Yorum: Lütfen Albert Einstein’ın bazı sözleri hakkında yorum yapın.
Yalnızca absürdü deneyenler imkânsızı başarabilir.
Cevabım: Evet, imkânsız olan absürttür. Tamamen absürt eylemlerle bir şeye ulaşmaya çalışan, onlarla hemfikir olan ve Kabala’da “mantık ötesi inanç” olarak adlandırılan, mantığının üzerine çıkan kişi gerçekten ilerleyebilir. Diğerleri ise bir yozlaşma halindedir.
İnanç aynı zamanda bilgidir, ancak her zaman benim üstümdedir.
Soru: Öyleyse dünyevi mantığı kabul etmiyor musunuz?
Cevap: Dünyevi mantık hayvansal mantıktır. Aklımla kavrayabildiğim şey, ne olursa olsun, hayvansal akıldır, hayvansal mantıktır.
Einstein müthişti çünkü bir Kabalist olmasa da bir Kabalist gibi düşünüyordu. Yani, ben doğayı mantığıma aykırı olarak kabul ediyorum: “Şu hız, şu kütle – bu değişebilir mi? Değişir.”
Kütle değişir. Nasıl değişebilir? Değişir işte.
Zaman geriye doğru akabilir. Neden? Nedenini bilmiyoruz ama akabileceğini kabul edelim. Duyularımızla algıladıklarımız, sorgusuz sualsiz, ebedi bir sabit olarak kabul edilmemelidir.
Çalışmasının sonuçlarını hemen görmek isteyen biri, ayakkabıcılık işine girmelidir.
Cevap: Evet, çok güzel söylenmiş. Bir şey yapıp sonucunu hemen görmek iyidir. Hatta para bile kazanırsınız. Gününü bitirirsin, bir çift bot yaparsın, birkaç ruble kazanırsın, içersin, yersin, yatağa gidersin ve huzur içinde horlarsın.
Yorum: Ama insanın istediği de budur: “Gün güzel geçti.” kutucuğunu işaretlemek.
Cevabım: İçimizdeki hayvanın istediği de budur. Her birimizin içindeki hayvan sadece bunu ister! Kuş tüyü bir yatağa uzanıp horlamak ve hepsi bu.
Soru: Yani bunun bir hayvansal koşul olduğunu mu söylüyorsunuz? İnsan koşulu böyle değil mi?
Cevap: Bir insan bununla yetinemez. Yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Siz, tatmin olamamanız için yaratıldınız!
Soru: Ama yine de hayatta huzur var mıdır?
Cevap: Hayır, hayatta huzur yoktur. Her şey kişinin doğasına bağlıdır. Bunu isteyebilirsiniz, ama hayır – ve aslında, bunu bile istemezsiniz! Nasıl isteyebilirsiniz ki?!
Herkes bir şeyin imkânsız olduğunu bilir. Sonra bunu bilmeyen bir aptal gelir ve o keşfi yapar.
Cevap: Ve en önemlisi, herkes ona nasıl yapılması gerektiğini söyler, ama o yapamaz, katılmaz. O şekilde yapmak istemez.
Soru: Ama ona bunu söyleyenler bunun imkânsız olduğunu biliyor mu?
Cevap: Evet, ama yine de kendi yöntemiyle yapar, farklı bir şekilde çarpıtır ve sonuç olarak yeni bir yol açar.
Soru: Öyleyse bilime, özünde aptallar mı girmeli sizce?
Cevap: Bilime, bilimi inkâr edebilen ve bunu yaparak her seferinde onu ilerletebilenler girmelidir.
Sonuçta, bilimin kendisi de prensipte, tıpkı Einstein veya Tesla gibi, bilginin ötesinde inançla ilerler; her ne kadar onlar hakkında çok az şey bilsek de. Kastettiğim devrimciler tam da bu türlerdir.
Üçüncü Dünya Savaşı’nın hangi silahlarla yapılacağını bilmiyorum ama Dördüncü Dünya Savaşı taş ve sopalarla yapılacak.
Cevap: Kesinlikle doğru. Ona tamamen katılıyorum!
Bir sonraki dünya savaşı olursa, insanlığın kendini dizginleyebileceğini sanmıyorum. Bu sadece Yahudilerin tarihsel görevlerini yerine getirip getirmemesine bağlı. Eğer birleşirlerse, savaş olmayacak ve iyi bir yoldan birliğe ulaşacağız. Eğer birleşemezlerse, hem bizim hem de dünyanın çektiği büyük acılarla…
Soru: Bir sonraki savaş olursa, insanlığın kendini imha silahları kullanmaktan alıkoyamayacağını mı düşünüyorsunuz?
Cevap: Kendini dizginleyemeyecek – kesinlikle! Tek soru, ne ölçüde dizginleyemeyeceğidir.
Çünkü sınırlı nükleer savaşların mümkün olduğunu söyleyenler var, ancak kimsenin geri çekilebileceğini hayal edemiyorum.
Sonuçta, nükleer silahlar şu anda sessizce oturup bekleyen birçok ülkenin elinde.
Korkarım Einstein haklı. Bir dünya savaşı çıkarsa, insanlığı binlerce yıl geriye götürecektir.
Filed under: Dünya, Kabala, Maneviyat, Toplum -
Einstein Sözleri, Bölüm 2 için yorumlar kapalı