Her Şey Kişiye Göredir

Soru: Eğer geçmiş diye bir şey yoksa, neden eski binalar görüyorum?

Cevap: Bunların hepsi sizin içinizde var. Eğer siz burada olmasaydınız, bunların hiçbiri var olmazdı.

Yorum: Eğer birine şöyle söylersem: “Bunların hepsi benim içimde. Sen benim bir parçamsın”, deli olduğumu düşüneceklerdir.

Yanıtım: Bu çok doğal. Fizikçilerin veya filozofların benzer teoriler önerdiklerini açıklasanız bile, yine de aynı şeyi söyleyeceklerdir. Kabala’nın bahsettiği şey bazı felsefi veya fiziksel teorilere çok benzemektedir. Bunda olağandışı bir şey yoktur.

Bunun etrafında bir yol olmadığını anlayın. Bir kişiye neyin “göründüğü” ya da görünmediği önemli değildir. Gerçeklik vardır ve tartıştığımız şey de budur. Maddesel gerçekliğimiz yalnızca bize göre var olur. Eğer niteliklerimiz değişirse, gerçeklik de değişecektir.

Bilim insanları zaten zamanın nesnel bir gerçeklik olarak sadece bize göre var olduğunu yazıyor. Gerçek anlamda nesnel olan hiçbir şey yoktur. Her şey bize göredir. Fizikçiler doğrudan zamanın ileriye, geriye, herhangi bir yöne doğru aktığından ya da hiç var olmadığından bahsederler. Eğer zaman yoksa geriye ne kalır? Bu da hiçbir şeyin var olmadığı anlamına gelir.

Hayat Pahasına Bir Oyun

Soru: İnsanlar bir oyun oynarken çılgına dönebiliyorlar çünkü oyuna kendilerini o kadar kaptırıyorlar ki günlerce oyundan kopamıyorlar. Bu durum özellikle de neredeyse internette yaşayan şimdiki nesil için geçerlidir.

Manevi gelişimde aynı düzeyde bir bağlılığı nasıl yaratabiliriz? Kendimizi zorlayarak değil ama onu sizi içe çeken lezzetli bir şeker olarak sunarak.

Cevap: Manevi gelişime girin ve bunun en büyüleyici oyun olduğunu göreceksiniz. Bu bir yaşam oyunudur, Yaradan ile oynanan bir oyundur! Onu siz yaratabilirsiniz!

Herhangi bir oyun, Kabala’nın size sunduğu şeyin zayıf bir taklididir: yaratma, değiştirme ve bir şeyleri kendiniz şekillendirme yeteneği. İşte bu yüzden oyunlara bu kadar kapılıyoruz. Çünkü bir yaratım eylemi içerirler, hatta yıkım, fark etmez. Ama bu bir yaratım; yeni bir şey yapıyorsunuz. Bir bakıma efendi sizsiniz, elinizde güç var, seçim, gerilim, neşe, çözüm, bir tür coşku.

Tüm bunlar, kendi içinizdeki dünyaları değiştirme becerisini kazandığınızda Kabala’nın size bahşettiği sürecin küçük parçalarıdır. Bu, hiçbir bilgisayarın asla kıyaslayamayacağı bir oyundur!

Az önce dikkatimi dağıttığınız, Zohar Kitabı metninin önünde otururum ve tek bir şey beklerim – benimle konuşmaktan yorulmanızı ve böylece ona geri dönebilmeyi. Ve günde 20 saat böyle devam eder.

Sadece kendimi ayakta tutmak adına yürümek, yemek yemek, gerektiğinde bir şeyler yapmak için kısa molalar veriyorum. Ama geri kalan tüm zamanlarda içinde olmaya hazırım. Bu çok büyüleyici bir süreç, başka hiçbir şeyin yerini tutamayacağı büyüleyici ve beklenmedik bir yol!

Gençliğimde Leningrad’da yaşıyordum ve diğer öğrenciler gibiydim: kızlar, Preference (bir kart oyunu), partiler, şarkılar ve geziler. Nomads adlı bir rock grubu için gönüllü olarak ses mühendisi olarak çalıştım. Bir keresinde şehrimizde birincilik bile kazandık.

Ancak manevi edinim hiçbir şeyle kıyaslanamaz! Bir bilgisayar oyununda, size normal, gerçek hayattakinden daha fazla olanak tanınır. Bir yere gitmeli, sürünmeli, bir şeyler yapmalısınız. Sonunda, bir şey elde etmeden önce her şey zor ve oldukça zaman alıcıdır.

Bu, her şeyi hemen, anında, mümkün olan en kısa sürede, çok daha parlak ve kontrollü bir şekilde isteyen egoizmimiz için değildir. İşte bu yüzden, her şey sanal bilgisayar dünyasına kaymıştır.

Ama burada, manevi dünyada, her şey milyarlarca kat daha parlaktır. Ve bu bir oyun değil, bir illüzyon değil – bilgisayarı kapatın ve yok olsun. Sanal dünya birileri tarafından ya ondan para kazanmak için ya da kendileri oynamaktan haz aldıkları için yaratılmıştır.

Ama maneviyatta oyun oynamazsınız. İnşa ediyorsunuz, yaratıyorsunuz! Siz bunun için yaratıldınız! Bu sahip olabileceğiniz en doğal tatmin, en canlı deneyimdir! Hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Dünyamız, tüm cazibesiyle? Ben sadece…

Bu nedenle, bilgisayarlarla ilgili tüm takıntılardan sonra, bir sonraki seviye sadece Kabala’dır, sadece kişinin gerçek manevi dünyaya girmesidir. Aksi takdirde, gerçek olmayan, sanal bir dünyada boğulacaklar ve kendilerini bilgisayarlarının içine sokmak için narkotik bir haptan başka bir şeye ihtiyaçları olmayacak, hepsi bu. Ve bu tam olarak böyle olacaktır – kötülüğün farkına varılmasıyla, bu arayışların aldatıcılığının farkına varılmasıyla.

Firavun’a Gidelim – Birlikte!

Dünyayı yani kendimizi ıslah etmek için çabalamaya gerek yoktur; sadece üst ışığın üzerimizde gerçekleştirdiği eylemleri incelememiz gerekir. Yaradan tarafından Musa’ya söylendiği gibi: “Firavun’a gidelim!”

Musa küçük ve korkaktır; insandaki bu nitelik çok zayıftır. Karşısında ise kocaman bir canavar vardır – tüm yaratılış, tüm dünya, tüm güç, tüm yiyecek, tüm oksijen onun elindedir.

Tüm bunları Firavun’dan alıyorum, bu benim tüm gerçekliğim! Ve buna karşı küçük bir nitelik yükseliyor, kaçmak ve bu gücün altından kurtulmak ve başka bir dünyada yaşamaya başlamak isteyen küçücük bir arzu (kim ki o?)!

Ayağa kalkmak ve egoizmimizden kurtulmak için böyle bir fırsatı pek hissetmiyoruz. Nereye gideceğimizi, bu Mısır köleliğinden nereye kaçacağımızı hiç bilmiyoruz!

Ama Yaradan bize diyor ki: “Firavun’a gidelim” -birlikte! Ve Musa, küçük bir çocuk gibi, yetişkinin elinden tutar ve birlikte yürürler.

İnsan tarafından ihtiyaç duyulan tek şey Yaradan’dan yardım istemek için rıza, bir istek, bir taleptir. Kötülükle kendisi savaşmak zorunda değildir.

Ancak insanlar bunu anlamaz ve kendi başlarına bir şeyler yapabileceklerini düşünürler. İnsan kendini kahraman sanan bir aptaldır.

Tüm dinlerin ve sözde “manevi” tekniklerin tökezlediği yer burasıdır, çünkü sol taraf (egoist arzular) bize tam olarak sağ tarafa bağlanmamız için verilmiştir; sonuçta tüm amaç budur.

Manevi Merdivenin Basamakları Boyunca

Soru: Geçmiş çabalar nasıl yeniden canlandırılabilir? Eğer kişi, şu anda farklı bir koşuldaysa, bir zamanlar gösterdiği çabaya geri dönmesi imkânsızdır.

Cevap: Hayır, eğer kişi ulaştığı basamakları, yani manevi merdivenin basamaklarını tırmanırsa, o zaman kişinin tüm çabaları da onun üzerindedir ve kişi tam olarak onlar sayesinde yükselir.

Bu tıpkı okuldaki derslerde olduğu gibi, kişinin problem çözmesi gibidir: kişi bir problemi çözer, bir üst seviyeye çıkar, başka bir problemi çözer ve bir üst seviyeye çıkar. İşte bu şekilde olur.

Arzunuzu O’nun Arzusu Gibi Yapın

Soru: Yaradan’dan haz alabilmemiz için, içimizde bir perdeyi ne oluşturur? O’ndan aldığımız önceki koşulların tecrübesi mi, O’nunla bağı kaybetmek mi, yoksa zihnin öğretisi mi?

Cevap: İçimde benim arzum ve Yaradan’ın arzusu arasındaki doğru bağı perde kurar. Bu konuda şöyle söylenir: “Arzunuzu O’nun arzusu gibi yapın ki O da kendi arzusunu sizin arzunuz gibi yapsın.” Bu akla uygundur.

Soru: Ruhun arzusu aynı arzu mudur yoksa farklı mıdır?

Cevap: Hayır, bunlar aynı arzulardır. Onlardan tüm kabukları soyduğunuzda, birleşirler ve bunun sizin manevi Kli’niz olduğunu hissedersiniz. İçine giren ışık Yaradan’ın size görünüşü olacaktır.

Soru: Ruhun arzusunun Yaradan’ın arzusundan farklı olduğunu nasıl anlayabiliriz?

Cevap: Ruhun arzusu sizin O’nunla birleşme arzunuzdur. Ve Yaradan’ın arzusu da size karşı aynıdır.

Onlunun İçsel Vizyonunu İfşa Edin

Soru: Bağ, niyet ve arzu dışında günlük onlu çalışmasına başka neler dâhil edilebilir? Onlunun içsel vizyonunu nasıl ifşa edebiliriz?

Cevap: Kendi aranızda bu konu hakkında konuşun, çemberiniz içindeki dostlarınızı ve kendinizi derece derece ifşa edin. Bu şekilde her şeyin sizin için netleştiği bir koşula ulaşacaksınız.

Soru: Onluyu uyandırmak ve eylemlerinizin ardındaki niyeti netleştirmek için çabaladığınızda, genellikle ihsan etme niyetinin olmadığını görüyorsunuz. O zaman bir çıkmaza giriyorsunuz ve devam edecek gücünüz kalmıyor. Onluyu hatalardan değil de gerçeklikten uyandırmak için gereken gücü nereden bulabilirsiniz?

Cevap: Ne yapmanız gerektiğini düşünün. Sürekli olarak dostlarınızın iyiliği için eylemlerde bulunun ve Yaradan’dan onlar için isteyin.

Buna “alışkanlık ikinci doğa haline gelir” denir. O zaman bu şekilde onlara daha yakın olabileceksiniz.

Sürekli Kontrol

Soru: Dostlarımla çalışırken, benim doğrum dostumun doğrusundan farklıysa, kendi doğrumu dostumun doğrusuyla değiştirmeli miyim yoksa onları tek bir bütün halinde mi birleştirmeliyim?

Cevap: Bu konuları kendi aranızda netleştirmeli, eylemlerinizi, bilgilerinizi ve düşüncelerinizi birbirine yaklaşacak şekilde keskinleştirmeli ve sonra onlarla ne yapmanız gerektiğini görmelisiniz.

Bu nedenle dostlarınızın bilgi ve eylemlerini her zaman kontrol etmelisiniz.

Soru: Dostlarımızı haklı bulduğumuzda ve Yaradan’la her konuda hemfikir olduğumuzda, bu gerçeğe ulaşmak mıdır?

Cevap: Bu, gerçeğe doğru atılan bir adımdır. Bunu her dakika yapmalısınız.

Arzuların Dolumu

Soru: Yaradan ve yaratılış arasında bir kanal olduğumda, Yaradan’dan ne alırım ve başkalarına ne aktarırım?

Cevap: Yaradan’dan dolum alırsınız ve bunu başkalarına aktarırsınız. Dolum, başkalarının arzularının, birbirlerine bağlanmayı istedikleri ölçüde doldurulmasıdır.

Kabala’da sadece ihsan etme arzularının dolumundan bahsederiz, burada bir başkasına ihsan etmek istersiniz ve bunu yaparken de tamamlanmış olursunuz. Bu sizi Yaradan’a benzer kılar.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 145

Soru: Sadece niyetle mi yoksa eylemlerle de Yaradan’a memnuniyet getirebilir miyiz?

Cevap: Sadece niyetle. Eylemler önemli değildir. Alma veya ihsan etme eylemleri olabilirler. Önemli olan niyettir.

Soru: İçsel çalışmamın doğru yolda olup olmadığını nasıl anlayabilirim?

Cevap:  Yaradan’ı ve O’nun aracılığıyla tüm dünyayı sürekli olarak hissediyorsanız, içsel çalışmanız doğru yoldadır.

Soru: Kaynaklarla çalıştığımızda, niyet üzerine konsantrasyonu artırıyoruz, ancak ışığın bize girmesine izin vermiyoruz. Bu süreci kontrol etmeyi öğrenmek için niyetimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Bunu ne zaman hissedeceğimi ne belirler? Saflık mı yoksa çabaların kendisi mi?

Cevap: Bu çabaların saflığına bağlıdır.

Soru: Yaradan’ın eylemlerimizden memnuniyet duyup duymadığını tespit etmeye çalışabilir miyiz?

Cevap: Bunu belirleyebiliriz. Yavaş yavaş bu konuda ustalaşacağız.

 

Kendinizi Hırpalamayın

Soru: Korku onları felç ettiğinde ve hiçbir şey yapamadıklarında kişi ne yapmalıdır?

Cevap: Yapılacak en iyi şeyin dostlarınızla mekanik bir şekilde iletişim kurmak olduğuna inanıyorum. Yanlarına oturun, bir şeyler okuyun, şarkılar söyleyin, hatta belki biraz içki için ve bir şeyler yiyin, her şey geçecektir.

Eğer bunu onlu bir grup içinde yaparsanız kesinlikle faydalı olacaktır. Sonunda kendi kendine geçecektir. Yaradan yavaş yavaş dağılan koşullar verir. Bunları doğru kullanmak, grup içinde gerçekleştirmek anlamına gelir.

Bu en iyi yaklaşımdır. Hiçbir şekilde oturup endişelenmemelisiniz. Bir aptalın oturup kendi etini yediği söylenir. Dolayısıyla, kendinizi hemen grubun içine bırakın.

Oturup özeleştiri yaparsanız bunun iyi bir şey olduğunu düşünmeyin. Hayır. Sahip olduğumuz her koşul, bizi grup içinde daha büyük bir birliğe götürüyorsa iyiliğimiz içindir.