Monthly Archives: Kasım 2011

KARA ve EGOİSTİK DELİK

Uzayda  varlığı “Kara Delik” olarak bilinen fenomenin vukuunda, tüm yıldızlar öyle sıkıştırılmış bir hal alırlar ki aralarından Işığın sızmasına olanak vermezler. Egoizmi de bu şekilde izah edebiliriz, çünkü aynen yıldızlar misali bizlerde egomuzun içinde sıkıştırılırız. Bu sıkıştırılmışlık duygusu, bizim dışımızda var olan realiteyi hissetmemizi engeller. Kendi içsel hissiyatımıza kilitlenir ve dışımızda olan Yaratan’ı hissedemeyiz. Ona o kadar muhtaç olduğumuz halde yine de hissedemiyoruz onu, neden? Çünkü bize düşen ve aslında manevi aleme girmenin en önemli adımı olan kendi kabımızı hazırlamamız gerekiyor.

Öncelikle, bende noksan olanı, ihtiyacını duyduğum, bende var olan olumsuzluğu ifşa edip onun vasıtasıyla içimde noksanlık duygusunu oluştururum. Ve bu duygu beni bir sonraki seviyemi arzulamaya hazırlar. Bulunduğum seviyeye ulaşır ulaşmaz hemen, daha üst seviyede ve yukarıda olan basamağı düşünmeye başlar ve onu elde etmek benim için o kadar önemli bir hal alır ki artık kendi çıkarıma olan herşeyi unutmaya hazır hale gelirim.  Bu da demektir ki bulunduğum seviyenin bana sağlayacağı tüm fayda ve avantajlardan vazgeçiyorum, yeter ki daha üst seviyeye çıkabileyim. Aslında tüm bu süreçte gerçekleşen, değerlerimi alt dünyadan üst dünyaya geçirmem. Ve bunu elde etmede arzum güçlü ise yükselir ve bu seviyeye ulaşırım.

31-03-10-”Baal HaSulam’ın Mektupları” dersinden alıntıdır

BİRLEŞİN VE KEŞFEDİN!

Soru: “Zohar kitabını öğrenebilmemiz ancak birlikteliğe arzulu olmamıza bağlı” derken neyi kastediyorsun? Bunu nasıl oluşturabilir ya da hissedebiliriz?

Cevap:  Islah ancak tüm arzuların birleşmesi koşuluna bağlıdır. Birbirlerinden uzaklaşmış arzularda biz ancak kendi gerçekliğimizi, bu dünyayı hissedebiliyoruz. Birlikte arzularımızı birleştirdiğimizde “Ruhani Dünya” denilen realiteyi hissedeceğiz. Herşey oldukça basit ve kolay, herşey arzuların birleşmesi ya da birleşmemesine koşullu.

Şu anda hissettiğin realite, arzularımızın ayrık ve her birinin sadece kendini düşünüyor olmasından bu şekilde, senin küçücük arzun yalnız kendi çıkarına yönelik, sen sadece sana verileni hissedebiliyorsun. Işığı hissediyorsun ancak arzunun içinde bu Işık sana hiçlik gibi görünüyor, şu an gördüğün gibi. Farklı görmeyi arzuluyorsun ancak bu dünyevi isteklerinle, ıslah sonuna gelmeden yapabileceğin birşey yok.

Bizler yaşadığımızı ancak dünyevi isteklerimiz ifşa olduğunda hissedebiliyoruz. Bu şekilde

isteklerimiz büyüyorlar ve sonrada yok olduklarında öldüğümüzü hissediyoruz. Sonra o tekrar canlanıyor ve tekrar ölüyor, sanki kullanılması için uyarır ve saklanır. Ancak Ruhani seviyeden gelen ve ”Kalpteki Nokta” denen bir başka arzu daha var ki onu diğer arzularımızla birleştirebiliriz.

Cansız, bitkisel ve canlı seviyesinde olan, bu dünyanın arzularını birleştiremeyiz, onlar oldukları gibi vardırlar. Her biri diğerleri ile doğanın onları zorunlu kıldığı oranda bağlı olabilir ve daha fazlası değil. Ancak bizler hep birlikte “Kalpteki Nokta” dediğimiz arzularımızı birleştirebilir ve bu bütünlükte Ruhani Dünyayı hissedebiliriz.

Dolayısıyla kendimize bu genel arzuyu (Kli) hayal etmeliyiz. Eğer maneviyata olan isteğimiz ve karşılıklı birleşme arzusunda olan kalpteki noktalarımız olursa, o zaman ruhani dünyayı hisseder ve ellerimizde tutar oluruz. Ancak bunu hissetme karşılıklı olmalı, herkeste ayrı olarak var olamaz.O ancak tüm arzuların birliğinde ifşa olur.

İfşa olan nedir? Aralarındaki ilişki. Aralarındaki ilişkiye dolum denir. Yaratan. Arzuyu dolduran

Işık. Işığın kendisini değil ondan izlenimimizi ifşa edeceğiz. Bizde kıyafetlenen ihsan etme niteliğini. Ne de kıyafetlenir? Aramızdaki ilişkide, birbirimize olan sevgi ve ihsanda. Bize karşılıklı ihsanda bulunmaya, birlik oluşturmaya olanak veren bir güç mevcut. Bu nedenle diğerlerine ihsan etmeme “Işık”, ifşa ettiğim aramızdaki karşılıklı ihsana da “Yaratan” diyoruz. İçeriği de “İnsan sevgisinden Yaratan sevgisine” dir.

15-02-10-Zohar kitabı dersinden alıntıdır.

Büyü Var mıdır?

Bana yöneltilen bir soru: Bulunduğumuz dünyanın, üst dünyanın bir yansıması olduğunu öğreniyoruz. Yazıyor ki “Yukarıda ne ise, altta da odur.” Buba ilaveten öğreniyoruz ki, yaşanan tüm dengesizlikler evrimleşen egozimizin sonucudur. Günümüz dünyasına bir göz atmamız yeterli, bunun gerçek olduğunu görebilmemiz için. Buna rağmen gizli öğreti ve klanlar ile ilgili bir sürü söylenti var. “İlluminati” gibi gizli gruplar büyülü ritüellerde bulunuyorlar ve bu gizli grupların amaçlarının sadece dünyayı kontrol etmek değil, Yaratan’ın gücüne kavuşmak olduğu söyleniyor. Bunda bir gerçlek payı var mı?

Cevabım: Dünyamızda gizem veya mucize yoktur. Her ne kadar bunların varlığına inanmak istesesek de, bu tür şeyler yoktur. Dünyamızın gördüğümüzden daha ilginç olduğunu, bir şekilde büyülü bir dünya olduğunu görmek isteriz. Oysa her şey tabiatın kesin kanunları içinde var olur.  Eğer kişi bu kanunları bilir ise, algılanabilir dünyanın sınırlarını genişletebilir. Kendi içimizde ilave kaliteler geliştirebiliriz ve bunlar vasıtası ile daha geniş bir dünya algılayabiliriz. Fakat tüm bu gelişmeler fiziksel “form eşitliği” kanununa göre zaten oluşmaktadır.

Erkeklerin ve Kadınların Arzuları

Soru: Erkek ıslahı için, kadınların manevi yöndeki arzusuna ihtiyaç duyuyor, peki kadınlar bu yöndeki arzularının farkındalar mı ya da kadınlar arzularını erkeğe mutlaka teslim etmeliler mi?

Cevap: Erkek dünyanın tüm arzularını ıslahında hissetmek istemelidir. Kadınsa kendi arzularını hissedebilir, böyle olduğu gibi, bunu hissetmek için uğraşmalıdır da; kadınlar, arzularını aralarında bağ olan erkekler grubuna aktarmak için çaba sarfedebilirler.

Soru: Kadın Malkut ise ve sadece kendi arzusunu karşılayabiliyorsa ihsan etme niteliğine nasıl ulaşabilir?

Cevap: Kadın arzusunu, erkeğe teslim ederek; sadece kendi arzusunu karşılayabilmekten ihsan etmek için alma niteliğine gelir.

Başlangıç Problemleri

Soru: Kişinin grubu Yaratan tarafından seçiliyor, kişi onları severse Yaratan tarafından da sevilecek. Kişi düşüş anında ilerleyebiliyor, çıkışta da grubun gücünden faydalanıyor. Grubun içindeki insanlar birlik oluyor; beraber şarkılar söylüyorlar, birbirlerine destek oluyorlar ancak kişi amacına doğru tek başına gidiyor ve kimi zaman kendisinin gösterdiği olgunluğu gruptan göremeyebiliyor. Kişi bu ikisini; yani hem grubu, hem kendini birleştirmeyi nasıl başarabilir?

Cevap: Herkes ilkin buna karşı çıkar. Bazı insanlar doğanın taksimine göre daha sosyal, bazıları daha bireyseldir (kendi başınadır). Kişi kendi başına çabaladıkça sonuç almasının güçleştiğini, grubun (ruhların birliğinin) ıslahından başka çare olmadığını görür; kişi grupla bağını hiç koparmadan, daha çok maneviyat çalışmalı ve dağıtım yapmaya katılmalıdır.

Kadınlara Karşı Şiddet Neden Bu Kadar Fazla?

Soru: Her gün kadınlar erkek arkadaşları tarafından ya da kocaları tarafından şiddete maruz kalıyor kimi zaman öldürülüyor fakat buna kıyasla kadınlar erkeklere karşı ya da kocalarına karşı daha pasif kalıyor, bunun nedeni nedir tam olarak; kadın neden bu kadar fazla şiddet görüyor?

Cevap: Kadın başlangıçta erkeğe karşı zayıf durumda başlıyor, doğa erkeğe kadının zayıf olduğu hissini veriyor. Biz bunu ilk günah hadisesinden anlayabiliriz. Kadının ıslahı erkeğin Kli’sinin ıslahına bağlıdır. Bu, dünyamıza da yansıyor, kadın yardıma ihtiyaç duyuyor, çocuğu karnında taşırken, çocuğu dünyaya getirirken, hep erkeğe bir şekilde bağımlı kalıyor ancak bunu kendini kocasına atfederek yapıyor. Bizim dünyamızın değişmez ilişki koşulu budur.Onlar birbiriyle çift olmalılar; böyle olmalılar ki; Yaratan onları kendi katına yükseltebilsin. Aynı zamanda, ışığın tam olarak ifşa olabilmesi için, kadının arzusu ve yardımı kesinlikle gereklidir.

Ölüm Ne Anlama Gelir? Ölümden Nasıl Korkmayabiliriz?

Soru: Ölüm nedir, ölüm korkusunu insan nasıl bitirebilir?

Cevap: Kim hayvansal seviyedeki bedeniyle (arzularıyla) özdeşleşirse ölümden korku duyar. Kişi varoluşunun sonunda kendi ‘Ben’ini keşfeder. Kişinin kendi ‘Beni’ öteki dünyadır, eğer kişi gruptakilerle bağ kurmaya başlarsa kendi içindeki ‘Ben’ i idrak edebilir, bunu bu dünyadayken bedenindeyken yapabilir, diğerlerinin kalpteki noktalarıyla kendi kalp noktası arasında bağ kurar ve ıslah edici ışığın etkisiyle kendiliğinden güven durumunu elde eder. Kişi bu şekilde fiziksel bedeni öldükten sonra ruhsal bedeninde yaşayacağını bilir. Kişi ölüm anında bedenin bir gömlek değiştirircesine ayrılır (ıslah olmamışsa) yenisine geçer. Korku, kişinin arzularına(bedenine) bağımlı olmasından kaynaklanıyor. Kişi grupla bağ kurarsa asıl çözümü bulur. Çünkü siz başkalarının arzularını hissetmeye başlarsanız; sonsuz dünyayı da (manevi alemi de) kendinizin dışında olduğunu bulacaksınız.

“Herkes Kendi Yolunu Yaşar”

Soru: Laitman, Kabala evlilikte kadın erkek arasındaki ilişkileri nasıl yorumluyor, bu ilişkiye kutsal olarak mı bakıyor yoksa yolu takip ederkenki bir gereklilik olarak mı görüyor?

Cevap: Kutsal ya da kutsallık demek; Kabala’yı doğru çalıştığımızda, Yaratan’ın ıslah edici ışığının bizi etkilemesiyle, ihsan edici olabilme niteliğine gelmektir. Bunun dışında bir kutsallık yoktur. Şöyle yazıyor: “Maneviyatta zorlama yoktur”. Zorlama egoizmden doğar ve ego da bedene ilişkindir. Beden ya da ego zorlamaya ihtiyaç duyar oysa maneviyatta ve manevi alemlerde onun bir yeri yoktur.

Yaratan’a dönmek için yeterli olgunluğa erişmişse, her insan, kendi yolunu izleyerek Yaratan’a gelir. Ailenize zorlama yapmadan nazikçe Kabala’nın ne olduğundan (hayatın amacının, anlamının ne olduğundan) bahsedebilirsiniz ancak kesinlikle nezaketi kaybetmeden.

Siz onları bir araç olarak görüp el birliği ile Yaratan’a karşı çabalarsanız; Yaratan’la bütünleşmek için güç alırsınız. Beden olarak birbirinize yakın olsanız da, ruh olarak aslında birbirinizden kopuk (birbirinize yabancı, farklı) olduğunuzu deneyimlersiniz.

“Ben ya da Yaratan”

Kontrolün Yaratan’a mı yoksa insana mı ait olduğu hakkında iki soru:

Soru: Amaç doğrultusundaki yolda, arzumla çalışırken; ıslahım da dâhil olmak üzere tüm koşulların ve yaratılışın Yaratan olmadan, kendiliğinden düzenlendiğini mi hissediyorum, yoksa Yaratan’ın her şeyi yaptığını ve benim onun arzusunu doldurmak istediğimi mi görüyorum? Bunlardan hangisi önce geliyor?

Cevap: Bu ikisi çelişkili fakat kişi son ıslahına kadar önce hangisi geliyor sorusunda kalacak: Önce kim geliyor? Güç kime ait? (bana mı Yaratan’a mı? ) Kim tayin ediyor düşünceleri, hisleri, eylemleri ben ya da Yaratan? Kişi Yaratan ile bir bütün olduğunda, bu çelişkili durum ortadan kalkacak.

Soru: Çabanın ve ıslahın kendi tarafımdan olacağını kabul edebiliyorum ama her şeyin Yaratan aracılığıyla gerçekleştiğini kabul edebilmek çok zor. Ben düşüşteyken Yaratan ıslahımı yapıyor, yükselişte olduğumda da o bana bu koşulu veriyor; her şeyin önceden belirlendiğini hissetmiyorum, ne yapmalıyım?

Cevap: Hissetmeyi denemelisiniz etrafta ne varsa, size gelen tüm koşulların, düşüncelerin özetle; her şeyin Yaratan’dan geldiğini hissetmelisiniz. Bunu yapabilmek  için Kabalistik materyali (kitaplar, makaleler…vs) çalışmalı ve Yaratan’ın ıslah edici ışığını çekmelisiniz.

Devasa Bir Yeraltı Parçacık Hızlandırıcısı Endişelenmek için bir Sebep mi?

Haberlerden Makale (1tv.ru’dan çevri): “Son zamanlarda kitlesel iletişim araçlarında gezegenimizin bir felaket ile karşı karşıya olduğunu iddia eden pek çok yayın var. Paniğin ortaya çıkış sebebi devasa bir parçacık hızlandırıcısının fırlatılacağının duyurulması ile oldu. Bilim insanları bu yoruma atıfta bulunarak ki bu yer altında yüz metre derinde bulunuyor, insan düşüncesinin en büyük başarısı olduğunu belirtiyor. Onların dediğine göre bu hızlandırıcı evrenin pek çok sırrını ortaya çıkarmamızda bize yardım edecekmiş. Ancak bu eşsiz deneyin aynı zamanda bir çok karşıtı bulunuyor ki bu kişiler madde ve madde karşıtının sırları içindeki ölçüsüz araştırma insanlık için küresel bir tehlike gerektirdiğine inanıyor.”

Cevabım: Bizim bütün davranışlarımız, daha önce ve sonra gelenlerde de olduğu gibi, baştan beri Yaratan’ın planın içeriğinde yer almaktadır. Onlar oradan su yüzüne çıkar, bizde ise düşünceler olarak belli olurlar ve form değiştirerek davranış olurlar, ki biz Yaratan’ın programına göre bunları da taşırız. Hepimiz her zaman O’nun içindeyiz! Arzular ve düşünceler bize yukarıdan alçalır, ama biz onların bizim olduğunu düşünürüz çünkü onların Kaynağı bizden gizlenmiştir. “Bizim” arzularımız ve düşüncelerimiz yukarıdan, Yaratan’dan bize alçalır, hatta biz onları arzulamadan veya düşünmeden önce bile ve işte bu bizim yaptığımız şeyleri arzulamamıza ve düşünmemize sebep olur.

İnsan olan şeyler hakkında sınırlı bir algıya sahiptir ve bu sebepten dolayı kendi arzularını ve düşüncelerini ürettiğini düşünür ve bununla bu dünyada fiziksel davranışları ile birşeyleri değiştirebilir. Ama gerçekte, bu sadece yukarıdan yapılabilir, Yaratan, Işık, Ohr Makif (Saran Işık) yardımı ile. Bu nedenle, bilim insanları kuklalar gibi oldukları için ve onların davranışları Yaratan tarafından dikte edildiğinden beri, ben sakinleşmeyi öneririm.