Category Archives: Maneviyat

O’nun İçin İletken Kanal Olun

Bu nedenle, her milletin içinde güçlü bir şekilde bir araya gelmesi şarttır, bu yüzden içindeki tüm bireyler, içgüdüsel sevgi ile birbirine bağlanır. … Bu, istisnasız ülkedeki bütün insanların böyle olması gerektiği anlamına gelmez. Bu, uyumu hisseden milletin halkının, milleti yapan halk olduğu ve milletin mutluluğunun ve sürdürülebilirliğin ölçüsünün bu halkın nitelikleriyle ölçüldüğü anlamına gelir. (Baal HaSulam, Ulus)

Ulusu kuvvetlendiren güç, onun, tek olan Üst güce benzerliğine bağlıdır; yani birlik olabilir. Böyle bir ulus, ıslah gerektiren, kırılmalar ve kusurlar olarak ortaya çıkan zorlukların üstesinden gelebilir. Bu nedenle bizler, birçok günahla yüzleşmek zorunda kalacağız, böylece tüm günahları sevgiyle, daha fazla güçlenerek ve birleşerek örtebiliriz. Bu mükemmelliğin ifşa olacağı yoldur.

Daha büyük günahların ifşa olduğu her an, bunun üzerine umutsuzluk veya geri çekilme olmadan sevgiyle karşıt bir koşul inşa etmeliyiz. Dünya bu şekilde inşa edilir ve ıslaha bu şekilde ulaşması gerekir.

Avrupa ülkeleri, şaşırtıcı sayıda mülteci ile nasıl birliğe ulaşabilir? Mülteciler, sadece Avrupa ülkelerinin, birliğin tüm farklılıkların üzerinde kurulması gerektiğini anlamalarına yardımcı olur. Mülteci dalgasını Üst güçten gönderilmiş gibi görmeliyiz: Islah uğruna yıkım.

Elli yıl önce, Avrupa’daki mevcut mülteci akımını hayal etmek imkansızdı. Avrupalılar kendilerini büyük ölçüde korudular, her ülkenin benzersizliğini muhafaza ettiler: Almanlar, Fransızlar, İtalyanlar…. Sınırlar sabit ve belirgindi.

Birdenbire her şey hızla değişmeye başladı. Üst programa göre, herkes içinde bulunduğu kırıklığı ifşa etmelidir. Eğer yabancı bir güç tarafından girişim yapılmadığı sürece ıslah için gereklilik nasıl ortaya çıkarılabilir? Nitekim kültür, eğitim, din ve davranışta yabancı olan birkaç milyon insan Avrupa’ya girer. Bundan daha büyük bir zıt güç yoktur.

Sonuç olarak, Avrupalılar başka seçenek olmadığını anlamaya başlıyor: yapılacak tek şey birlik olmaktır. Böyle birliğe nasıl gelineceğini henüz ifşa etmediler. En akut ve uzlaşılmaz konu olan dini farklılıkların birliğe getirilmesinin ne kadar gerçek dışı göründüğünün önemi yok; başka bir seçenek yok.

Avrupalılar, bağ kurma ve birliğin anahtarını bulmak zorunda olduklarının farkındalar. Bu anahtar, her şeyden önce, Kabala tarafından açıklanan integral (bütüncül) bağ yönteminde bulunur: ‘‘Tüm günahları sevgi ile örtmek.’’ Bu, üst gücün yardımı ile gerçekleştirilir. Kendi başımıza birliğe ulaşamayız; sadece ağın kanalı olan, İsrail vasıtasıyla Üst gücün insan kitleleri üzerinde hareket etmesine neden olacağımız koşullar yaratabiliriz.

Bunun gerçekleşmesi için onların uyumuna ihtiyacımız vardır: konuşma ve davranış şekilleri değiştirmeye başlayacaktır. Daha dünün aşırı tutucuları olmaları, hangi dine inandıkları önemli değil, düşünce şekilleri veya yetmiş milletten hangisine mensup oldukları önemli değil. Herkes tek bir millet gibi olacak.

Asıl mesele, Avrupa’nın zorluklarla karşı karşıya olduğudur ve biz bir çözüm sunmalıyız. Bu nedenle, Avrupa ve tüm dünyadaki bütün Kabalistik gruplar olarak; özellikle şu anda, Bulgaristan kongresi öncesi birlik olmak çok önemlidir. Bu şekilde birlik ve birliğin ışığını Avrupa’ya getirebileceğiz. Avrupa, karanlığa, çaresizliğe, hiçbir şekilde çıkış yolu bulamamak ile karşı karşıya kalmaya gittikçe daha fazla gelmektedir. Ancak, aykırılıkların nasıl azalmaya başlayacağını göreceğiz, düşünceler ve arzular değiştikçe, fikirler de değişmeye başlayacaktır. Her şey düşüncede çözülür ve düşünceler yeni olur.

Şiddetli köktendincilerin, milliyetçilerin, onlardan asgari düzeyde ayrışan biriyle konuşmak istemeyenlerin, aniden değişmesi nasıl mümkün olabilir? Üst ışık her şeyi düzeltebilir. O, şu anda karanlığı yoğunlaştırdığı gibi, onu ıslah edecektir. Bizim için en önemli şey, O’nun için iletken kanal olmaktır – bu bizim çalışmamızdır.

Be The Conducting Channel For Him

 

Manevi Dünyaların Basamaklarını Çıkış

Bu bilgelik genel olarak bir havuzdaki iki damla gibi, iki paralel, özdeş düzene bölünür. Aralarındaki tek fark şudur; ilk işleyiş Yukarıdan aşağıya doğru, bu dünyaya uzanır. İkinci işleyiş ise; Yukarıdan aşağıya doğru ortaya çıktıklarında kökte meydana gelen aynı yol ve oluşumlarla tam olarak aynı şekilde, aşağıdan Yukarıya doğru çıkmaktır.

İlk işleyiş; ister kalıcı ister geçici olsun ortaya çıkışların tümünde, “dünyaların aşağıya iniş sırası; Partsufim; ve Sefirot” olarak adlandırılır. İkinci işleyişe, “edinimler veya peygamberlik ve Kutsal Ruh dereceleri” denir. Bununla ödüllendirilen bir kişi, aynı yollar ve girişleri izlemek ve her detay ve her dereceyi tam olarak Yukarıdan aşağıya doğru ortaya çıkışlarında olduğu gibi, onların içine yerleştirilmiş olan kurallarla, yavaş yavaş edinmek zorundadır.

Üst kuvvetin yukarıdan aşağıya doğru inişinden sonra Adam Kadmon, Atzilut, Beria, Yetzira ve Assiya basamakları  devam eder ve biz onları aşağıdan yukarıya Assiya, Yetzia, Beria, Atzilut ve Adam Kadmon’a  doğru yükselmek için kullanırız.

Tanrısallığın ifşası tek seferde değil, ancak, yavaş yavaş, bir süre zarfında, edinimin arındırıcılığına bağlı olarak, kişi Yukarıdan aşağıya tüm dereceleri keşfedene dek ortaya çıkar. Edinim; tıpkı bir merdivenin basamakları gibi sırayla, biri diğerinden sonra ve biri diğerinin üstünde geldiğinden, “dereceler” (basamaklar) olarak adlandırılır.

Aşağıdan yukarıya doğru yükseliş, bizim edinim seviyemizi belirlemek için daha önce yukarıdan aşağıya inen basamakların bir edinimidir. Bu yol bizim için başlangıçtan hazırlandı.

Bu nedenle, Kabala bilimi ve tüm koşullar şimdi ifşa oluyor, böylece nerede olursak olalım onu özümseyebilir ve ilerletebiliriz.

Soru: Bu basamaklardan düşmek mümkün müdür?

Cevap: Bir dereceye kadar düşüp, yükselebilirsiniz. Fakat esasta hepsi yükselişe neden olur çünkü düşüşler bile bunun içindir. Manevi dünyaların basamaklarında düşüşler olmadan hareket etmek mümkün değildir. Burada özel bir başlama-durma hareketi gerçekleşir.

Yolumuzu anlamak için her defasında düşeriz. Ama bu bir düşüş değildir. Örneğin; her bilimde, hiçbir şeyi anlamadığınız, hiçbir şey bilmediğiniz, düşünemediğiniz, kesinlikle tükenmiş olduğunuz dönemler vardır ve burada da aynısıdır. Sonra tekrar yükselirsiniz.

Böyle adım adım gelişme, sürekli yenilenmek, önceki yüklerinizden kendinizi temizlemeniz ve son tamamlanmanız/hazzınız ölçüsünde tamamen boş olmanız için gereklidir. Ve kesin olarak tamamlanma, yeni bir boşluğa dönüştüğü için kişi bir sonraki basamağa ulaşabilir.

Soru: Asıl mesele düşüşlerden korkmamak mı?

Cevap: Hiçbir şeyden korkmayın.  Her bir tamamlanma boşluğa dönüşecek ve her bir boşluk daha da büyük bir tamamlanmaya dönüşecektir. Bu doğanın kanunudur.

Climbing The Steps Of The Spiritual Worlds

 

Evrenin Yapısı, Bölüm 6

Işığın Bilinçli Alımı

Soru: Bugün insanlar olarak hepimiz, kontrol edilemez süreçler mi alıyoruz? Dışarıdan gelen bir alma arzum var, bu düşünce ve arzuların bir anda içimde nerede ortaya çıktığını bile bilmiyorum. Bu konuda seçme özgürlüğüm yok mudur?

Cevap: Doğal olarak.

Soru: O halde şimdi, bir kişinin almasını kısıtlayan, arzularını kontrol eden, perde adı verilen bir güce sahip olması gerektiği gerçeğine mi geldik?

Cevap: Kendini kontrol etme yeteneği, kendimi Yaradan’dan gizleyebildiğim, O’nunla doğrudan bağlantımı kesebildiğim ve içgüdüsel olarak O’nun takip ettiğim talimatlarına son verdiğim zamandaki bir eylemde yatmaktadır. Şu anda bunu yapamayacağıma inanıyorum. Kısıtlama (Tzimtzum) adında bir eylem yapıyorum, görünüşte kendimi Yaradan’dan ayırıyorum.

Sadece O’nun eylemleriyle bağ kurabildiğim, onları kabul edip doldurabildiğim ölçüde, O’na benzeme isteğime dayanarak, alabilirim.

Bu, O’nun verdiği gibi, benim de almamdır. Bundan kaçamam; hala bir alıcı olmaya devam ederim; ancak Yaradan’a benzer olmaya ihtiyaç duyduğuma karar verdiğimde, almam zaten tamamen farklı bir şekle dönüşmüştür.

Eğer Yaradan verirse, Kendi’nden doğarsa; o zaman O’na ihsan etme eylemim, kısıtlamadan sonra, kendimi belirli bir şekilde, bir dereceye kadar açmam ve Kendisi’nden alırken, O’na memnuniyet vermekten dolayı haz aldığımı net bir şekilde anlamam gerçeğine dayanır. Bu, prensip olarak, benim arzuma karşıdır.

Soru: Öyleyse, Yaradan’ın ışığını gizlemem, alma arzumdan haz aldığım anlamına gelir. Işık, güneş gibi süreklidir, daima hareket eder ve ihsan eder ve ışığın akışını kontrol etmeye yarayan bir perdeye sahip olursam, o zaman Işığı alma arzumdan gizlerim. Bu, Yaradan’ın bilinçli gerçekleştirilmesi midir?

Cevap: Evet ve sonra eğer kendimi açığa çıkarırsam, buna ışığın bilinçli alımı ya da Yaradan ile özel bir bağ denir.

The Structure Of The Universe, Part 6

 

Dua – Yaradan İle Konuşma

Soru: Bir duada, Yaradan’ın yüceltilmesi ile O’na şükran arasındaki farkı nasıl kullanırız?

Cevap: Duada birçok ifade türü vardır. Bu bir istektir, övgüdür, geçmişe şükrandır ve hatta bir anlamda gelecek için verdiğim sözlerdir.

Dua, Yaradan ile bir konuşmadır. Herhangi basmakalıp sözlerle O’na hitap etmemelisiniz. Sadece kendinizden. Her biriniz Yaradan ile konuştuğunda, bu içsel diyalog şeklinde olabilir. Tek yönde bir yalvarış şeklinde olabilir. Her ne şekilde isterseniz.

Duanın bir örneği, Kral Davut’un Mezmurları’dır. O, M.Ö. dokuzuncu yüzyılda yaşayan büyük bir Kabalistti.  Tüm dinlerde dünya çapında popüler olan, dualar koleksiyonu Mezmurlar’ı yazdı. Okuyun, kendinizi orada da bulacaksın çünkü onlar kesinlikle ( 0 dan %100 e, tüm ruhların tamamen ıslahına kadar ) tüm koşulları içerir.

Prayer—Conversation With The Creator

 

İyi Eylemler Nelerdir?

Soru: İyi eylemler nelerdir?

Cevap: İyi eylemler, ortak bir arzu ile diğerleriyle bağ kurmak istediğiniz ve kendiniz aracılığıyla dostlarınızı doldurmak için üst ışığı çekebildiğiniz zamandır; yani Yaradan ve diğerleri arasında iletici bir linksinizdir. Diğerlerini doldurmak, bu iyi bir eylemdir.

Soru: Eylemlerimin iyi olduğunu nasıl bilebilirim? Kabalada “iyi” kategorisi nedir?

Cevap: Bu çok basittir. İlk kural “nefret ettiğiniz şeyi başkalarına yapmayın”. Diğerleriyle nasıl ilişki kurmak istediğinizi düşünün. Nasıl muamele edilmek istersiniz? Siz de öyle muamele edin.

What Are Good Deeds?

 

Yaradan’a ve Gruba Karşı Sorumluluk

Soru: Yaradan’a ve gruba yönelik çalışmalarda herhangi kişisel bir sorumluluk var mıdır?

Cevap: Gruba karşı, onlarla birlikte, tam bağa ve ihsan etme niteliğine ulaşmaya kendimi adarım.

Yaradan’a karşı sorumluluğum, O’nunla bağa ulaşmaktır çünkü O, beni bu amaçla yarattı. Bunu yaparak en rahat, en iyi ve en yüksek koşuluma ulaşırım.

Responsibility To The Creator And The Group

 

Realite Önceden Belirlenmiş Midir?

Soru: Realitenin ne kadarı önceden belirlenmiştir? Özgür irademizin içinde ne var?

Cevap: Kesinlikle her şey bizim özgür irademizin içindedir ve kesinlikle her şey önceden belirlenmiştir. Yani program başlangıçta, en basit, temel bölümden giderek daha karmaşığa doğru verilir. Bu, doğanın temel yasalarından gelir. Bağlantı hızı bize bağlıdır.

Islahın içine girmemeliyiz. Bu bizim işimiz değildir. Mümkün olan her yerde bağ kurmak için çaba sarf etmeliyim, ancak hiçbir koşulda sıraya koymamalı ve bağın derecelerinin nasıl olması gerektiğini önceden belirlememeliyim. Sadece ileri itmeliyim.

Bana ıslah olmuş bir koşul olarak ne gösterilirse memnuniyetle karşılamalıyım.

Is Reality Predetermined?

 

Evrenin Yapısı, Bölüm 5

Malhut’un Bağımsız Olma Arzusu

Soru: Diyelim ki alıyorum, kimden geldiğini hissetmiyorum bile ve bu beni ilgilendirmiyor. Bu, bir hayvana bir şey verdiğinizdeki gibidir ve sizin kim olduğunuzun onun için önemi yoktur.

Fakat ışık, Malhut’u bir şekilde geliştirmeye başlar ki son safhada Malhut, kendisine kimin verdiğini anlamaya başlar ve Yaradan’a benzer olmak ister.

Cevap: Evet, bu öyledir, onun orijinal arzusuna aykırıdır. Bunu yapmak için, daha önceden gerçekleştirdiği eylemleri bırakmak zorundadır.

Bu nedenle, Malhut kendini kısıtlar, almayı durdurur ve dolayısıyla en azından bir şekilde alma arzusuna sahip olmayan Üst güce benzer.

Sonra tamamen farklı dürtüler dayatılarak gelişmeye başlar. Malhut kesinlikle bağımsız olması gerektiğine karar vermiştir, aksi halde var olamaz.

Direkt ışığın dört safhasında olduğu gibi, eğer basit bir şekilde alırsa veya almayı keserse, direkt ışığın talimatlarına tamamen uygun olarak hareket eder. Dolayısıyla direkt ışığın dört safhası olarak adlandırılan budur.

Ne zaman bağımsız olabilir? Sadece ışığı engellemeyi isterse. Bunu nasıl yapabilir? Işığın, kendisini etkilemesine izin verdiğinde, onun tüm eylemleriyle hemfikir olarak.

Kendisini ışığın etkisinden koruyabildiği ve ışığın etkisini önce engelleyip, daha sonra dönüştüreceği şekilde kendisini ortaya koyduğu ölçüde; bu onun bağımsızlığını, Yaradan hakkındaki anlayışını ve O’nun eylemlerini onayladığını gösterecektir.

Yani, bağımsızlık eksikliğimi sınırlandırıp hayvan olmayı bıraktığımda, insan olurum. “İnsan” İbranice’de “Adem” dir ve “Domeh- benzer” (Yaradan’a benzer) kelimesinden gelir. Kendimi bilinçsizce alan bir hayvandan kısıtlayabildiğim ve bilinçli bir alıcı yapabildiğim ölçüde, Adam olarak adlandırılırım.

Bu, mutlak bir kontroldür, ne yaptığımın anlayışına gelmek ve içimde Yaradan’ın niteliklerinin bir tezahürüdür.

The Structure Of The Universe, Part 5

 

Avrupa: Modern Zamanların Babil’i

Bugünün Avrupa’sı, insanlar arasında bölünmenin hüküm sürdüğü antik Babil’de yaşanan ayaklanma dönemini andırıyor.

Tarihte bu dönemi analiz etmek, bugün Eski Kıta’nın neden insanlığın özünü temsil ettiğini ve sosyal dokusunu onarmanın, nasıl dünyanın geri kalanında benzer zorlukları çözmek için önemli bir emsal teşkil ettiğini anlamamıza yardımcı olacaktır.

Yaklaşık 3 bin 800 yıl önce, Fırat’ın kıyıları ile Dicle nehirleri arasında, günümüz Irak yakınlarındaki bir çöl bölgesinde insanlık, Babil’de büyük klanlarla yaşadı ve birbirlerini önemsiyorlardı. Bu ilişki parçalanıncaya kadar birlikte akraba gibi yaşadılar. Egoist arzu, Babilliler içinde artmıştı: her biri, başkalarının pahasına giderek daha fazla kişisel yarar talep etmeye başladı, bu da kavga ve krizlere yol açtı. Aşırı şişmiş ego onları göklere kadar bir kule inşa etmeye zorladı, her biri evreni fethetmek için hissettikleri gururlu hırsın sembolik bir tezahürüydü.

Başlangıçta tek bir dil konuşuluyordu. Onların ideolojik ayrılıkları zaman içinde birçok dilin gelişimine yol açtı ve iletişim kurmayı bıraktılar. Karşılıklı yaşamları parçalara ayrıldı, dostluk ve tek bir kişiye ait olma hissi ortadan kalktı ve her yöne dağıldılar.

Babil’in manevi liderlerinden biri olan İbrahim, derinleşen sosyal anlaşmazlığın doğasını merak etti. Anlaşmazlığın, insanlığın egoizminin doğal ve kaçınılmaz büyümesinden kaynaklandığını keşfetti: başkalarını kendi çıkarları için kullanmaktan elde edilen haz, yıkılan insan ilişkilerinin kaynağıydı. İbrahim, çeşitli kabileler ve klanlar arasında dolaşarak yeni bir toplum inşa etme ihtiyacı hisseden herkese seslendi.

İnsanlığın geçmiş medeniyetlerinin 70 ulusundan temsilciler topladı ve İbranice “Yaşar-El” den  (Yaradan’a doğru)  gelen, “İsrail” adında yeni bir halk oluşturdu. İsrail halkı çok çeşitliydi. Herkes farklı diller konuşurdu ve çok çeşitli görüşlere ve algılara sahipti, ancak, İbrahim’in çadırında bir araya gelerek farklılıklarının üzerine nasıl yükseleceklerini öğrendiler. O zamanlar İsrail halkı arasındaki ortak payda, farklılıkların üstünde birlik fikriydi.

İbrahim’in öğrettiği bağ yöntemi, bizi bir arada tutan tek bir gücün olmasıydı: sevginin gücü. Onun metoduna göre, anlaşmazlıklarımız aynen kalmaktadır ancak bizler, “sevgi tüm günahları örter” ilkesiyle onların üzerinde yükseliriz. O, büyüyen egoizmin üzerinde,  sağlıklı ve olumlu ilişkiler kurmayı öğretti.

Babil’de uzun yıllar boyunca, görünürde sakin bir halde yaşadık, ancak daha sonra yüzeyin altında sessizce kaynayan ego taşmaya başladı. Üstelik onun döküntüleri bizim zamanımıza kadar devam etmektedir. Bizim egoizmimiz, varoluşun her seviyesinde değişiklik yaparak büyümeye devam etmektedir. Ego, kişisel çıkarları keskinleştirir ve küresel çatışmalara neden olur, devasa göç hareketlerini bir kıtadan diğerine iter, açlık ve yoksulluğa neden olur, ekonomileri çökertir, ilişkileri sabote eder, terör ve protestoları uyandırır.

Bugün, Avrupa kıtası, yukarıda belirtilen tüm değişikliklerin bir kapsamasıdır. Babil krallığı, bugünün Avrupa’sında gelişti. Zengin tarihine, eğitimine, kültürüne ve ileri bilim ve tıbbına rağmen, Avrupalılar, eski günlerin Babillileri gibi kendi içlerinde kalmışlardır – tecrit edilmiş ve yabancılaşmış bir halk. Tek kelimeyle: egoistler.

Mükemmel olduğu iddia edilebilecek bir kıta ya da ülke yoktur ancak bizler, Avrupa’ya odaklanmaktayız çünkü o insanlığın özünü temsil etmektedir:  38 ülkeye ayrılmış Avrupa’nın çağdaş medeniyeti,  her millet kendi dili, kendine özgü tarzı, kendi bencil karakterine rağmen zayıf bir birlik görünüşü sağlamak için çabalamaktadır.

Bugünün Avrupa’sı, yeni bir dünya düzenini fetheden, yöneten ve dayatan ülkelerin Avrupa’sı değildir. Gittikçe daha fazla Avrupalı, Avrupa’nın belirsiz geleceği hakkındaki sorulardan rahatsızdır. Yabancı kültürlerden, on binlerce göçmeni düzgün bir şekilde özümseyememe ve siyasi liderliğe nüfuz eden aşırılıklar, önümüzdeki yıllarda pek de iyiye işaret etmemektedir. Her şey ellerinde parçalanıyor ve daha da kötüye gidiyor,  hiç kimse gerçek bir çözüm sunmuyor. Ufukta, yeni nesil için parlak bir gelecek sağlayacak bir plan yok.

İnsanlık tarihinin eklenerek artan ümitsizliği yüzünden, aynı gemide birlikte olduğumuzu henüz anlamadık. Ya bir olarak yelken açarız ya da birlikte batarız. Suyun üstünde kalmak ve başarılı olmak için, İbrahim’in bağ kurma yöntemine, sessizce nesilden nesile geçtikten sonra büyüyen ve gelişen ve yalnızca insanlığın onu anlamak için olgunlaştığı zaman ifşa edilmek üzere, kitlelerden gizlenmiş olan Kabala bilgeliğine sahibiz. O zaman geldi, egoizmin zirveye ulaştığı ve onu dengelemek için bir yöntemin herkes tarafından erişilebilir olması gerektiği zaman geldi.

Bulgaristan’da Kasım ayının ortalarında gerçekleşmesi planlanan Dünya Kabala Kongresi, İsrailliler ve onlarca diğer ülkelerin temsilcileriyle birlikte, kıtanın her yerinden yüzlerce Avrupalıyı bir araya getirecek.  Farklı dilleri ve lehçeleri konuşanlar, hayatın her kesiminden, farklı yaşlardan ve çeşitli dünya görüşlerinden erkekler ve kadınlar olacak. Birlikte, farklılıkların üzerinde birliğe doğru,  Avrupalılar arasında ve Avrupa- İsrail ve dünyanın diğer bölgeleri arasındaki bağa doğru – binlerce yıllık ayrılıktan sonra eski uygarlığın yeniden birleşmesine doğru küçük ama önemli bir adım atmak üzereyiz

Amacımız, aramızdaki bağın gücü sayesinde, sıcaklığı yayan ve dünyaya destek veren, bir tek sevgiye dayanan yeni bir kule inşa etmektir. Bu sıcak bağ, yıllar içinde çözülmüş olan bağları yeniden oluşturacaktır. Birleşmiş bir Babil olmaya geri dönelim, ama bu sefer karışıklık olmadan: sadece tek uyumlu bir sesle şarkı söylemek için,  ortak bir arzuyla.

Kongre sona erdikten uzun süre sonra kurduğumuz bağın yararını ve olumlu hissini algılayacağız. Her katılımcı ve grup eve döndükten sonra, görünüşte fiziksel olarak bir kez daha bağ kesilse de hala bir aileye ait olma hissine sahip olacağız. Bizden yayılacak sıcaklık, bize sadece kişisel güvence ve yaşamın müreffeh bir perspektifini sunmakla kalmayacak, ayrıca tüm sorunlara bir çözüm olarak ve daha iyi bir dünyaya giden bir yol olarak farklılıkların üzerinde birliği ön planda tutan bir toplumun olumlu bir örneğini sunacaktır.

Bizler,  birleşebilen ve bağın önemini tüm olası yollarla yaygınlaştırabilen bu nesildeki ilk öncüler gibi hissedeceğiz. Bağımızın gücü, her Avrupalının kalbine dokunacak, kaybedilen umudu geri getirecek, herkesi bir parçamız olmaya: herkesi kucaklayan sıcak aileye katılmaya davet edecek.

Europe: The Babylon of Modern Times

 

Cennet ve Cehennem İçsel Koşullardır

Soru: Gelişimi boyunca ruh çeşitli dönüşümlere uğrar. Dini açıdan cennet ve cehennem ruhun gelişiminin belli bir aşamasıdır. Kabalistik açıdan ne anlama geldiğini bilmek istiyorum.

Cevap: Dinlerin söylediği bu değildir.

Cennet, başkalarına ihsan etmenin hazzıdır. Cehennem, kelimenin tam anlamıyla utançla yandığım koşuldur.

Cehennem utanç hissidir. Cennet sevgiden memnuniyettir. Fakat bunların hepsi manevi seviyededir. Başka bir şey yoktur.

Soru: Ne utanca neden olur?

Cevap: Yaradan’a ne kadar zıt olduğunuzu gördüğünüzde/anladığınızda utanç ortaya çıkar.

Kabala Bilgeliğinin Önsözünde, Kli’nin (kabın), Yaradan’a zıtlığını keşfedip utanç hissettiğinden kendi üzerinde kısıtlama yaptığı için, ilk kısıtlamanın (Tzimtzum Aleph) gerçekleştiğini öğrenmekteyiz.

Heaven And Hell Are Internal States