Category Archives: Zohar

Işığa Kapıyı Açın

Soru: Zohar Kitabı kötülüğü keşfetmemize yardımcı olur mu?

Cevap: Zohar Kitabı bir kişiye kötülüğünü hissetmesine yardımcı olmak için diğer tüm kaynaklardan daha fazla etkili olur. Bizler Işığın, Yaradan’ın, ihsan etmenin yolunda ilerliyoruz ki realitede tek hükmü olan ve işleyen budur zira eğer Işığın gücü, ihsan etmenin gücü etkilemezse alma arzusu hareket etmez.

Burada şu sonuç ortaya çıkar, Kabala Kitapları ve özellikle Zohar Kitabı olmazsa hareketimizin kaynağını keşfedemezdik sadece bu dünyada amaçsız gezinirdik. Eğer biz her taraftan onunla eşit olmaya yakınlaşmak için onu uyandırırsak daireler şeklinde bizi sararak etkileyen Işıktır ve o zaman her şey farklı sorun ve problemlerin içine dalar.

Ancak bu problemler ve sorunlar nelerdir? Bunlar bizim Işık’la olan zıtlığımızın hissiyatıdır. Işığın ne olduğunu bilmiyoruz fakat onu bilmediğimiz için kendimizi kötü hissederiz.

Örneğin eğer küçük bir çocuk soğuk almışsa, titrer ve ağlar ancak ne yapması gerektiğini bilmez. Hemen yanında sıcak bir odaya açılan bir kapı vardır ancak çocuk oraya gitmesi gerektiğini bilmez. Böylece ağlamaya ve haykırmaya devam eder fakat bu kötü hissiyatı soğukla ilişkilendiremez. Soğuk aldığı, üşüdüğü için kendini kötü hissettiğini ve eğer hemen yandaki sıcak odaya geçerse iyi hissedeceğini anlayamaz. O hiçbir sebep ve sonuçla ilişkilenmeden sadece basit bir şekilde iç durumuna göre reaksiyon verir. Yani basitçe alma arzusuna göre hareket eder.

Fakat eğer bu arzu kendisi için bir baş inşa ederse o zaman bu düşüncelerin nereden ve niçin geldiğini ve onu nasıl kurtarabileceğini ve bu kötü koşullardan kaçmak için hangi aksiyonları yapması gerektiğini anlar – işte bu baştır. Ancak bu baş nasıl yaratılır? Işık onun içerisinde farklı aksiyonlar sonucu bu mekanizmayı yaratır ki bu hiçbir surette alma arzusunun içerisinde mevcut değildir.

Böylece bizler aşama aşama iyiye doğru ilerleriz.  Kendini kötü hissettiği zaman sadece basit bir şekilde bağıran bir gelişim seviyesinde olan insanlar vardır. Farklı yönlerde kaçmayı deneyen diğer insanlar vardır ancak doğru yönü bilmezler. Aynı zamanda kaçmayı başaranlarda vardır. Kaçmaya gerek olmadığını anlayanlar da vardır ve eğer bize gelen ve kendimizi kötü hissetmemize sebep olan Işığı algılarsak, şimdiki durumumuz, bunu iyiye çeviririz ve bundan kaçabileceğimiz hiçbir yer yoktur. Böylece bu insanlar kendi koşullarının üzerine yükselirler, bu durumu dönüştürürler ve aynı bu yerde Işığı keşfederler. Tüm her şey bizim gelişimimize bağlıdır.

18.11.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. Bölümünden, Zohar

Üst Işık İçin Bir Radar

Soru: Yukarıdan sabit olarak uyandırıldığımızı ancak form eşitliği eksikliğinden ötürü bunu hissetmediğimizi söylediniz. Zohar okuduğumuzda Yukarıda ne oluyor, daha güçlü bir şekilde mi uyandırılıyoruz yoksa daha hassas mı oluyoruz?

Cevap: Eğer sadece Kitabı okuyorsan hiç bir şey olmaz. Okusan da olur okumasan da. Her şey niyetine bağlıdır. Eğer niyetin form eşitliğini uyandırırsa o zaman eşitlendiğin seviyeye göre daha yüksek bir seviyeye gelirsin, bununla etkilenirsin. Ancak eğer ki formda eşitlenmeye eğilimin yoksa buna yaklaşmıyorsan, üst seviye seni aydınlatmaz.

Üst seviye sabit haldedir ve buna Hafetz Hesed (kendisi için istemeyen) denir. Sen onu uyandırabilirsen, eğer kendinden çıkar ve arzunu indirirsen o senin üzerinde etki yapacaktır. O zaman senin üzerinde ışıldayacaktır. Özellikle senin için ışıldayacaktır anlamında değil ancak sen kaplarına, yenilediğin arzularına göre ondan etkileneceksin.

Ancak sen yeni arzu ve kapları nereden alacaksın? Eğer diğer dostlarınla bağlanırsan o zaman aranızda, manevi kaba doğum verirsiniz. Hiçbirimiz Işığı emebilecek bir kab değiliz.  Böylece bağ kurmak için birbiri önünde kendisini iptal etmek isteyen birkaç insan gereklidir ve bu durum üst ile eşit hale gelmiş olacaktır. Böylesi bir form eşitliğinde, aralarında üst seviyeden daha güçlü bir aydınlanma hissedebilirler.

14.10.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. Bölümünden, Zohar

Herkes Bağımsız Olarak Döner

Soru: Kalbimiz bağ kurmaya karar verirse ne yapmalıyız? Biz çoğu kez bağ kurmaya karar veriyoruz; fakat bağa nasıl başlanacağını bilmiyoruz?

Cevap: Biz kaçışı olmayan sistemler inşa etmeliyiz. Düşünün ki, bizim birçok hayvanları, inek, geyik, boğa, koyun vb. büyük bir sürüyü korumaya ihtiyacımız var. Her türlü hayvana nasıl davranılacağını bilmek zorundayız: bazılarının bekçilere, diğerlerinin çobanlara ve onların kaçmamaları için başka çeşit bir çite ihtiyaçları vardır.

Biz her türlü hayvana göre çeşit çeşit yiyeceği sağlamalıyız: biraz tahıla, diğerleri için çime ve hepsi için suya gereksinim vardır. Tüm bunlarla ilgilenmemiz gerekmektedir. Aynı şekilde, grupla ilgilenmem lazım ve ona ihtiyacı olan her şeyi sağlamalıyım böylece kaçmayız; ancak bu şekilde başarılı ve güvenli bir şekilde hedefimize ulaşabiliriz.

Hepimiz bu konuda düşünmek zorundayız ve bizim tüm işimiz budur. İlk olarak, aramızda en küçük bağ anlamına gelen On Sefirot’a ulaşmak zorundayız. Bu hatta egoistçe bile olsa maneviyata ve kutsallığa karşı olsa bile, şimdiden bir bağdır. Şimdi biz basit temelde birbirimizden kopuğuz ve hiç kimse herhangi bir şekilde başkalarıyla bağ kurmak istemiyor. Bizler bağımsız olarak döndükleri için birbiriyle bağ kurmamış dişli çarklar gibiyiz.

5/10/12 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4.Kısmından, Zohar Kitabına Giriş

Oyunun Kurallarını Değiştirmek

Değişim yalnızca ıslah eden Işık ile mümkündür. Işık, kendi başına içinde bulunduğumuz durumda ilerlemeye erişebilmemiz için gelir. Sabit bir şekilde üzerimizde aydınlatmayı artırır veya başka bir deyişle, sabit şekilde aydınlatır ve Reşimot (izlenimler) ifşa olur, değişim; ve yoğunlaşır; ve nitekim değişim yaşadığımızı hissederiz.

Birşey yapmak istediğimiz zaman, birşeyler ifşa etmek, teknoloji geliştirmek ve ilerleme sağlamak için, tüm bunlar Reşimot’a göredir. Bizi zorlar ve bizler buna göre hareket ederiz. Bir anda, Newton yerçekimi kanununu keşfeder, bir anda Einstein rölativite teorisini geliştirir ve diğer bilim adamları yeni buluşlar ile ortaya çıkar, böylece tüm dünya ilerleme sağlar. Değişik insanlar birbiri ile anlaşır, iyi ve kötü, bu öyle gözükür ki, sanki onlar dünyada ilerlemeyi sağlıyormuş gibi. Böylece Işık’ın etkisi altında, bizler, gelişen Reşimot (izlenimler) içinde yaşarız.

Fakat bizler, eğer bu Işık’ı bizlerin bencilce arzularını artırmak için, aydınlatması şeklinde değil de, bunu değiştirmesi, ıslah etmesi, ihsan etme arzusuna dönüştürmesi için, kendimizin yapması gereken şey vardır, buna ”gayret sarfetmek” denir. Bu hareket kendi serbest seçiminizdir, çünkü bizlerin arzularını değiştirmesi gerekir. Bizler bu değişimi içimizde saklı olan, manevi kıvılcım ile arzularımızın içinde yaparız; bu da bize bazı şeylerin farklı olabileceğini anlamamızda yardımcı olur; arzularımız ile farklı şekilde hareket edebiliriz. Diğerlerini kullanmak yerine, onların yararı için hareket eder, diğerleri için sevgiye ve ihsan etmeye erişiriz.

Işık, Reşimot‘umuzu aydınlatmaya devam eder ve bizler yalnızca üzerimizdeki etkisini değiştirebiliriz. Bizler bunu bir şekilde anladığımız ve bu konuya yaklaştığımızda, içimizde uyanan Reşimot‘u tamamladığımız oranda, yani bunu alma arzusu yerine değil de, ihsan etmek amacı ile kullandığımız zaman, bizi aydınlatan Işık öyle bir sonuç ortaya çıkarır ki; bizim üzerimizdeki değişimi icra eder.

İşte, herşey bize bağlıdır, hangi durumda olsak da, her an içimizde ifşa olan Reşimot‘ta;  almak arzusunun aksine, bu bizlerin içgüdüsel olarak ne kadar derecede Reşimot‘u tamamlamak istediğimize bağlıdır.

Bizler eğer Reşimot’u gerçekten tamamlamak istersek, hareketimiz en azından iki bölüme ayrılır. Öncelikle, bizler aramızdaki bağ üzerinde çalışmak için toplanırız. Aramızda tamamlamak istediğimiz bağ, parçalanmış ruhlar arasındaki bağa benzer. Parçalanmış ruhlardan, genel bütün ruhları yapmak bizim gayemizdir. Bu ise arzuların, kapların durumudur. Işıklar durumundan, bizler yalnızca bir Işık’ın bizi aydınlatmasını isteriz, bizi birleştirmesini, Yaradan’ı ifşa etmesini yani aramızda ifşa edilmiş, genel ortak  ihsan etme gücünü  isteriz.

Bu nedenle, Kabala kitaplarında, bağ kurmayı deneyen grup içindeki kişilerin tamamlanan hareketleri hakkında okuruz. Tüm kitaplar arasında, en etkilisi ”Zohar” kitabıdır. Nitekim bu kitap, bu hareketleri, bu sistemi en mükemmel şekilde tarif eder.

26.8.2012 tarihli Günlük Kabala Dersi’nin 2. Bölümü, Zohar

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 28.8.2012 tarihinde, saat 11:45’te yayınlanmıştır.

Üst Işığın Sırrı

Zohar’ı okuduğumuzda unutmamamız gereken şey, kitapta anlatılan sadece aramızdaki bağın kendi içindeki farklı formlarıdır. Zohar her defasında bu bağı kullanarak nasıl yüksek seviyelere yükselebileceğimizi, ‘üç çizgi’, yeni Reşimot (anımsayış), uyanışlar, İbur (anlayış), Yenika (bakım) ve Mokhin’in (yetişkinlik) ve devam eden seviyelerindeki aydınlanmaları vasıtasıyla bu bağı nasıl güçlendirebileceğimizi izah eder.

Bunların tümü aramızdaki bağı sıkılaştırmak içindir yani kırılmayı düzelterek kaplarımızı daha ve daha fazla sıkı bir şekilde sıkılaştırmak ve bağın yoğunluğu ölçüsüne göre ayrılmış olan parçaların arasında duran karşılıklı ihsan etmenin yaklaşımını keşfetmek ve şimdi olduğu gibi egolarımızın üzerinde bağ kurmak. Buna aramızda ifşa olan Üst Işık denir.

Eğer ki bu parçalar bağ kurmak için kendilerini iptal ederlerse buna Hassadim (Merhamet) Işığı denir ancak bu parçalar bağ kurmak için aynı zamanda egolarıyla da çalışırlarsa buna Hohma (Erdemlik) Işığı denir.  Bu bağdır ve bundan başka bir şey de yoktur.

21.05.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. Bölümünden, Zohar

Toplumdan Kaçmayın

Zohar, “BeŞalakh bölümü (Firavun, insanlara gitmeleri için izin verdiği zaman)” madde 11: “ Ve O dedi: “ Ben, halkımın içinde yaşayacağım”.  Bu ne demektir? Dünyanın üzerine yargılama geldiğinde, insan kendisini toplumdan ayırmamalıdır ve Yukarıdan fark edilmemelidir ve ayrılmış bilinmemelidir.

Çünkü yargılama dünya üzerine çöktüğünde, doğru insan olsalar bile, ayrılmış olarak bilinenler ilk olarak yakalanırlar. Yani birisi kendisini asla toplumdan ayırmamalıdır. Çünkü Yaratan’ın merhameti birlikte olan halkın tamamıyladır. Ve bundan dolayı dedi ki: “Halkımın içinde yaşayacağım ve bugüne dek yaptığım gibi, onlardan ayrılmak istemiyorum.”

Bunun, hem dışsal dünyevi algıyla ve hem de içsel manevi olanla alakası vardır. Sonrakiyle başlayalım.

Birleşik tek ruh, birçok parçalara ayrıldı. “Halkımın içinde” demek, birinin diğeriyle bağlantı kurduğu kopuk parçaların kombinasyonundan yaratılmış olan müştereklik içinde demektir. Onlar, birini diğerinden ve “Yaratan’ın Halkı”nın formundan ayrı tutan kişisel egoyla baş ederler. Hepsinden sonra da, bu parçalar Yaratan’a benzedikleri koşul olan ihsan etme amacının niyetini paylaşırlar. İşte bu yüzden, onlara: “Halkım” denir. Bu, aynı zamanda Yaratan’ın niteliği olan ihsan etme amacıyla olan niyetin toplandığı, kırılmış kapların, bireysel toplanması olarak adlandırılır.

Bu bölümler, ihsan etmenin genel niteliği olan yaratanın ifşası için olan kaba destek olmak amacıyla, ihsan etme amacının niyetiyle birbirleriyle bağ kurarlar. Ve tabii ki bu olağanüstü şey, bu birleşimde ifşa edilmiş olan “gel ve gör” anlamına gelen Yaratan (Bo-Re) olarak adlandırılır. Bu, kırılmış kapların içinde yaratanın ifşası için olan formüldür: “Halkımın içinde yaşayacağım.”

Dünyevi düzlemde, bu, harekete geçmek üzere düzenlenen, genel hazırlığın kontrolündeki geniş halk kitleleri anlamına gelir.

Daha sonra, Zohar, dünyaya bağlı olan yargılamadan bahseder. “Dünya”, genel müşterek egonun ifşa olunduğu egoistik bir bağ, “gizlilik” anlamına gelir. Ve birisi, kendisini toplumdan izole etmemelidir. Neden diye sorabiliriz. Egonun niteliği, yargılamanın insanlar arasında ifşa edilmesiyse, neden ondan kaçmamam gerekir?

Konunun önemi şu ki, maneviyatın prizmasından baktığımda, tamamıyla değişik bir resim görüyorum. Benim için hayali “dış dünya”yı betimleyen tüm arzularımı görüyorum. Eğer onların içindeki yargılamanın niteliğini keşfedersem, onları ihsan etmenin niteliğiyle düzeltmek ve bu kuralı ihsan etme amacının niteliğine doğru yönetmek zorundayım. Bu, “İsrail Misyonu”dur: Kolektiften kaçmak yerine, onu düzeltmek için içinde yer almalıyım.

Zohar devam eder: “yargılama dünya üzerine çöktüğünde, doğru insan olsalar bile, ayrılmış olarak bilinenler ilk olarak yakalanırlar.” Neden? Çünkü, birinin kesin niteliği ihsan etmenin içinde hedeflenirse, o önce yakalanır ve Işık kaynağının onun içinde özellikle yalan söylemesi anlamındaki almak arzusu çalışmaya başlar.  Bu bizim dünyamızda da böyledir, Zohar Kitabına Giriş’in sonunda Baal HaSulam’ın söylediği gibi yargılama, en iyi olanımızı vurur. Bu nedenle, zirveye ulaşan insanlar acı içinde yaşarlar.

Yaratan’ın merhameti daima birlikte yaşayan insanlarladır; zira burası düzeltmenin yerine getirileceği yerdir. Yani eğer düzeltilmek ve ilerlemek istiyorsak, kendimizi toplumdan ayırmamalıyız. Hoş olmasa bile elimizden geldiğinde onun içinde yer almak onu hissetmek için insanlara bilgileri, algıları tanıtmak için, onların ilerlediklerinden emin olmak için mümkün olan her şeyi yapmalıyız. Onlar, Yaratan’ın gerçek hedefidir ve alma arzusunun içindeki kıvılcım misali O sadece ve sadece insanlarla kurduğumuz iletişimde ifşa olur.

Bu nedenle denir ki: “Ben halkımın içinde yaşayacağım ve bugüne dek olduğu gibi halkımdan ayrılmak istemiyorum.”

Kendi İçinde Saklı Olana Doğru Seyahat Etmek

Zohar kitabını okurken sanki en yüksek seviyeye ulaşmışız gibi hayal etmeliyiz- buna ulaşmak için istek duymalıyız. En yüksek seviye, bağ içinde bulunduğumuz seviyedir.

Zohar bize ihsan etme kuvvetinin bize nasıl ulaştığını ve bizim üzerimizde nasıl bir çalışma gerçekleştirdiğini anlatır. Ruhun bazı parçaları yükselir ve diğerlerinde ise his, anlayış ve bizde oluşan değişikliklerin algılayışı düşer. Bu kitabı okudukça ve tekrar okudukça içimizdeki manevi hareketlerin ihsan etme kuvveti ile bizleri etkilemesini bekleriz.

Eğer bizler manevi dünyanın açığa ifşası durumunda isek, o zaman okuma esnasında okuduğumuz herşey içimizde açıklığa kavuşur. Fakat bizler eğer manevi dünyanın saklı kaldığı durumunda isek ve içimizde ifşanın gerçekleşmesini istememiz bile içimizde fark edilir. Fakat saklı bir durum içinde olup öyle bir derecededir ki henüz manevi dünyaya ulaşmamışızdır.

Bu bir çocuğun oyuncak bir araba içinde oturmasına benzer, sanki arabayı kullanıyormuş gibi pedalı çevirir. Gerçekten kullanıyormuş gibi ve bir bakımdan da onbeş-yirmi sene sonrasında gelecekte olacağı gerçek şöföre benzer. Kendisi sürecin içindedir fakat yalnızca hazırlayıcı dereceler ve durumdadır ki nitekim aktüel gerçekleşmeye henüz erişmemiştir. Fakat bu bahsedilen durumlar erişime ilişkin yolda faydalıdır.

Buna benzer şekilde, Zohar’ı okuyarak ve içinde olduğumuzu farz ederek, Işığın, hakkında özellikle okuduğumuz niteliklere doğru hareket etmesine imkan veriyoruz. Yazılanı anlayıp anlamadığımız fark etmez fakat bu esnada Işık bizi etkiler ve ilerlememizi sağlar.

Sefirot ve meleklerin isimleri arkasında saklı olanın ne olduğunu bilmiyorum ve birşeyi gözümde canlandıramıyorum fakat bu fark etmez. Ben sadece bir şeyi hayal ediyorum: Şimdi ben Işığın etkisi altındayım, ihsan etme gücü, bana bu kuvveti bahşedecek ve dolayısıyla benim içimdeki alma arzumun üzerinde beni yönetecek. Böylece Işık benimle sürekli birlikte kalıncaya kadar ben bu şekilde devam edeceğim.

28.3.2012 tarihli günlük Kabala dersinin 3. bölümünden, Zohar

Bu makale 28 Mart 2012, saat 19:15’te Dr. Laitman’ın blogunda yayınlanmıştır.

Geri Çekilmemeliyiz

Soru: İsrail’deki son kongrede, eşi görülmemiş bir bağ hissettim. Fakat hemen sonrasında bir hafta boyunca daha önce hiç hissetmediğim bir düşüş yaşadım. Şimdi kongrelerden korkuyorum. Ne yapabilirim?

Cevap: Bu çok iyi, mükemmel. Gerçektende korkuyor olmalıyız. Bunu aynı zamanda İsrail halkının Mısır’dan çıkışından öncede görürüz.

Alıştığın bir yerden atıldığını hayal et, gecenin bir yarısı nereye gideceğini bilmeden kaçıyorsun. Firavunun felâketi seni bırakmıyor. Kafan karışık, Kızıl Denize atlıyorsun ve birden bir mucize oluyor. Aslında bu o kadar da hoş değil. Sonra insanlar Yaratan’a şükrediyor: “Sürücü ve atı suda boğuldu.” Fakat şunu anlamalıyız ki kişi doğuma benzer birçok zorlu aşamalardan geçer; doğum sancıları sırasındaki bir embriyo gibi büyük baskı hisseder.

Çöldeki yolculuktan sonra neredeyse binlerce yasa sana “yüklenir”: ne yapmalısın ya da ne yapmamalısın ve bu yasaları yerine getirmezsen ne ceza alacaksın? Diğer bir deyişle, Sina Dağının eteklerine gelmeden önce, gelecek ıslahının plânını elde edersin: “İstesen de istemesen de, bu beklenen şeydir. Hiç fark etmez. Al ve yapmaya başla.”

Şimdi yalnızca Yaratan’ın işinin ne olduğunu keşfedersin. Şimdiye kadar, kaybedenlerin arasında bir kahraman olduğunu düşündün ve şimdi önünde gökyüzüne kadar uzanan bir liste var. Her bir satırında şöyle yazıyor: “Eğer yerine getirmezsen, sorunlar, afetler ve ölümle karşılaşırsın…”

Buna ilâveten şöyle de denir: “Bütünde bağ kurmazsan, bu senin mezar yerin olacaktır.”

Sonra her kalbin içinden Yaratan’a doğru bizi çeken, Musa noktası ortaya çıkar. Bu noktaları birleştirir ve bir ölçüde üst güçle bağımızı keşfederiz. Bu aşamalı olarak yapılır: Dağın eteklerinde diğer noktalar -bilgeler, atalar, rahipler, Levitanlar, İsrail, kadınlar, köleler ve çocuklar- beklerken, önce sadece Musa noktası O’nu keşfeder. Onlar şöyle söyler, “Yapacağız ve duyacağız.” Diğer bir deyişle, boyun eğmeyi bekleyen tüm arzularımız, gücü elde eder.

Bugün olan budur ve hemen ertesinde altın buzağını inşa edeceğiz.

Şunu anlamamız önemlidir: Hepsi bizim ulaşabileceğimiz şekildedir. Egodan kaçarız ve bu kaçışı gerçekten hissetmek zorundayız. Kongreye tam hazır bir halde, görevi tamamlayamamaktan ve istenilen amaca ulaşamamaktan, korkarak geliyorsunuz. Kısıtlanmaktan ve zorlanmaktan korkarak geliyorsunuz, tıpkı Mısır’dan kaçış gibi.

Diğer yandan tüm dostlarınıza karşı kendinizi yükümlü hissediyorsunuz. Onlara çaresizce bakıp, bağın ortak noktasını arıyorsunuz.

Sonuç olarak, tüm güçlerimizi bir ana toplamalıyız. Bu an için, tüm kongre boyunca gergin olmalıyız tıpkı gerilmiş bir tel gibi. Aramızdaki bağda, zamanda, eylemde ve mekânda bağ kurmalıyız. Şöyle denir: “İsrail, Tora ve Yaratan birdir.” Bu, Yom Kippur’daki Kutsalların Kutsalı büyük rahiplerin durumu gibidir… Hepimiz o eşsiz tek bir ana erişmeliyiz ve işte o zaman arzumuz gerçekleşir.

Sonra yol devam eder fakat bu Yansıyan Işığın bağı vasıtasıyla gerçekleşir.

Şu durum söz konusudur: Aslında kaçıyorsunuz; bir önceki hayatınıza geri dönmeniz sizin elinizde değil; arzulanan amacı elde etmelisiniz; aynı zamanda tüm güçlerinizi, bu tek bir an için bir araya getirmelisiniz. Bu sizi hedefe doğru kesin olarak yönlendirir. Nasıl olacağını hep birlikte görelim.

Zohar Kitabında (Nasso 98-99) şöyle der: “…ve onlar dağın eteğinde bir araya gelecek. Dağın eteğinde onlara şöyle dendi: ‘Eğer Tora’yı alırsanız, iyiyi alısınız eğer almazsanız orası size mezar olur.’”

Bu şu demektir, egoist arzularımızla bu kötü hayatımızı “muhteşem” olarak görürüz. Bu “sevimsiz mezarda” olduğumuzu hissederiz, ama bazıları bunu bile hissetmez. Zihinsel, hedef odaklı, insan kargaşası yerine, bütün dünyanın acı çektiği gerçek problemleri aramalıyız.

Dolayısıyla, kongreye çok ciddî hazırlanmalıyız. Eğer bunu üzerimize alırsak, geri çekilmemeliyiz. Bu dar bir köprüdür ve önemli olan tek şey korkmamaktır.

Günlük Kabala Dersi  19/02/2012 “Arava Kongresi için Tavsiye”

İçinize Odaklanın

Her şey niyete bağlıdır. Bu, içsel yanma motorundaki bir vana gibidir, eğer doğru niyete sahipsem açılır. Ve niyet gider gitmez de vana kapanır. Her zaman bu şekilde çalışırım: Vanayı açarım ve kaparım. Bu motoru çalıştırabileceğimizi umut edelim.

Niyetin hangi arzuların üzerine hükmedebileceği, niyetin boyutunu belirler. Belki benim niyetim sadece arzularımın cansız seviyesi için yeterlidir, ya da bitkisel veya hayvansal seviyesi için veya insan seviyesi için. Ve şüphesiz, en kuvvetli, en etkili ve en güçlü niyetler, aynı zamanda küçük ve daha aşağı arzuları da etkiler.

Dolayısıyla, bizim için en önemli şey, grup birliğini, karşılıklı sorumluluğu düşünmektir, çünkü bunun etkisiyle sahip olduğumuz diğer tüm daha aşağı arzulara kesinlikle hükmedebiliriz. Bu nedenle karşılıklı sorumluluk koşulu çok gereklidir.

Dostların benim dışımda olduğunu düşünürüm. Tüm dünya, bütün insanlık ve Yaratan da benim dışımdadır. Fakat ben bunların hepsini, karşılıklı sorumluluk içinde, doğru bağ ve karşılıklı güven içinde, kendime eklemeye çalışmalıyım ki, böylece bu arzular birleşsin: ben ve içimdeki Yaratan. Tüm dışsal sistemler de benim olsun. Bunun dışında hiçbir şey görmemeliyim. Sadece, bir araya getirdiğim ve özen gösterdiğim bir tek insan imajını görmeliyim.

Ve eğer bu içsel algıdan dışarı çıkarsam ve diğer insanlarla konuşursam, bu dünyada yaşadığım için doğal olarak, bu içsel algı ve dışsal dünya arasında bir çarpışma olur ve bu benim duyularımda ortaya çıkar. Fakat şimdilik bu dualiteyi kabul etmem gerekecek. Bu da psikolojik bir problemden başka bir şey değildir. Ve yavaş yavaş, daha içsel bir resim görmeye başlayacağım.

Bu, bir yetişkinin ve bir çocuğun sahip olduğu algıya benzer. Çocuk sadece dışsal tarafı görür, oysaki yetişkin kişi olayları daha derinlemesine anlar ve olan şeyin içsel nedenlerini görür. Bu tek bir yöne hedeflenmiş olsa da, hem niyetlerimiz hem de dışsal davranışımız egoist olduğu için, konuya daha derinlemesine işler.

Ancak, bir alışkanlık geliştirerek ve çaba sarf ederek, yeni ve doğru bir realite algısı edinebiliriz.

Dolayısıyla, niyetlere dair tüm muhakemeler ve çalışmamın tamamı, bu içsel algı, Kabala bilimi denen içsel bilgelik ve Tora’nın iç kısmı aracılığıyla, vizyonumu değiştirmeye çalışmaktır. Sonra, tüm dünyayı, her şeyin bana ait olduğu ve benim dışımda hiçbir şeyin olmadığı tek bir organizma olarak göreceğim.

Bu algıya ulaşmaya çalışalım, özellikle de Zohar Kitabı’nı okurken.

Günlük Kabala Dersi, 2. Bölüm, Zohar, 10.01.2012

Kötü İyiye Hizmet Eder

Soru: Egomuzla kuşatılmamak ve kötülüğü Klipa’ya (kabuk) eklememek için, grup içinde bir netleştirme yapmak nasıl mümkün olur?

Cevap: Seninle olan ilişkimi netleştirdiğimde, sadece kırılma noktasına ulaşır ve hemen ıslahı talep ederim. Grup da bunun içinde yer almak zorundadır. Bununla birlikte sadece ikimizin arasındaki kötülüğü keşfetmem, aynı zamanda genel bir edinim içinde olmak isterim ki bu şekilde aramızdaki bağı keşfedelim.

Bu bozukluklar, özellikle onun üzerinde sevginin keşfedildiği yerdir ve bozukluklar olmadan sevgi olmaz. Hiçbir inançta ve dinde görülmeyen, üç çizgide yapılan tüm bu çalışma bundan oluşmuştur. Egomuzu kullanırız, özellikle kullanırız ve onu yok etmeyiz.

Prensipte, Klipa (kabuk) egoyu kullanma arzusunun eksikliğidir. Tüm dinlerde, inançlarda yapılan ve genel olarak yaşamdaki tüm yanlışlıklar, kötülüğün gücünde yaşamın sırrının saklı olduğunu bilmeyen insanda bir araya gelmiştir.  Bunu saklamanız, silmeniz veya değiştirmeniz yasaklanmıştır. Bunu sadece iyi davranışlarla örtmek zorundasınız, bu kadar. Kötülüğün formu kalır; siz sadece Hassidim (merhamet) niteliği ile bunu örtersiniz ve kutsallığın kabını, ihsan etme kabını edinirsiniz.

Sadece içimdeki kötülüğü uyandırmak zorunda değilim: “herkese duyduğum nefretim nerede?” Buna en doğru yaklaşım, iyiye özlem duymamız ve kötülüğe düşmememizdir. Problemleri uyandıran bir Mitzva (sevap) yoktur. Bağ kurmak için özlem duymalıyız ve daha sonra kesinlikle eksikliği keşfederiz. Sadece yükselmek için bir özlem duymak gereklidir ve buna göre düşüşü keşfederiz.

Eğer yukarıda olana özlem duymazsak, o zaman üst bize bozuklukları gösterir ve bu değişik şekillerde olabilir: ailede ya da gruptaki dostların arasında ortaya çıkan hoş olmayan şeyler gibi; her şey mümkündür. Fakat tüm bu işaretler, grubun yukarıya yükselmeye çabalamadığının işaretidir ve maddesel seviyede sorunlar ve trajediler ortaya çıkar. Eğer grup yeteri kadar bağ kurmamış ama birliğe gelme arzusu içindeyse, o zaman bağın eksikliği ifşa olur. Eğer üst seviye için yeteri kadar özlem duymazsa, o zaman maddesel seviyede hatta bundan daha alt seviyede eksiklikler açığa çıkacaktır.

Günlük Kabala Dersi, Zohar’dan 2/6/2012’dan alınmıştır.