Category Archives: Yaradan

Onlu — Orada Ruhumu Bulurum

Yaradan sürekli gerçeği benden gizler ve bana O’nu unutmama neden olan çeşitli olaylar gösterir. Bu nedenle, Yaradan kaybolur ve kendimi ve bu dünyayı görürüm; ancak her seferinde kendi gerçekliğimi, hakikate zorla geri getirmem gerekir. O’nun yaptığı her şeyin ötesinde, her şeyi ıslah olmuş forma geri döndürmem ve kendimin ve dünyanın her koşulunun, Yaradan tarafından düzenlendiğini belirlemem gerekmektedir.

Yaradan, sanki hepsini O yapmamış gibi kafamı karıştırır. O’nu her şeyin başına getirmek zorundayım. Hayal dünyası, hayali benlik, tüm bu yanılsamayı yaratan Yaradan’dır. Benim için en iyisi, Yaradan’ın, olan her şeyi yönettiğine karar vermektir. Buna ‘iyi’ denir. Bana olumlu hissiyatlar verdiği için değil, O’nu hükümdar yapmayı başardığım için, O’nu Kral olarak yükseltmekten mutluyumdur.

Gerçek şu ki, Yaradan, her şeyi yönetir ve bunu hislerimde hoş ve nahoş koşullar olarak nasıl algıladığım benim için önemsizdir.

Bir kişi kim olduğu, nereden geldiği ve neden yaşadığı gibi tüm temel soruların cevaplarını bilmek isterse, o zaman bu zaten insan derecesinin başlangıcıdır. Bir hayvan neden hayatta olduğunu sormaz. Bunun hakkında düşünmek istemeyen birçok insan da vardır çünkü  “ne kadar az bilirseniz o kadar iyi uyursunuz”.

Kişi bu hayatta başarılı olmak ister: öğrenmek, bir meslek edinmek vb. Bununla birlikte, bu yaşamın neden bize verildiğini, amacının ne olduğunu, insanın neden yaratıldığını bilmesi gerekirse; ne kadar araştırırsa araştırsın, bu hayatta cevabı bulamayacaktır. Biyologlara, zoologlara, fizikçilere dönebilir ve kimse ona cevap veremeyecektir.

Bilim adamları, maddenin nasıl çalıştığını bilirler. Yine de, maddenin niçin var olduğu, onlar için bilinmezdir; çünkü cevap yukarıdadır, maddenin yukarısında bir sonraki derecede, onun yaratılışından önce olan şeydedir. Eğer bu sorudan rahatsız olursam, o zaman bunu çözmem gerekir çünkü bu benim hayatımı mahvetmektedir. Ne için olduğunu anlamıyorsam, neden bu hayatı araştırmalıyım ki?

Sonunda, kendimi, yeni bir gerçeklik algısı seviyesine göre geliştirmem gerektiğini fark ederim. Eğer gerçekliğin derinliğine girebilseydim, onun sebebini veya kökünü ifşa edebilirdim. Sonra, Kabala Bilgeliği’ni bulurum. Beni yönlendirenin, Kendini ifşa edenin, hangi yöne gidileceğinin ipuçlarını verenin, olayların arkasındaki Yaradan olduğu açıktır.

Kişi, böyle bir çaba gösterdikten sonra, Yaradan ifşa olur. Burada katı yasalar vardır: Nicelik ve nitelik bakımından çabanın ölçüsüne ulaşılır ulaşılmaz, ne kadar yatırım yaptığımıza göre daha yukarı kökü ifşa ederiz. Daha fazla çaba, daha büyük ifşadır. Üst taraftan, gizlenme yoktur; gizlenme bizim yetersiz çabamızdan ileri gelmektedir.

Eğer üst ilahi takdir ifşa olsaydı, bu dünyanın bütün nüfusu otomatik olarak, tamamen erdemli olurlardı. Çaba, kişinin otomatik olarak hareket etmeme, Yaradan’a eşit olma ve sadece ihsan etme dışında kendini düşünmeme konusundaki vaadidir.

Bu yeni Kli, onluda, on Sefirot’ta var olur. O zaman, Yaradan’a dönmek, O’na yakınlaşmak, O’nu düşünmek ve çabalarımızı O’na yönlendirmek için başka bir fırsatımız olmadığını anlarız. Bağ ve iletişim kurabilmek için, Yaradan’a uyum sağlayarak kendimizi yeniden biçimlendirmeliyiz. Bu, ancak kendimizi onluya zorla sokmakla mümkün olur ve onun içinden Yaradan’la eşitliğe ulaşılır.

Yani tüm çabamız, koşulsuzca gruba dahil olmak için olmalıdır. Kendimizi onluya sokarak tüm dünyanın, milyarlarca insanın, tüm evrenin ve manevi dünyaların orada var olduğunu keşfederiz. Dünyamız, onluda var olanlara kıyasla küçük bir kum tanesidir. Orada ruhumuzu buluruz.

The Ten—There I Find My Soul

 

Her Şeyin Yukarıdan Geldiğini Kabul Edin

Boyun eğmenin anlamı, yukarıdan gelen her şeyle hem fikir olmak ve sürekli olarak Yaradan’dan başka kimsenin olmadığını tespit etmeye çalışmak demektir. Daha sonra Yaradan’ın iyi ve iyilk yapan olduğunu göreceğiz: bu artık bir sonraki aşamadır. Manevi bir embriyo aşamasına geçmek için iki ıslaha ihtiyacımız vardır.

Tüm iç çalışmaların temeli onludadır: onun yapısında ve hissiyatında ve onludaki dostların bağındadır. Yaradan ile kişisel olarak, bireysel olarak çalışmayız. Eğer onlunun bağını düşünmeden onluyu egoist bir şekilde kullansaydım ve onluyu atlayarak Yaradan ile bağ kurmaya ümit etseydim, bu, Yaradan’dan kopuk kalmaktan çok daha büyük ve daha ciddi bir hata olurdu.

Bununla birlikte, benim Yaradan’la ve O’nun benimle olan bağının sadece onludan geçtiğini anlarsam, o zaman bir bütün halinde bağlanırız; ben, onlu ve üst güç, bir olan İsrail, Tora ve Yaradan gibi.

Lişma’ya geldiğimiz Lo Lişma’da olmak, herhangi bir yerde, herhangi bir koşulda ve düşündüğünüz, gördüğünüz ve hissettiğiniz her şeyde, Yaradan’ı, olan her şeyin kaynağı olarak konumlandırmaya çalıştığınız anlamına gelir. Buna da Lo Lişma olarak adlandırılır çünkü bu kişiye, düşmanlara, nefret edenlere veya kör talihe değil, Yaradan’a bağlı olduğu gerçeğinden dolayı iyi bir his, huzur ve neşe verir.

Kişiye, cansız, bitkisel ve hayvansal doğadan ve insanlardan gelen her şey Yaradan’ın bir etkisidir, başkasının değil. Bu nedenle, kişi, onu son ıslaha getirmeyi amaçlayan doğru yönetim altında olduğu için mutludur. O, sürekli Yaradan’a, annesine yapışan bir bebek gibi tutunur.

Her an, yapabildiği kadarıyla, olan her şeyin nedeni olarak Yaradan’ı bırakmadığı ölçüde, kendisini iyi hisseder. Bu duruma “Lo Lişma” denir, çünkü hala kişinin kendi çıkarı vardır – kişinin kendisini iyi hissetmesine yardımcı olur.

Bununla birlikte, kişi, Yaradan’la kişisel çıkarı olmadan, hoş ya da nahoş duygularından bağımsız olarak, bağ kurmak isterse, o zaman Lişma koşuluna geçmek ister. Bu durumda, Yaradan’ın yüceliğini o kadar yükseltir ki, kendisi hakkında düşünmeyi artık bırakır. Kişinin nasıl hissettiği, O’nun için önemli değildir, asıl mesele Yaradan’ın, tüm realitenin kaynağı olduğuna karar vermek ve bununla, kendini hiç düşünmeden, O’na memnuniyet getirmektir. Bu, Lo Lişma’dan, Lişma’ya gelmek anlamına gelir.

Agree That Everything Comes From Above

 

 

Dostlar Arasında

Eğer dostumla bağ kurmak istersem, Yaradan’ın yardımına ihtiyacım olduğunu anlarım. Yaradan’dan ne kadar çok yardım istersem, O’na bağlılığımı o kadar fazla hissederim. Yaradan’ın dostlarla olan bağımı güçlendirdiği ölçüde, Yaradan’la bağ kurarım, O’nu anlamaya ve hissetmeye başlarım. Bütün bunlar,  Yaradan’ın soyut bir hissinde değil, dostlarla bağımın içinde, insan ilişkilerinde ifşa olur.

Yaradan’ı hissederim, O’na yakarırım, çünkü dostum ile aramda duran bir arabulucu olarak O’na ihtiyacım vardır. Dostumla farklı bağları ifşa edip, hepsini Yaradan’a atfederim. Ben ve dostum arasında, Üst Işığın, Yaradan’ın,  iki kutup arasında akan bir akım gibi doldurduğu, olası bir fark vardır.

Bu formda, Yaradan’a ulaşırım, yani, O’na değil, O’nun eylemlerine, yazıldığı gibi: ‘‘Sizi eylemlerinizden biliriz’’. Yaradan aramızdaki ilişkileri inşa eder ve yıkar, onları kırar, bizi mümkün olan bütün koşullara, karanlık ve kötülüklere yönlendirir, beni ağlatır ve O’na lanet ederim. Ama sonra anlayış, hissiyat, Işık gelir ve birinin diğeri olmadan var olamayacağını anlarım çünkü “….. karanlığın içindeki ışığın avantajı’’ ifşa olur. Bütün bu koşulların bir sonucu olarak, Yaradan’a ulaşmaya başlarım. O gizleniyor olmasına rağmen, varlığını koşullar arasındaki farka göre değerlendirerek ayırt etmeye başlarım.

613. cü emir Yaradan’a sevgisidir. 612 emri yerine getirebiliriz, ama 613. cüyü değil. Son emir yukarıdan gelir.

612 emir, kırılmış ruhun parçaları arasındaki bağın ıslahıdır. 612 ışık, yapıştırılır ve kabın kırık parçalarını onarır. 613. üncü emir, Yaradan’ın kendisinden gelen tam, eksiksiz Kli’ye – Yehida Işığı-  bir ektir. Biz kendimiz bu emir ile ilgili herhangi bir eylemde bulunma yeteneğine sahip değilizdir.

Manevi emir, kişinin komşusunu kendisi gibi sevmesidir. Bunu yaparsak, Yaradan sevgisine geliriz. Fiziksel emirleri ihmal etmem ama asıl mesele bununla ne elde etmek istediğimizi bilmektir. Örneğin ellerin yıkanması, alma işleminden sonra kurtuluş anlamına gelir çünkü tüm hayatımız sadece ihsan etmek olmalıdır.

Yaradan, bütün dostların arasındadır. Dahası bu, aramızdaki mesafe yüzünden, boşluk hissidir – bu Yaradan’ın hissiyatıdır. Bir dosta bakarım ve O’nun benden ne kadar farklı olduğunu, aramızda ne tür bir çelişki olduğunu, hangi eksikliklerin olduğunu görürüm –  bu, aramızdaki Yaradan’dır. Ve eğer doğru bir şekilde çalışırsak, Yaradan’ın bizi birleştirmeye başladığını görürüz. Yazıldığı gibi: “Kadın ve erkek, eğer ödüllendirilirlerse, Şehina (Kutsallık) onların arasındadır.”

Kırılmadan önce, Adam Harişon’ da arzuların birbirine karşılıklı dahil edilmesi yoktu. Fakat ortak ruhun kırılmasından sonra, onun tüm parçaları karıştı ve bir insanın Yaradan’ı derinden anlamasını ve hissetmesini sağlayan, sonsuz sayıda varyasyonda birbirine nüfus etti.

Bundan önce, Yaradan’ın, Adem tarafından hissedilmesi, küçük bir çocukta olduğu gibi “sünnet edildi”.  Yaradan’ın derinliklerine nüfus edecek araçlara sahip değildi. Ve kırılma ve onların ıslahı için çalışmayı ve Yaradan’dan yardım talep etmeyi gerektiren tüm parçaların içi içe geçmesi nedeniyle, kişi Yaradan’ın manevi dünyasıyla tanışır ve O’nun derinliklerine nüfus eder.

Kırılmadan önce Adem, ışığı sadece Partzuf’un bedenine Nefeş-Ruah seviyesinde aldı. Fakat kırılma sayesinde, yansıyan ışığı, perdeden başa (Peh de Roş) yukarıya, sanki Yaradan’ın içine giriyormuşuz gibi yükseltebiliriz. Ve sonra Işık, yukarıdan aşağıya, yansıyan Işığın bu yüksekliğine, Yaradan’a ulaşma yüksekliğine kadar yayılır ve O’na kendi içimizde ulaşırız. Bu Yaradan’la birleşmenin, ortak katılımımızın ölçüsünü belirler: başta Yaradan’a ulaştığımız ölçüde,  bu ölçüde manevi Partzuf’un formu vasıtasıyla O’nunla bütünleşiriz.

Ve bütün bunlar, dostlar arasındaki bağda başlar ve biter. Bu bizim tek hedefimizdir, aksi halde, yaratılışın amacı bu olmaz, ama bunun yerine başka tür bir şey olurdu. Bu bizim yaratılışa tavrımızı belirler ve son nesil olarak adlandırılma hakkına sahip olup olmadığımızı gösterir.

Çözüm sadece onlunun içindeki bağdadır. Bu arada, aramızdaki ayrılığın, karşılıklı reddetmemizin üstesinden gelemeyiz. Onludaki bağımızda tüm cevapları almak isteriz. Dünyada ne olursa olsun onluya bakarım ve oradan her bir cevabı alırım. Kendimi bu şekilde ayarlarım ve sonra birden bire sorularımın her birine cevap verebilecek gerçek bir sistem olduğunu hissederim.

Dünyada ve kişisel olarak bana olan her şey, onluda olanların bir sonucudur. Bu, daha sonra ailemde, işte ve bütün dünyada tüm sonuçları doğuran, içsel bir nedendir. Sadece onlunun içine bakmak gerekir: ne ölçüde birleştik ya da birlikten yoksunuz – dünyanın her bir köşesinde olan şeyler, kökünden gelen bir dal gibi, bağlıdır.

Between The Friends

 

Yaradan’ın Yönetimini Reddetmek Zarar Verir Mi?

Soru: Yaradan’ın yönetimini ne zaman reddettiğimi nasıl anlayabilirim? Bana maddi veya manevi zarar getirebilir mi?

Cevap: Bunu bilemezsiniz. Bilseydiniz, egoizmden asla çıkmazdınız, kendiniz için maksimum egoistik ödülü almak için her şeyi yapardınız ve bunu yaparak kendinize manevi olarak zarar verirdiniz.

Bu bilgiyi, özgecil bir şekilde, kendinizin üzerinde davranmaya başlamadan edinemezsiniz.

Does Denying The Creator’s Governance Bring Harm?

 

Her Şey Sadece O’ndan

Baal HaSulam, “On Sefirot’un Çalışmasına Giriş”: Zohar’da ve tüm Kabala kitaplarında sıkça bahsedildiği gibi Mesih’in gelişinin neden büyük halk kitleleri tarafından Kabala çalışılmasına bağlı olduğunu çok iyi anlamamız lazım. Halk bunu çoktan anlamsızca tartıştı ve artık dayanılmaz hale geldi.

Tora’yı çalışanlar bile, yaptıkları her lütfu kendileri için yapmaktadırlar. O zaman, ruh ayrılır ve dünyaya geri dönmez. Bu, Mesih’in ruhudur.

Sorun, insanların üst kökte meydana gelen her şeyi ayırmaları ve üst gücün her şeyde hareket ettiğini görmek istememeleridir. “Yaradan’dan bağımsız bir yer yoktur”, O’nun katılımı olmadan gerçekleştirilebilecek hiçbir eylem yoktur. Bu hayatımızın her anında meydana gelir. Kişi tüm arzularının, düşüncelerinin ve eylemlerinin, hatta en kötüsünün bile Yaradan tarafından belirlendiğini anlamalıdır ve tutumunu O’nun eylemlerine göre belirlemelidir. Ardından, şu anki koşulunda, üst güçle yapışmaya ulaşacaktır.

Kişi, O’nun, olup bitene ilişkin kişinin tutumunu düzeltmek için hareket ettiğini fark ederek, Yaradan’ı haklı çıkarır. Yaradan, onu hayvansal, akılcı bir mantık açısından haklı gösterilemeyen her türlü koşuldan geçirir. Fakat her şeyi Yaradan’a “başkası yok” a bağlamaya çalışarak, kişi olanlara karşı tutumunu değiştirir. Kişi için asıl şey, O’nu memnun etmek için, her şeyi Yaradan’a bağlamaktır. Kişi,  hoş olmayan duygularını, korkularını, acısını, gururunu vb. dikkate almaz.

İlk olarak, her şeyin Yaradan’dan geldiğine karar verir, ancak O’nu acısı nedeniyle haklı çıkaramaz. Sonra gerekli olduğunu anlayarak, tatsız koşulla hemfikir olur. Yani, onu bu şekilde ıslah eden Yaradan’ı haklı çıkarır, ama yine de kendini kötü hissetmektedir. Ve sonunda, amacın öneminden dolayı, haz alma arzusundaki fiziksel acıları kapsayan acı hissinin üzerine çıkar. Bu şekilde Yaradan’a bağlılığa ulaşır.

Daha önceki tüm aşamalar “köle”, “hanımına yardım eden hizmetçi” olarak adlandırılan, ıslah edilmiş arzusu, Malhut’tur.

Lo Lişma koşulunda, bütün eylemleri Yaradan’a bağlarım, dünyada meydana gelen her şeyi O’na bağlayarak, tüm düşüncelerimle ve arzularımla O’na tutunmaya çalışırım. Sonuçta, “O’ndan başkası yok.” Ama aynı zamanda hala hislerimi ona eklerim, hoş ve hoş olmayan olaylar hissederim, bazılarını isterim ve bazılarını istemem. Yani, olan her şeyde, kişisel çıkarım, bilinçli ya da bilinçsiz olarak mevcuttur.

Kendimi olayların farklı bir sonucunu istediğimi düşünürken bulurum ve olanlardan pişmanlık duyarım. Üzüntü ve pişmanlık, Yaradan’ın yönetiminden memnun olmadığımı kanıtlar. Hiç şüphe yok ki, sadece O beni yönetmektedir ama ben hala O’nunla aynı fikirde değilimdir, O’na bağlı değilimdir. Kötü ve iyi bütün durumlarda tamamen mutluluk içinde değilsem, Yaradan’la yapışmada olmadığım anlamına gelir.

Bu koşula Lo Lişma denir, çünkü hislerim ve anlayışım için her koşulu daha hoş bir yöne çevirmek isterim. Bu yapışmanın eksikliğini gösterir.

Uygulamada, hissettiğim tüm koşulların Yaradan’dan gelip gelmediğine karar vermem gerekir. Burada farklı aşamalar mümkündür: daha fazla gizlenme veya daha fazla ifşa. Bu karar akılda verilir. Ve ayrıca, hissiyatta tanımlamak gerekir: Bana hoş olan ya da hoş olmayan şeyler neler? Az ya da çok bununla hem fikir miyim? Mutlu muyum yoksa değil miyim?

Aklımda, kalbimde, hislerimde ve mantığımla her şeyin Yaradan’dan geldiğine ve her şeyin güzel olduğuna dair bir fikrim olmalı; yani, Yaradan, iyidir ve iyilik yapar ve O’ndan başkası yoktur. Hislerime göre, iyi ve iyilik yapar ve mantıklı kararıma ve eylemlerime göre O’ndan başkası yoktur. Tek yapmamız gereken şey budur.

Eğer henüz bunu başaramadıysak, onlu vasıtasıyla mümkün olduğunca fazla ıslah eden ışığı çekmeli ve Yaradan’a bir dua ile seslenmeliyiz. Ve asıl şey, Yaradan’ın önemini, her şeydeki tekliğini artırmaktır: O, ilk ve son olandır; her şey sadece O’ndandır.

Everything Is Only From Him

 

İbur – Yaradan İle İlk Bağ

Maddenin üzerine yükselmeye, onunla uzlaşmaya hazır olmak, manevi dünyaya, gebelik (İbur) olarak adlandırılan ilk manevi koşula girmek için bir ön koşuldur. Tabii ki, her manevi koşul, maddesel/fiziksel karanlıktan, önceki koşulun tamamen kaybedilmesinden ve buna boyun eğilmesinden başlar.

Grup bu bozukluğun üstesinden gelmek için yardım etmelidir, çünkü grup manevi bir koşulun içindedir, bu nedenle siyah ve karanlık olarak ortaya çıkan önceki fiziksel koşulu iptal eder.  Bunu bu şekilde görmemiz ve dostlarımızla daha yüksek, manevi bir düzeyde çaba sarf etmek için bağ kurmak zorunda kalmamız için bu, yukarıdan yardımdır. Bu yolla, aramızdaki ilk bağa ulaşır ve aynı ölçüde üst güçle temas kurarız.

Tek bir kalpte birleşmeye çalışırsak, o zaman Yaradan’la bir bütün halinde birleşiriz. Yaradan ile ilk temasa, manevi yaşamın başlangıcı olan manevi gebelik (İbur) denir.

Manevi gebelik (ibur) aynı zamanda boyun eğme üzerine kurulmuştur, ancak duygularımı ve düşüncelerimi hesaba katmadan, her şeyde kendimi tamamen üst olanın önünde geçersiz kıldığımda daha da serttir. Basit boyun eğme, benden üst yönetim ile birlik talep etmez, yanlızca onun önünde alçalır.

Embriyo (Ubar) durumunda, ben kendim üst olanın beni kontrol altına almasını isterim ve O’nun her liderliğini kabul etmeye hazırımdır. Üst olanın aklını ve kalbini, O’nun anlayışını, farkındalığını ve hayata olan tutumunun içime girmesini, arzularımı doldurmasını ve beni yeniden biçimlendirmesini isterim. Tüm önceki ayarlarımı kaybederim; benden kalan şey yalnızca maddeselliktir ve tüm programım üst olandan gelir. Bu sadece boyun eğme değildir, bu onun bir sonraki aşamasıdır.

Manevi gebelik (İbur), daha üst seviyede boyun eğmedir, ruhun tamamen adanmışlığıdır. Kendimi üst olana veririm ve onun içinde bir embriyo (Ubar) olarak gelişmeye başlamaktan onur duyarım.

Manevi embriyo, üst olanın önünde, ihsan etme gücünün, Bina’nın önünde tamamen kendini iptal etmek ve ne olursa olsun, O`nun bana yapacağı her şeyi kabul etmeye hazır olmaktır.

Boyun eğme, zaten ifşa olmuş ve benim için bilinen duygular ile hesaplamaların yapılabileceği koşulun kabulüdür. Embriyo (Ubar), ilerlemede/gelişimde kendimi geçersiz kıldığımda ve bilinmeyenle, gelecekte olacak her şeyle hemfikir olduğumda, tamamen kendini iptal etmektir, yani inançla ilerlerim. Bina’nın gücü bu şekilde üst olanın önünde kendimi iptal etmeme yardımcı olur.

Yaradan’ın işi, kendimi tamamen geçersiz kılmam ve üst olandan benim üzerimde çalışmaya başlamasını istemem gerçeğiyle başlar. Bu kendi kendini iptal etme, boyun eğme, ihsan etme niteliğinin önünde alçalma nedeniyle, içimde değişimler meydana gelmeye başlar, ihsan etme arzuları oluşur, yani bir damla manevi tohum gelişmeye başlar.

Böyle bir koşul için ön hazırlık, kırılmadan önce var olduğundan ve bir izlenim (Reşimo) bıraktığından zaten içimizde inşa edilmiştir. Burada tesadüf yoktur, tüm aşamalar adım adım kesin olarak belirlenmiştir ve herkes kendi köküne dönecektir.

Sadece fiziksel yaşamda kaybolmuş hissedebiliriz. Maneviyatta, bütün koşullar son ayrıntısına kadar ayarlanır ve ruhun yukarıdan aşağıya doğru inişi sırasında kalan bilgi kayıtlarına göre mutlak yasalarla değişir. Bizler aynı adımları takip ederek köke geri dönmeliyiz.

Bu nedenle, burada herhangi bir arıza veya hata olamayacağından emin olabiliriz ve bizler kesinlikle tüm manevi aşamaları geçeceğiz: gebeliğin, küçüklük koşulunun, olgunlaşmanın aşamaları.

Her şey önceden planlanmıştır, yapmamız gereken tek şey başlangıç arzumuzla, talebimizle her eyleme yardımcı olmaktır.

Biz kendimiz hiçbir şey yapmayız – her şey ışık tarafından yapılır, bu Yaradan’ın işidir. Sadece “yarım şekel” imizi nasıl yatıracağımızı anlamamız gerekir böylece Yaradan işin geri kalanını tamamlayacaktır. Ben, bana bağlı olanı yaparım ve Yaradan her seferinde aynı şekilde adım adım tamamlar. Bu nedenle, tamamen kaybolmak mümkün değildir; her şey ne kadar saf ve inançlı bir şekilde gitmeye çalıştığımıza bağlıdır.

Ibur—The First Contact With The Creator

 

Yaradan’ın Kaybolduğunu Gösteren Bir İşaret

Gün boyunca, tek bir düşünceyi sürdürmeniz gerekir: “ Yaradan’dan başkası yok, Yaradan iyilik yapandır”; her zaman buna geri dönün ve bu hoş hissiyatı kaybetmemek için ona tutunmaya çalışın. Eğer kendimizi kötü hissedersek, hayatımızda bir şeyler ters giderse, bu, Yaradan’ın bizim görüşümüzden kaybolduğunun bir işaretidir.

Herhangi bir sıkıntım varsa: kendini kötü hissetme ya da kötü bir ruh hali, bunun nedeni Yaradan’ın hayatımda bulunmamasıdır. Eğer tüm koşullarımı O’na bağlarsam, kendimi harika hissetmeliyim, huzur, umut ışığı, gerçek, sonsuz realiteyle bağ hissetmeliyim. Bütün bunlar Yaradan’ı hatırlamam gerçeğinden dolayı kaynaklanır.

Bununla birlikte, Yaradan bize hoş olmayan duyguları göndererek bizimle oynayabilir, böylece O’nu aramaya ve haklı çıkarmaya başlayabiliriz. Kendisini haklı çıkarabileceğimizi önceden bilir, bu yüzden bize bu tür egzersizleri verir.

A Sign That The Creator Has Disappered

 

Zenginlik ve Yoksulluk Kabala’ya Engel Olmakta Mıdır?

Soru: Bir keresinde Yaradan’ın Kendisinden uzaklaştırmak için zenginlik verdiğini söylemiştiniz. Ancak yoksulluk da insanları maneviyattan uzaklaştırıyor çünkü tüm güç ve düşünceler kendilerini ve ailelerini beslemeye gidiyor. Zenginlik ve yoksulluk Kabala’ya engel olmakta mıdır?

Cevap: Hayır. Her şey, zenginlik veya yoksulluğa rağmen bir kişinin kendisini en yüksek yönetimle nasıl ilişkilendirdiğine, Yaradan’ın kişiye tam olarak ruhu için gerekli olanı verdiğinin farkına varmasına bağlıdır.

Esasen benim hedefe doğru düzgün hareket etmemi engelleyen,  servet ya da yoksulluk gibi koşulları bana neden verdiğini anlamamama rağmen, ben haklı çıkarırım, çünkü onu Yaradan’dan aldım. Dahası, muhtemelen, ruhumun kökü açısından, bu haklı, doğal ve kesinlikle dengelenmiştir.

Soru: Öyleyse, böyle bir anlayış, nereden para kazanılacağına dair sürekli düşüncelerden uzak durmamda bana yardımcı olur mu?

Cevap: Hayır, bunu manevi bir çalışma olarak da görürüm.

Does Wealth And Poverty Interfere With Kabbalah?

 

 

 

Sonsuzluk Dünyasının Kavranması


Soru: Beynin duygularımızı kontrol ettiğini söylediniz. Ancak Kabala’ya göre, Yaradan bizi ve düşüncelerimizi kontrol etmektedir. Öyleyse beyin, Yaradan ile yaratılan varlık arasında bir adaptör mü?

Cevap: Hayır. Bizim ortak ara bağ sistemimiz, en yüksek koşulumuzdur. Kendimden dostlarıma doğru ne kadar çıkabileceğimi, manevi potansiyelimi tanımlar.

Kendimden inşa ettiğim güçler alanında (çizimdeki yeşil renk) Yaradan’ı hissederim. Bu benim üst dünyamdır.

 

 

 

 

 

 

O, ben bütün sistemi kavrayana kadar genişleyecektir. Ona hakim olarak, vererek,  onu kendime çekmeye başlarım. Bunların hepsi benim dünyalarım olacak: Assiya, Yetzira, Beria, Atzilut ve Adam Kadmon. Bu sırada “kendimden” çıkmaya başlarım ve bu süreci bitirdiğimde sonsuzluk dünyası bende kalacaktır.

Embrace The World Of Infinity

 

Aramızdaki Kabuğu Kırın

Kendime boyun eğdirmek, bir eşek gibi herkes bana binebilsin diye boyun eğmek demek değildir. Yaradan’la ilişkide boyun eğerim ve tam olarak egoizmin en güçlü patlamasından sonra gelen bu koşuldan haz alırım.

Bizler, çaresiz bir koşuldan, kaybolmuş ve güçsüzlük hissiyatından,  ağlayıp ve Yaradan’ın yardımını talep ederken bağ kurmaya geliriz. Aksi takdirde, doğru yerde – kalpte, arzuda- bağı hissedemeyiz.

Bağ, benim kalbimde, bir dostun kalbinde gerçekleşen yaşam duygusudur. Kalbim sadece hisseder, ama o dostun hayatını yaşar. Bunun için kendimi, Yaradan’ın, dostun kalbinde olduğuna ikna etmeliyim ve Yaradan’a ulaşmak istiyorsam, dosta yakınlaşmalıyım.

Bağ, tamamen başkalarına: onların başarılarına, kazanmalarına, sağlıklarına, her şeyde, bağlı olduğumu hissettiğimdeki, karşılıklı bağımlılık hissidir. Bu yüzden ailelerimize bağlıyız, çünkü buna bağlı olduğumuzu anlarız. Eğer aile üyeleri sağlıklıysa bu benim için iyidir; başarılılarsa, bu da bana fayda sağlıyordur. Bu bizim alma arzumuzun en ilkel haliyle işleyiş şeklidir: haz/acı, ayrılma/bağ, ıstırap/ıstırabın yokluğu.

İçimizde gerçekleşen niteliksel bir değişimin ardından tam ölçü (Seah), eylemlerin sayısını, yılların sayısını ve yatırılan çabaların toplamını içeren değişikliklerin nicelik ve niteliğinden oluşur. Bunlar niceliksel göstergelerdir, ancak nicelikten yeni bir nitelik gelir.

Tüm çabalarımız sadece kalbimizi yumuşatmayı amaçlamaktadır. Tam ölçü, kalbimizin kabuğunun kırıldığı anlamına gelir. Kalp bir kabukla kaplıdır ve “cevaba ulaşmak için” kırılmalıdır. Maneviyatla ve kırılmamızla biraz temas hissetmeye başlamak için, bir çatlak bile yeterlidir. Bundan önce, kişi kırılmayı hissetmez bile, kalbi sağırdır.

Tek bir darbeyle kabuğu kırmak imkansızdır. Bu, bir civcivin yumurtadan çıkma şekline benzer: çatlayana ve dışarı çıkmasına imkan verene kadar kabuğa vurur ve vurur. Bununla birlikte, bizim durumumuzda bu daha da zordur, çünkü kabuk sadece bir darbeyle kırılmaz, onu tek başına kırmak da mümkün değildir, sadece dostlarla birlikte mümkündür! Bu, birlikte yapılan çok sayıda vuruşla yapılacaktır.

O zaman kimin kabuğunu kırıyorum: benimkini mi yoksa dostumunkini mi? Kabuk ne benim ne de onundur, ama o bizim aramızdadır. Yazıldığı gibi, “Her biri dostuna yardım etti.” Dost kendi tarafından vurur ve ben de kendi tarafımdan vururum ve ancak birlikte aramızdaki bu kabuğu kırabileceğiz.

Break The Shell Between Us