Category Archives: Yaradan

Işığı Karanlıktan Ayırın


Kişi bu hissi, bu ifşayı elde edene kadar, mantık ötesi inancın ne anlama geldiğini anlamak imkânsızdır. Ve mantık ötesi inancın ifşası, bilgiyle eşzamanlı olarak gelir. Şu anda, zihnimizin gerçekte ne olduğunu bilmiyoruz; zihnimiz içgüdüsel olarak, bilinçaltında her zaman iyi koşullara ulaşmaya çalışır ve kötü koşullardan uzak durur.

Neden tam olarak bu şekilde davrandığımı araştırma, görme, anlama veya hissetme gücüne sahip değilim. Bu tür davranışlar, benim hissiyatıma, kavrayışıma veya bilinçli hesaplamama ulaşmadan önce, zaten doğama önceden yerleşmiştir. Bu benim doğamdır.

Şöyle yazılmıştır: “Ve O, ışığı karanlıktan ayırdı.” Bu, kişinin zihninin her şeyde tamamen yönetildiğini hissetmeye başladığı koşulu ifade eder. Ancak o, bu yönetimi zaten dışarıdan görebilmektedir. Ve bu gözlem noktasından, kendi içinde başka bir yaklaşımın oluşmaya başladığını ve gelişmeye hazırlandığını görür.

Bu, onun ilk doğasından kendisini ayrılabileceği yeni arzular (manevi kaplar) edindiği anlamına gelir. Orada diğer ruhlarla, Yaradan ile birlikte var olur ve orada, kişiye ifşa olduğu ölçüde, herkesin faydasını içeren, farklı, bütünsel denilen bir hesaplama çalışır.

Bu sıfır noktasından itibaren, mantık ve mantık ötesi inanç olmak üzere bu iki yön birlikte gelişmeye başlar: biri ne kadar gelişirse, diğeri de o kadar gelişir, ta ki her ikisi de ıslahın sonuna ulaşana kadar. Mantık, benim doğal, içsel egoist arzumun gelişmesidir. Mantık ötesi ise, ihsan etme arzusunun gelişmesidir.

Ve onları birbirinden ayıran şey ışıktır. Biri her zaman diğerinin pahasına inşa edilir. Bu nedenle, almanın anlamı, bu kelimeler uyumsuz ve çelişkili görünse de, ihsan etmek için olmalıdır. Ancak mantık geliştiğinde, onun üzerinde mantık ötesi inanç da buna paralel olarak gelişir.

Birinin diğerinden ayrıldığı bu his, Yaradan’ın kurtarışı olarak adlandırılır. O andan itibaren, kişi kendi içinde yeni manevi kaplar, yeni arzular hissetmeye başlar.

Bu, duyusal bir anlayış gerektirir, çünkü tartışılan konu arzudur ve mantık daha sonra gelir.

Sadece ihsan etmeye ulaşmaya çalışıyorsak, çalışmaya ve grup faaliyetlerine gayret gösteriyorsak, bu, hazırlık dönemi olarak kabul edilir. Henüz manevi arzulara sahip değiliz ve bu nedenle, mantık ve mantık ötesi inanç olmak üzere iki dalın büyümeye başladığı sıfır noktasına henüz ulaşmadık. Hazırlık aşamasında değil, tam da bu noktadan itibaren mantık ötesi inançla çalışmaya başlarız.

Sonra sürekli birinden diğerine geçeriz: mantıktan mantık ötesine yükseliriz ve sonra geri düşeriz. Mantık ötesi inanca yükselmek için mantık içine tamamen dalmak gerekir. Onun üzerine yükselmek için mantık gereklidir.

Sahip olduğumuz tek şey haz alma arzusudur. Ve bunun tersi şekilde onunla nasıl çalışılacağımızı öğrenmemiz için bu ifşa olmalıdır.

Yaradan’ın Garantisi

Soru: Yaradan ile birleşmek için hangi koşulları koruyup hangilerini terk edeceğimi neye göre seçmeliyim? Neye güvenmeliyim?

Cevap: Daha önce deneyimlediklerinize. Şimdi, yolun belli bir bölümüne ulaşmış durumdasınız; öyle ki, denildiği gibi, “Sırları bilen, onun bir daha asla aptallığa geri dönmeyeceğine tanıklık eder.” Yani, Yaradan size bu koşulu garanti eder.

“Duy, Ey İsrail!”

“Gün”, güneş ışığının olduğu zaman değil, manevi ışığın bir kişiye ifşa olduğu zamandır. Bu, birkaç ayda bir, ömür boyu bir kez veya her an olabilir.

Ve kişi her ifşaya ulaştığında, bu ifşa tam ve mükemmel olmalıdır. Bu nedenle, kişi şöyle demek zorundadır: Duy, ey İsrail, Yaradan bizim Tanrımızdır, Yaradan Bir’dir!

Bu, kişinin “Bir”e yani doğanın tek ve birleşik gücünün anlayışını edindiği anlamına gelir.

“Duymak” Bina derecesini (işitme, kulak) ifade eder. “İsrail” ise “Yaradan’a doğru” özlem duyan, Malhut’un Zeir Anpin’e yükseldiği ve onunla birlikte Bina’ya yükseldiği anlamına gelir. Yaradan bizim Tanrımızdır; Yaradan Bir’dir, her şeyin Bina’da tek bir bütün halinde birleştiği anlamına gelir.

Malhut’ta birleşen ruhlar, Zeir Anpin’e, sonra Bina’ya katılır ve hepsi birlikte “Bir” kelimesine dahil olur.

“Bir” kelimesi, kişinin yaptığı tüm ıslahları özetler ve “O ve O’nun ifşası Bir’dir” (Hu veShmo Ehad) koşuluna ulaşır. Bu nedenle, “Duy, ey İsrail, Yaradan bizim Tanrımızdır, Yaradan Bir’dir” duası, derecenin ıslahının ve tamamlanmasının bir işaretidir.

Her derecede yani her “günde”, koşulumuzu bu şekilde ifşa etmeliyiz. “Söylemek” sadece edinmek değil, aynı zamanda edinileni ifade edebilmek anlamına da gelir.

Maneviyata Giriş Hazırlığı

Soru: Hazırlık dönemi boyunca yaptığımız her şey, yeteneklerimizle ilgili hayal kırıklığına uğramamıza mı yöneliktir?

Cevap: Elbette! İlk aşama, tüm varlığımın düşüncelerimde, eylemlerimde ve arzularımda bütünüyle egoist olduğunu doğrulamak için gereklidir.

Bu egoizm beni Yaradan’dan koparıyor; asıl mesele bu. Ben sadece bir egoist değilim. Egoizm beni Yaradan’dan öylesine koparıyor ki, kendime, başkalarına ve O’na karşı öfkelenmeye başlıyorum ve bunun neden başıma geldiğini sorguluyorum. O’nunla benim aramda bir mücadele içindeyim ve yaşadıklarım için O’nu haklı çıkarıp çıkarmayacağımı bilemiyorum.

En rahatsız edici, korkunç şeyler, sıradan bir insanın karşılaşmadığı ölçüde, yoğun bir içsel sorgulama ve analiz eşliğinde başıma geliyor. Bana egoizmin alçaklığını göstermek için, toplum içinde son derece utandırıldığım ve kötü düşünce ve arzularımın “ortaya çıkmasından”, yargılanmaktan ya da dışlanmaktan çok korktuğum durumlar veriliyor.

Bu tür hisler, insanı sarsmak, onu koşullarının üzerine yükseltmek, onları hafife almamasını sağlamak ve bunların tamamının kendi egoizminin ürünü olduğunu fark ettirmek için bilinçli olarak yukarıdan gönderilir. Yani, ihsan etme niteliğinde olabilmek için, kendinizi düşünmemelisiniz, aksine kendinizin üstünde olmalısınız; bu utançtan kaçınmak için değil, ihsan etme niteliğinin her şeye değer olduğunu gerçekten ifşa etmek içindir.

Dolayısıyla, tarif edemeyeceğiniz türden içsel sorgulamalar vardır. İnanıyorum ki gelecekte, Kabalistlerin makalelerinde ele aldıkları konuları daha sanatsal ve psikolojik açıdan detaylı bir biçimde anlatan sanat eserleri ortaya çıkacaktır.

Efendi’nin Günü Ve Efendi’nin Gecesi Nedir?

Gündüz ve gece, Dünya’nın dönmesine bağlı olarak güneşin doğuşuyla tanımlanabilir. Peki, Yaradan’ın günü ve Yaradan’ın gecesi nedir? Gündüzün ve gecenin nerede olduğunu nasıl kontrol ederim? Elbette bunun astronomi ya da fiziksel dünyayla hiçbir ilgisi yoktur çünkü orada cansız seviyedeki güçler çalışır.

Yaradan’ın günü ve gecesi, insanın içinden geçtiği koşulları ifade eder. Kişi ne kadar ilerler ve kendini Yaradan’la özdeşleştirirse, O’na o kadar yaklaşır; buna bağlı olarak da Yaradan için günün ve gecenin ne olduğunu hisseder. Kişi, bu sürece eşlik eden koşul değişimlerini hisseder. Yaradan’da hiçbir değişim yoktur; Yaradan’ın gecesi mi gündüzü mü olduğuna karar veren, kişidir.

Gecenin olmadığı gün, günün olmadığı gece yoktur. Tora elbette günlerden ve gecelerden manevi anlamda söz eder; yani Yaradan’ın günü ve gecesinden. Bu kavramların içine dalmalı, manevi gündüz ve gecelere göre yaşamaya başlamalıyız ve gelişimimizin tüm sürecini, sonsuz manevi doğanın sonsuz evrimini fark etmeliyiz.

Manevi çalışmamızda kişi, karanlığın ışık gibi parladığı ve akşam ile sabahın tek bir gün hâline geldiği noktaya gelmelidir.

Yaradan’ın gününde tüm dualar kabul edilir; çünkü o anda ben Yaradan’a yakınımdır ve O’nunla doğrudan bağdayımdır: ben O’nunla, O da benimle. Buna Yaradan’ın günü denir. O zaman Yaradan dualarımı kabul eder ve Yaradan’ın bana ne şekilde hitap ettiğini anlarım. Aslında, her zaman Yaradan ile bağdayız ama ben bunu anlamıyorum ve O’nunla iletişimde olduğumu da fark etmiyorum.

Yaradan’ın gününü beklemek, mantık ötesi inanç için yani ihsan etme nitelikleri için çabalamak demektir. İnanç öyle güçlü olmalıdır ki, Yaradan’ın dünyayı iyilikle yönettiğini açıkça görebilelim.

“Sırları Bilen O, Tanıklık Ettiğinde”

Kişi, tam bir tövbenin kendisine bahşedildiğinden ne zaman emin olur? Bunun için kişiye açık bir işaret verilir: “Sırları bilen O, kişinin aptallığa geri dönmeyeceğini tanıklık ettiğinde.” Bu, kişinin yüzün ifşasını edineceği anlamına gelir ve o zaman, kurtuluşunun kendisi, kişinin aptallığa geri dönmeyeceğini tanıklık edecektir. (Baal HaSulam, “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”)

Soru: Kişinin bir daha asla aptallığa dönmeyeceği ne anlama gelir?

Cevap: Bu, kişinin Yaradan’ın ifşası aracılığıyla, O’nunla olan bağının derecesini açıkça fark ettiği bir koşuldur. Bu farkındalık onu düşmekten korur. Yaradan ona karşı tutumunu ona açıklar ve bu nedenle artık düşmez.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 278

Soru: Yaradan bir kişi hakkında tanıklık eder. Bu, ödül ve ceza derecesinin başında mı gerçekleşir, yoksa kişi bu çabayı tamamlayıp bu dereceyi geçtiğinde mi gerçekleşir?

Cevap: Başında gerçekleşir.

Soru: Kişi, Yaradan ile doğrudan bağlı olarak arzularını ıslah etmek için mi çalışır, yani eylemlerinin sonucunu görür mü?

Cevap: Evet.

Soru: Kişi, yüzün ifşasıyla ödüllendirildiyse, bu noktadan itibaren özgür seçim nelerden oluşur?

Cevap: Kişi kendini sürekli olarak kişisel arzularının üstünde bir seviyeye yükseltmelidir. Hepsi bu kadar.

“Özel Etkiler” Üzerinden Çalışmak

Soru: Bir kişinin Kabala çalıştığını varsayalım. Ancak çevresinde her türlü olumsuz eylem, nefret, sindirme vb. olaylar yaşanıyor. Siz şöyle diyorsunuz: “Bunların hiçbir etkisi yoktur. Hedefe doğru, net bir yol izleyin. Ve olan her şey, sizi dikkatinizi dağıtan özel etkilerdir; bunlar sizi ana yoldan saptırır.”

Ama ne için? Kişi bu “özel etkilere” dikkat etmez ve hedefe odaklanırsa, bunlar neden gereklidir?

Cevap: Onları aşmak için. Onların üstüne çıkmalı ve hedefe bağlanmalısın. Bu “özel etkiler” ve dünyada yaratılan her şey, seni hedefe yönlendirmek, seni yükseltmek, hareketini keskinleştirmek ve hızlandırmak için gereklidir. Sadece bunun için! Seni hedefe daha keskin bir şekilde yönlendirmek ve ona doğru hareketi hızlandırmak için. Başka bir şey için değil.

Yorum: Yani biri boğazınıza bıçak dayasa, “Affedersiniz, şimdi derse yetişmem gerekiyor” ya da başka bir şey diyorsunuz. Ve “Korkma, hepsi senin iyiliğin için” diyorsunuz.

Cevabım: Evet, her şey bu şekilde düzenlenmiştir. Ve bu, kişi kendi içinde Yaradan’ın imajını bir şekilde yaratmak için kendisi üzerinde çalıştığında hissedilir. O, kendisi tarafından yaratılan, gözünün önünde, içinde ve dışında bulunan tüm bu imgelerin, kendi içinde Yaradan’ın imajını doğru bir şekilde oluşturabilmesi için olduğunu görür.

İmaj, görsel bir imaj değil, nitelikler, diyelim ki karakter anlamına gelir. İhsan etme ve sevgi niteliğinin karakteri.

Mahsom Öncesi Ve Sonrası

Kişi mahsom’u geçtikten sonra, ilerler – ruhu ona öğretir. Nerede olduğunu anlar.

Soru: Kabalistlerin aktardıkları metot, öncelikle hazırlık aşaması için mi tasarlanmıştır?

Cevap: Hayır. Kabalistler birçok seviyeden bahsederler. Örneğin, Zohar Kitabı, manevi yükseliş merdiveninde ilerlerken, sadece üç çizgiden bahseder. Kabala bilgeliğinde, devam eden manevi hareketten bahsediyoruz.

Elbette, hazırlık aşamalarını ele alan makaleler ve mektuplar da var. Ancak prensip olarak, ana materyal ciddi manevi ilerlemeyle ilgilidir.

Hazırlık aşaması şöyledir: elinden geleni yap ve sonra ne olacağını gör. Ne kadar konuşursanız konuşun, kişi yine de tam olarak anlamaz.

İnsanları yanıltan ana sorun, ya Kabala’yı dinlerle karıştırıp bazı dışsal eylemlerde bulunmaları gerektiğine inanmaları, ya da sonucu doğrudan kendi çabalarına bağlı olan dünyamızdaki işlerle karıştırmaları, ya da hiçbir şey yapmadan her şeyin gelmesini beklediğiniz Doğu yöntemleriyle karıştırmalarıdır.

Kabala bilgeliğinde manevi çalışma, orta çizgi üzerinde inşa edilmiştir. Çok çaba sarf etmeli, kendi gücünüzden hayal kırıklığına uğramalı ve sizi ıslah etmesi için ışığa içten bir talepte bulunmalısınız. Bunu yaparak, ışığın üzerinizde etki etmesi için gerekli koşulları yaratırsınız. Yaradan, sizin acı çekmenize veya yalvarmanıza ihtiyaç duymaz; aksine, arzunuz değişmeye hazır hale gelir ve sonra da değişir.

Dünyanın Temel Kanunu

Soru: Sürekli olarak sözlerimizle başkalarını öldürüyoruz. Ve daha akıllı olanlar hemen değil, yavaş yavaş öldürüyorlar. Düşman edinmemek için, başkaları arasında yayılan dedikodular başlatarak yavaş yavaş öldürüyorlar. Başkasını aşağılamak bizim doğamızda var.

Başka birini yavaş yavaş aşağılayıp, onu yolumdan çekmem ve öldürmem neden bana acı vermiyor?

Cevap: Diğer kişinin benim yaşamama izin vermediğine, onun yoluma çıkan ve beni yok etmesi gereken düşmanım olduğuna inanıyorum.

Soru: Neden bu şekilde yaşamak için, bize böyle bir doğa verildi?

Cevap: Hepsi aynı nedenden dolayı, egoizmimizi ıslah etmemiz için, “komşunu kendin gibi sev”in dünyanın temel kanunu olduğuna ikna olabilmemiz için.

Yorum: Öyleyse, bir noktada, böyle olduğum için kendimi kötü hissetmem gerekir.

Cevabım: Evet, elbette.

Soru: Şu anda tüm bu savaşları, tüm bu cinayetleri, doğrudan, dolaylı olarak vb. görüyorum. Peki, hangi noktada şunu düşünmeye başlarım: “Ben ne yapıyorum? Bunların hepsi benim içimde. Bundan nasıl kurtulabilirim?”

Cevap: İfşa anında.

Soru: Peki bu ne zaman olur? Bu hızlandırılabilir mi, yoksa bir şey yapılabilir mi? Anlıyorum ki bu gerçekten hayatımın en önemli anı. Her şey benim içimde, her şey benim yüzümden, hatta katil benim. Bir insana bu olur mu?

Cevap: Kötülükle dolu olduğuna ikna olduğunda, gerçek doğası ifşa olur ve artık buna tahammül edemez ve Yaradan’a döner.

Soru: Bu, kişi için beklenmedik bir şekilde mi olur? Yoksa sanki zaten bunu istiyormuş gibi mi olur?

Cevap: Hayır, bu ifşa, genellikle ciddi bir itilişle gelir.

Soru: Yani bundan önce bir şey var; sonuçta bir tür dürtü mü var?

Cevap: Evet.

Soru: Bu kişiye ifşa olduğunda, her şeyin sadece O’na bağlı olduğunu anladığı için Yaradan’a dua etmek doğal hale mi gelir?

Cevap: Evet, o zaman kişi Yaradan’a döner, kendini yargılar ve kendini ıslah ederek çevresindeki dünyayı ıslah eder.