Category Archives: Yaradan

Tanrı Bizden Ne İstiyor?

Bunu bir seferde açıklamak mümkün değildir. İnsana hazır bir bilgi gibi verilebilecek bir şey değildir. Bu sorunun cevabı, ancak kişinin kendi üzerinde yaptığı yoğun bir içsel çalışma sonucunda gelir. Ancak o zaman, Tanrı’nın bize yönelttiği sevgi dolu, karşılıksız ve verici tutumuyla dolarız ve bu bizim için en değerli şey hâline gelir.

Hayatta bilgece planlar yapmaya veya yüce bir amacın peşine düşmeye değip değmeyeceğini sorarsanız, sıradan bir insana bunu önermem. İnsanlar bu sorunun cevabını düşünerek veya spekülasyonlar yaparak bulamazlar. Bunun yerine hayatı basit bir şekilde yaşamaları, yani “yaşamak için yaşamaları” daha iyidir. Tam da bu basit ve mütevazı yaklaşım sayesinde, üst gücün kendileriyle olan ilişkisini daha çabuk anlamaya başlarlar. İlginçtir ki, sürekli felsefe yapan, anlam arayışında kendini parçalayan kişilerden daha hızlı bu noktaya ulaşırlar.

Peki insan, kaderin bütün dönemeçlerini kabul etmeyi nasıl öğrenir? Bu dönemeçler, özellikle günümüzde çok keskin ve beklenmedik olabiliyor.

Bunun için hayata bir oyun gibi bakmaya başlamak gerekir; ama yüzeysel bir şekilde değil, içten gelen bir heyecanla. Tıpkı satrançta olduğu gibi: rakibiniz bir hamle yapar, bir taş oynatır ve siz de kendi hamlenizi yaparsınız. Ya da bir iskambil oyununda olduğu gibi; masaya yeni bir kâğıt açılır ve şimdi düşünmeniz, duruma uyum sağlamanız ve karşılık vermeniz gerekir. Bu etkileşimin içinde olmaktan keyif duymalısınız. Hayatta yaşadığınız her olay da aslında size doğru yapılmış bir hamle gibidir.

Hayatı bu şekilde algılamaya başladığınızda, verdiğiniz her karşılık sizin için içsel bir maceraya dönüşür. Zihniniz sürekli şu sorularla meşgul olur: “Buna nasıl karşılık vermeliyim? Şu anda benden ne isteniyor?” Zamanla, bunu kelimelerle ifade edebilseniz de edemeseniz de, bu hamleler aracılığıyla üst güçle bir bağ içinde olduğunuzu hissetmeye başlarsınız. Yolculuğun yönü budur: üst gücü bu etkileşimin içinde ifşa etmek.

Varılması gereken yer, üst güçle kurulan bu bağdır… ve aslına bakarsanız bu bağın bir sonu yoktur. Bu ne anlama gelir? Bu şu anlama gelir: ulaşacağınız son bir durak, “İşte başardım, artık vardım” diyebileceğiniz bir nokta yoktur. Üst gücün ifşası, sonsuzca derinleşir. Bu nedenle yaşayın ve bu sonsuzluğun verdiği mutluluğu hissedin.

Tora’yı Öğrenme Seviyeleri

Rabaş, “Yaradan Yolunda Tora Ve Çalışma Nedir?” makalesinden

Bu nedenle, buradan, Tora’da birkaç muhakeme yapmamız gerektiği sonucu çıkar:

1) Tora’yı, kuralları bilmek, Tora’nın Mitzvot’unu nasıl uygulayacağını bilmek için öğrenen biri.

Yani, kişi neden çalışmalıdır? Maddi dünyada ne yapılması gerektiğini bilmek için. Sonra kişi emirleri öğrenir ve yerine getirir.

2) Tora’yı, Tora’nın öğrenmenin Mitzva’sını uygulamak için öğrenen biri, “Bu Tora kitabı ağzınızdan kımıldamayacak ve onu gece gündüz düşüneceksiniz.” yazıldığı gibidir (Yeşu 1). Raşi, “Onu düşün”ü “Onun içine bakmak” olarak yorumlar, Tora’daki her düşünce kalptedir “Kalbimin tefekkürü Senin önündedir” dediği gibi.

Burada, ‘Tora’yı çalışmak, kuralları bilmek ve Tora’nın emirlerini nasıl yerine getirileceği, yani sadece emirleri yerine getirmekten daha fazlası olduğundan söz edilmektedir. Özellikle kişi kalbini buna bağladığı zaman öğrenmenin kendisinde bir değer vardır. Tora’nın kalpte yaptığı ıslahlar vardır. Bunlar, bizi daha iyi yapmak için yapılan ıslahlardır; Yaradan, Tora’nın bizi desteklemesini ve onun aracılığıyla güçlenmemizi ister.

3) Kişi, Tora’nın ışığıyla ödüllendirilmek için Tora’yı öğrenir, şöyle yazıldığı gibi, “Kötü eğilimi ben yarattım;

Bu, kişinin artık Tora’nın yalnızca onun hayvani kalbini düzeltmesi ve böylece daha iyi olması ve Tora’yı öğrenme emrini yerine getirmesi için verilmediğini bildiği seviyedir; Tora’da özel bir şey vardır—ışık.

Tora’yı bir şifa olarak yarattım çünkü içindeki ışık onu ıslah eder.” Bununla, kişi inançla ve Yaradan’a bağlı olmakla ödüllendirilecektir ve sonra Yaradan’a tam bir inançla inandığı için “İsrail” (Yaradan’a doğru) olacaktır.

Yani, kişi artık kendini kötü olarak kabul eder ve Tora, onun daha iyi biri olmasını sağlayacak şekilde onu ıslah eder.

4) Kişi, bir kez inançla ödüllendirildiğinde, “Yaradan’ın adlarında olduğu gibi, Tora” ile ödüllendirilir.

Başka bir deyişle, kişi artık Hasadim ışığı içinde Hohma ışığını alır. Kendi ıslah seviyesine göre aldığı bu Hohma ışığı, Yaradan’ın isimleri olarak adlandırılır.

Zohar’da buna “Tora, İsrail ve Yaradan birdir.” denir. O zaman kişi, O’nun yarattıklarına iyilik yapmak olan yaradılışın amacıyla ödüllendirilir, yaratılanlar Yaratan’ın onlara vermek istediğini aldıkları zaman.

Tora Ve Mitzvot’u Yerine Getirmek İçin Dört Tür Motivasyon

İnsanların Tora ve Mitzvot’u yerine getirirken geçtiği dört koşul vardır.

Tora ve Mitzvot’u yerine getirmek ne anlama gelir? Dindar insanlar için bu, küçük yaşta kendilerine öğretilen şeyleri yapmak demektir: belirli eylemleri yerine getirirler ve onları uygularlar. Eğer kendilerine başka eylemler öğretilmiş olsaydı, onları da yerine getirirlerdi.

Bu durumda, Rabaş’ın yazdığı gibi, Tora ve Mitzvot’u yerine getirmenin nedeni ve motivasyonu dışsal etkidir. Bu, emirleri insanların korkusundan dolayı yerine getirdiğim ya da onların gözünde büyük, iyi ve doğru biri, saygın bir kişi olarak görülmek istediğim anlamına gelmez. Başka ne tür sebepler olursa olsun önemli değildir; önemli olan, bana öğretileni yapmamdır, bundan fazlası değil. Genel olarak, ben başkalarının arzularını yerine getiririm

Çocukluğundan beri bunu yapmaya alışmış birisi için bu, onun ikinci doğası hâline gelir; aksi takdirde kendini kötü hisseder ve alıştığı eylemleri yaptığında kendini iyi hisseder. Bir insan ister bu şekilde yetiştirilmiş olsun, isterse daha ileri bir yaşta dine yönelmiş olsun, çevresine bakar ve o çevre onu belirli eylemleri yerine getirmeye mecbur kılar.

Gerçekten de çevrenin harika yasaları vardır. Sinagoga gitmek zorundasınız. Dua etmek için oraya gitmemek doğru değildir. Bayramları belirli kurallara göre kutlamak ve belirli bir şekilde giyinmek zorundasınız. Mecbursunuz. Toplum sizin için binlerce kural koyar. Bu da şu anlama gelir: Tora’yı ve emirleri kendi özgür iradenizle değil, dışarıdaki insanların etkisi altında yerine getirirsiniz.

Oysa biz kişinin arzusunu ıslah etmesinden söz ediyoruz. Bu durumdaysa kişi kendi arzusunu bir kenara bırakır; sanki onu kendisinden çıkarır, yerine başka birinin arzusunu koyar ve onu yerine getirir. Buna, bedenini kullanan ve komutanın arzusunu onun içine yerleştirerek emirlerine itaat eden ‘iyi bir asker’ denir. Dindar kitleler için emirleri yerine getirmenin bu biçimi kabul edilebilir ve bu çok iyidir. Aksi takdirde her şey bir karmaşa, bir kaos olurdu.

Tora ve Mitzvot’u yerine getirmenin ikinci tür motivasyonu, dış insanlarla yani Tora ve Mitzvot’u yerine getirilmesini teşvik eden ve zorlayan kişilerle, Yaradan’ın birlikte etkisidir. Başka bir deyişle kişi, önceki hesaplarına belirli bir karışım katmaya başlar; sanki onları biraz ‘kirletir’. Artık yalnızca çevreyi değil, aynı zamanda Yaradan’ı da hesaba katmaya başlar.

Yaradan ile birlikte olmak ne anlama gelir? Bu, kişinin içinde bir tür çatışmanın, içsel bir çelişkinin ortaya çıkması demektir. Bu henüz iki karşıt tarafın çarpışması değildir; henüz iki kutup değildir.

İçimde aynı anda iki karşıt otorite var olamaz; aksi takdirde kimi dinleyeceğimi ya da kime öncelik vereceğimi bilemeyerek parçalanırım. Aynı anda iki yöne birden yönelmem mümkün değildir. Benim yalnızca tek bir arzum vardır. İkisine birden ayarlanamam; bu yüzden bir sorun ortaya çıkar. İşte bu, yolun başlangıcıdır.

Üçüncü durum ise, ‘kişiyi Tora’yı ve emirleri yerine getirmeye zorlayan yalnızca Yaradan’dır; dış insanlar değil, fakat kişinin kendisi de Tora’yı ve emirleri yerine getirmenin sebebidir’ denilen durumdur. Bu, üçüncü tür motivasyondur: Yaradan insanı Tora’yı ve emirleri yerine getirmeye mecbur eder ve Rabaş’ın yazdığı gibi, kişinin kendisi de ‘sebep’ olur. Ben ise şöyle derdim: kişi buna katkı da bulunur.

Dördüncü tür motivasyon türü ise, Tora’yı ve emirleri yerine getirmenin sebebinin yalnızca Yaradan olmasıdır ve buna katkıda bulunan başka hiç kimse yoktur. Buna ‘karışık kalabalığın Keduşa’ya girişi’ denir. Bu durumda katkıda bulunan ya da hatta destekleyen başka hiçbir etken yoktur; yani kişinin yol boyunca kendini güçlendirdiğini ve sanki kendi başına bir şeyler yaptığını söyleyemeyiz. Hayır, her şey yalnızca Yaradan tarafından yapılır. Ancak bu, Yaradan ile tam yapışma seviyesidir.

Sonuç olarak, kişiye, bütün bunların Yaradan’ın yönetim yolları olduğu ifşa olur. İlerlerken benim bir şekilde ya da başka şekilde hareket ettiğim için değil; ama gayret gösterdikçe, beni hareket etmeye zorlayan çeşitli etkenleri ifşa ederim.

Başta bu etkenler dış insanlar gibi görünür; sonra hem dış insanlar hem de Yaradan, ardından ben ve Yaradan ve en sonunda yalnızca Yaradan olarak ortaya çıkar. Öyle ki, kişi gelişim sürecinde, varoluşunun nedenini ve varoluşunun kaynağının kim olduğunu ifşa etmeye başlar.

Kendinizi Çemberin Merkezinde Hissedin

Bir kongreye katılıyormuşum gibi hissediyorum. Sadece ilk gün 3.000 kişi katıldı, bunların 800’ü farklı ülkelerden geldi ve 3.500 kişi sanal olarak bağlandı. Herkes kongrenin alışılmadık derecede ciddi ve sorumlu olduğunu söylüyor.

Bu yüzden en önemli şey, her arzunun gerçek biçimiyle gerçekleştirilmesi niyetiyle konsantrasyonumuzu korumaktır.

Tüm katılımcıların toplantının merkezinde, kongrenin merkezinde bir bağ hissetmelerini diliyorum. Umarım herkes bunu hisseder ve bu bizi adım adım ileriye götürür.

Bunu yapmak çok basit: kendinizi iptal edin ve tüm katılımcıları cennete yükseltin. Yaradan’ın bizden memnun olacağına şüphe yok.

Öğretmenim Rabaş ile çalışırken, Bnei Baruch gibi binlerce insanı içeren böylesine geniş bir dünya çapında hareketin olacağını hiç hayal etmemiştim. Bunun benim tarafımdan yapıldığını düşünmüyorum; hepsi yukarıdan yapıldı. O’ndan başkası yok. Yaradan’ı birliğimizin merkezinde görmeli ve tek bir şey istemelisiniz: bizim için yaptıklarından dolayı O’na teşekkür etmek.

Bir yandan bugün olanlardan memnunum, diğer yandan da her bir kişinin çemberin merkezinde olduğunu, herkesle bağda olduğunu ifşa edecek bir birliğe ulaşacağımızdan eminim. Bu bağ içinde almamız gereken her şeyi alacağız.

Bu, gelişimin zirvesidir: yıllarca sabahtan akşama kadar çalışmak ve sonunda kendinizin hiçbir şey yapmadığınızı, her şeyi Yaradan’ın yaptığını hissetmek. Sonuçta, Yaradan’ın tüm işi sizin aracılığınızla yapmasına izin verdiniz. Kişi kendini Yaradan’a teslim eder ve O’nun dünyayı geliştirmek için her şeyi kendisi aracılığıyla yapmasına izin verir. Sonuçta, kişi gerçekte hiçbir şey yapmadığını, her şeyi Yaradan’ın yaptığını görmeli ve kendisine ne gelirse gelsin, her şeyi Yaradan’a geri vermek istemeli.

Yaradan’ın yapmanızı istediği her şeyi yaparsınız ama tüm bunlar Yaradan’ın eseridir. Ve kişinin tek erdemi şudur: Kendini Yaradan’a layık bir Kli haline getirmek.

Dost Kimdir?

Soru: Bir dostuma çok fazla yatırım yaptıysam ne olur?

Cevap: Sanki bir dost edinmişsin gibi konuşuyorsun, ona çaba harcadın ve şimdi o sana iyi davranıyor. “Ona bir şeker verdim ve şimdi o benim dostum.”

Ama bizim anlayışımıza göre dost, benim Yaradan ile bağ kurmama yardım eden kişidir. Dost, esasen benim dostum olan Yaradan’a daha fazla yakınlaşmamı sağlayan ek bir güçtür. Ve ben, üsttekiyle bağ kurmak için güç almak amacıyla gruba çaba harcıyorum.

Bu nedenle, herkesin bana iyi davrandığı ve benim de onlara iyi davrandığım maddesel anlamda dost olmaları için sürekli olarak herkesle iyi ilişkiler sürdürmem gerekmez.

Grupta, Yaradan tarafından gönderilen çok zor durumlar yaşanabilir. Gerçek durumumuzu grupta olanlarla ölçemeyiz. Herkesin yanlış anlama ve nefret içinde olduğu, birinin diğerini anlayamadığı vb. çalkantılı ve kargaşalı dönemlerden geçebiliriz, ama yine de bu durumlar faydalıdır ve biz gerçekten bir dost grubundan bahsediyoruz.

Onlar dost olarak adlandırılırlar çünkü her biri Yaradan’a yaklaşmak için kendine ve diğerine vermek ister ve herkes bunun sistem olduğunu anlar.

Dost olup olmadığımız sorusu, insan duyularıyla doğrulanmaz: Buraya bakıyorum ve maddesel anlamda dost olan kimseyi görmüyorum; gerçek olan tek şey, ortak hedeftir.

Grup Bize Ne Öğretir?

Soru: Eğer grubun yapması gerekeni yapmadığını hissediyorsam, bu, benim bu duruma hazır olmadığım anlamına mı gelir, yoksa grup gerçekten yapmıyor mu? Bunun benim sorunum olup olmadığını nasıl anlayabilirim?

Cevap: Eğer siz gruba karşı eylemlerinizi yerine getirmeyi taahhüt ederseniz, grup da size karşı eylemlerini yerine getirmelidir.

Burada hem dışsal eylemlerden hem de içsel eylemlerden bahsediyoruz. Dışsal eylemler tek başına hiçbir anlam ifade etmez! Sadece dışsal eylemler gerçekleştirirsek, bu sadece bir girişimden ibaret olur.

Bu yüzden içsel eylemler burada son derece önemlidir. Gruptan ne istiyorum? Arzumu, enerjimi ve çabalarımı ona hangi amaçla yatırıyorum? Bunu sebepsiz yere mi yapıyorum? Çabalarımla bir şeye ulaşmak istiyorum!

Eylemlerimle, esasen gruptan tüm umutlarımı yerine getirmesini, beni ilerletmesini, uyandırmasını talep ediyorum. Aksi takdirde, tüm bunları neden yapıyorum ki? Sadece zaman geçirmek için mi?

Gruptan bir şeyler almalıyım. Soru şu: Ne istiyorum?

Ve grubun bana öğretmesi gereken şey bu: ondan ne istemem gerektiği.

Yaşamın Tora’sı

İnanç, Tora’nın içsel ışığına ulaşmanın bir aracıdır. İnanç, ihsan etme Kli’sidir, Bina niteliğidir. İnanç temel olmalıdır ve bu nedenle şöyle denir: “Erdemli kişi inancıyla yaşayacaktır.”

Mantık ötesi inanç, Yaradan’a dönüp O’nun niteliklerine benzer nitelikler elde etmenin bir aracıdır. Ancak bu nihai hedef değildir. Aslında, mantık ötesi inanç, ıslahı yani ihsan etme niteliklerini edinmek istediğimiz için çalışmanın hedefidir. Ama aslında bu sadece bir araçtır.

Sonuçta, Tora yaşamın Tora’sı olarak adlandırılır ve kişi Lişmo yani Yaradan rızası niyetiyle değil, Lişma yani Tora için çalışmalıdır. Yani, ben sadece bir Kli inşa ederek Yaradan gibi olmak istemiyorum, aynı zamanda bu Kli’yi tam olarak Yaradan’a karşılık gelen içerikle doldurmak istiyorum, böylece bu içerik benim “yaşamım ve uzun ömrüm” olsun.

Yaradan’ın Önemini Anlamak

Soru: Yaradan’ın ifşası aslında kişinin kendi içinde yeni bir formun ifşası mıdır?

Cevap: Yaradan’ın yüzünün ifşası, O’nun öneminin ortaya çıkması olarak adlandırılır; çünkü gerçekte aradığım şey budur. Bu, hazların ifşası değildir; O’nun yüceliğinin, niteliklerinin ve mükemmelliğinin ifşasıdır. Bu da bana, alma arzumdan daha çok Yaradan’a saygı duymama yardımcı olur.

Bu arzu, kişide sürekli büyür. Gittikçe daha fazla Reşimot (manevi kayıtlar) ortaya çıkar. Başka bir deyişle, insana giderek daha fazla sol çizgi eklenir. O zaman kişi, Yaradan’ın yüzünü daha büyük, daha yüce ve kendisini daha güçlü etkileyen biri olarak ifşa etmeye ihtiyaç duyar. Böylece alma arzusuna karşı koyabilir ve Yaradan’a, bencil arzusundan daha fazla saygı duyabilir. Bu, kişinin ihsan etmek için çalışabilecek güce sahip olduğu anlamına gelir.

Bundan şu sonuç çıkar: alma arzusu başlangıçta Yaradan’ın büyüklüğü ölçüsünde yaratılmıştır; yani ikisi de büyüklük bakımından eşittir. Ancak kişi, alma arzusunun büyüklüğünü yalnızca onu ne ölçüde üstesinden gelebildiği kadar hisseder aynı zamanda, bu ölçüde Yaradan’ı önemli ve yüce olarak ifşa edebilir.

Her seferinde bu bir oyun gibidir. Başlangıçta alma arzusu bizden gizlenmiştir; onun yalnızca küçük bir kısmını bu dünyanın gerçekliği şeklinde hissederiz. Aslında bu, aynı genel gerçekliğin kendisidir ancak biz onu Yaradan’ı hesaba katmadan algıladığımız için “bu dünya” olarak adlandırılır.

Bu seviyenin dışındaki her şeyi ise artık Yaradan’ın gerçekliğine göre algılarız; yani aslında Yaradan’ı hissederiz, buna üst dünya denir. “Diğer her şey” demek, alma arzusunun önemine kıyasla Yaradan’ın önemini dikkate almaya başladığımız anlamına gelir.

Bu arzu, en düşük ve en küçük durumdan başlayarak Yaradan’ın seviyesine ulaşıncaya kadar yavaş yavaş büyür. Bu süreç, Yaradan’dan tekrar tekrar kendi önemini, büyüklüğünü ve yüceliğini bize daha fazla göstermesini istememize yardımcı olur. Ve Yaradan’ı ifşa ettiğimizde, egomuza hizmet etmek yerine O’na haz vermeyi tercih ettiğimizde, Yaradan’ın formuna bağlanırız; onu içselleştirir, benimseriz ve o gerçekten bizim formumuz hâline gelir.

Egoizmi Bastırma Aracı

Yorum: 1938 yılında bir İsviçreli bilim insanı yanlışlıkla LSD adlı bir uyuşturucuyu geliştirdi. Bu maddenin, insana sözde farklı bir gerçeklik gösterdiği söylenir. Onu deneyen kişiler dünyaya farklı bakmaya başladıklarını ve sözde “zamanın ötesinde” bir durum hissettiklerini anlatırlar.

Cevabım: Bu konuda uzman olamam çünkü hayatımda hiç uyuşturucu kullanmadım. Her zaman onların yanıltıcı olduğunu, gerçeklikten bir kopuş yarattığını düşündüm. Bu tür araçlarla bizim dünyamızın ötesine geçmek, zamanın, mekânın ve hareketin üzerine çıkıp başka bir boyuta yükselmek imkânsızdır. Bunlar yalnızca çeşitli psikosomatik duyumlardır.

Beynin düzgün çalışmasını bozduğumuz için, sanki başka bir uzayda uçuyormuşuz gibi hissederiz.

Bunun Kabala ile hiçbir ilgisi olmadığı açıktır; çünkü kişi bu şekilde ihsan etme ve çevresindeki dünyaya sevgi duyma niteliğini edinmez. Uyuşturucuların yardımıyla insan bir şekilde bu duruma ayarlanabilir ve sanki başkalarını sevmeye başlayacakmış, neşeli, mutlu olacakmış ve başkalarıyla iletişime daha yatkın hale gelecekmiş gibi kendini ikna edebilir. Fakat bütün bunlar yalnızca onu bu şekilde ayarladığımız ve içindeki egoizm duygusunu bastıran araçlar verdiğimiz içindir.

Bu, sanki bir insanın duygusal bir yara alması ya da tam tersine kaderden büyük bir hediye elde etmesi gibidir; fakat kendisini değiştirmez ve yeni nitelikler edinmez.

Uyuşturucu kullanan insanların açıkça özgeci hâline gelmedikleri açıktır; ayrıca dünyayı iyi, nazik ve amaçlı bir yer olarak da görmezler. Onlar yalnızca kendi içlerinde türlü çarpık görüntüler görürler.

Bu nedenle bunun, bir Kabalistin doğduğu doğanın tam tersi bir niteliğe dönüştüğü, egoizmi ihsan etmeye ve sevgiye dönüştüğü ölçüde keşfettiği dünya ile hiçbir ilgisi yoktur.

Yaradan’ın Yönetiminin Benzersizliği

Baal HaSulam’ın “O’ndan Başka Yok” adlı özel makalesi, daha yüksek güçle, yani hayatlarımızla, başımıza gelenlerle olan ilişkimizi, bu yaşamı nasıl anladığımızı ve daha doğru bir algı nasıl oluşturabileceğimizi ele alır.

Yaradan’dan başka hiçbir güç olmadığı ve her şeyi yönetenin yalnızca O olduğunu söyler. Eğer kişi birçok farklı, çelişkili güç olduğunu hissediyorsa, sadece bir kuvvetin var olduğuna dair doğru niyetten sapmamız ve tam tersine, sadece ona yönelimimizi güçlendirmek için bu kasıtlı olarak yapılır.

Kişi, tam da Yaradan’a yönlendirilip aynı zamanda çeşitli şekillerde O’ndan uzaklaştırılarak, her şeyin Yaradan’dan geldiğini anlamaya başlar ve böylece kendini tamamen O’na bağlar.

Bu kolay elde edilmez; uzun yıllar alır. Sonuçta bütün hayatımız, Yaradan’ın birliğini ifşa edecek şekilde düzenlenmiştir. Bu nedenle sürekli hatırlamalıyız ki “O’ndan başkası yoktur”. Her şeyin, onu yöneten tek güce doğru olan yöneliminden saptırmak üzere düzenlendiği bu dünyamızdaki kişi için ana emir budur.

Bu reddedilişlerin faydası, kişinin Yaradan ile tek başına bağ kuramayacağını, tüm sıkıntıların Yaradan’dan geldiği düşüncesini tutamadığını ve başına gelen her şeyin onu Yaradan’a yönlendirdiğini anlamaya başlamasıdır.

Sonunda umutsuzluğa kapılır, ne yapacağını bilemez ve tam da Yaradan’ın “olumsuz yardımı” sayesinde (ki bu yardım onu yorar ve kişide başka nitelikler, güçler, sorunlar veya hastalıklar, Yaradan dışında herhangi bir şey varmış gibi) sağa sola savurur, öyle bir duruma ulaşır ki, tüm bu eylemlere rağmen yine de onların üzerinde yükselir ve Yaradan’a tutunur.

Kişi ancak tüm engelleri doğru şekilde aşarak bu rahatsızlıklarla başa çıkabilir. Ancak görürüz ki her zaman daha fazla engel ortaya çıkar. Hayatımızda, nadiren her şeyin Yaradan’dan geldiğini ve O’na yöneldiğimizi hissederiz. Genellikle bu tür düşünceler günde sadece birkaç dakikayı kaplar o da ve sadece bunu düşünürsek. Eğer düşünmezsek, günler, haftalar, hatta yıllar — belki de tüm bir hayat — bu durumda geçip gidebilir.

Fakat kişi sürekli olarak kendisi için, onu kaçınılmaz şekilde Yaradan’a yöneltecek bir topluluk, koşullar ve bir çevre oluşturmaya çalışırsa; o zaman gerçekten O’nu kavrayabilir, bırakmaz ve Yaradan’ın kendisini tutması için yalvarır. Böylece hayatın tüm olayları aracılığıyla Yaradan’a yönlendirilebilir.

Her şey, kişinin Yaradan’dan gözlerini ve kalbini açmasını ne ölçüde içtenlikle dileyebildiğine bağlıdır; öyle ki kalbinde hissedebilsin ve açıkça görebilsin ki yalnızca Yaradan ile bir bağı vardır ve onu yönlendiren, döndüren ve yol gösteren yalnızca Yaradan’dır.

Genel olarak, bize olan her şey yalnızca tek bir güç tarafından yapılır. Bu ne iyi ne de kötüdür. Her şeyden önce, bu sadece tek bir güçtür. Ve kişi yaratılışın planını anlamaya başladığında, artık bu gücü olumlu olarak değerlendirmeye başlar.

O zaman kişi için açık hâle gelir ki tüm uzaklaştırmalar yalnızca, kişinin Yaradan ile küçük bir bağ ile yetinmemesi, aksine gerçekten öyle durumlara ulaşması için gereklidir ki dünyada onun için başka hiçbir şey kalmaz ya ölüm ya da Yaradan ile birleşme vardır.

Böylece kişi, Yaradan’a çok açık ve net bir şekilde yönelmeye başlar; O’ndan gerçekten yardım etmesini ve kendisini sonsuza dek Yaradan ile birleştirecek gücü vermesini ister.

Artık kişi, kendisine aşılmaz görünen ve nefret ettiği tüm engellerin aslında bizzat Yaradan tarafından gönderildiğini anlar. Bunlar onun içinde yalnızca onu uzaklaştırmak için ortaya çıkmış gibi görünse de aynı zamanda onu gerçekten Yaradan’a daha da yaklaştırmak içindir. Çünkü kişi tam da bu engeller sayesinde onlara karşı koymak zorunda kalır ve böylece giderek daha fazla Yaradan ile bağ kurar; ta ki tam bir birleşmeye ulaşıncaya kadar.

Ve Yaradan, insana verilen engelleri çok hassas bir şekilde ölçmüştür. İnsan doğasını bildiği için, her bir kişiye bireysel olarak tamamen doğru ve tam yerinde engeller gönderir; böylece insan bu engellerden güç alarak yeniden Yaradan’a daha da yakınlaşabilsin.

Bu, insanın her şeyin yalnızca tek bir olumlu güç tarafından gerçekleştirildiğini anlaması için yapılmıştır ve dünyada Yaradan’dan başka hiçbir güç olmadığını fark etmesi içindir. Başka bir deyişle, dünyada olumsuz güçler yoktur.

Olumsuz güç, kişinin kendisidir; kendi egoizmi, onun çevresinde ise yalnızca Yaradan vardır ve Yaradan bize yalnızca olumlu güç yöneltir. Bunu doğru bir şekilde değerlendirdiğimizde, hiçbir sorun ortaya çıkmaz ve biz sadece Yaradan’a yaklaşma yolunda ilerleriz.

Kabala’da, tüm diğer felsefeler, metotlar ve bilimlerin aksine, özel bir yön vardır: kişi, aslında hiçbir özgür iradesi olmadığını anlamaya başlar. Zihninde çeşitli düşünceler, kalbinde çeşitli arzular ortaya çıkar ve kişi bunlar üzerinde hiçbir kontrole sahip değildir; çünkü bunların tümü Yaradan tarafından yönetilmektedir. Yani, Yaradan kişinin içinde bulunur ve onun zihnini, kalbini, düşüncelerini ve arzularını yönlendirir.

Ve biz bunun hakkında hiçbir şey yapamayız. Başımıza gelen tüm olaylardan yalnızca şunu anlamamız gerekir: tek bir kaynak vardır—benzersiz, birleşik, yüce bir güç.

Ve ne şekilde hareket edersek edelim, doğru ya da yanlış, her türlü eylemde bizi yönlendirenin Yaradan olduğunu anlamalıyız. Bu yüzden dünyada ne suç ne de ceza vardır. Tek olan şey şudur: her şey, Yaradan’ın birliğini ortaya çıkarmak amacıyla yaratılmıştır. Biz de bu duruma ulaşmalıyız.

Ve “her şey Yaradan’dan geliyorsa, o zaman bize ne kalıyor?” şeklindeki tüm kaygılarımız yanlıştır. Kendi kendimizle ilgili endişelenmemeye, “Ben”imizden kopuk olmaya ve kendimizi onun üstünde hissetmeye dikkat etmeliyiz. Sadece bu şekilde, kendimizden doğru bir şekilde uzaklaşarak, Yaradan’ın yönetiminin birliğini gerçekten kavrayabiliriz.