Category Archives: Yaradan

Manevi Korku

Rabbi Elazar şöyle dedi: “Yaradan, ‘Bütün dünya sadece bunun için yaratıldı’ dedi. Bu, bütün dünyanın Tanrı korkusu için yaratıldığı anlamına gelir” (Rabaş, “Toplumun Amacı – 1”).

Egoist duygularımızla, her şeyi “kendimize” alma arzusuyla algılayamadığımız yüce bir amaç vardır. “Kendimizden” çıkmak ve “benim dışımda” olan şeylere ilgi duymak, manevi korku (Yirat HaShem) olarak adlandırılır.

Şu anda, kendimi nasıl dolduracağım ve koruyacağım konusunda endişeliyim. Buna kendimiz için korku denir.

Bilinçaltında, kendimize, egoizmimize faydalı olanı çekmek ve zararlı olanı uzaklaştırmakla sürekli meşgulüz.

Manevi korku, benim dışımda olan şeylerden korkmam anlamına gelir. Bir annenin tüm düşüncelerinin küçük çocuğunda ve onunla ilgili şeylerde olduğu gibi, ben de başkaları ve Yaradan için endişelenirim.

Bu korkuda, kendi dışımdaki, egoizmim dışındaki bir başkası için duyduğum bu endişede, üst gerçekliği hissederim.

Yaradan’ın Fotoğrafı

Maneviyat, yalnızca kendi arzularınızla kendiniz için oluşturduğunuz bir forma sahiptir. Yukarıdan bize yalnızca bilgilendirici bir kayıt (Reşimo) verilir ve formu kendimiz oluşturmalıyız. Yukarıdan, üst dereceden, gerçekleştirmemiz için kuvvet ve akıl da verilir, ancak bu bizim isteğimize göre olur.

Bize, yukarıdan hazır bir dünya aniden üzerimize düşecekmiş gibi gelir. Bekleyecek bir şey yoktur. Onu kendi çabalarımla kendim inşa ederim. Bu dünyayı ışığın arka planında kendim çizerim.

Yukarıdakinin görüntüsünü çizerim ve çabalarımın ölçüsünde, bu görüntü giderek daha gerçek hale gelir. Yapabileceğim her şeyi yaparım. Her türlü formu çizerim. Bazen daha iyi, bazen daha kötü olur ve bazen hatalar yaparım. Başarılı olana kadar onları yaratırım ve silerim.

Ve çalışmamın sürecinde, birdenbire üstte olanın bana yardım etmeye başladığını görürüm! O, eldiven içindeki el gibi içime girer ve çalışır. Çocukla birlikte oynayan, ona bloklardan ev yapmasına yardım eden bir anne gibi bana yardım eder. Bir şey yapmaya çalıştığımda ve bu işe yaramadığında, birdenbire bunun böyle olmaması gerektiğini, tam tersi olması gerektiğini anlamama yardım edenin O olduğunu hissederim.

Ancak tüm bunlar, bir şeyler inşa etmeye çalıştığım için benim çabalarım sayesinde gerçekleşir. O da bu çabanın başlangıcını içimde uyandırır, ancak bunu ben sürdürmeli, filizini bulmalı ve ondan yola çıkarak çalışmaya başlamalıyım. Bu “Ben, Yaradan, ilk ve son olanım” denilen şeydir.

Yaradan’ın ifşa olacağı yer olan bu “ev”i, “Yaradan’ın resmini” kendi malzemelerimizi kullanarak kendimiz inşa etmeliyiz. Bu olmadan O’nun hiçbir görüntüsü yoktur. O’nu kendime, arzularıma, O’na benzetebileceğim kısma yansıtırım.

Ve bu arzuda, bir temel üzerinde, bir perde üzerinde (ve maneviyatta buna gerçekten perde denir), O’nun resmini görmeye başlarım. Bu, perde üzerinde, geliştirici solüsyona batırılmış bir fotoğraf gibi görünmeye başlar. Perdemde ortaya çıkan bu resme yansıyan ışık denir. Ve böylece iki manevi güç elde ederim: perde ve yansıyan ışık.

Bütün bunlar benden gelmelidir. Bu yüzden manevi dünyaya girmek için hazırlık süresi, “üç ila beş yıl”, gereklidir. Gizlilik süresi, bu resmi oluşturmaya çalıştığım süredir. Ve sonra manevi dünya ifşa olur ve gerçekte bu, ne olduğu bizim hayal bile edemeyeceğimiz bir şeydir.

İnsanlar Dünyayı Yönetmek İçin Yaratıldı

Soru: Sözlerinize göre, insanlar bu dünyayı yönetmek için mi yaratılmış oluyor? Sizin dediğiniz gibi bu aşağı varlıklar mı?

Cevap: Evet. Onlar yaratılışın tacı olmak, dünyayı yönetmek ve Yaradan’a dünyamıza iyilik niteliğiyle etki etmesi için yalvarmak üzere yaratıldılar, bu niteliği, insan olmanın tarafından, halkın ve tüm insanlığın tarafından, bütün güçleriyle destekleyeceklerdir. Dünyada sevgi ve ihsan etme, iyilik ve merhamet niteliklerinin ifşa olmasına izin vermeleri gerekir.

Soru: Bu yüzden bu alçaklıktan geçmeleri mi gerekiyor?

Cevap: Evet. Kendi doğalarını tanımak, onu içlerinde bastırmak ve karşıt doğaya -Yaradan’ın doğasına – ihtiyaç duyar hâle gelmek için.

Soru: Ve yol bu mu?

Cevap: Evet.

Soru: İnsan bunun yol olduğunu nasıl fark eder?

Cevap: Acı çekerek. Yapacak bir şey yok. Kişinin kendi güçlerinin, niteliklerinin ve yeteneklerinin önemsizliğini idrak etmesiyle.

Yaradan, yardım için O’na dönmemizi, iyilik, ihsan etme ve sevgi niteliğini O’ndan talep etmemizi bekler; işte bu sayede O’nun seviyesine yükseliriz.

İki Nokta

Yaradan’ın onu doldurabilmesi için bir Kli yaratmak zorundayım. Yaradan’dan ilham alırsam, bu benim değil, O’nun erdemidir. Dostlarımdan ilham alırsam, bu da benim değil, onların erdemidir.

Dostlarımdan ilham alırım. Ben, hiçbir şeye sahip olmayan, dostlarla birlik olamayan ve Yaradan’ı arzulayamayan önemsiz biri olarak, onlardan bu ilhamı alırım ve ona göre hareket ederim. Ben bu ilhamı kendim edindim.

Burada mutlaka iki nokta olmalıdır: Ben tamamen yokum, bir sıfırım, altın en altıyım; ancak, onları gözümde çok yücelttiğim için onlardan ilham aldım. O zaman onlardan aldığım ilham, onlarla ilgili çalışmalarım aracılığıyla benim için Keter gibi olurken, ben kendim Malhut gibiyim. Burada sanki bir Reşimo deHitlabshut ve bir Reşimo deAviut var gibidir. Ben böyle hareket ederim. Bunun başka bir yol yoktur.

Eğer sadece Yaradan’dan ilham alırsam, bu O’nun ilhamıdır. Ve eğer sadece bir dostumdan ilham alırsam, bu dostumun ilhamıdır. Öyleyse, bu nasıl benim olur? Burada iki nokta olmalı: Ne Yaradan’dan ne de başka bir şeyden ilham almayan ben, şimdi bir dostumdan ilham aldım.

Mutlaka iki nokta olmalı. Benim “ben” noktam nerede? Komşunu kendin gibi sev kuralına göre davranmazsam bunu nasıl ifşa edeceğim?

Dostlarının yüceliğini göster ki, onlar da sana bu yüceliği göstersinler.

Soru: Onlara yüceliklerini gösterdiğimde, kendimin buna muktedir olmadığımı daha da fazla görmem neden?

Cevap: Bunu dostlarınızla denediğinizde ve pratikte hiçbir şey yapamadığınızı gördüğünüzde, muktedir olmadığınızı anlayabilirsiniz. Yaradan ile ilgili olarak bunu göremezsiniz. Dolayısıyla, dostlarınızdan, gruptan hem Malhut noktasını hem de Keter noktasını almanız gerekir.

Ayrılığı Aşmak

Her şey tamamen, birbirimizden ayrılma durumuna düşmeden önce bulunduğum seviyede diğer ruhlarla olan bağımın derecesine bağlıdır.

Eğer bir şekilde bu ayrılığı aşarsam, görünüşte hepimizin ulaşmak istediği manevi koşula geri dönerim.

Bunu yapmaya çalışırsam, sonuç ne olursa olsun, başarılı olsun ya da olmasın, çaba gösterdiğim sürece, kendimi manevi bir koşula itebilmemin tek yolunun bu olduğu anlaşılır.

Ben bir Kli’yim (kap) ve benim açımdan tek bir eylem var: Hisaron’u (eksikliği) artırmak, böylece bu Hisaron’a daha büyük bir ışık girecek. Ve Hisaron’u ancak, arzuları, Adam HaRişon’un parçalarını birbirine bağlayan koşulun bozularak, parçaları birbirine bağlayan perdenin ayıran perdeye dönüşmesi sonucu ortaya çıkan, bizi ayıran perdelere rağmen, ruhun 600.000 parçası arasındaki perdeleri atlayarak artırabilirim.

Bu, yapabileceğim tek eylemdir, çünkü ben bu sayede büyük bir Kli haline gelen küçük bir Kli’yim.

Bunun dışında, gelişimimde, yolumda herhangi bir şeyi düzeltmek için başka bir imkanım yok.

Kendimi Nasıl Kontrol Edebilirim?

Soru: Çabamı doğru şekilde uygulayıp uygulamadığımı nasıl kontrol edebilirim?

Cevap: Çabanızın doğru olup olmadığını kontrol etmenin birçok yolu vardır. Her şeyden önce, istiyor musunuz istemiyor musunuz? Genellikle istemediğiniz şey doğru olan olabilir. İkincisi, dostlarınızın gözünde saygı görüp görmediği.  Temel kaynaklarda yazılanlarla ve öğretmenin söyledikleriyle karşılaştırarak kontrol edin.

Mahsom’dan önce, kendimizi inceleyip değerlendirebileceğimiz net bir sistemimiz yoktur. Aslında sorduğunuz şey, kendinizi kontrol edebileceğiniz ve ona ne ölçüde uyduğunuzu ya da tam tersine ne ölçüde uymadığınızı görebileceğiniz o standardın nerede olduğudur.

Manevi dünyaya girmeden önce bu size ifşa edilmez. Bu yüzden buna “gizlenme” denir.

Ancak kendinizi alma arzunuzla, grupla ve öğretmenle olan ilişkiniz açısından değerlendirebilirsiniz; en azından bu şekilde kendinizi test edebilirsiniz. Boşuna denmemiştir: “Ölüm gününe kadar kendine güvenme.” Egoizminiz ölmediği sürece hata yapabilirsiniz — korkunç, aptalca hatalar; hatta en basit olanları bile. Ve işte ilginç olan budur.

Sanki aynı durumlarda, çok basit göründükleri hâlde, tekrar tekrar hata yaparsınız. Bu nasıl olabilir? Bu kadar büyük şeylerden geçtiniz, kafanız karışmadı, bir şekilde üstesinden geldiniz; ama birdenbire yine saçma bir hatanın içine mi düştünüz?

İşte durum böyle. Dereceleri bilmiyoruz. Bize her derece böyleymiş gibi görünür. Hayır. Onlar size çok basit, çok doğal bir biçimde görünebilir. Birdenbire, annesini kaybettiği için ayakta durup ağlayan bir bebek gibi olursunuz.

Mahsom’dan önceki tüm dönemler böyledir. Ondan sonra ise her şey perdeye, Yaradan’la ne ölçüde bütünleştiğinize bağlıdır.

Bağımsız Çalışma

Sevinç ve hayranlığın olağan anlayışı, doğuştan sahip olduğumuz doğal niteliklerimizden kaynaklanır. Bizler, alma arzusuyla doğarız; yani tüm düşüncelerimiz, niyetlerimiz, arzularımız ve tutkularımız kendimizi nasıl dolduracağımıza yöneliktir.

Bu, alma arzusunun en birinci şeklidir. Her birimizde var olan gerçek alma arzusu, şu anda hissettiğimizden çok daha büyüktür. Bu arzu, “bizim dünyamız” veya “bu dünya” (Olam HaZeh) olarak adlandırılan minimum bir seviyeye indirgenmiştir, böylece kendi çabalarımızla ona bir perde (Masach), yani ihsan etme niyeti ekleyebiliriz.

Bu küçük arzuya ihsan etme niyetiyle bir perde ekleyebildiğimiz anda, daha büyük arzular gelecektir. Bu nedenle, her dereceden bir üst dereceye çıktığımızda, kendimizi almak için alma arzusu içinde buluruz. Sonra içindeki kötülüğü fark eder, ihsan etme niyetiyle onu ıslah etmek ister, yukarıdan güç talep eder, ona ıslah etme niyetini ekler ve tatmin oluruz.

Başka bir yol yoktur. Elbette, neden ıslah etme niyetiyle doğmadık diye sorulabilir. Neden bunu elde etmenin yolunu kendimiz aramalıyız ve bunu alma arzusuna nasıl eklemeliyiz? Neden bunu bağımsız olarak yapmalıyız?

Cevap basit. Niyet yukarıdan gelemez, çünkü bu, verene karşı tutumumuzla ilgilidir; aksi takdirde bu, ihsan etme amacıyla olmaz. Niyet bizden kaynaklanmalıdır.

Bu nedenle, bize sadece alma arzusu ve bununla birlikte, kendimizi doldurma niyeti verilir. Öncelikle, bunları etkisiz hale getirmeli, hiç kullanmamalı ve sonra bunu ihsan etmeye dönüştürmeliyiz.

Arzularımı etkisiz hale getirip, onları hiç kullanmak istemediğim bir koşula ulaştığım ıslah, “kısıtlama yoluyla ıslah” (Tzimtzum) olarak adlandırılır. Bundan sonra, Yaradan’a ihsan etme uğruna gerçekten çalışmaya başlarım. Ve bunu bağımsız olarak yapmamış olsaydım, buna ihsan etme denmezdi ve ben de bunu hissetmezdim. O zaman alınan haz, bizim dünyamızda küçük mum (Ner Dakik) olarak adlandırılan, alma uğruna alınabilecek haz olan en küçük haz olarak kalırdı.

Manevi Görevi Yerine Getirmek İçin Mi?

İhsan etmeye ilişkin ıslahımız, komşumuza değil, Yaradan ile olan bağımızı ıslah etmeye yönelik olmalıdır. O zaman bu, komşunuz için gerçekten iyi olacaktır, çünkü aslında dünyada var olan her şey Yaradan’dan gelir.

Şayet bu dünyanın koşulunu değiştirmek istiyorsanız, Yaradan’dan onlara gelen şeyi değiştirmelisiniz. Ve bu, ancak O’na ihsanda bulunursanız yapılabilir. Ve siz daha iyi şekilde ihsan ederseniz, O da dünyayı daha kötü bir şekilde etkilemek zorunda kalmayacaktır.

Buna toplum aracılığıyla ulaşabilirsiniz, dostlarınıza ihsan ettiğinizde ve onlar da size ihsan ettiğinde, bir grup oluşturursunuz ve tıpkı manevi seviyede ıslahın sonunda ruhlarınız ile birleştiğiniz gibi, burada, manevi görevde birleşmeye çalışırsınız, yani aslında o seviyeye yükselirsiniz.

Bununla saran ışığı dünyamıza çağırırsınız ve böylece Yaradan’ı bu dünyaya daha fazla ışık vermeye mecbur edersiniz.

Dostlar Arasındaki İlişkiler

Bir grup içindeki dostlar arasındaki ilişkiler dışsaldır, ancak içsel hale gelmelidir.

Bu ilişkiler ihsan etme formunu aldıkça, o ölçüde Yaradan’ın var olacağı manevi bir kap haline dönüşeceklerdir.

Dostlarla Çalışmak Ne Anlama Gelir?

Bir dostla çalışmam, ondan uyanış, yükseliş, amacın önemine, Yaradan’ın yüceliğine ve Yaradan’a övgüye dair bir anlayış almaktır. O bana bunları verebildiği ölçüde, ben de O’nunla olan bağı yüceltirim. Bu, grup içindeki bağı yücelttiğim ve sonra bir şeyin diğerini tetiklediği anlamına gelir.

Ancak bir dostumda kontrol ettiğim, analiz ettiğim ve değerlendirdiğim her şey, ona karşı tüm tutumumum, sadece onun Yaradan’a karşı tutumuna uygun olmalıdır. Bana ne kadar farklı görünürse görünsün, durum böyledir.

Onun ruhuna girmemeli, onu Yaradan ile olan ilişkisi hakkında konuşmaya zorlamamalıyım. Ancak, Yaradan’a olan özlemini ifade ettiği dışsal biçim, bana onun Yaradan’ı tutkuyla arzuladığını anlamamı sağlar.

Dostlarımın etkisi altında olmak, onlarla olan bağım aracılığıyla arzularımı artırmak ve onlarla etkileşimde olmak zorundayım. Bu etkileşim iki yönde işler: benden onlara ve tersine.

Onların burada olduğunu ve buna gerçekten hazır olduklarını görürseniz, Yaradan’ın onları size getirdiğini söyleyebiliriz ve buna göre onlarla özel bir şekilde ilişki kurmalısınız. Sizin seçeneğiniz yok, ama O’nun bir seçeneği var ve O tam olarak onları seçti. Bu noktadan itibaren tüm gruba karşı tutumunuzu geliştirmeye başlayın.