yapamayacağımızı anlarız.

Birlik hayal ettiğim gibi bir manevilik değil. Onu egomu kullanarak elde edebileceğim birşey gibi hayal ettim. Aynı zamanda O aşağı indiğinde, bu maneviliği istemem, çünkü hayal ettiğim herşeyin karşısındadır. Bu bende açığa çıkardığım, birleşmeyi istemediğim ve başaramayacağım doğru bir kötülüktür. Buna “Altın Buzağı” denir, Üst Gücün benim için yaptığı buzağı. Bu Aaron, iyiliğin gücü (Chesed), tarafından yapılır, ve bu muazzam bir çaba sonucu kişinin içinde vuku bulan bir ifşadır.

Saran Işığı Nasıl Hissederiz

Soru: Etkisi altında olduğumuz Saran Işığı nasıl hissederiz ?

Cevap: Mümkün olduğunca genel bir arzuda -Işık Kabında- birleşmeyi arzuladıkça Onu hissedebiliriz. Işık tek kaynaktan gelir ve biz ona benzer hale gelme ihtiyacı duyarız.

Verilmiş bir derecede , Yaratıcı ile yaratılan tek olmak üzere birleşirse, bir bağ kurulur ve bir his-duygu yükselir. Bu nedenle biz, birlikte olma arzusuna ihtiyaç duyarız ve bu sayede Işığı ifşa edebiliriz.

Işık  değişmez veya dönüşmez. Biz Ona yönelerek onu farkederiz ve bu onun bizi etkilemesini sağlar. Biz Işığı hissetmek için kendimizi keşfederiz fakat Işıkta birşey değişmez. Sonuçta, biz daima var olanı ifşa ettik. Buda bizim işimizi şekillendirdi.

Yaratıcıyı arzulayan biri için, vakit yoktur. Böyle biri kendisinin önüne, git gide artan resimler ifşa eder, kuşkusuz bu resimle her zaman vardır. Şu söylenebilir ki kişide ilk olarak içsel bilgiler (Reshimo) açığa çıkar ve sonra çalışmayla o bu bilgileri (Reshimo) gerçek bir resme dönüştürür.

MANEVİ YOLCULUKTA İLK ADIM

“Kötü” olduğunu keşfetmen için çok büyük çaba harcaman gerekiyor. Ancak çok güçlü, bir yükselme arzusu içinde olup, koşulsuz  ve kendimiz için olmayan sevgi ve ihsan temin etmek istediğimizde bunların zıddına sahip olduğumuz ifşa olur bizlere.

Gerçek doğamızı ifşa etme çalışmamızın ilk basamağında (hazırlık-safhası), kötü niyetlerimizi keşfederiz. Kişinin Gruba katılmasının ve doğru bir tarzda çalışmasını hemen ardından, arzusu diğerleriyle karşılıklı aravut içinde bağlanmak ve onları sevmek olmasına rağmen, hiçte manevi birşeyler istemediğini, onlardan nefret ettiğini ve herkesi boşverdiğini ifşa eder.

Bireyselliği Ötekinin karşısında ifşa olur, buna “Gerçeğin İfşası” denir. Kişi kötü niyetlerini keşfetmediği sürece Mahsomu (sınırı) aşması olanaklı değildir. Mahsom, bende var olan kötü dürtünün bilincine ulaştığımın simgesidir.  Artık ötekilerle birleşebilmem veYaratan’a benzeyebilmem için ıslah eden Işığın bana ulaşması gerekecek ve o zaman tüm sistem bir olacak: Üst Işık –Nur, bizim genel arzumuza kıyafetlenerek onu birleştirecek.

Nur – Bizim bütünleşme kriterimiz. Bize izlenimler ve haz veren olarak çağrılan Işık.

Yaratan  Arzu içinde hissedilen sevgiye ve birliğe ulaşmak. Bu nedenle (Yaratan) Bore deniyor “BoUre” (gel ve gör).  Arzu içinde İhsan niteliğini edinmeye Nur ve Yaradan deniyor.

Dolayısıyla, manevi dünyaya girmek için yapmamız gereken tek şey bütünleşmek. Ancak önce nefreti ifşa etmeliyiz ve sonra da, ötekini , tüm kusurlarıyla, bana olan nefretine rağmen sevmek istiyorum! İşte o zaman, başkalarına olan nefretimden, bana bir yarar olmadığını ve aslında o nefretin kendime olduğunu ifşa ederim! Bu bizim içsel temel yapımız ve onu ifşa için çok güçlü Işık gerektirir. Bu nefrete Sina (nefret) Dağı denir, eteklerinde Toranın (Yaşam Kılavuzu) Kabulunun yaşandığı yer.

03-02-10-Zohar Kitabına Önsöz dersinden alıntıdır.