Category Archives: Yaradan

Yaradan’a Olan Mesafemizin Sebebi

Gerçekten de Yaradan’a olan muazzam mesafemiz ve O’nun arzusunu çiğnemeye bu kadar meyilli olmamızın tek sebebi var ki bu tüm ızdırap ve çektiğimiz acıların ve sınıfta kaldığımız günahların ve hataların kaynağıdır. (Baal HaSulam, “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”)

Yaradan’dan neden uzak olduğumuz, neden O’nu hissetmediğimiz sorusu içimizde yanıp tutuşmalıdır.

Açıkçası, bu nedeni ortadan kaldırarak tüm ızdırap ve acıdan anında kurtuluruz ve derhal kalpte, ruhta ve yücelikte O’na tutunma ile bahşediliriz.

Baal HaSulam, Yaradan’a olan mesafemizin gerçek nedeninin, O’nu hissetme, O’nun farkında olma ve O’nu bilme eksikliğinde yattığını söyler. Sonuçta, bizler O’nu içimizde olan ve bizi yöneten Biri olarak hissetmiyoruz.

Kaderinizle Hemfikir Olun

Soru: Her zaman kaderin önünde, Yaradan’ın belirlediği şeyin önünde iptal olmaktan bahsediyorsunuz. Bunu söylediğinizde tam olarak ne demek istiyorsunuz?

Cevap: Demek istediğim; önüme konulan her şeyle bilinçli olarak hem fikir oluyorum.

Soru: Hastalıklarım ve benzeri şeylerle bile mi?

Cevap: Elbette.

Soru: Yani bunlar sizin tarafınızdan verilmiş ve benim için gerekli şeyler. Öyle mi? Peki o zaman benim acım, ıstırabım ne olacak?

Cevap: Onunla hemfikir olmak, insanın içinde huzur yaratır. Kişi kaderiyle hemfikir olur, Yaradan’la hemfikir olur, kaderine göre kendisine tahsis edilen her şeyi kabul eder.

Soru: Bu bir anestezi gibi midir?

Cevap: Evet.

Soru: Ve buna iptal olmak mı deniyor?

Cevap: Evet.

Soru: Ve kişi buna ulaşmalı mıdır?

Cevap: Öyle olduğuna inanıyorum.

Bunda Bilgeliğimiz Yatar

Yorum: İnsan nereye gideceğini bilmeden duruyor. Yolların bu tartışmasını duyuyor: birinin sonunda cehennem, diğerinin sonunda cennet var. Yine de hiçbir yere hareket etmiyor. Sanki parçalanmış gibi; hangi yöne gideceğini bilmiyor!

Cevabım: Bu bizim her saniye hissettiğimiz bir şey.

Yorum: Yani, bu yollar, sadece şu anda durup bir karar vermemle ilgili değil. Ben her zaman bu koşulun içindeyim.

Cevabım: Her zaman bunun içindesiniz.

Soru: Her zaman bir yol ayrımında mıyım?

Cevap: Evet, her an.

Soru: Peki, sonunda hangi yolu seçeceğime nasıl karar vereceğim?

Cevap: Hiçbir şeye karar vermezsiniz. Hiçbir şeye karar vermezsiniz; her şey yukarıdan belirlenir. Yönlendirilmeniz gerektiği gibi yönlendirilirsiniz. Ve bu zaten bilinir ve önceden belirlenmiştir. Öyleyse asıl önemli olan, bununla hemfikir olmak, endişelenmemek ve her şeyi düzenleyen Yaradan ile bağ kurmaktır. O, sizi elinizden tutup gitmeniz gereken yere götürecektir. Siz sadece itaatkar bir şekilde kendinizi ıslah edin, yani her an O’nunla hemfikir olun.

Soru: Öyle ya da böyle, bu yol ayrımında bir an, bir süre durup O’nunla hemfikir olup O’nun yönlendirdiği yere gitmem mi gerekiyor?

Cevap: Evet.

Soru: “Kalbin götürdüğü yere gitmek” bu mu demek?

Cevap: Öyle denir. Düz çizginin tanımına göre. Düz çizgi, aslında her noktasında bir dönüş olan bir eğridir.

Yorum: Bunu bilmiyordum. Benim için, ilkokul birinci sınıftan beri, bu, iki nokta ve aralarındaki düz bir çizgidir.

Cevabım: Hayır. Düz bir çizgi çizemezsiniz; son noktayı bilmiyorsunuz. Ama her noktada bir dönüş yaparsınız ve bu yüzden düz bir çizgi olur.

Yorum: İnsan kendi yolunu seçmez, diyorsunuz. Yaradan onun için seçer. Ve siz her zaman çizginin, Yaradan ile hemfikir olmak olduğunu vurguluyorsunuz.

Cevabım: Evet.

Soru: Neden hemfikir oluyorum? Bu, tükenmişlikten mi, bilgelikten mi kaynaklanıyor? Burada hangisi daha güçlü?

Cevap: Çünkü bu tek doğru seçenektir. Kendimi doğaüstü bir şeye ayarlamıyorum. Özel bir karar vermiyorum. Sadece, Yaradan ile anlaşma içinde, hayatın akışına kapılmak istiyorum, çünkü o başından beri benden üstündür.

Soru: Bu bilgeliğe nasıl ulaşırız? Sürekli olarak bir şeyler seçiyoruz.

Cevap: O zaman devrimci olun. Buyurun!

Soru: Bunun boşuna bir çaba olduğu zaten açık. Kabul ettiğimde bu gerçek bir devrim mi olur?

Cevap: Yaradan ile hemfikir olduğunda olur, çünkü bu sizin doğanıza aykırıdır.

Soru: Doğamın üstüne çıkmak bu mu demek?

Cevap: Evet, hayatımız kendi egoizmimizle, kendimiz için istediğimiz şeyle bir mücadeledir. Bu nedenle, sadece böyle bir yaklaşım gerçekten rasyoneldir.

Soru: Öyleyse “Ben karar veririm” bizim içimizde mi yaşıyor? Gerçek tersine çevirme şu mu: “Sen karar verirsin, ben değil”?

Cevap: Evet, bu yüzden yukarı sıçramalı, Yaradan’a tutunmalıyız ve bu şekilde ileriye doğru uçmalıyız.

Soru: Yaradan’a tutunmalıyım, bu nedir?

Cevap: Bu, tüm evrenin doğasıdır. Her şeyi döndüren büyük bir güç, en bilge güç. Ve bizler onun içindeki küçük parçacıklarız.

Gerçekten de, üstümüzde bizi kontrol eden bir şeyin olduğunu fark etme yeteneği bize verilmiştir. Onun yönettiğini kabul etmek, bunu ifşa edebilirsek, bu bizim bilgeliğimizdir.

Yorum: Ve her zaman söylediğiniz bu ek unsur, her şeyin iyi olduğu, kabul etmesi en zor olan şeydir.

Cevabım: Eğer O yönetiyorsa ve O’ndan başkası yoksa, o zaman bize ne kalır? Yapmamız gereken en mantıklı şey O’na boyun eğmektir. Zayıflıktan değil, anlayıştan dolayı boyun eğmek.

Soru: O zaman otomatik olarak iyiye doğru ilerlediğimi anlar mıyım?

Cevap: Evet ve sonra iyiye doğru ilerleyeceğiz.

Doğa Koruyucu Perdesini Kaldırmaya Başladı – Bölüm 4

Doğa bizi bir kısıtlama yaratarak korur; yani doğa üzerindeki etkimiz, sadece içsel gelişimimiz ölçüsünde ortaya çıkar. Merhametli bir yargıç gibi ceza verirken, sadece suçları değil, aynı zamanda onları anlama ve fark etme yeteneğimizi de hesaba katar.

Doğa, adeta olumsuz etkilerimizi filtreler ve onları milyarlarca kez azaltır. Sonuç olarak, doğaya yalnızca çok az etki ederiz ve bunu da belli bir biçimde, sadece ondan öğrenmek ve gerçekten onu etkilediğimizi anlamak için yaparız.

Her şeyden önce, insan, insan seviyesinde doğanın ayrılmaz bir parçası olmalıdır; yani diğer insanlarla olan ilişkilerinde, herkesin tek bir beden olduğunu anlamalıdır. Kişi kendi ıslahını sağlamalıdır ve yalnızca çevreyi (cansız, bitkisel ve hayvansal) korumanın kendisine yardımcı olacağını ummamalıdır. Bu en temel noktadır.

Tüm atıkları “geri dönüşüme” yani yeniden kullanıma göndersek ve hatta tüm Atlantik Okyanusu’nu atıklardan temizlesek bile, bu doğayı kurtarmamıza yardımcı olmayacaktır. İnsanın doğayla bütünsel ilişkisi, düşünce ve arzu seviyesinde ifade edilir—doğa üzerindeki asıl etkimiz budur.

Doğada, evrensel bütünsel bağ yasası işler, çünkü doğa Yaradan’dır! Bir kurt bir koyunu öldürüp yese bile, bunu doğanın emriyle yapar; doğa ona hasta canlıları öldürmesini söyler.

Ormandaki tüm kurtları yok ederseniz, tüm hayvanlar hastalanır ve tüm orman yok olur. Doğada herkes başkaları için yaşar. Bunu farkında olmadan içgüdüsel olarak yapar. Kurt, hasta hayvanları yemek için yaşadığını bilmez.

Ama insanların hayatta kalmak için birbirini yemelerine gerek yok. Birbirlerine sadece egoizmleri yüzünden zarar veriyorlar.

Doğayı fiziksel seviyede “korumak” yerine, ondan doğanın tüm parçalarının var olduğu içgüdüsel doğru bağı öğrenmemiz gerekir. İnsan toplumunu da aynı yasalara dayandırmalıyız. Hayvanların fiziksel eylemlerle yaptıklarını, bizim manevi eylemlerde inceleyip yerine getirmemiz gerekir.

İnsanların düşünce ve arzuları, alt seviyelere; cansız, bitkisel ve hayvansal dünyalara bir uygulama olarak yansıtılır. Bu nedenle, insan toplumunu bütünsel bir biçimde inşa etmeli ve doğaya, bir parçası olduğumuz genel bir sistem olarak ele almalıyız.

Doğaya tepeden ya da yandan bakmak yerine, doğanın tamamının üst güç, Yaradan olduğunu ve insanlığın onun ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini hissetmeliyiz. Doğru katılımımızla, doğanın tamamı dengeye girecektir.

Doğadaki tüm dengesizlikler, insana kendini dengeye getirmesi için gösterilir. O zaman insan, doğaya olan etkisinde, her şeyin nasıl dengeye geldiğini görecektir. İnsan kendini ıslah ederse, Dünya bir Cennet Bahçesi’ne, mükemmel bir sisteme dönüşecektir.

Bunu yapmazsak, doğa bizi acımasızca eğitecektir ki son zamanlarda gördüğümüz de bu.

Yaradan’ın Tutumunu İfşa Edin

Soru: Yaradan’ın yönetiminin O’nun iyiliksever olduğunun ifşası nasıl gerçekleşir? Sonuçta, edindiğimiz her şey, sanki O’nu doğrudan ifşa etmek istemiyormuşuz gibi, mantık ötesi inançla edinilir.

Cevap: Eğer kişi, Yaradan’ın kendisine karşı tutumunu, sadece kendisine karşı değil, gerçekten O’nu ifşa etmek için kendini ayarlarsa, uyguladığı baskıya, arzusuna göre, Yaradan’dan bir yanıt alır.

Sonuçta anlaşılır ki, Yaradan’ın kendisine karşı tutumunu bilmek için bir soru ile Yaradan’a döner ve bir yanıt alır.

Eğer Yaradan’ı Hissetmiyorsanız

Soru: Tüm dünyanın ihsan etme niteliğiyle dolu olduğunu hissettiğiniz, ancak içinde Yaradan’ı hissetmediğiniz bu koşul nedir?

Cevap: Bu doğru olmayan bir koşuldur. Sizin dünyanızda, sizin maneviyat algınızda, Yaradan’ın kendisi mevcut değildir.

Bu sizden, ciddi bir şekilde düşünmenizi ve O’nun sizinle etkileşime girmesini, O’nunla birlikte olmayı ve O’nu memnun edecek şeyleri yapmayı arzulamanızı talep etmenizi gerektirir. Sonra O’nun bunu yerine getirmesini beklersiniz.

Her Şey Bağın Gücüne Bağlıdır

Soru: Yaradan’ın açık yönetimini eninde sonunda ifşa edeceğimi biliyorsam, bu bilgiyi egoizmden uzak bir şekilde nasıl kullanabilirim? Er ya da geç Yaradan’ı edineceğime inanıyorum ve gelecekteki koşulumu şimdiden uygulayabileceğimi düşünüyorum.

Cevap: Bunu nasıl uygulayabilirsiniz?

Yorum: Yaradan’ı ifşa edeceğime olan inancımla.

Cevabım: Henüz inanç niteliğine sahip değilsiniz. Sadece gelecekte bir gün onu edineceğinizi düşünüyorsunuz. Bunu şimdi mi yoksa başka bir zamanda mı edineceğiniz bilinmiyor.

Bu nedenle, daha büyük bir birliktelikle Yaradan’ı ifşa etmek için dostlar grubunuzla birlikte daha da ilerlemeye odaklanın. Her şey bağınızın gücüne bağlıdır.

Eğer Acı Çekiyorsanız

Soru: Eğer mantık ötesi inançla hareket edersem ve Yaradan’ı haklı çıkarırsam ama yine de acı çekersem – bu doğru bir çalışma mıdır?

Cevap: Eğer acı çekiyorsanız, bu gerçekten doğru çalışma mıdır?

Başlangıçta, kaynaklarda yazılanlara göre kendinizi ıslah etmeyi amaçlayarak Yaradan ile hemfikir olursunuz. Ama sonra tam tersi olduğu ortaya çıkar.

Umarım ne demek istediğimi anlıyorsunuzdur.

Onlu İle Bağ Kurun

Soru: “Çabaladı ve buldu” denir. Bulmak, çalışmamızdan beklediğimiz “emek karşılığı ödül”ün tam tersiyse, bu, Yaradan’ın en beklenmedik yerlerde, bizim ödülü beklediğimiz yerde değil de onludaki birlikten ifşa olduğu anlamına mı gelir?

Onlu içinde bu koşula nasıl ulaşabiliriz?

Cevap: Onlu içinde, bağımızın Yaradan’ı ifşa etmeyi amaçlayan bir birlikteliğe ulaşmasına çalışmalıyız, böylece O’nun aramızdaki bağda ifşa olduğunu gerçekten hissedebiliriz.

Soru: Onlu ile bağ kurma çabamızda, Yaradan’ın bize verdiği derslerde, kişinin kendi egoizminin tuzağına düşmediğini ve bulduğunu nasıl bilebilir veya hissedebilir?

Cevap: Aramaya devam edin ve aradığınızı bulup bulmadığınızı veya gerçekten egoizmin ağlarına yakalanıp yakalanmadığınızı göreceksiniz.

Tora Zehir Haline Gelmesin Diye

40) Öncelikle, bilgelerimizin (Megillah 6b) şu sözlerini anlamalıyız “Çabaladım ve buldum – inan; çabalamadım ve buldum – inanma” (Baal HaSulam, “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”).

Soru: Neden önce bunu anlamalıyız ve sonra Tora’nın bir insan için nasıl ve ne şekilde ölümcül bir zehir haline geldiğini görmeliyiz?

Cevap: “Çabaladım ve buldum – inan” koşulunu, ifşa etme hissimiz için gösterdiğimiz çabaların arzumuzla orantılı olduğunu anlayacak kadar ifşa etmeye çalışmalıyız.

Kişi, Yaradan’ı edinmek için tüm gücünü harcıyor ve O’nun ifşa olmasını bekliyorsa, nasıl olur da çabalar ve bulamaz?