Category Archives: Maneviyat

Ne Hissediyorsak Onu Görürüz

Kabalistlerin yazılarında tarif ettikleri son ıslah, dünyamızda, maddemizde, tüm bayağılığımızın içinde, en ‘materyalistik’ ilişkilerimizde gerçekleştirilmelidir. Bu, ‘karanlık Işık gibi parıldar’ (Psalms 139:12) ve ‘onun ayağı Zeytin Dağının üzerinde duracak’ (Zechariah 14:4) sözlerinin olduğu yerdeki ıslahtır.

Hayvansal parçam aynı kalacak. Bedenim ihsan etmek için çalışmaya başlamaz. Bunun yanı sıra, beden başlangıçtaki durumdaki şekilde hareket eder. Tüm doğa ihsan etmek için çalışır sadece adam buna uymaz. Bizler bu durumu her şeyi kendi standartlarımızda değerlendirdiğimiz için göremeyiz.

Bizler hayvanların her şeyi kendileri için yiyip bitirdiğini düşünürüz ancak realitede, bu gerçek değildir. Bizler temelde onlara ihsan etmek niyetiyle davranamıyoruz çünkü onları ne anlıyor ne de hissediyoruz. Ancak gerçekte, doğa onları ihsan etmeye yönelik hareket etmeye zorluyor ve onlar doğanın kurallarına boyun eğiyorlar. Hâlbuki aynısı adam için söylenemez. Adam kuralları kendi egoizmi için kullanıyor ki bu almak içindir ve daha ötesi adam doğayı kendi hatasına göre yargıladığı için doğayı da çamura batırıyor.

Adam kendini düzelttiği zaman, küresel formun üzerine gelir ve tüm resmi görür. Aynı anda, doğanın cansız, bitkisel ve hayvansal seviyeleri de düzeltilmiş olur fakat bu durum bizim yeni algımızda düzeltilmiş anlamına gelir. Hayvanların gerçek anlamda ıslah olmasına gerek yoktur. Kurt ve kuzuyu barış içinde yaşadığını görecek olan sensin, öyle ki bugün birinin ötekini yediğini gördüğün gibi.

Baal HaSulam’ın ‘Yaratan’ın Gizliliği ve İfşası’ makalesinde dünyadaki savaşları ve kargaşaları biz öyle olduğumuz için gördüğümüzü yazmaktadır.

18.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 5. bölümünden, ‘Ulus’

Atlayın Ve Ardınıza Bakmayın

Soru: O’nun zamanında, Baal HaSulam, sanki kapalı bir kapıya dayanmış gibi görünüyor, halkı tehlike konusunda uyarmak için çaba sarf ediyor. Ve o neler olduğunu anlamıştı. O bu çıkmazda nasıl pes etmedi?

Cevap: Bu bir çıkmaz değil. Başarı bizim ellerimizde ve bizim gidecek başka bir yerimiz yok – hareket etmeliyiz, özellikle bu zamanda, tüm dünya krizde iken. Bugün bizler artık özel bir ulusun, İsrail’in hayatta kalması hakkında konuşmuyoruz çünkü çöküş gördüğün her yerin yakınına kadar geldi.

Herkesin artık her şeyin kötü olduğunu gördüğü ancak hiç kimsenin çözümünün olmadığı özel bir durum ortaya çıkmıştır. Bunlar zayıf ve güçlü arasındaki çelişkiler değil veya zengin ve fakir arasındaki ilişki ancak tersine, bir kaç ay içinde en radikal formda ifade edilir hale gelecek küresel bir problemle karşı karşıya kalacağız.

Bu koşullar altında bizler daha ve daha güçlü bir şekilde birlik olmalıyız. Şüphesiz, bu zor olacak. Kızıl Denizi geçmek gibi: suya atlayana kadar hiçbir yere gitmeyeceksin. Fakat atlamak için tüm koşullara sahipsin.

Mahsomu geçmek sorunlu bir çabadır. Ardınıza bakmadan atlamanız gerekmektedir ama bunu yapmayı başarabileceğiniz konuma erişmelisiniz.

14.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 5. bölümünden, ‘Ulus’

Islah Olmuş Kalpteki Hesaplama

Bizlerin bu dünyadaki çalıştığı enstrümanlar, Birbiriyle çelişki içinde olan fiziksel akıl ve kalbimizdir. Birini geliştirirken, kendimizi diğerinin ilerleyişinden alıkoyuyormuş gibi oluyoruz. Genellikle, bir kişinin eğilimlerinin çocukluktan kaldığını görebiliriz; ister bilimsel veya sanatsal yönleri. Bu tam olarak bir kişinin tercihleri ve karakteri ile tanımlanır.

Deriz ki: ‘Duygularına güvenme, mantığını kullan.’ Diğer taraftan ise, ekleriz: ‘Henüz hissetmiyorsun; ne zaman ki hissedersen, o zaman anlayacaksın.’ Diğer bir ifade ile kişinin duygularını değerlendirmesi için duygular mantığı kazanmaya yardımcı olur. Tüm bunlardan sonra düşünce hissiyattan türer. Ve yine de, aklımız ve duygularımız sürekli tartışırlar.

Manevi dünyada, duygular ve akıl birdir. Hissiyat anahtardır zira hissiyat bir düşünceyi doğurur ve anlayışta ve edinimde kişinin duygularına yardımcı olur. Gerçek manevi kap 0’dan 4’e kadar olan safhalar boyunca aklın ve duygunun birleşimdir. Ve bizler nihai olan safhaya yani 4. safhaya ulaşınca duygularımızda tam hissediyor olduğumuzu ve buna göre karar verdiğimizin anlayışına geliriz. Tam bu noktada kalp ve akıl arasındaki çelişki artık var olmaz.

Bu durum manevi dünyalar ve fiziksellik arasındaki muazzam farkı işaret eder.  İşte bu yüzden manevi varoluşa mükemmellik denir. Tüm bunlardan sonra, şöyle ki maneviyatta kişi iki zıt koşul arasında bu dünyada hislerinin merhametinde yaşadığında, çaresizlik yaşayarak beyinsizmiş gibi aptallıklar yapmaz. Aklı yanlış olduğunu söyler ama o yine kalbinin peşinden gider.

Mantık ve duygu bu dünyada dengede olmadıklarından ötürü bizlerin ıstırap çekmesine ve hatalara düşmesine sebep oluyorlar. Bu dünyadaki problemimiz ise, aralarında egoizmimiz durduğu sürece akıl ve kalbimizi birleştiremiyoruz.

Akılcı egoizm ve duygusal egoizm birbirine zıttır. Bu zıtlık birçok kez vukuu bulur aklımızın bakış açısından aksiyonumuzun mantıksız olduğunu anladığımız zaman bile bizler yine de kalbimize dayanırız zira bizler haz almak arzusuyuz ve bu böyle gider ve bundan daha sonra ıstırap çekeriz. Gerçekte, en sonunda, kalbimizi dinlediğimizde yapmış olduklarımız için akılcı hesaplamalara göre bedelini ödemeliyiz.

Ve burada buna karşılık tek bir çözüm vardır: adamın ıslahı zira akıl ve kalp sadece maneviyatta tek bir olurlar – ‘mantık ötesi’. Şöyle yazılır: ‘Kalp anlar’ çünkü anlayış özellikle manevi bir hissiyattan türer. Ve o zaman bizler yanlış yapmayı durdurur ve doğru bir hesaplama yaparız!

08.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati 45

Mükemmellik Aklın Ve Kalbin Birleşmesidir

Işık ve perde ile çalışmak (Zivug de Hakaa) bir kişinin kendi tüm izlenimlerini, duygularını, sevgi ve nefretini dikkatli bir şekilde hesapladığı ve tüm bunları nasıl kullanacağına, tasfiye edeceğine ve aynı zamanda hissiyatını nasıl geliştireceğine karar vereceği bir yerdir. Şöyle denir: ‘Her kimin egosu yüksek ise o dostundan daha yücedir’ yani daha güçlü duyguları vardır.

Kişi sol ve sağ çizgileri, akıl ve duyuları kendi seviyesi ile dengeye getirebildiğinde yücedir ve bunları orta çizgide, ihsan etmek içinde birleştirerek bir arada tutar.

Bu yüzden manevi çalışmada iki konum vardır: manevi çalışma içinde bir arada bağlanmış olan sevgi ve korku. Sevgi bir kişinin Üst Olanla bağlanmak fırsatını keşfetmesine denir ve bunun sonucu olarak Yaratan’ın tüm yollarını anlamak ve hissetmektir. Anahtar anlamaktır.

Ve bundan önce, bir kişi çalışır duygularının üzerine çıkar ve aklıyla çalışarak, tüm bu anlarda Üst Olan’ın aklını edinir. Kişinin tuttuğu bu yol iki çizgi boyunca hareket etmesidir, yürürken her iki bacağını kullanması gibi.

Dünyamızda akıl ve duygular sürekli çelişki içerisindedirler ve bizleri yanlış yapmaya zorlarlar. Hâlbuki manevi dünyada, onlar bize yardımcı olurlar ve tek bir amaç için birlik olurlar ve böylece kişi mükemmel hale gelir.

08.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati 45

Bilinmeyen Bir Boyutun İçindeki Bir Kesit

Mantık ötesi inanç ne demektir? Bu, her ne zaman gelirse sadece hissiyat vasıtasıyla anlaşılabilen bir durumdur. Ve gelmediği durumda ise, bizler böylesi bir ikilik, çatallaşma durumunun bir kişinin içinde var olduğunu bile bilmeyiz: mantık dahilinde ve mantık ötesi keskin bir ayrım.

Bizler bu mantık ‘ötesi’ni basitçe sanki mantığın zıttıymış gibi düşünürüz. Ancak bu böyle değildir. Bu, tamamen farklı bir boyutun içindeki bizim anlamadığımız bir kesittir. Bu yeni boyuta, bize ifşa olan duruma ‘manevi alan’ denir. Bu sanki daha önce varlığını dahi tahmin etmediğim bir başka dünyanın benim realitemde görünür olması gibidir.

Bu, bir kedinin, zengin bir adamın neye sahip olduğunu anlamamasına benzer. Kedi bu adamla aynı dünyada yaşadığını ve onun sahip olduğu gibi aynı beş duyuya sahip olduğunu düşünür ve kedinin bundan daha fazla bir şeye ihtiyacı yoktur! Tüm bunlardan sonra adam da aynı şeylere sahiptir.

Kedi adamın kendi dünyası olduğunu ve her çeşit insansal hesaplamalarda olduğunu anlamaz. Bir kedi bunları anlayacak kapasitede değildir.

Ve şimdi düşünün ki bu kedi daha önce varlığını tahmin bile edemediği duruma, aniden bu adamın sahip olduğu aynı mantık ve hissiyata sahip oldu. Kediye göre, bu duruma ‘mantık ötesi inanç’ denir – kedisel mantığının üzerinde daha önce hiç sahip olmadığı bir durum.

Ancak ara sıra kedi bu seviyeden düşer ve tekrar daha önceki kedi gibi olur bununla birlikte daha güçlü, daha akıllı ve daha keskin. Ancak, bu kedi halen bir kedi için uygun olan sınırların içerisinde. Ve buradan tekrar insan olmak için yeniden yükselecektir.

Bu durumlara manevi yükselişler ve düşüşler denir. Bu durumlar kendimizi daha iyi veya daha kötü hissettiğimiz psikolojik ruh hallerimize benzemez ve bu durumlarda bizler aşağıda olduğumuz zaman kendimizi ‘düşüş’te olarak göz önünde bulundururuz. Manevi bir yükseliş sizin yeni arzulara, gerçek ihsan etmeye yükseldiğiniz zamandır.

02.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, Şamati

Ne İstediğimi Bilmiyorum, Fakat İstiyorum!

Soru: Aksiyonlarım ve ödül arasında hiçbir bağın olmaması neden bu kadar önemli?

Cevap: Böyledir zira aksi halde kendi doğanızdan çıkıp ihsan etme niteliğini edinemezsiniz! Ödülü doğanızın üzerinde talep etmelisiniz, bunun ötesinde ve kendinizi egonuz için hiçbir ödül talebi olmaksızın ihsan etmenin (Hafetz Hessed) hatırı için ihsan etmenin içinde inşa edin.

Karşılıksız ihsan etmenin, saf Bina’nın, içinde olmak, tüm aksiyonların üzerinde olmak, diyelim ki siz bu aksiyonların ve uyguladığınız bu maddenin içerisinde olursanız, yine de siz bir ödül bekliyorsunuzdur. Doğrusu, keskin aksiyonları yerine getirmek ve bunlar için hiçbir ödül ummamak, egoistik hesaplamanın üzerinde kalmak tamamen imkânsızdır.

Ve işte bu yüzden, çevreyi ve tüm koşulları kullanarak, Yaratan’ın bize bu yeteneği vereceği bir konuma ulaşırız; kendimiz için ödül talep etmemek. O’nun bunu nasıl yapacağını veya bunun ne olduğunu bilmiyorum; ihsan etmenin bu aksiyonlarını nasıl gerçekleştireceğim hakkında hiçbir fikrim yok, fakat istiyorum!

Bizler sürekli bu taleple birlikte gelişiyoruz: sıfır derecesinden son dereceye, dördüncüye kadar (arzunun dört seviyesi), her safhada, her incelemede. Nihayetinde bu niteliğin içimizde ifşa olacak doğru talebe ulaşıncaya dek ilerleyişimiz bu şekildedir. Ve biz o andan itibaren ihsan etmenin içinde olmanın neye benzediğini – gerçek bir mucizenin neye benzediğini –  anlamaya başlarız.

27.07.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati 50

Sonsuz Saldırı

Soru: Bireysel olarak içsel çalışmamızı yeterince yapmıyoruz. Bu durumdan nasıl çıkabiliriz?

Cevap: Saldırıyla. Bunun dışında başka bir şey yapamazsınız. Tüm kaynaklar önünüzde duruyor.

Soru: Neden tüm saldırılarımızı tek bir ortak saldırı, tek bir arzu haline getiremiyoruz?

Cevap: Bir Saldırı yardımcı olmayacak. Eğer bu durum sürekli hale dönüşürse, eğer vuruşlarımız hiçbir ara vermeden sürekli tek bir noktaya sabit olursa ancak bu durum çalışacaktır.

Manevi Utancın Yararı

“Kabala Bilgeliğine Önsöz” de Baal HaSulam, bir kişinin Yaratan’la olan ilişkisini yansıtan örnekte, meşhur Ev sahibi ve misafir hikâyesini anlatır. Ev sahibi misafirini en samimi dostu gibi karşılar ve sevgisinin gücünü sırf ona sunmak için kullanır, misafirine her şeyi, ondan hiçbir şey almak niyeti olmaksızın vermek ister.

Misafirine hizmet etmekten haz alır, bundan dolayı mutludur ve hiçbir karşılık beklemez çünkü sevginin kanunu bu şekilde davranması için O’nu zorlar. Aksi halde, eğer misafir almayı reddederse, bu Ev sahibini çok üzecektir çünkü O, misafirinin, dostunun, arzusunu yerine getirmek için çok büyük bir arzuya sahiptir, tamamıyla bütün bollukla.

Eğer misafir biraz rahatsız olursa, bu his direkt bir şekilde Ev sahibinden gelmez ancak misafir istemsiz olarak boş kalmış olduğu ortaya çıktı ama bazıları ona doyum verdi. Ve bu doyumun içinde, hak edilmemiş, utanç dolu bir şeyler vardır; misafirde utancın hissiyatını yükselten kendi (misafirin) katılımının ve çabasının eksikliği.

Utancın bu hissinde, misafir neyi kaçırdığını keşfeder. Misafir düşünür: “Ev sahibi veriyor ve ben alıyorum. Bir alıcı olarak, utanç hissettim fakat Veren’de hiçbir utanç yok. Bu, Veren ve alan arasındaki farktır! O utanmıyor zira O veriyor fakat benim ihsan etme aksiyonunu yapacak kapasitem yok. Eğer bende O’nun gibi verebilseydim, utanç hissetmeyecektim; daha ötesi, onur hissedecektim!

Ev sahibi bana bu ihsan edişinden dolayı onur hissetmiyor çünkü ihsan etmek O’nun için doğal bir eylem; O, Kendi doğasına göre seviyor. Ve haliyle, O verdiği için gurur duymuyor; bilakis böylece O, Kendi arzusunu dolduruyor.

Eğer ben verirsem, bu durum bana utanç yerine onur getirecektir. İşte bu yüzden şimdi hissettiğim utanç yararlıdır; utanç bana zıt durumu hissetmem için yardım edecektir: Veren’in yüksek pozisyonuna ek olarak onur ve haysiyet.”

Alıcı tüm bu anlayışları utancın bir sonucu olarak edinir: sadece utancı söndürmek için değil fakat aynı zamanda Veren’in seviyesine ulaşmak için gerekli adımları niye ve nasıl atmalıdır. Burada, sırf ihsan etmeyi kazanmak değil – kişi sevgiye de gelmelidir! Öyleyse utanç içimde nefreti yükseltsin ki bunu sevgiye dönüştüreyim ve o zaman gerçek anlamda Yaratan’ın durumunu edineceğim.

O’nun doğal olarak sahip olduğu tüm sevgi, benim için kendimin kazandığım ve edindiğim büyük bir kazanım haline dönüşecektir. Ve işte bu yüzden bu utancı sevmeye ve takdir etmeye başlarım! Bunun vasıtasıyladır, nefret hissetmeye başlıyor olduğum bu utancın derinliğinin vasıtasıyla ve bu nefretten, sevgiye gelirim.

Yaratılan içsel arınmaların bir sonucu olarak bu sonuca gelir.

27.06.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. bölümünden, ‘‘Kabala Bilgeliğine Önsöz’’

Saldırı

“Saldırı” Kendime saldırırım, ilkönce tembelliğime, gururuma, önceki alışkanlıklarıma

Kişi ihsan etmek içinde birçok aksiyon yapmalıdır, çalışmada birçok saati böyle geçer ve dostlarıyla bağ kurmak için birçok çaba ta ki bir karara gelene dek görür ki ihsan etme aksiyonunu yapma şansına sahip değildir. Sadece muazzam çabalarımdan sonra, keşfedemediğim, bana ifşa olmadan önce bilmediğim niyetim, şimdi bana ifşa olur. Bu çalışma çok derindir, yalnızca saf bir kalp ile yapıldıktan sonra gelir, gerçekten onlarla bağ kurmak istediğim ve ta ki aksiyonun sonunda, bunun tam zıttı olduğu bana ifşa olur – her şeyi kendi yararıma kullanıyorum. Mümkün olduğunca tüm kalbimden ihsan etmenin içinde saf bir aksiyon yapmak için bu durum bana bir ödeme olarak, çabalarıma karşılık bir ödül olarak ifşa olur. Ve daha sonra bu çabalarımın sonucu olarak ‘‘kötü eğilimi Ben yarattım’’ denen bir sonuca ulaşırım. Ve bundan öncekiler sadece laf.

‘‘Saldırı’’ – kendime saldırırım – ilkönce tembelliğime, gururuma, önceki alışkanlıklarıma. Tüm bu hesaplamaların üzerinde olacağım bir duruma ulaşmaya ve esas olarak kendimi herkesin içinde, niyetin içinde, beni herkesin arasına itecek bir çekime ihtiyacım vardır. Ve orada olmak istiyorum – kendimi kaybedip herkesin aklını, hissini almak, gerçekten kaybolmak gibi. İstediğim budur. Ve buna Arvut’un (karşılıklı garanti) kabını almak denir.

Yaratılan ve Yaratan arasında mutlak bir dilim vardır ve sadece yaratılanın Yaratan’ı hissetmek istemesine sahip olacağı dereceye göre, yaratılan Yaratan’ı içinde hisseder. Bu gönülden istek ‘‘şansa’’ , ‘‘kadere’’  yani kendisini feshetmesine, kendisini teslim etmesine bağlı olarak gelir. Eğer kişi her ne olursa olsun yolda devam etmeyi özlemlerse ve İhsan Edeni arzularsa – o zaman bu durum onun içinde ifşa olur.

Bizler aklımızda ve hissiyatlarımızda bir sonraki durumların ne olacağını asla bilmeyiz ve ilerleyişin içinde bunları öngöremezsiniz. Bu yüzden ısrarla devam ederseniz, başımızı amacın öneminin hissiyatıyla eğerek – ulaşırız.

Çalışmamızdaki tüm zorluk bizim tek bir yerde çalışmaya ve diğerinin içinde ifşayı almaya ihtiyacımız olduğundandır. Ve kişi çevreden amacın önemini aldığı ve yükselttiği zaman, bu koşul tümünün bir kabıdır, Malhuttur artık. Eğer kişi onları uyandırırsa, onlarla birlikte tek bir arzuda var olursa, eğer onların duaları hep beraber bağ kurarsa – bu durum Malhut de Atzilut’un içine döner.

İlk ifşa ancak bizim duamızın tek bir duada birleşmesine bağlıdır. Malhut tek başına var olmaz – o bir noktadır fakat Malhut bizlerin eksikliklerinden inşa edilir.

Eğer kişi yaşamında gerekliliğinden ve amacın içindeki bağlanma için, gerekli tüm aksiyonları yerine getirirse, bu aksiyonlar ihsan etme hareketleri olarak kabul edilir.

Doğamızı her türlü alışkanlıklar, gelenekler, aksiyonlarla sakinleştirmeye çalışıyoruz, bir psikolojik geri ödemeye sahip olmakla kendimizi sakinleştirebileceğiz. Yani gerçek bizim için önemli değil, bizim için önemli olan sakinleşmek.

Hz. İbrahim’in İşini Tamamlamak

Bizler bugün İbrahim’in başlamış olduğu ihsan etmek için olan gerçek manevi çalışmasından önce gelen cariyelerinin oğullarına öğrettiği farklı manevi pratikleri tamamlıyoruz. İbrahim onların içine inanç sistemini aşıladı ve onları doğu topraklarına gönderdi.  Daha sonra İbrahim, aynı işi İsrail halkı vasıtasıyla hayata geçirdi, Tapınağın yıkılmasından sonra İsrail halkı manevi seviyeden düştü ve böylece dinlere yükseliş verdi.

Böylece kökeni İbrahim zamanına dayanan inanışlar ve Tapınağın yıkılması zamanından gelmiş olan dinler, aslında İsrail’in metodunun dünya milletlerinin içine dahiliyetinin safhalarını temsil eder. Yahudilik, Hıristiyanlık, İslam, diğerlerinin arasında Kutsallığa olan anlayışa insanlığı ilerletmiştir. İnsanlar bunlar olmaksızın tamamen barbar kalmış olacaklardı.

Zamanımızda, evrimin binlerce yılından sonra, bizler için, iyi veya kötü, Yaratan, gelecek dünyalar ve bu dünya hakkındaki her şeye kafa yormayan bir insanı hayal etmek zordur. Eğer dinler olmasaydı, kültürümüz, eğitimimiz ve kendi modern anlayışına sahip bir insan toplumu olmayacaktı.

İnsanlığın ilerleyişi içersinde dinlerin oynamış olduğu rolün farkında değiliz. Üniversiteler dinlerin vasıtasıyla ortaya çıkmıştır. Dinleri yaymak arzusunun içerisinde insanlar yeni kıtalar keşfetmiş, yeni topraklara yerleşmiş ve gelecekte bir şeylere istek duymuşlardır.

Bu yolda, manevi mesaj, dünyamızın egoizminin parçası haline gelmiş ve Yaratanla hiçbir bağa ve kalpteki noktanın eksikliği için, O’nun için hiçbir arzuya sahip olmayan insanlara ulaşmıştır. Ancak onlar şimdi kesin bir çekime, aidiyete ve geleceğin dünyası önünde korkuya, olası bir cezaya ve bu hayatın üzerinde bir şeylere sahiptirler.

Onlar daha büyük bir hissiyata ve kesin bir öngörüye sahiptirler. Ve hatta onların hayalinde maddesel imajlar görünmesine rağmen, hatta bu putperestlik olmasına rağmen yine de ‘‘daha yüksek bir hayvan’’ı terk etmeye başlayarak bir şeyler insana yakınlaşıyor. Onlar şimdiden hayvanların umurunda olmayan şeyleri düşünmeye başladılar.

Daha önceleri insanlar maddi gelir, yiyecek, üreme ve ölümün ötesini düşünmediler. Bizler basitçe, insan kültürüne ve sanata, dinin katkısının farkında değiliz.

Ancak, bugün gelişimimiz bir sona geliyor ve küresel kriz, tüm insanlığın açgözlülüğü, bunun bir işaretidir. Din problem değildir: Bizler artık kişisel sevginin kanunlarına göre yaşayan egoistik bir toplumu ayakta tutamayız.

Egomuz bizleri kendi manevi bileşenine getirmiştir. Para insanlar için ‘manevi bir değer’ haline gelmiş ve sanal işlerin formunda birinin ötekine havayı satarak ekonomide düşünülemez balonları üfleyerek onları zorlamaktadır.

Bu durum bizleri değişim için bir ihtiyaca getirmiştir. Bizler ihsan etmek için gerçek manevi çalışmayla yüzyüze geliyoruz.