Category Archives: Sevgi

Sevmeyi Öğrenmeye Nereden Başlamalıyız?

Soru: Yaradan’ı edinmek için kişi sevmeli ve karşılıksız yardım etmelidir. Bu, hayvanları da sevmemiz gerektiği anlamına mı geliyor? Sonuçta, onlardan maddi bir geri dönüş beklemiyorsunuz. Belki onlarla başlamalıyız?

Cevap: Hayır. Hayvanlar, bitkiler ve cansız doğa ile ilgili olarak açık bir düzenleme vardır: onları yalnızca insani bir hedefe ulaşmak için ihtiyaç duyduğunuz ölçüde kullanmalısınız. Başka bir şey için değil.

Her zaman oturmamalısınız ve Mayakovski’nin yazdığı gibi, “Kıvrılmış kara kedileri okşayın.” 🙂  Bu, elektrik üretmek için iyi olabilir, ancak kişinin amacına ulaşması için değil. Bunda içsel bir gelişme yoktur.

Kimlerle Birlik Olunur?

Soru: Çok az insan, ebeveynleri, eşleri ve kendi çocukları gibi, kendi aile fertleri ile bağ kurabilir. Kendi çocuklarımla birlik olamazsam, diğer insanların çocukları ile nasıl birlik olabilirim?

Cevap: Bizler, başkalarının çocukları ve aile fertleriyle değil, bizimle aynı amaca sahip benzer düşünen insanlarla birlik oluyoruz: egoist doğamızın üzerine çıkmak ve daha yüksek güçler hissetmeye başlamak için. “Daha yüksek”, mistik güçler anlamına gelmez. Onlar bizim egoizmimizin üstündedir.

Şimdi hissettiğimiz her şey doğadaki cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerindeki egoist güçlerdir. Tüm bunların üstüne çıkmalıyız. Sonra, tüm maddeyi, tüm doğayı ve tüm yaratımı gerçekten hissetmeye başlayacağız.

Bunun için, dışımızda var olan her şeyi hissetmek için, yardımlarıyla kendimizden ve egoizmimizden kurtulabileceğimiz birkaç kişiye daha ihtiyacımız var. Bu, bu şekilde işler.

Soru: Üst güç kendini nasıl gösterecek? Bu his nedir?

Cevap: Bu, bizi her şeye ve herkese bağlayacak olan ihsan etme ve sevginin niteliğidir ve bu şekilde tüm evreni yani tüm dünyaları ve tüm evrenleri dahil edeceğiz. Her şey birdenbire belirli bir sistemde bir araya gelecek ve içimizde hissedilecek.

“Maneviyatınızın, Hayatınızın Bir Parçası Olduğunu Nasıl Anlarsınız?” (Quora)


Manevi yoldaki insanlar, günlük yaşamlarının, yaşadıkları her şeyin bu yola uyduğunu hissederler.

Örneğin, bir ofiste günde sekiz ila on saat çalışıyorsanız, bunun manevi çalışmanızın bir parçası olduğunu anlarsınız. Çalışırken, manevi olarak ilerleme ihtiyacını taşıyorsanız, her hareketinizle manevi enerjinin sizden geçmesine izin verirsiniz. Manevi ıslahlara yani doğuştan gelen alma arzusunun üzerinde, sevgi ve ihsan etme niyetine ulaşmak için böyle bir yaklaşım gereklidir.

Bu dünyanın sayısız etkileşimi, birbirimizi manevi enerji ile etkilememiz için bize verilir. Bu nedenle, günlük yaşamlarımıza, bir bakıma manevi çalışmalarımızdan manevi bir tatmin aldığımız yer olarak yaklaşırsak, o zaman maneviyata ilgisi olmayan birkaç kişi arasında, işyerlerinde ve diğer günlük faaliyetlerde etkileşimde bulunarak, sonrasında manevi içeriği toplum aracılığıyla büyük ölçüde insanlığa kanalize eden “manevi gizli ajanlar” haline geliriz. Onlar, ne hissettiklerini ve nereden geldiğini tam olarak belirleyememelerine rağmen bu işten olumlu bir etki hissederler.

Bu şekilde hareket ederek, birbirimize bağlanır ve dünyaya maneviyat aşılamış oluruz. Dahası, manen ilerlemek isteyen insanlar için bunu yapmak bir zorunluluk haline gelir.

Bizim dünyamız; ailelerimiz, ilişkilerimiz, işimiz ve diğer sosyal etkileşimlerimiz olacak şekilde yaratılmıştır – bu tür ilişkilerden çekinmemiz için değil, ancak bu şekilde, toplumla tam temas yoluyla, herkesi uyumlu bir şekilde olumlu olarak bağlama niyetimizi ekleriz ve bunu yaparak, kendimizi maneviyata yakınlaştırırız. Bu nedenle Kabala bilgeliği, maneviyata ulaşmak isteyen herkesin, kendisini topluma bağlaması, çalışma yoluyla çekilen manevi güçlerin, genel olarak topluma yayılmasına meydan verdiği için bir aile kurması ve çalışması gerektiğini belirtir. Manevi olarak ne kadar ilerlersek, maneviyatın olumlu insan bağlarında var olduğunu o kadar çok anlarız.

Bu nedenle, günlük yaşamınızda sevgi ve ihsan etme tutumuyla, başkalarıyla olumlu bir şekilde bağ kurma niyetini dener ve uygularsanız, başarıyı göreceksiniz;  dostlarınız ve iş arkadaşlarınız sizinle farklı şekilde ilişki kuracak ve bunu yaparken manevi başarılara da ulaşacaksınız.

İnsanlıkla olan bağımızın, manevi farkındalığımız için potansiyele sahip olduğunu görmemiz gerekir. Bu nedenle, manevi çemberlerimizle olduğu kadar ailelerimiz, arkadaşlarımız, iş arkadaşlarımız ve diğerleriyle, manevi çevremiz aracılığıyla, sevginin ve ihsan etmenin manevi güçleriyle içsel bağımızı güçlendirmeye çalışmalıyız ve bu güçleri insanlığa aktarmalıyız.

“İnsanlar Gerçek Sevgiyi Nasıl Keşfeder?” (Quora)


Öncelikle gerçek sevginin ne olduğu hakkında hiçbir fikrimizin olmadığını anlamalıyız. Gerçek sevgiye ulaşana kadar, sevgiyi her türlü maddi ve egoist yolla yorumluyoruz yani sevgi olarak resmettiğimiz her şeyden, öncelikle kendimize fayda sağlıyoruz.

Ancak gerçek sevgi tamamen farklıdır. Gerçek sevgi, başkalarına fayda sağlama, başkalarının arzularını hissetme ve onların yerine getirilmesi yoluyla haz alma becerisidir. Gerçek sevginin idraki, doğaya göre,  maddesel terimlerle sevgiyi tanımlama şeklimize zıttır.

Gerçek sevgi, nihayetinde insanlığın tek bir ortak sistemde birleştirilmesidir. Şu anda bu sistemi, başkalarının ve doğanın pahasına sürekli olarak kendimize fayda sağlamaya çalıştığımız ve bunu yaparak, birbirimize karşı tutumumuzda belli bir dereceye kadar ayrılık ve mesafe hissettiğimiz, egoist mercekler aracılığıyla, onun zıt biçiminde deneyimliyoruz. Bu egoist durumun üzerinde birleşmeyi hedefleyerek kendimizi, birbirimize olan reddimizi keşfederken buluruz ve sonunda farklılıklarımızın üstesinden gelmemiz gerektiğini anlar ve gerçek sevgi bağlarını oluştururuz. Aramızdaki mesafenin büyüdüğünü ne kadar çok hissedersek, bu mesafeyi gerçek bir sevgi ve önem tutumuyla kapatmak için, samimi bir arzu geliştireceğiz.

Dolayısıyla gerçek sevgi, nefret ve reddetme, ortak bir sevgi şemsiyesiyle örtüldüğünde, karşıtların birleşmesidir. Doğuştan gelen egoist uzaklığımızın üzerinde birleşmeye doğru ne kadar çok ilerlersek, o zaman hayatımıza giren yeni bir tür atmosferi daha çok hissetmeye başlayacağız ve bu bize bugüne kadar haz aldığımız her şeyden çok daha dolu bir tatmin duygusu verecektir.

Hayatımıza giren gerçek sevginin keşfi, bu nedenle gerçekte var olan mükemmelliği ve bütünlüğü keşfetmek için bir fırsattır. Doğuştan gelen egoist niteliklerimizde dar ve kopuk bir yaşam duygusu hissetmek yerine, hücrelerin ve organların çalışma ve parçası oldukları tüm organizmayı hissetme şekline benzer bir gerçeklik algısı ve hissine ulaşırdık. Böyle bir koşul içinde, farklılıklarımızı ve bölünmelerimizi sürekli olarak çok daha büyük bir birleşme gücüyle örteceğimiz için, realitenin negatif-egoist ve pozitif-özgecil kutupları arasında sürekli dalgalanmalar hissederdik. Böylelikle, kendimizi hayatın sürekli alçalıp yükseldiği, sonsuz bir dünyada hissederdik.

Doğuştan gelen egoist tavrımızdan, başkalarının pahasına kendimize fayda sağlama isteğimizden, başkalarına fayda sağlamayı istemek için özgecil bir tavra doğru değişiğimiz zaman, içgüdüsel egoist dürtülerimizi, üstüne yükseldiğimiz negatif güçler olarak hissederiz. Egonun üzerine yükselerek, bağ kurma, verme ve sevme (doğada yaşayan olumlu ve ebedi güçler) güçlerini hissederiz ve bu değişimi yapmak için, ortak bir eğilimde birbirimizi tamamlarız.

Bu çok önemli değişim, yalnızca, farklılıklarımızın ve bölünmelerimizin üzerine yükseldiğimiz ve birbirimizi tamamlamaya başladığımız, birleşmemizin ölçüsüne bağlıdır. Karşılıklı olarak, içsel doygunluğun verdiği mutluluk duygusu, bize sonsuz yaşam hissiyatı verir.

Bu gerçek sevgiyi keşfetmek için, sadece bağlarımızı nasıl geliştireceğimizi, karşılıklı olarak birbirimizi nasıl tamamlayacağımızı ve yerine getireceğimizi ve başkalarında kusur gördüğümüz egoist lenslerimizi, farklılıkların üzerinde birleşmeye çağrı olarak, herhangi bir egoist dürtü hissettiğimiz yerde nasıl değiştireceğimizi öğrenmemiz gerekir.

Kendini Sevmekten Dolayı

Soru: Hayattaki tüm sorunların sadece kendini sevme nedeniyle ortaya çıktığını söylüyorlar. Neden?

Cevap: Ne yaparsak yapalım, başlangıçta bunu sadece kendimizi sevmekten dolayı yaparız. Kendimi seviyorum ve bana yardım edebilecek, beni dolduracak ve beni memnun edecek her şeyi yapıyorum. Bu yüzden, kendi iyiliğim için doğayı yok etmeye, her şeyi yapmaya hazırım. Bütün sorunlar kesinlikle ortaya çıkıyor çünkü ben sadece kendimi düşünüyorum.

Soru: Şimdi dünyaya bir pandemi yayılıyor. Kendimi düşündüğüm için mi?

Cevap: Elbette. İnsanlar sadece kendilerini düşündükleri için bu tür “mikroplar” ortaya çıkar.

Soru: Aynı zamanda, insanın kendini sevmezse başkalarını da sevemeyeceğini söylüyorlar. Bu, başkalarını sevmek için kendini sevmenin gerekli olduğu anlamına mı geliyor?

Cevap: Evet.  Aksi takdirde, kişi başkalarını nasıl sevmesi gerektiğine dair bir örneğe sahip olmayacaktır. Kişi, kendini sevmelidir. Bu yüzden “Komşunu kendin gibi sev” deniyor.

Yorum: Bu narsistik egoistler demektir

Cevabım: Çok güzel insanlar. Sadece onların kendi haz fikrini, başkalarına haz ihsan ederek, kendilerinin de haz alacakları gerçeğine dönüştürmek gereklidir.

Soru: İnsanlar neden bu kadar sık sevgiyi saklar ama açıkça nefreti ifade ederler?

Cevap: Sevgi mecbur kılar ve belki de bana zayıflığımı gösterir. Ve tam tersine nefret, önceden olduğu gibi, başkalarının üzerinde olduğum, onlardan korkmadığım ve bana göründüğü gibi, başkalarına karşı doğru tavrımı göstermeye hazır olduğum izlenimi uyandırır.

Soru: Bazen kişi, zaten herkesi sevdiğini düşünür. İnsan kendini aldatmasın diye, böyle bir aşk testi nasıl geçilir?

Cevap: Kişiye, birisi için bir gün çalışmasını teklif edin. Bırakın denesin ve gururunun tüm ufkunu/anlayışını nasıl kapattığını görün.

Bir Duyguyu Bir Diğeri İçin Değiştirmek

Soru: Sık sık sevgi ve nefretin aynı anda var olması gerektiğini ve sevginin nefreti örtmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Bu ne anlama geliyor?

Cevap: Bu, niteliklerimize göre Kabalistik çalışmada yükseldiğimizde, o zaman, tıpkı yürürken sol ve sağ bacakların birbirine yardım etmesi gibi, sevgi ve nefret birbirinin yerine geçmesi ve birbirlerine yardım etmesi, demektir.

Bu nedenle, ne kadar çok seversem, o kadar çok nefrete düşerim ve ondan yeniden daha da büyük bir sevgiye yükselir ve daha da büyük bir nefrete düşerim. Ve bu süreklidir.

Soru: Ama bu iki duygu aynı anda nasıl var olabilir?

Cevap: Aynı zamanda, ne şekilde? Bu, sözde Aviut’u (nefreti, zıtlığı) kısıtlayarak, perdeyle, kendimizi onun üzerine yükselterek ıslah etmemizdir. Böylece bu iki duyguyu her zaman dengeleriz ama ikisi de bizim gücümüz dâhilindedir. Biz onlara itaat etmeyiz, aksine onlar bize itaat ederler.

Soru: Yani bu aynı anda olmuyor mu? Eğer seviyorsam, sevgi hala hâkim midir?

Cevap: Siz, kendiniz, özellikle değişmek ve ilerlemek için bir duyguyu diğerine değiştirin: sol-sağ, sol-sağ.

Sevginin Kanun Olduğu Nasıl Anlaşılır?

Soru: Birbirleriyle herhangi bir fiziksel temas olmaksızın, insanlar arasında mantıksız nefret ve mutlak sevgi ortaya çıkabilmektedir. Neden?

Cevap: Gerçek şu ki Reşimot (bilgi kayıtları) denen her türlü sınırlamaya/kayıtlamaya sahip olduğumuz için, seviyoruz ya da nefret ediyoruz.

Bize, bu iyi ve bu kötü diye öğretildi, içimize alışkanlıklar ve zevkler aşılandı ve bu faktörlere dayanarak ya birbirimizi çekeriz ya da iteriz. Bu yüzden aramızda bu kadar yanlış anlaşılmalar vardır.

Soru: Sevgiden bahsettiğim birçok insan, hemen sinirleniyor ve rahatsız oluyor. Mesela bunun hakkında ne kadar konuşabilirsiniz ?! Sevgi ve birleşme, defalarca tekrarlanan sözcüklerdir ve bu arada dünya daha da kötüye gitmektedir. Laf çok, icraat yok.

Öte yandan, Kabala’ya göre sevgi kanundur. Ama yerçekimi yasasının üzerimdeki etkisini hissettiğimde gergin değilim. Evet, uçmak istediğim ve yapamadığım için beni rahatsız ediyor.

Kişi, sevginin kanun olduğunu nasıl açıklayabilir veya kanıtlayabilir? Bunu yapmak mümkün olacak mı?

Cevap: Sevginin bir doğa kanunu olduğunu kanıtlamak o kadar da zor değil. Her şeyin sevgiyle doğduğunu ve var olduğunu görüyoruz. Ancak sevgi, nefretsiz olamaz çünkü kendini başka bir şey üzerinde tezahür ettirmelidir; onu başka bir şeye ilişkin olarak hissetmeliyiz. Bu nedenle, doğada her zaman birbirini tamamlayan ve belirten iki zıt kavram vardır.

Komşunuza Giden Yolu Açın

Soru: Başkalarını sevmek için, önce kendimi nasıl sevdiğimi mi anlamalıyım?

Cevap: Bu, manevi yolda çalışırken fark edilir. Başkalarını sevmeye çalışırken, onlardan ne kadar nefret ettiğinizi ve kendinizi ne kadar sevdiğinizi anlayacaksınız.

Soru: Kişinin komşusunu sevmesi gerektiği söyleniyor. “Komşu” kimdir?

Cevap: Komşu kim olursa olsun, dünyadaki herkestir. Hemen hemen tüm insanlar benim parçamdır. Dünyadaki tüm insanları içeren ortak bir organizmayım. Bu nedenle hepsini sevmeliyim.

Soru: Bu sevmede, kolaydan zora gidebilir miyim?

Cevap: Elbette. Öncelikle sevdiklerinize, akrabalarınıza, arkadaşlarınıza ve diğer grup üyesi arkadaşlarınıza bu şekilde davranın ve sonra diğer herkese.

Komşunuzu istediği şeyle doldurmalı ve onu memnun etmelisiniz. Onun için en iyi olduğunu düşündüğünüz şeyle değil, onun istediği şeyle.

Soru: Ya istediği şeye sahip değilsem?

Cevap: O zaman, onun için hoş çabalamanız dışınd,a onu hiçbir şeyle dolduramazsınız.

Soru: En azından istediği şeye sahip olmasam bile, onu doldurmaya her zaman hazır olduğumu bilmeli mi?

Cevap: Evet. Bunu yaparak, siz sadece ona giden yolu açarsınız ve Yaradan zaten sizin aracılığınızla bu kişiye parlar.

Soru: Karşılığında, ondan bir tür geri hareket beklememeli miyim?

Cevap: Hayır. Komşunu sevmek dendiğinde, bu onu sevmen gerektiği anlamına gelir. Onun size karşı tutumu önemli değildir. Ondan hiçbir şey beklemezsiniz.

İnsanlığın Ana Ahlaki İlkesi

Soru: Ahlaki normlar sürekli değişiyor. Örneğin Şovenizm ve Nazizm’in yerini hoşgörü almıştır; cinsel ve ulusal azınlıklara karşı hoşgörülü bir tutum. Ya da daha önceden, boşanma utanç verici bir şey olarak kabul edilmiş olmasına rağmen, günümüzde kişinin bağımsızlık kazanabileceğine vb. inanıldığı için,  onurlu bile olabilir.

Toplumun kültürüne ve geçen zamana bakılmaksızın sabit kalması gereken ilkeler var mı?

Cevap: Evet. Bunlar, herkesin genel etkileşimin ayrılmaz bir parçası gibi hissettiği, tek bir topluluk oluşturduklarında, insanlar arasındaki doğru etkileşim ilkeleridir. Onun içinde mükemmel, ebedi koşullarını keşfederler. Bu duygu içinde yaşamalılar.  Gelişimlerinin amacı budur.

Soru: İnsani gelişime, kültüre ve geçen zamana bakmaksızın değiştirilmemesi gereken birkaç ilkeyi sıralayabilir misiniz?

Cevap: Böyle yalnızca tek bir ilke vardır: “komşunu kendin gibi sev”. Başka hiçbir şey yok. Uygulamada, yalnızca bu ilke bizi, içinde sonsuz ve mükemmel yaşamı ifşa ettiğimiz, birbirimize bağlı sistemimizin yaratılmasına ve sürdürülmesine götürür.

Bu nedenle, onlularda ve küçük gruplar halinde bir araya gelerek, aramızda bu prensibi gerçekleştirmeliyiz. Bu hali hazırda pratik Kabala uygulamasıdır, bizi birbirimize yakınlaştıran, neden birbirimize zıt olduğumuzu açıklayan ve bu zıtlığın nasıl üstesinden geleceğimizi öğrenmemize yardımcı olan, üst ışık denen özel enerjiyi nasıl çekeceğimizdir.

Başlangıçta, parçalanma yaşadığımız için bağımız koptu. Şimdi, birbirimizle yakınlaşmayı başarmalıyız. Bağ ve kopukluk arasındaki farkta, kendimizi, hayatın ebedi akışı içinde var olduğumuzu hissetmeye başlayacağız.

Yorum: Bir paradoks olduğu ortaya çıkıyor. Şimdi dışarı çıkıp insanlara “komşunu sev” ilkesine uyup uymadıklarını soracak olsaydınız, hemen hemen herkes uyduğunu söylerdi.

Cevabım: Öyleyse, “komşunu kendin gibi sev” sözleriyle neyi kastettiğimizi ve bu prensibin bize neden Tora’da verildiğini ve ayrıca herkesin bunu yerine getirebileceği konusunda böbürlendiğini ama gerçekte hiç kimsenin bunu yerine getirmediğini, vb. açılamamız gerekir.

Soru: Diğer tüm ahlaki ilkelerin bu ilkeye dayandığını mı düşünüyorsunuz?

Cevap: Onların hepsi,  sadece “komşunu sev” in belirli bir durumudur.

Soru: Bundan anlaşılan, eğer bu prensibe uyarsam koltuğumu toplu taşımada başkalarına vereceğim ve insanlara karşılıksız olarak yardım edeceğim midir?

Cevap: Bundan hareketle, her zaman başkalarına karşı nazik olacaksınız ve komşunuza asla zarar veremeyeceksiniz. Sonuçta, bir kişiyi seviyorsanız, ona nasıl zarar verebilirsiniz ki?

Orta Çizgi – İnsanın Yolu

Nefret, reddedilme, anlaşmazlık ve yanlış anlama, özünde, birliğin zıt formu olan Yaradan’ın zıt biçimidir. Bizler bundan, yavaş yavaş Yaradan’ın edinimine geliriz.

Nesilden nesile ne kadar çok gelişirsek, kendimizi o kadar diğerlerinden ayrılmış bireyselciler gibi hissederiz. Yine de tüm günahları sevgiyle örttüğümüzde, tüm farklılıkların üzerinde bağ kurabileceğiz.

Reddetme ve bağ arasındaki, nefret ve sevgi arasındaki fark, Yaradan’ın ifşa oluşunun yoğunluğunu verir. Bu fark, üzerinde bağ ortaya çıktığı arzunun derinliği olarak kalır: kısıtlama, perde ve yansıyan ışık. Sonra eksi ve artı arasında, tüm karşıtları bir tutkal gibi birbirine bağlayan Yaradan’ın ifşasının gücünü hissederiz.

Bu nedenle Yaradan, Adam HaRishon’un ortak ruhunu kırdı, kırılan parçaların arasına tüm Gücüyle girdi ve orada Kendi zıt formunda kaldı. Böylece tamamen yapışmaya gelene kadar, O’nun zıttından, sevgiyi nefretten, birliği ve bağı reddetme ve yanlış anlaşılmalardan anlayabilir ve O’nu ifşa edebilirdik.

Bu nedenle, Adam HaRishon’un parçalarını tek bir sisteme bağlamak veya bizi birbirine yapıştıran Yaradan’ı ifşa etmek bir ve aynı şeydir.

Çalışma basittir: benim ve dostlarım arasında zıt formda Yaradan vardır, çabalarım, talebim ve dualarım vasıtasıyla, karanlığın ışık gibi parlaması için, reddetme gücünden bağın gücüne, yapışmanın gücüne dönüşüyorum. Sonsuz nefretin yerinde, aramızdaki kara uçurumda, en güçlü ışık, tam olarak açığa çıkan karanlık nedeniyle büyük bir gücün bağı ve sevgisi ortaya çıkacaktır.

Realitenin iyi ve kötüden oluştuğunu, birinin diğeri olmadan olamayacağını ve her ikisinin de eşit derecede önemli olduğunu anlıyoruz çünkü Yaradan’ın ifşa olması aralarındaki bağdadır. Sevgi geldiğinde nefreti sürdürmek çok zordur. Nefreti düşünmek istemiyoruz, tüm kalbimizle sevgiye çekiliyoruz. Nefrete tutunmak ve kendinizi sevgi okyanusuna atmamak çok daha zor bir iştir.

Ancak, bizler her ikisinden de oluşmalıyız ve ancak o zaman Yaradan’ın karşısında dururuz. Yaradan, mutlak iyiliğin tek gücüdür. Ancak bizler, iki kuvvet dahi ederiz ve bizimle birlikte olan Yaradan’ın yardımıyla, aralarında bir orta çizgi inşa ederiz.

Her insanın, her zaman iki görüş, iki güç, iki zıt arzu içerdiği gerçeğine alışmalıyız. Doğru yaratılışta, doğanın iki formu birleştirilmiş olmalıdır ve onların ortasına, Yaradan’ı yerleştirmek isteriz ki, “Yukarıda barış sağlayan O, bize ve tüm İsrail’e barış sağlayacaktır.” İyi ile kötü, aydınlık ve karanlık arasındaki farkı anlayarak, zıt durumların zıtlığı üzerinde üst gücü ortaya çıkarıyoruz. İyi ve kötüyü, nefret ve sevgiyi, ayrılık ve bağı, reddetmeyi ve dostlar arasındaki çekimi ifşa etmeye çalışırsak, aramızda Yaradan’ı ifşa eder ve bir orta çizgi inşa ederiz.

Nefret ve sevgi, birlikte mumu yakan yağ ve fitil gibi birbirlerini destekler. Her zaman direnç (fitil), bağ kurma güçlüğü, aynı zamanda yağ ve ışık olmalıdır. Realiteye karşı doğru tavrı böyle inşa ederiz.

Bu nedenle, dünyanın tüm iyi olma girişimleri, varoluşumuz için farklı bir yönteme ihtiyacımız olduğunu anlayana kadar, kötülüğün daha da büyük ifşasına yol açacaktır. Egoizmin istediği gibi, tüm karşıtları ortadan kaldırarak birbirimizi yok edemeyiz. Tam tersine, tüm karşıtları kullanarak orta çizgiyi inşa edebiliriz. Bu artık dünyanın her yerinde, özellikle en gelişmiş ülkelerde belirgin hale gelecektir.

Zıtlıklar kalır, ancak tüm günahlar sevgiyle örtülüdür. Bu yolu takip etmezsek, bir aile kuramayacağız ve aileyi sürdüremeyeceğiz, çocuk yetiştiremeyeceğiz veya ülke içindeki taraflar arasında ve ülkeler arasında barışı sağlayamayacağız. Doğada yıkıcı bir güç olacağız. Cansız maddeler, bitkiler ve hayvanlar, doğa tarafından kontrol edildikleri ve içgüdüsel olarak doğru bir şekilde hareket ettikleri için var olabilirler. Ama insanlar, ancak orta çizgiyi bulurlarsa var olabilirler.