Category Archives: Yaradan

İçsel Bilim

Soru: Yeni bir öğrenciye maneviyatın ne olduğunu açıklamak, ona maneviyatı anlatmak ve göstermek için ne kadar zaman gerekir?

Cevap: Göstermek mi? Ona nasıl gösterebilirsiniz ki? Kendisi içinde bunu yeniden yapılandırmak için hiçbir araca sahip değildir.

Yorum: O zaman şöyle diyelim, maneviyatı aktarmak için. “90 Dakikada Bütün Kabala” adlı bir program olduğunu hatırlıyorum.

Cevabım: Beş dakikada bile açıklayabilirsiniz! Bu önemli değil. Kabala’nın ne olduğunu tek bir cümleyle de aktarabilirsiniz: “Yaradan’ın bu dünyadaki bir insana kendini ifşa etmesi.” Hepsi bu. Ve sonra, gidip çalışın. Ta ki, bir insan kendini değiştirene kadar…

Kabala dışsal bir bilim değil, içsel bir bilimdir. Bu nedenle, her şey kişinin niteliklerine bağlıdır. Ve kişinin nitelikleri de bana değil, kendi çabalarına bağlıdır.

Yorum: Ama yine de dışarıdan görünen resim, kişi istese de istemese de ilk aşamada bu kişiyi çeker ve Kabala’yı öğrenmeye başlayan biri bununla çalışabilir.

Cevabım: Evet, sizi anlıyorum. Tanıtımınız için klipler, filmler, ne isterseniz yapın. Ama Kabala bilgeliği yine de içsel bir bilimdir.

Sonsuz Haz

Soru: Bir kişi sonsuz hazzı nasıl hayal edebilir?

Cevap: Yaradan’dan arzular ve doyumlar alırız. Arzular açlık ve acı olarak hissedilirken, hazlar tam olarak arzu edildiği ölçüde mükemmelliği edinmek olarak hissedilir.

Günlük hayatımızda, arzular ve doyumlar içimizde aynı anda ortaya çıkmadığı için sürekli doyum elde edemeyiz. Ancak kişi, ihsan etmek niyetiyle doyum elde etmek için kendini doğru bir şekilde hazırlarsa, Yaradan’dan arzuyu doyumla aynı anda alır. Bu, yemek yiyen ve doygunluk hissi ile azalmayan bir açlık hissi duyan birine benzer. Ve tüm arzularımız da böyledir.

Adınıza Yatırılan Bir Depozito Sizi Bekliyor!

Yaradan tek bir koşul yarattı, ışıkla dolu bir arzu, sonsuzluk dünyası. Biz bu sonsuzluk içindeyiz, ancak arzularımız kasıtlı olarak bozulduğu için gerçek koşulumuzu hissetmiyoruz ve şimdi bu bozukluğu hissediyoruz. Bozulmuş bir sonsuzluk dünyası hissediyoruz, bu dünyanın tüm muazzam arzusu sonsuz sayıda parçaya bölünmüş ve her parça da 613 ayrı arzuya bölünmüştür.

Tüm sorun, ihsan etme niyetinin yerine, birlik olma yerine, kendini doldurmak ve kendine bakmak için, egoist bir niyetin, kişinin kendisi için olan bir niyetin ortaya çıkmasında yatmaktadır.

Bu 613 bireysel arzuyu ıslah etmek, ıslah koşuluna nasıl ulaşılacağına dair tüm “613 tavsiye”, “O’nun talimatlarını dinlemek” anlamına gelir. Ve ıslahı başardığımızda ve bugünün egoist niyetini ihsan etme niyetiyle değiştirdiğimizde, sonsuzluk dünyasında ıslah olmuş arzumuzu dolduran ışığı ifşa ederiz.

Sanki sonsuzluğa geri döner, bilincimizi yeniden kazanır ve ıslah olmuş arzularımızı dolduran tüm ışığı alırız, ki bu ışık her zaman gizli, saklı bir hazine şeklinde oradaydı! Her zaman var olduğumuz iyi koşula geri döneriz, sadece bizi dolduran hazzı daha önce fark etmemiştik, çünkü bu haz vermekten gelen bir hazdı!

Biz sadece alma aralığına ayarlanmış ve yönlendirilmiştik; bu nedenle, büyük bir haz yerine, ıslah olmuş koşula geri dönebilmemiz için bize verilen, yaşamı sürdüren küçük bir kuvvet hissettik!

Böylece, 613 arzumuzu ıslah etmek, onlarda 613 ışığı almak ve böylece ıslahın sonuna ulaşmak için 613 tavsiyeyi izliyoruz. Ancak bu nihai durum zaten mevcuttur ve bizim ihsan etme niyetlerimizde onu hissetmemizi beklemektedir! Bu nedenle, bu 613 emir, “Pikadon” (depozito) kelimesinden gelen “Pkudin” olarak adlandırılır; bu, Yaradan’ın ıslah etmemizi beklediği hesabımıza yatırdığı bir depozitodur.

Her Şey Dua İle Edinilir

Birçok Kabalistik kaynakta, manevi olanın ancak dua gücüyle edineceği söylenir. Dünyadaki çoğu insan, duanın ne olduğunu anladığını düşünür, ancak gerçekte durum bundan çok uzaktır.

Kabala biliminde şunu öğreniriz:

Görün ki, bütün oluşacaklar oluşmadan ve yaratılanlar yaratılmadan önce, Üst Işık tüm var oluşu doldurmuştu. Ve hiçbir boşluk yoktu. (Ari, Hayat Ağacı)

Üst ışık (ifşa olmamış formunda Yaradan) yoktan yarattığı arzuyu doldurdu. “Yoktan var olma” tam olarak yaratma eylemidir.

Sonra Yaradan, bu arzuyu değiştirmeye ve dönüştürmeye başladı, böylece daha sonra bağımsız bir yaratılan oluşturulabilecek bir şeye dönüştü. Arzu birçok parçaya bölünene kadar üzerinde çeşitli eylemler gerçekleştirdi; Kabala’da buna ortak ruhun (Adem) parçalanması denir.

Bu ortak ruhun parçaları, her biri bir nokta haline gelene kadar giderek daha fazla bölündü; bu nokta, içimizde tutuşan ve Yaradan’a olan özlemimizi hissettiğimiz kalpteki noktadır.

İlk başta bu his bilinçsizce ortaya çıkar. Nereden geldiğini veya neden bize huzur vermediğini bilmeyiz, ama bu bizi Kabalistik bir gruba götürür. Manevi yolumuz böyle başlar.

Grupta çalışırken, yaratılışın doğasında egoizmden başka bir malzeme olmadığını anlamaya başlarız, çünkü şöyle denir: “Kötü eğilimi ben yarattım ve ıslahı için Tora’yı verdim.” Egoizm, Yaradan tarafından kasıtlı olarak yaratılmıştır, böylece kişi kendini ona kaptırabilir, onu yanına alabilir ve sonra onu ıslah ederek Yaradan’a yükselebilir.

Bu nedenle, bizim görevimiz içimizdeki egoizmi ortaya çıkarmak ve onu “arzu” (Hisaron) olarak adlandırılan doğru şekline getirmektir.

Mesele şu ki, dünyevi arzulara daldığımızda, manevi sistemi etkilemiyoruz, onun içinde değiliz. Ancak, Adem’ın manevi sistemine entegre olmak, onun parçalarıyla birleşmek için yönlendirilen, doğru şekilde oluşturulmuş bir arzu, onu etkiler ve buna “dua” denir, yani bu, yaratılışın genel sistemi içinde bağ kurmak ve doğru şekilde işlev görmek için yapılan bir istektir.

Bu nedenle, her şeyin sadece dua yoluyla, kişinin arzusunun doğru şekilde oluşturulmasıyla elde edildiği söylenir.

Yaradan’ın Yüceliği Hakkında Düşünün

Soru: Rabaş, grup hakkındaki makalelerinde, önce grubun gözünde Yaradan’ın yüceliğini güçlendirmek gerektiğini, ancak ondan sonra konuşmak gerektiğini yazar. Ağzımızı açmadan önce dikkatlice düşünmemiz mi gerekir?

Cevap: Evet, Rabaş önce Yaradan’ın yüceliğini düşünmeniz gerektiğini yazar. Ama hayatta her şeyin yazıldığı gibi gitmediğini görüyorsunuz; hayat hayattır. Bizim seviyemizde olduğu gibi, böyle ise böyle, değilse değil.

“Önce Yaradan’ın yüceliğini düşünmek” ne demektir? Düşünmek veya düşünmemek ne demektir? Bu benim dış zihnimde. Ama kalbim buna hazır mı? Yaradan’ı hissettiğim, O’nun kalbimde olduğunu düşündüğüm ve bu seviyeden yargılamaya başladığım bir duygu, bir seviye içinde miyim?

Bu sadece oturup basitçe düşünmek değildir. Oturup düşünüyorum, sonra bir süre ağzımı kapatıyorum ve hiçbir şeyi eleştirmiyorum. Öyleyse ne? Her şey kalpteki ıslaha, bulunduğunuz seviyeden daha yüksek ve daha yüksek bir seviyeye bağlıdır.

Çelişkiler ve tartışmalar olmadan ilerlemenin mümkün olduğunu düşünmüyorum. İnsanlar gruba karşı tutumlarını ortaya koymalıdır. Ve elbette, grup olmadan ilerleyemeyecekleri, grup olmadan hiçbir şeyde başarılı olamayacakları düşüncesiyle kendilerini donatmaları gerekir.

Yaradan’a Yakınlaşmanın Yolları

Soru: Biliyoruz ki asıl önemli olan niyettir. Işığı çekmek için bu ne tür bir niyette kıyafetlenebilir?

Cevap: İnsan, Yaradan’ın onu yerleştirdiği bir koşuldadır ve bu koşuldan, hedefe ulaşmak için değişim yoluna başlamalıdır. Yaradan’dan başka dönecek kimsesi yoktur.

Soru şu ki, O’na hangi yollarla başvuracak ve tam olarak ne isteyecek? Bu yolu zaten geçmiş olan insanlar yapılması gerekenleri yazarlar. Tavsiye için kime başvurmalıyım? Cevap basit; zaten deneyimi olan birine.

Bu insanlar bize ne yapmamız gerektiğini anlatırlar ve kaynağa geri dönen gücü ve ışığı elde etmek için bir çalışma olduğunu söylerler. Çalışma sırasında bu gücü isteme arzusu duymak için, çalışmadan önce sahip olduğunuz arzudan daha büyük bir arzu ile kendinizi donatmalısınız. Bu ek arzuyu gruptan edinebilirsiniz.

Tıpkı sıradan bir toplumda olduğu gibi, kişi bu topluma girdiğinde çeşitli arzular ve hedefler edinir; bunu başarmak, şunu satın almak, şöyle olmak ne iyi olurdu, vb. Sizin için de durum aynıdır. İyi bir manevi topluma girerseniz, Yaradan’a daha yakın olma arzusu size eklenir.

Ve sonra kitabı elinize alırsınız, gözleri henüz açılmamış bazı dostlarınız gibi değil, zaten bekleyen, umut eden ve kitaptan bir şeyler almak isteyen biri olarak. Yani, her şey ne tür bir topluluk bulduğunuz, ondan ne aldığınız ve tabii ki öğretmen ve kitaplara bağlıdır. Genel yön öğretmen tarafından belirlenir ve sizi manevi köklerle bağlayan doğru metinler aracılığıyla size aydınlanma verilir.

Bu nedenle sadece birkaç yol vardır: doğru kitap, doğru öğretmen, doğru grup ve onların yardımıyla Yaradan’ın ifşasını elde etmek için değişmek isteyen siz kendiniz. Önce Kelim’i (kapları) ıslah etmek, sonra ışıkları almak.

Kelim’in ıslah edilmesi, ihsan etme niyeti olan inancın kazanılması olarak adlandırılır ve ışıkların alınması, ihsan etme niyetiyle alınmasıdır.

Dostlar Toplantısı Gündemi

Bir araya geldiğimizde, gündem baştan belirlenmelidir. Başka bir deyişle, herkes elinden geldiğince grubun önemi ve grubun kendisine sağladığı faydalar hakkında konuşmalıdır. Grubun, kendisine önemli bir şey, kendi başına başaramayacağı bir şey vereceği beklentisi doğrultusunda, o ölçüde grubu dinler.

Bunun nedeni, başlangıçta grubun büyüklüğünü, doğanın amaçlarını ve bunları gerçekleştirmenin gerekliliğini oluşturmaktır. Çünkü amacın büyüklüğü ölçüsünde, egosunun ötesinde çaba gösterebilir, grubun görüşü karşısında kendi görüşünü iptal edebilir ve sadece grup için değil, doğa ve bütünlüğü için de hareket edebilir. Düşüncelerinin bu yönde olmasıyla, doğanın tüm güçlerinin yardımını hissedecektir.

Aynı şey dost sevgisi için de geçerlidir. Bir araya gelmeden önce, dostların önemini, her birinin önemini inşa etmek gerekir. Ve grubun büyüklüğünü takdir ettiği ölçüde, gruba saygı ile davranabilir. Bundan sonra, grubun yararı için ne kadar çaba gösterdiğini kontrol etmelidir. Grubun yararı için hiçbir şey yapmaya gücü yetmediğini fark ederse, o zaman gruba başvurarak güç almak ve komşusuna sevgi duymak için çalışma arzusu isteyebilir.

Ve eğer düşüncelerinde bile gruba dönerse, grubun gücüne ve ıslaha ulaşmasına yardım etme isteğine inandığının bir göstergesi olarak, birleşmek ve kendisinin neşe içinde olup olmadığını kontrol etmek için güç alacağından emin olmalıdır.

Ve bu durumda tüm dostlar tek bir arzuyu temsil ettiğinden, herkesin mutluluğunu görmek ister. Bu nedenle, tüm hesaplamalardan sonra, dostların sevgisinin mutluluğu için zaman gelir. Ve her biri, sanki iyi bir iş yapmış ve bununla çok para kazanmış gibi mutlu hissetmelidir. Ve artık, bu dünyada gelenek olduğu gibi, dostlarına öyle davranır.

Benzer şekilde, burada da durum böyledir; herkes, dostunun iyi bakıldığından emin olmalıdır, çünkü şimdi mutludur ve dostlarının da iyi hissetmesini ister. Bu nedenle, toplantının kapanışı neşe ve ilhamla sonuçlanmalıdır. Ve sonra herkes mükemmelliği hissedecektir.

Engellere Rağmen

Soru: Dışarıdaki Yaradan’ın bir tür mantık, yasalar olduğu ve içindeki Yaradan’ın bir tür duygu olduğu söylenebilir mi? Ve bu iki ilke birleştiğinde, Yaradan ile bir bağ mı oluşur?

Cevap: Elbette, o anda size nasıl görünüyorsa öyle söyleyebilirsiniz; ancak Yaradan, her birimizin içinde ve hepimizin arasında birlikte etki eden tek bir güçtür.

Yaradan hakkında söylenecek çok fazla şey yok, çünkü bu “öz” kesinlikle her şeyi kapsar. Ve şimdi size söylediklerim, duyduklarınız ve düşündükleriniz bile doğanın bu gücünden geliyor.

Bunun dışında, pratikte hiçbir şey yok. Biz onun içindeyiz, onun parçalarıyız. O’nu hissetmeyelim ve bu koşuldan O’nu ifşa edebilelim diye bize belirli bir körlük, düşünce ve duygularımızda bir kısıtlama verilmiştir. Sonra, tabiri caizse, var olmaya başlarım.

Ben varım ve engin bir dünya var. Bu dünyanın tamamını, Yaradan’ın benimle ilişkili bir tezahürü olarak algılıyorum. Bu şekilde, bu dünyanın — yani Yaradan’ın, bu evrensel ve her yerde hazır bulunan gücün — algısına kendimi ayarlamaya çalışıyorum. Kendimi bu şekilde ayarladığımda, birdenbire bu güce, Yaradan’a uyum sağlayacak şekilde değiştiğimi hissetmeye başlıyorum. İşte tam olarak ulaşmamız gereken durum budur.

Yaratılışın amacı, Yaradan’a benzerliğe ulaşmaktır. O, Kendisiyle bizim aramıza tüm engelleri koymasına rağmen, O’nu var olan tek Bir olarak, tüm evreni dolduran olarak ifşa ettiğimde, bu durumda O’nunla birleşirim. Ama Yaradan’ın birliği aynı zamanda bu nedenle ihlal edilmez.

Ve O’nun, bizim O’ndan ayrılığımız gibi olağanüstü bir niteliği yaratmış olması, yalnızca O’nu sanki dışarıdan, sanki bir mesafeden anlayabilmemiz, hissedebilmemiz ve ifşa edebilmemiz içindir.

Geleceğin Yapısını Görmek

Yolumuz, düz olmasına rağmen yükselişlerden ve düşüşlerden, sapmalardan ve çelişkilerden oluşur. Şöyle düşünürsünüz: ‘Düştüm, dışarı atıldım.’ Oysa düz bir çizgi üzerinde yürüyor olsanız bile, sürekli olarak darbelere, düşüşlere, sorunlara ve kafa karışıklığına katlanmak zorunda kalırsınız. Görünüşe göre bu olmadan imkânsızdır.

Önemli olan tek şey, bundan ‘yaşlanıp yaşlanmadığınızdır’; yani bilgelik (Hohma) edinip edinmediğiniz, kaynağı ve nedeni görüp görmediğinizdir. Tüm bu darbelerin arkasında, şimdikinden bile daha güzel olacak gelecekteki bir yapıyı görerek bununla ilişkilendiriyor musunuz?

Bazen eski bir binanın bulunduğu yerde yenisini inşa etmek imkânsızdır; alanı temizlemek ve baştan inşa etmek gerekir. Bu meselelere böyle yaklaşılmalıdır. Asıl önemli olan, inşa edip etmediğimizdir. Bunu tartışmaya başlayan bir grup, eylemlerine ve başına gelen her şeye karşı eleştiriye girmeye hazır olmalıdır; fakat bu süreçten daha birleşmiş ve güçlenmiş olarak çıkarlar.

Yaradan’la Sürekli Bağ

Soru: Yaradan ile sürekli bir bağ kurmak, bilinçli bir çaba mı, yoksa her şey doğal mı geliyor?

Cevap: Bunlar, var olmaya çalıştığımız sürekli çabalardır. Ancak bunların içinde doğal bir şekilde her zaman yaşayamayız; Yaradan bu çabaları keser ve bunun yerine bize dünyanın başka resimlerini verir. Biz de bu resimler aracılığıyla Yaradan’ı tanımlamaya yeniden döneriz. Ve bu süreç sürekli böyledir: giriş – çıkış, giriş – çıkış.

Soru: Bu alışkanlık haline gelebilir mi?

Cevap: Bu alışkanlık değil, zorunluluk haline gelir.