Tıpkı tiyatrodaki aktörlerin her şeyin gerçek olduğunu düşünmemize sebep olacak kadar rollerini en iyi şekilde yapmalarını beklediğimiz gibi, din yorumcularımızın da din inancını gerçek realiteymiş gibi algılamamız için kalbimize derinden dokunmalarını bekleriz. (Baal HaSulam, Son Neslin Yazıları)
Kabalistler insanlara daha yakın olmalı ve onlara yaklaşmalıdır ki böylece sözleri insan kalbine hitap etsin ve kalp onları anlasın. Burada hala yapılacak daha çok iş var çünkü egoist insan kalbi sadece belirli klişelere açık olmaya alışkındır. İnsanlar söylediklerimizden çok uzak. Bu, onlar için anlaşılmaz, yabancı ve iticidir.
Kabala bilimi ile modern, kaba insan bilinci arasında, özellikle gerçekliğin algılanması, özgür irade ve karşılıklı sevginin, yani zihnin kabul etmediği şeylerin farkına varılması konusunda büyük bir mesafe vardır. Sonuçta, hayvansal beş duyumuzla gördüğümüz maddi dünyamızı değil, bambaşka bir boyutu var olan bir gerçeklik olarak algılamalıyız.
İnsanların bunun farkında olmadığını anlamalıyız. Onlar, biz Kabalistlerin gördüklerini ve hissettiklerini göremezler veya hissedemezler. Burada kendi zayıflığımızla karşılaşırız. Bizi anlamadıkları için insanları suçlayamayız. İnsanları anlamadığımız için kendimizi suçlamamız gerekiyor.
Yorum: Baal HaSulam neden sanatçılarla net bir karşılaştırma yapıyor?
Cevabım: Ebeveynler de çocuklarıyla aynı şekilde oynarlar. Sanatçı olmak ne demektir? Bu, başkalarından daha yüksek bir seviyede duran bir kişinin, izleyicinin bunu gerçek olarak hissedebilmesi için gerileyip daha düşük bir seviyede hareket etmesi gerektiği anlamına gelir.
Bir Kabalist, tıpkı bir sanatçı gibi, her şey hakkında doğru konuşmalı ve başkalarının bu metodun nasıl uygulandığını anlaması için örnekler kullanmalıdır.
Genellikle insanlar bizim onların seviyesine inmemizi değil, onları yükseltmemizi isterler. Ve eğer kitlelere ulaşırsak, dünyadaki insanların %90’ının, hatta daha fazlasının bu metodolojiye hâkim olmaktan aciz olduğunu anlamalıyız.
Bu nedenle onlara kendi seviyelerinde açıklamalıyız ki, küçük olanın büyüğe tutunması gibi, onlar da bize katılsınlar ve böylece doğru yolda olduklarından emin olsunlar.
Soru: Genel kitleler için hareket etmenin yanı sıra, her şeyden önce birbirimiz için mi hareket etmeliyiz?
Cevap: Elbette, birbirimizle daha fazla bağ kurabilmemiz için, her birimiz başkalarının özelliklerini özümseyerek bütünsel olarak bir araya geliriz.
Soru: O zaman neden babasının serçe parmağını tutan bir çocuk gibi bizi takip eden bir dış insan çemberine ihtiyacımız var?
Cevap: Gerçek şu ki, biz onlar için varız. Yaradan, onların Kendisine yaklaşmalarını ister. Biz ise aracı halkayız, O’nun elçileri ve işçileriyiz. Bu yüzden bize Yaradan’ın işçileri denir. Ve onlar ise Yaradan’ın Kendini göndermek istediği adrestir; O, bizim aracılığımızla onların Kendisine bağlanmasını ister.
Soru: Onları doldurduktan sonra, aktarıcı olarak bizden geriye bir şey kalır mı?
Cevap: Hiçbir şey, sıfır ve bundan büyük bir memnuniyet duyarız.
Soru: Aktarıcılar neden aktör olmak zorundadır?
Cevap: Oyunculuk, bir yandan bağlı olduğunuz Yaradan seviyesinden, diğer yandan insanların daha düşük seviyesine iniş ve bunun kendiniz aracılığıyla dönüşümüdür. Yaradan’ın rolünü üstlenmeli, O’nu metodolojisi, yönetim sistemi ve diğer her şeyle öyle bir şekilde oynamalısınız ve seviyeleri kademeli olarak düşürmelisiniz ki küçük olanlar için her şey açık olsun.
Soru: Oyunculuk becerilerim yoksa ve oyunculuk yapamazsam ne olur?
Cevap: Yapabilirsiniz! Kabalistler de dahil olmak üzere birçok bilim adamı insanlığın geleceği hakkında düşünüyor. Düşüncelerini kitlelere nasıl aktaracaklarını düşündüler ve zekice şeyler yazdılar. Ama kimse bir şey anlamadı!
Ve bazıları roman yazdı. Onlar sadece yazarlar değil, aynı zamanda düşüncelerini sanatsal bir biçimde ifade eden büyük filozoflar ve öğretmenlerdi. Hayat felsefelerini anlaşılabilir bir şekilde aktarmak isteyenler, romanlarının karakterleriyle ilişki kuran kitleler için daha erişilebilir olduğu için, onu edebi bir eser şeklinde sunmuşlardır.
İnsanların her şeyi algılamasının ve özümsemesinin tek yolu budur; aksi takdirde yapamazlar. Onlara aynı şeyi bilimsel terimlerle anlatmaya başlarsanız, her şey hemen kurur.
Soru: Yani Kabalistler olarak bizim sanatımız, insanların empatisini uyandırmak mı?
Cevap: Kesinlikle. Her türlü semineri düzenliyorsunuz ve bu onları yavaş yavaş yeni bir koşula getiriyor.
Soru: Her kültür ve ulus kendisine uygun bir şey düzenleyebilir mi?
Cevap: Elbette. Kendine özgü bir şekilde, biçim olarak ulusal, içerik olarak Kabalistik.
Filed under: Birlik, Kabala, Maneviyat, Yaradan -
Yaradan’ın Tiyatro Okulu için yorumlar kapalı