Category Archives: Yaradan

Mesih Ne Zaman Gelecek?

Soru: Ari “Yusuf’un Mesih oğlu” idi. İkinci Mesih, Davut’un oğlu kim olacak ve ne zaman görünecek?

Cevap: Baal HaSulam Kabala bilgeliğinin tüm milletlere dağıtımını “Mesih’in borozanının çağrısı” olarak adlandırıyor. Mesih ruhları ıslah eden bir güç. Belli bir bireyin eylemleri aracılığıyla mı manifesto edilecek yoksa yöneten güçlerin seviyesinde mi cereyan edecek? Bu önemli mi? Gerçek şu ki tüm bu süreç “Davut’un oğlu Mesih” olarak adlandırılıyor. Bu günlerde Kabala bilgeliği tüm dünyaya yayılıyor ve bu dünyayı genel ıslaha öncülük ediyor. Zamanın bu devresinin “Mesih’in zamanı” olarak adlandırılabilir olmasının nedeni bu. Çoktan başladı. Dünyanın insanları tüm problemlerin ve felaketlerin sebebinin ıslah eksikliğimiz olduğunu idrak etmeliler. Başımıza gelen olayların sebebinin idrakı kendi başına kötü eğilimlerin bir ifşası ama Üst Işığın etkisi altında meydana geliyor. Bu yüzden Mesih’in zamanı ile ilişkili.

Manevi özgürlük (Geula) gerçekte birleşik ihsan etme gücünün bir ifşası. “Mesih Tora’yı öğretmek için bütün dünyayı Kudüs’e götürecek” diye yazar. “Tora” içimizdeki ihsan etme özelliğini serbest bırakan bir güç ve “Kudüs” sayesinde Yaratan ile teması edindiğimiz bir arzu.  Bu arzuyu ıslah eden Işığın ifşası Mesih’in gücü (hepimiz mutlak özgürlüğü edinmediğimiz sürece) aracılığıyla, kendini artan bir şekilde ifşa eden Işığın gücüyle yerine getirilir.
Ancak biz Kabala bilgeliğinin dünyadaki dağıtımının belli bir derecesine erişmeden Mesih gelmeyecektir. Dünyanın tamamı ıslahın gerekliliğini tam olarak anlamayana kadar Mesih inemeyecektir.

Yaratan’ın Realitesini Kim Gözlemler?

Soru: Kim bu gözlemci, Yaratan’ın realitesini kim görür?

Cevabım: Bu alma arzusudur.  Bu arzu, cansız, bitkisel veya canlı (hayvansal) seviyelerdeki alma arzusundan farklı olarak kendi başına görebilme niteliğine sahip olan gelişimin dört basamağının dördüncü safhasındaki (Dalet) arzudur. Bu seviyelerde, arzu sadece kendini hisseder ve kendi içsel kısımlarını görür: cansız, bitkisel ve hayvansal doğa ve bu dünyadaki insan, kendinin içinden.

Dördüncü safhaya gelişmiş olan alma arzusu, diğer bir parçaya sahiptir ki buna ‘kalpteki nokta’ denir – ‘Yaratan’ın bir parçası’ ki bu parça aynı zamanda gözlem yapabilir. Gözlemin bu noktası yenidir ve bu noktadan, o kendisini Yaratan’ın tarafından görür.

Tek gerekli olan bu noktayı görmek ve ona büyük önem, canlılık ve olanak vermektir. Tüm bunların hepsi bu noktayı kendi içerisinden diğerlerine ‘yapışmak’ suretiyle başarılı olur.

Bu ‘diğerleri’ sadece kendi hayalleri içinde var olurlar. Realitede ise, kişinin dışında hiçbir şey yoktur. Ancak, kırılmanın sonucu olarak bu şekilde hissederiz.

BİRLEŞİN VE KEŞFEDİN!

Soru: “Zohar kitabını öğrenebilmemiz ancak birlikteliğe arzulu olmamıza bağlı” derken neyi kastediyorsun? Bunu nasıl oluşturabilir ya da hissedebiliriz?

Cevap:  Islah ancak tüm arzuların birleşmesi koşuluna bağlıdır. Birbirlerinden uzaklaşmış arzularda biz ancak kendi gerçekliğimizi, bu dünyayı hissedebiliyoruz. Birlikte arzularımızı birleştirdiğimizde “Ruhani Dünya” denilen realiteyi hissedeceğiz. Herşey oldukça basit ve kolay, herşey arzuların birleşmesi ya da birleşmemesine koşullu.

Şu anda hissettiğin realite, arzularımızın ayrık ve her birinin sadece kendini düşünüyor olmasından bu şekilde, senin küçücük arzun yalnız kendi çıkarına yönelik, sen sadece sana verileni hissedebiliyorsun. Işığı hissediyorsun ancak arzunun içinde bu Işık sana hiçlik gibi görünüyor, şu an gördüğün gibi. Farklı görmeyi arzuluyorsun ancak bu dünyevi isteklerinle, ıslah sonuna gelmeden yapabileceğin birşey yok.

Bizler yaşadığımızı ancak dünyevi isteklerimiz ifşa olduğunda hissedebiliyoruz. Bu şekilde

isteklerimiz büyüyorlar ve sonrada yok olduklarında öldüğümüzü hissediyoruz. Sonra o tekrar canlanıyor ve tekrar ölüyor, sanki kullanılması için uyarır ve saklanır. Ancak Ruhani seviyeden gelen ve ”Kalpteki Nokta” denen bir başka arzu daha var ki onu diğer arzularımızla birleştirebiliriz.

Cansız, bitkisel ve canlı seviyesinde olan, bu dünyanın arzularını birleştiremeyiz, onlar oldukları gibi vardırlar. Her biri diğerleri ile doğanın onları zorunlu kıldığı oranda bağlı olabilir ve daha fazlası değil. Ancak bizler hep birlikte “Kalpteki Nokta” dediğimiz arzularımızı birleştirebilir ve bu bütünlükte Ruhani Dünyayı hissedebiliriz.

Dolayısıyla kendimize bu genel arzuyu (Kli) hayal etmeliyiz. Eğer maneviyata olan isteğimiz ve karşılıklı birleşme arzusunda olan kalpteki noktalarımız olursa, o zaman ruhani dünyayı hisseder ve ellerimizde tutar oluruz. Ancak bunu hissetme karşılıklı olmalı, herkeste ayrı olarak var olamaz.O ancak tüm arzuların birliğinde ifşa olur.

İfşa olan nedir? Aralarındaki ilişki. Aralarındaki ilişkiye dolum denir. Yaratan. Arzuyu dolduran

Işık. Işığın kendisini değil ondan izlenimimizi ifşa edeceğiz. Bizde kıyafetlenen ihsan etme niteliğini. Ne de kıyafetlenir? Aramızdaki ilişkide, birbirimize olan sevgi ve ihsanda. Bize karşılıklı ihsanda bulunmaya, birlik oluşturmaya olanak veren bir güç mevcut. Bu nedenle diğerlerine ihsan etmeme “Işık”, ifşa ettiğim aramızdaki karşılıklı ihsana da “Yaratan” diyoruz. İçeriği de “İnsan sevgisinden Yaratan sevgisine” dir.

15-02-10-Zohar kitabı dersinden alıntıdır.

Başlangıç Problemleri

Soru: Kişinin grubu Yaratan tarafından seçiliyor, kişi onları severse Yaratan tarafından da sevilecek. Kişi düşüş anında ilerleyebiliyor, çıkışta da grubun gücünden faydalanıyor. Grubun içindeki insanlar birlik oluyor; beraber şarkılar söylüyorlar, birbirlerine destek oluyorlar ancak kişi amacına doğru tek başına gidiyor ve kimi zaman kendisinin gösterdiği olgunluğu gruptan göremeyebiliyor. Kişi bu ikisini; yani hem grubu, hem kendini birleştirmeyi nasıl başarabilir?

Cevap: Herkes ilkin buna karşı çıkar. Bazı insanlar doğanın taksimine göre daha sosyal, bazıları daha bireyseldir (kendi başınadır). Kişi kendi başına çabaladıkça sonuç almasının güçleştiğini, grubun (ruhların birliğinin) ıslahından başka çare olmadığını görür; kişi grupla bağını hiç koparmadan, daha çok maneviyat çalışmalı ve dağıtım yapmaya katılmalıdır.

“Ben ya da Yaratan”

Kontrolün Yaratan’a mı yoksa insana mı ait olduğu hakkında iki soru:

Soru: Amaç doğrultusundaki yolda, arzumla çalışırken; ıslahım da dâhil olmak üzere tüm koşulların ve yaratılışın Yaratan olmadan, kendiliğinden düzenlendiğini mi hissediyorum, yoksa Yaratan’ın her şeyi yaptığını ve benim onun arzusunu doldurmak istediğimi mi görüyorum? Bunlardan hangisi önce geliyor?

Cevap: Bu ikisi çelişkili fakat kişi son ıslahına kadar önce hangisi geliyor sorusunda kalacak: Önce kim geliyor? Güç kime ait? (bana mı Yaratan’a mı? ) Kim tayin ediyor düşünceleri, hisleri, eylemleri ben ya da Yaratan? Kişi Yaratan ile bir bütün olduğunda, bu çelişkili durum ortadan kalkacak.

Soru: Çabanın ve ıslahın kendi tarafımdan olacağını kabul edebiliyorum ama her şeyin Yaratan aracılığıyla gerçekleştiğini kabul edebilmek çok zor. Ben düşüşteyken Yaratan ıslahımı yapıyor, yükselişte olduğumda da o bana bu koşulu veriyor; her şeyin önceden belirlendiğini hissetmiyorum, ne yapmalıyım?

Cevap: Hissetmeyi denemelisiniz etrafta ne varsa, size gelen tüm koşulların, düşüncelerin özetle; her şeyin Yaratan’dan geldiğini hissetmelisiniz. Bunu yapabilmek  için Kabalistik materyali (kitaplar, makaleler…vs) çalışmalı ve Yaratan’ın ıslah edici ışığını çekmelisiniz.

MANEVİ “ALAŞIM”

Manevi entegrasyon, Yaratan tarafından gelen güç vasıtasıyla oluşur. Bunun, bizim niteliklerimizde var olmasına rağmen, gerçekleşmesi sadece dışımızda, yukarıdadır ve bizim seviyemizde oluşması mümkün değildir. Ben iki ayrı niteliği elime alıp önümdeki masada karıştırarak bir tabağa koyamam. Onları yukarıya yükseltip kendi kaynaklarına, entegre olup birleşecekleri yere, Yaratana ve orada ben onların entegresine çalışırım.

Nitelikleri birleştirme arzusu, burada, benim sahamda, bu dünyada bulunur. Ancak onların entegrasyonunu oluşturmak için kaynaklarına yükseltmem gerek Keter’e, birlikte çalışıp birleşerek tamı oluşturacakları yere. Tabii bu fiziki bir birleşme olmayıp, birkaç atomun bir molekülde birleşerek bir nevi “alaşım” oluşturması gibidir, aynen erime sonrası misali.

Manevi birleşmede, sağ çizgiden ve sol çizgiden geriye hiçbir şey kalmaz ve dışarıya orta çizgi çıkar yepyeni bir şey. İçinde kısmen sol çizgiyi ve kısmen de sağ çizgiyi içeren, ancak entegrasyon sonucu eski niteliklerin karmaşasından oluşmuş yepyeni bir nitelik.

Haz alma arzusu, ihsan amaçlı çalışabilmek için Masah ve Or Hozerle birleşir. Görünen o ki arzu masah (perde) ile altta (niyet ihsan etmek için). Üstte ise sanki niyet ve arzu birbirlerinden ayrı ve bütün değillermiş gibi algılanırlar. Fakat bu doğru değildir! Dünyamızda kullandığımız kavramlar maalesef böyle bir izlenim veriyor, oysa maneviyatta arzu ve niyet ayrılmazdırlar ve birbirlerine bağlanmış olup entegre durumundadırlar.

Niyet, aynı arzuda bir uçtan diğerine değişimler yaratarak, onu almaya ya da ihsana yönlendirebilir. Dolayısıyla “üçüncü gün” de çalışmamız, birlikte entegre olmak, ortak, tek bir vücut oluşturmak ve içsel çalışma yapmaktır. Hem sol yanın hem de sağ yanın niteliklerinden orta çizgiyi oluşturarak tek bir bütüne bizi Yaratan’a entegre olmak.

Sonuç itibariyle, Yaratan’da tüm bu zıtlıkların kaynağı mevcut olup, orada birlik halindedirler. Bu bakımdan üçüncü gün, Yaratan’a ulaştıktan sonra ancak, Yaratan’a olan manevi zıtlık ifşa olur. Arzunun bir nevi manevi ölümü.

01-02-10-Zohar Kitabı dersinden alıntıdır.

DAĞDAN YONTULMUŞ TAŞ

Denirki, insanın Neşaması Yaradanın bir parçasıdır. Dağdan yontulmuş bir taşa benzer, onun bir parçasını oluşturur. Yaratan, İnsan denilen, genel, tek bir Arzu tarattı. Tüm neşamaların birleşik ve EinSof ışığıyla dolu olduğu. Bu tamlığın durumudur.

Şimdilik ben kendimi bütünden ayrılmış küçük bir parça gibi hissederim. Büyük bir sistem içinde ufacık bir nokta misali. Diğerlerine doğru bir tarzda birleşmem, onlara ihsan edip, vermem oranında Yarata’nın  formunu edinir ve Ona yaklaşırım.

Diğerleriyle birleştiğimde onların arzularını da edinirim. Ötekinin arzusunu ancak onu seversem edinebilirim. Eğer, sevgimi bu büyük sistemde var olan, tüm neşama parçalarına dağıtabilirsem, o zaman küçük bir nokta, tek bir parça olmaktan çıkar, tam ve büyük bir dağ olmaya dönüşürüm. Ve denir ki “Komşunu Kendin Gibi Sev-Toranın büyük kuralı”.

Kendimize, Ötekini Sevme Arzusunu kattığımızda, Bütün, tam olmaya dönüşürüz. İkimizin birlikteliğinden aslında çıkan da Benim. Diğer yönden ilave parçalara bağlanır ve böylece kademeli olarak kendime katarım diğer neşamaları. Birleşme gücüm artar ve bu bana Manevi Dünyanın basamaklarında yükselmemi sağlar ve küçücük bir taştan bütün ve büyük bir dağa dönüşürüm.

26-01-10-Zohar Kitabına Giriş dersinden alıntıdır.

YARATAN ve HAZLAR

Soru: Yaratan neden, ızdırab çektiğimiz bir gerçeklik var etti?

Cevap: “Işığın kazancı karanlığın içindedir” prensibi gereğidir.

Örneğin sporseverler izledikleri maçtan, tuttukları takım zorluklardan geçmezse, tam bir tatmin duygusu elde etmezler. Kazanan taraftar oyun süresince yaşadığı kaybetme korkusu nedeniyle maçı çok daha heyecanlı ve olumlu hislerle yaşar. Negatif duygulara olumlu duygular yaşatma gibi bir görev düşer.

İngiliz Blogundan gelen soru: Beni uzun zamandır rahatsız eden ve Kabala Bilgeliğini tereddütsüz kabullenmemi engelleyen sorunumu, sana sormak istiyorum: Neden Yaratan Haz almak istiyor? Her nasılsa yaratılanlara haz verdiğinde aslen kendi de haz aldığına göre bundan Yaratan’ın da egoist hazlar sahibi olduğu anlamı çıkmıyor mu?

Cevap: İhsan Etme niteliğini gereğince anlayamadığın için olsa gerek, onda bir bireysellik eğilimi var sanıyorsun.

(21-12-09-Zohar Kitabı) Dersinden alıntıdır.

Gerçeği Görebilmek için Kendimi Islah Etmek

Soru: Islah süresince ne yapmalıyım?
Cevap: Anlamalıyız ki bulunduğumuz konum “Kırılma” yüzündendir. İhsan-Etme niteliğinin kırılması ve Sürgünde olmamız. Bu niteliği yitirmekle en önemli ruhsal duyuyu Yaratan’ın duyusunu da kaybetmiş olduk.

Kırılma ve sürgün neticesinde birbirimize bağımlı olmamıza rağmen nefret içindeyiz. Bu yüzden ıslahı kendi adıma değil hepimiz adına istemeliyim. Aramızdaki ilişkinin ıslahı olarak ve eğer karşılıklı bir bağ var ise, o zaman ben yokum demektir. Karşılıklı entegre olmanın içeriğini anlamalıyız, hiç kimse bağımsız bir kişilik değildir.

Gerçeği görebilmemiz için duyularımızı ıslah etmeliyiz. Bu benim Üst-Işıktan dileğim öyle bir bakışa sahip olalım ki bize gerçeği göstersin, gerçek resmi.
Günümüzde gittikçe büyüyen problemler nedeniyle, artık insanlık, kırık bir kab oluşturduğunu keşfetmek ve de aynı zamanda birleşme ve birlik olma zorunluluğundadır.

Bizlere düşen bu durumu oluşturan unsurları keşfetmek, bir yandan nefret dağı (Sina=nefret Dağı), diğer yandan – amaca verilen önem (Yaratanla-Birlik).

Dünya Yaratan’ın Doğası

Soru: Malzeme nedir?

Cevap: Malzeme arzudur. Ve onun dışında hiç birşey yoktur. Sadece arzu vardır ve geriye kalan herşey arzunun içinde oluşan  ihsan edenin doğasıdır. Negatif doğaya ihsan edenin arka yüzü “kötü dürtü”, pozitif doğasına da “iyi dürtü” deniyor. Fakat “dürtü” temelinde malzeme olup arzudur ve böylelikle temel ya iyi ya da kötü oluyor, (Kötü dürtü ve iyi dürtü).

Dürtü-Arzu, arzu-dürtü Yaratan tarafından yaratıldı. Yaratan’ın doğası arzunun içinde ve arka yüzünde kötü, ön yüzünde ise iyi iyileştirendir. Bizim problemimiz her iki olasılığıda içimizde hissetmemizdir  ve tüm bu hislerle dünyayı var ederiz içimizde.

(03-12-09-Hohmat Kabalada Malzeme ve Formları makalesi) Dersinden alıntıdır.