Category Archives: Maneviyat

Kabalistlerin Duası

Dua etmek, belirli bir zamanda bir araya gelip ağlamak, diz çökmek ve feryat etmek anlamına gelmez.

Dua, üst ışığın, Or Makif’in (saran ışık) etkisi altında içimizde ortaya çıkan kolektif, büyük, amaçlı ve doğru bir arzudur. Böyle bir arzu, her an kendini gösterebilir ve bunu, Yaradan’ın hiçbir aracı eylem olmadan kendini hemen ifşa edeceği ortak bir bütün olarak hissedeceğiz.

Manevi dünya, insanların tek bir yerde toplanıp mekanik olarak dua ettiği bizimki gibi değildir. Biz birlikte çalışırız, üst ışığı çekeriz ve o, ortak sistemimizdeki son vidayı sıkar, bizi arzuladığımız gibi “yakalar”.

Bizler bir yerde doğru bir şekilde hareket ettik, kendimizi birbirimize kilitledik ve üst ışık içimizde tezahür etti; bu, ihsan etme ve sevgi niteliğidir. Prensipte bunu kendimiz başardık ve ışık, onunla bir form benzerliği geliştirdiğimiz için ortaya çıktı.

Dolayısıyla bu, sıradan, geleneksel bir dua değildir, Kabalistlerin tek bir birleşmiş arzu yaratmak için yaptıkları ortak bir eylemidir; bu arzunun, onların bireysel arzularından birbirine bağlanması, örülmesi ve yapıştırılması gerekir.

Neden Geçmişe Bakmamalıyız?

Soru: Sürekli geçmişe bakmamamız, onu kesip atmamız ve geriye bakmamamız gerektiğini söylüyorsunuz. Bunu nasıl yapabiliriz?

Cevap: Sanırım bu sadece bir görüş, geçmişle hiçbir bağım olmadığına dair kendini ikna etme hali. Geçmiş yiter gider, kesilir, kaybolur, silinir ve bir sis gibi yok olur.

Soru: Şimdiki zamana hakim olmak zorunda mıyım?

Cevap: Evet.

Dairenin Karmaşık Basitliği

“Düz Sefirot” (Yosher) ve “dairesel Sefirot” (Igulim) zıt yasalara uyarlar; düz olan Sefirot için, en içteki en önemlisidir, oysa yuvarlak olanlar arasında, en dıştaki en önemlisidir. Dairesel Sefirot’un nitelikleri arasındaki bu zıtlık bizi büyük ölçüde şaşırtır.

Düz Sefirot’ta olduğu gibi, almak ve ihsan etmek zıt olduğunda almayı ve ihsan etmeyi anlarız. Ancak dairesel Sefirot, almak ve ihsan etmek hesaplamasına dahil değildir; bunların perdesi (Masah) yoktur; bunlar, kısıtlama (Tzimtzum) ve perde öncesinde var olan arzulardır. Bu yüzden, iki gücün etkisi altında olduğumuz bu dünyada kafamız çok karışır: biri dairelerden, diğeri düz çizgiden gelir.

Düz çizgide her şey açık ve basittir: yukarı ve aşağı vardır. Aşağıda kötülük, almak vardır; yukarıda iyilik, ihsan etmek vardır.

Çizgi üzerinde nerede durursam durayım, ne kadar gücüm olduğunu (kaç “kilogram”, ne tür bir perde), ne tür bir ışığım olduğunu (kaç ‘litre’ veya “aydınlık”) ölçebilirim. Bu nedenle, çizgide hiçbir sorum yok; belirli bir yüksekliğe çıktım ve onu ölçtüm.

Burada basit manevi fizik işler: tüm hesaplamalar benim elimdedir. Bir kuvvet, bir perde (örtü) ve onun aracılığıyla doldurulan bir arzu vardır ve ne kadar ödediysem o kadar dolduruluyorum. Her şey açıktır.

Ama “dairelerde” ne yapacağımı bilmiyorum, artık hiçbir şey net değil. Yukarı ya da aşağı, sol ya da sağ yok, koşulumu değerlendirmek için alıştığım ayrımlar yoktur. “Yuvarlak küreler” henüz doğmadığım yerler; herhangi bir şeyi anlamaya başlamadan önceki yerlerdir.

Sanki annemin rahmindeymişim gibi. “dairesel” yönetimin işlediği yer burasıdır ve ben kendimi tamamen iptal ederim. Her şey bana verilir, tüm atıklar alınır, hiçbir şeye kendi başıma karar vermem. Ama üzerime baskı uygulanmaya başlandığında, kendi hayatım için kendim savaşmam gerektiğinde, “çizgisel” yönetim başlar.

Ve bugün, çizgisel yönetimin yanı sıra dünyada ikinci bir yönetim ortaya çıkıyor: dairesel yönetim. Ama bununla ne yapacağımızı bilmiyoruz.

Dünya birdenbire küresel, bütünsel hale geliyor; herkes herkesle bağlı ve ben herkesi hesaba katmak zorundayım ve düşünüyorum: “Neden yapayım ki?!” Herkesi, benim arzumda, benim kabımda, dairesel hale gelen kabımda yer alıyormuş gibi düşünmeliyim. Bu tamamen farklı bir yönetim türüdür ve bu nedenle bir sorunla karşılaşıyoruz. Bu, daha önce olan her şeyin tam tersidir.

Mesele şu ki, şimdi “dairesel arzular” ortaya çıkıyor, gelecek dünyanın arzuları. Ve bu yüzden, bugün, yeni ve daha yüksek bir yönetimin ortaya çıktığı bu dünyada hayatlarımızı düzenleyemiyoruz.

Bir Çıkış Yolu Var!

Umutsuz bir durumun çaresiz kurbanı, değiştiremeyeceği bir kaderle karşı karşıya olsa bile, kendini aşabilir, kendini geliştirebilir ve böylece kendini değiştirebilir (Viktor E. Frankl, İnsanın Anlam Arayışı).

Kişi mutlak olanın, hiçbir şeyi değiştiremeyeceğinin farkına vardığında, kendini değiştirmenin gerekliliğini anlar, bir şeyler yapmanın, dünyada doğru bir varoluş sürdürmenin tek yolunun, şu andan itibaren, bir sonraki anda, bir sonraki anda ve bir daha sonraki anda, kendini değiştirmek olduğunu anlar. Ve böylece, adım adım, her an kendini değiştirecek şekilde hayatını yaşar.

Soru: Öyleyse siz aslında çıkmazları hoş mu karşılıyorsunuz?

Cevap: Tabii ki! Başka nasıl olabilir ki? Eğer bir kişi çıkmaz bir yol hissetmezse…

Soru: Yani umutsuz bir durum sizin için bir çıkış yolu mu?

Cevap: Evet, bu küçük bir oyuncak araba gibidir. Bir şeye çarpar ve dönmeye başlar. Tekrar çarpar ve tekrar döner. Ve tüm olasılıklar tükenene kadar denemeye devam eder, ta ki bir çıkış yolu olduğunu keşfedene kadar.

Soru: Öyleyse, bir çıkmazdan diğerine geçen bir kişi, sonunda bir çıkış yolu bulur mu?

Cevap: Elbette, her şey programlanmıştır.

Soru: Öyleyse prensipte, ben bir insan olarak çıkmaz yollara bir tür şükran şarkısı mı söylemeliyim?

Cevap: Kesinlikle! Bu, bizim oluşumumuzun büyük gücüdür.

Yorum: Ama ben her zaman bu çıkmazlardan kaçınmak isterim. Herkes onlardan uzak durmak ister.

Cevabım: Çıkmaza girmeden doğru bir kararı gerçekten verebilir misiniz?

Yorum: Pek olası değil.

Cevabım: Hiç değil.

Soru: İnsanlık bugün hangi doğru kararı vermelidir? Bu, küresel ölçekte çok önemli bir soru.

Cevap: Cevap her durumda aynıdır: kendini iptal etmek.

Soru: Bu “kendini iptal etmek” kavramı, öğrencileriniz için anlaşılır bir şey mi?

Cevap: Bu, herkes için de anlaşılabilir hale gelmelidir.

Soru: Peki, “kendini iptal etmek” ile neyi kastediyorsunuz?

Cevap: Bu, ne yapacağıma karar vermemem, hedefi belirlememem, kendim için hayal kurup onu gerçekleştirmeye çalışmamam anlamına gelir. Tek bir şey yapabilirim: başkalarının hedeflerine ulaşabilmeleri için kendimi onların önünde iptal etmek.

Başkalarına yardım etmek dışında kendime başka bir hedef belirlediğimde, bu onların yoluna engel olduğum anlamına gelir. Kendimi feda edersem, onların hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olurum. Sonuç olarak, herkes tam da bu şekilde meşgul olmalı; başkalarının hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak.

Soru: O zaman benim “ben”ime ne olur?

Cevap: İşte o zaman bu “ben” kolektif bir ortak benlik olarak ortaya çıkar ve içinde doğanın üstün gücü, var olan ve yol gösteren tek güç ortaya çıkar.

İnsanın Eşsiz Görevi

Herkesin hayatta kendine özgü bir işi veya amacı vardır; herkes yerine getirilmesi gereken somut bir görevi yerine getirmelidir. Bu görevde kimse onun yerini alamaz, hayatı da tekrarlanamaz. Dolayısıyla, herkesin görevi, onu yerine getirme fırsatı gibi eşsizdir (Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı).

Soru: Kendimize ve başkalarına bu şekilde mi bakmalıyız? İnsanları bu şekilde mi görmeliyiz?

Cevap: Evet, her bir kişiye, onların eşsiz bireyler olduğu şeklinde.

Soru: Bu, onların hayatını üstüme alamayacağım, onları zorlayamayacağım vb. anlamına mı geliyor?

Cevap: Hiçbir şey yapamazsınız.

Soru: Eğer hepimiz benzersizsek, ne tür bir ilişki kurmalıyız? Benim hayatım ve onun hayatı eşsizse, bu ne anlama geliyor?

Cevap: Her an olağanüstü koşullarda olduğunuzu ve bunu mutlak etkileşim kurallarına, yani sizin ve çevrenizdeki dünyanın mutlak dengesine göre değerlendirmelisiniz.

Soru: Savaş sırasında sayısız kayıp olduğunda ne yapmalıyız?

Cevap: O zaman bu tür duygular daha da keskinleşir.

Soru: Yani öldüren kişi ve kendini savunan kişi bir şekilde bu koşula mı gelir?

Cevap: Herkes değil. Ama kişi gerçek, samimi olarak kendini gerçekleştirmeyi düşünürse, her hayatın taklit edilemez ve eşsiz olduğu sonucuna varır.

Baş, Beden İçin Hangi Hakla Karar Verir?

Nekudim dünyasının Aba ve İma’sında, onları beden, ZON (Zeir Anpin ve Nukva) ile ilgili olarak Nekudim dünyasının “başı” yapan şey nedir? Onlar, daha yüksek Partzuf’tan, Keter’den gelen aydınlatmayı içerirler ve bu ışık, egoist arzulara karşı bir korumadır, onları haz alma arzusundan koruyan Hassadim’in ışığıdır. Böyle bir arzu aniden ortaya çıksa bile, ihsan etme ışığı onları egoist alımdan korur. Bu yüzden Aba ve İma baş olarak kabul edilebilir.

Sonuçta, baş bedenle nasıl farklılık gösterir? Maddi dünyada, bunlar farklı maddelerden yapılmıştır — beyin ve etten.

Manevi baş ve beden (Roş ve Guf) arasındaki fark nedir? Düşüncenin arzudan farkı nedir? Sonuçta, Yaradan tarafından yaratılan tek şey arzu değil midir? Başın ilkesi, haz alma arzusundan bir ayrılıktır, bu insanın arzusunun üzerine çıkarak eylemde bulunmasını sağlar. Bu nedenle, arzular, manevi kaplar (Kelim), Hassadim’den yani ihsan etme ışığından bir aydınlanma aldıklarında “baş” haline gelirler. Bu ışık, onların içlerindeki arzudan bağlarını kesmelerine ve onun üzerinde bir hesap yapmalarına olanak tanır, sanki dışarıdan, objektif bir gözlemci gibi bakarak.

Objektif bir kararın verilebileceği kısma baş denir. Bir insan ile bir hayvan arasındaki ve genel olarak insan ile tüm doğa (cansız, bitkisel ve hayvansal) arasındaki fark burada yatmaktadır.

Manevi dünyada, tüm farklılıklar özdeki ilkeye göre bulunur; bizim dünyamızda olduğu gibi maddenin kendisinde değil.

Çeşitli Işıkları Çekmek

Soru: Malhut, yansıyan ışığın çekildiği ve bir Zivug’un gerçekleştiği Zeir Anpin’e yükselir. Yansıyan ışık, önceki Partzuf’tan değil, daha önce reddedilmiş olan saran ışıktan (Or Makif) gelir.

Önceki seviyedeki Hohma’nın yansıyan ışığı ile şimdiki safhadaki Hohma’nın yansıyan ışığı arasındaki fark nedir? Bu, aynı ışığın yeni bir parçası mı, yoksa ışığın kendisinde farklılıklar var mı?

Cevap: Bu ışıklar arasında çok büyük bir fark vardır. Önceki seviyede bu Partzuf Keter’di, şimdi ise Partzuf Hohma’dır ve aralarında çeşitli etkileşimler meydana gelir.

Ben, Baal HaSulam’ın yazdıklarını mekanik olarak ezberlememiz gerektiğine inanıyorum; daha sonra, bunu kendi üzerimizde hissetmeye başladığımızda, bu ışıkların nasıl girip çıktığı ve birbirleriyle nasıl yer değiştirdiği yavaş yavaş netleşecektir.

Soru: Islahla meşgul olan her birimiz, yeni ışığı çekmeyi hak edecek miyiz?

Cevap: Evet, her birimiz kendi ruhumuzun yani kendi Malhut’umuzun çektiği ışığı çekeceğiz.

TES Çalışması Sırasında Doğru Niyet

Soru: Dostlarımla TES (On Sefirot’un Çalışılması) derslerini tartıştığımızda, iki yaklaşımın olduğu ortaya çıkıyor. Birinci yaklaşım, kişinin her kavramı anlamaya ve kendisine uygulamaya çalışmasıdır. İkinci yaklaşım ise dostların; bunu akıllı insanlar yapar, benim görevim nöbette olmak, dostumu düşünmek, RABAŞ’ın tavsiyelerine uymak ve gerisi kendiliğinden gelir demeleridir.

On Sefirot’un Çalışması’nı, Bnei Baruch ruhuyla çalışmak ne anlama geliyor?

Cevap: Üst dünyayı, bizim dünyamızdan öğrenmenin kolay bir iş olmadığını anlamak zorundayız. Ama bunu başarabiliriz.

Bu nedenle, sadece çalışalım. Bugün anlamadığımız şeyi, yarın anlayacağız. Belki birkaç ders sonra her şey az çok netleşecek ve bu şekilde ilerleyeceğiz.

Soru sormaktan çekinen ve geri duran birçok öğrenci tanıyorum, ama o da gerçekleşecektir.

On Sefirot’un Çalışılması’nın birinci cildini bitirdiğimizde, nerede olduğumuz, hangi seviyede bulunduğumuz ve üst ışığın gücünü nasıl alabileceğimiz bize netleşecektir.

Soru: TES’i çalışırken doğru niyet nedir?

Cevap: Doğru niyet, aynı seviyede bir Kli’ye sahip olma özlemimizdir; böylece TES’te okuduğumuz çeşitli olasılıkları kendi içimizde modelleyebilecek hale geliriz.

Mükemmel Duaya Doğru

Ruhun yükselişi ve tamamlanması, öncelikle tüm ruhların birleşip, tek olmasıyla gerçekleşir; çünkü o zaman onlar Keduşa’ya [kutsallığa] yükselirler, çünkü Keduşa [ihsan etme] tektir. Bu nedenle, ruh olan dua [ıslah için Yaradan’a yakarış], öncelikle ruhların birliğine bağlıdır. (Breslov’lu Rabbi Nachman, Likutey Halachot, “Sinagog Kuralları”, 1).

Bir dua esas olarak topluluk içinde [grup içinde, onlu içinde] edilmelidir, yalnız değil… (Likutey Halachot [Çeşitli Kurallar], “Sinagog Kuralları”).

Elbette, tüm isteklerimizi birbirleriyle karşılaştıramayız; henüz çabalarımızın nasıl şekillendiğini, hangi yönlere odaklandığını, birbirimizi nasıl düzelttiğimizi, nasıl desteklediğimizi ve hepsini tek bir tatta nasıl birleştirdiğimizi görecek kadar yeterince yönlendirilmiş değiliz.

Bu nedenle şöyle denir:

Dua esas olarak topluluk içindedir yalnız değil, böylece kişi ayrı ve yalnız kalmaz, çünkü bu Keduşa’nın tam tersidir. [Yaradan’a ihsan etme] … kutsal topluluğu bir araya getirmeli ve bir olmalıyız (Likutey Halachot [Çeşitli Kurallar], “Sinagog Kuralları”, Birinci Kural).

Tamamen kişinin kendi çabalarından doğan, bu ortak arzunun yükselişi, tam bir duadır.

Bunu nasıl başarabiliriz? Bu bizim asıl sorumuzdur, çünkü sadece Yaradan’a dönerek, “MAN yükselterek” yani bizi bir araya getirecek ve birliğimizde Yaradan’ı ifşa edecek olan ihsan etme niteliğini alma arzusuyla, tüm sorunlarımızı çözebiliriz. Ve bizim aracılığımızla tüm dünya bu ifşayı hissedecek.

İnsanlar birdenbire dünyada ihsan etme niteliğinin olduğunu ve bunun alma niteliğinden daha büyük olduğunu anlamaya başlayacaklar. Alma niteliği yani egoizmimiz, sadece engin, daha yüce, sonsuz, mükemmel dünyayı bizden gizler.

Her Şey Sizin İçin Kişisel Olarak Gerçekleşir

Soru sadece hayatta kalmak değildi, hayatta kalmanın bir “nedeni” olmalıydı. Soru, ne uğruna hayatta kalmaktı? Uğruna hayatta kalınacak bir şey ya da biri, kişisel bir neden olmadıkça, hayatta kalmak neredeyse imkânsızdı. (Viktor Frankl, Avusturyalı nörolog, psikiyatrist ve filozof, Nazi toplama kamplarından sağ kurtulan)

Soru: Geleceğe bakarsam, çevremde olup biteni fark etmez miyim?

Cevap: Hayır, etrafınızdaki her şeye hedefinize ulaşmanız için birer koşul olarak bakıyorsunuz.

Soru: Bunun bana hedefime ulaşmam için verildiğini mi söylüyorsunuz?

Cevap: Evet ve tüm bunlar, nihai hedefi şekillendirmem için gereklidir.

Soru: Öyleyse bir noktada, en korkunç şey için bile minnettar olabilir misiniz?

Cevap: Elbette. Hissedersiniz ve sonunda fark edersiniz ki, olan her şey sadece sizin içindir, sizin kişisel olarak, hedefinize ulaşmanız içindir.