Category Archives: Kadın

Bir Kadının Kalbine Giden Yol

Kabalist bir ailede, kadın kocasını sadece yiyecek kalorileriyle değil aynı zamanda arzularıyla da doldurur ve kocası da onu manevi çalışmasıyla doldurmalıdır.

Arzu yemek yoluyla aktarılır. Rabaş inanılmaz derecede gelişmişti; ailede neler olup bittiğini yemekten anlayabiliyordu.

Soru: Bir kadın, bir erkeği onun için pişirdiği yemeklerle kendisine bağlayabilir mi?

Cevap: Elbette. Bir erkeğin kalbine giden yolun midesinden geçtiğinin söylenmesi boşuna değildir.

Soru: Peki bir kadının kalbine giden yol nedir?

Cevap: Sadece kişinin tutumundan geçer. Başka bir şey değil. Ona sevgi ve şefkat gösterin. Eşler sadece aynı alanda bulunmamalı, ruhen ve bedenen birbirlerine bağlı olmalıdır.

Kadın Ve Erkek Bağı

Soru: Anladığım kadarıyla kadınlar birbirleriyle doğrudan bağ kuramıyor ama erkekler kurabiliyor. Bağımızı nasıl hissedeceğiz? Doğrudan birbirimizle değil de erkekler aracılığıyla mı olacak?

Cevap: Birbirinizle yakınlaşabildiğiniz ölçüde hem kendi bağınızı hem de erkeklerle bağınızı hissedeceksiniz.

Erkek bağı ile kadın bağı arasında bir fark yoktur. Kadınların bağı daha da basittir. Kadınlar daha yüksek bir amaç hakkında düşünmeye başladıklarında, genel olarak dünyevi egoizmleri onları çok fazla rahatsız etmez.

Manevi Ortaklık

Soru: Kadınlar daha önce çalışmamış ve sadece evle ilgilenmişlerse, neden bizim zamanımızda çalışmalılar?

Cevap: Artık tamamen farklı bir zamandayız. Geçtiğimiz yüz yıl boyunca neredeyse tüm kadınlar bir uzmanlık alanı edindi, işe gitti ve kocalarıyla birlikte ailelerinin geçimini sağladı.

Soru: Öğrencilerinizden bahsetmişken, kadınlar kendileri çalışmadan sadece kocalarına, yani öğrencilerinize hizmet ederek manevi olarak ilerleyebilirler mi?

Cevap: Hiç şüphesiz.

Soru: Bu kadar basit mi?

Cevap: Bu karmaşıktır. Diyelim ki bir kadın erkeğine bağlı ve onun yaşam için ihtiyaç duyduğu her şeyi yapıyor, birlikte yaşıyorlar ve birbirlerine maddi ve manevi olarak destek oluyorlar. Bu durumda kadın erkeğin manevi yükünün bir kısmını alır. Bu birliktelikte, onlar ortaklardır.

Kadın Arzularının Gücü

Soru: Yaradan’la birleşmeye onlu ile birleşerek gelmeliyiz. Ve eğer onlu kadın onlusuysa ama bazı eril niteliklere sahipse – çabalamak, başarmak ve hatta kıskançlık – burada her şey doğru mu?

Cevap: Kadın ya da erkek olmanız ne fark eder? Önemli olan bağda olmak, Yaradan’ı ifşa etmek, O’na ihsan etmek ve kendinizi bu koşulda hissetmek istemenizdir çünkü bu içinizdeki Yaradan’a benzer olacaktır.

Hepinize baktığımda, burada erkeklerden daha fazla kadın görüyorum ve onların nasıl ilerleyeceklerine dair sorularını duyuyorum. Ve birdenbire bana bunların hiç de dişi arzular olmadığını söylüyorsunuz. Ama bunlar gerçekten de dişi arzular.

İsrail oğullarının Mısır’dan erdemli kadınlar sayesinde çıktığı söylenir. Bu nasıl olabilir? Ancak söylenen tam olarak bu. Öyleyse bunu daha ciddiye alalım.

Eğer kadınların bu niteliklere ihtiyacı olmadığına inanıyorsanız, o zaman kendinizi üst dünyayı ifşa etmekten alıkoyuyorsunuz demektir. Yaradan’dan böyle bir armağan aldınız; bunu kullanmamak bir suçtur.

İki Kişilik Bir Dilek

Soru: Eğer Yaradan bir erkeğe ve bir kadına kalp yoluyla bir bağlantı verirse, o zaman her biri diğeri için her şeyi yapmaya hazır olur mu?

Cevap: Her şey için ne kadar hazır olduklarını bilmiyorum ama birlikte olmak için birbirleriyle yarı yolda buluşurlarsa ve her biri eşinin kendisinden istediğini yaparsa, o zaman Yaradan’ın ifşa olduğu ortak bir arzu oluştururlar.

Soru: Ama Yaradan da onlara bu arzuyu verir değil mi?

Cevap: Hayır, bu arzuyu kendileri yaratmalıdırlar. Her birinin kendi arzusu vardır, bu yüzden birbirlerine bağlanmaları gerekir ki her ikisi için de tek bir arzuları olsun ve bu arzuda herhangi bir farklılık hissetmesinler.

Bu öyle bir birleşme olmalıdır ki, birlik duygusundan başka bir şey kalmadığında, birbirleri için arzu duymalıdırlar.

Kadınların Bağ Kurması

Yorum: Daha öncesinde sadece erkeklerin bağ kurabileceğini vurgulamıştınız. Ve şimdi bu durum hem erkekler hem de kadınlar için aynı hale geliyor.

Cevabım: Evet, kadınlar öne çıkıyor ve hayatın her alanında giderek daha aktif rol almaya başlıyor.

Önceleri kadın doğum yapar, yemek pişirir, temizlik yapar, herkese ve her şeye hizmet ederdi. Ve ona büyük bir saygıyla davranılmasına rağmen, herhangi bir manevi çalışma söz konusu değildi. Hatta ibadet yerlerinde bile onlara yer yoktu. Bu durum sadece 100 ila 200 yıl önce ortaya çıkmıştı.

Ama bugün her şey eşit düzeyde. Dünya, tüm toplumlarda kadınların eşit hale gelmesi gerçeğine doğru ilerliyor. Ve bu yalnızca biz çok iyi olduğumuz için değil, küresel ıslaha doğru bir hareket olduğu için böyle. Hiç şüphe yok ki, kadın tarafı ortak çalışmalarımızda giderek daha etkili ve gerekli hale geliyor.

Bu nedenle onlara çok önem veriyorum. Bunlar ciddi arzular, ciddi güçler ve tüm erkekler ve tüm dünya üzerindeki baskılardır.

200 yıl önce bir kadının siyasete girmesi mümkün müydü? Ama bugün, ülkelerin üst düzey pozisyonlarda birçok kadın var.

Yani bu küresel bir eğilim çünkü dünya büyüyor. Egoizm öne çıkıyor. Kadın, egoizmi, alma arzusunu temsil eder. Bu nedenle o, daha talepkâr ve daha bağımsız hale geliyor.

Kadınlara saygı duyulması gereken çok şey var. Çok tutarlı, çok ciddi ve çok titizler. Onların ıslahlarında belli bir sınırlama var ama bu onların sınırlaması değil, doğanın iki parçaya bölünmesidir.

Bu nedenle kadınların bağ kurmasını, çok büyük ve ciddi bir mesele olarak görüyorum.

“Toplumumuzdan Kim Daha Fazla Sorumlu, Erkekler Mi Kadınlar Mı?” (Quora)


İnsani yardım kuruluşu Care’in kadınlarla ilgili raporunda dikkate değer istatistikler var. İlk olarak dünya genelinde erkeklerden 150 milyon daha fazla kadın açlık çekiyor ve açlıktan ölen insanların yüzde 60’ı kadın ve ayrıca yine dünya genelinde on milyonlarca kadın en son ve en az yemeği yiyor.

Bu, kadınların ailelerine, çocuklarına ve çevrelerine karşı doğal bir sorumluluk hissettiklerine işaret ediyor. Kadına yüklenen bu doğal sorumluluk hakkında Tora, “kadın evdir” diye yazar.

Kadınların doğum yapabilme yeteneği, kadınların neden bu kadar doğal sorumluluk ve başkalarını kendilerinden önce görme niteliklerini barındırdıklarının bir yönüdür. Onlar daha içgüdüsel bir doğa hissine sahiptirler. Bu nedenle Tora’da Yaradan, İbrahim’e Sarah’ın söylediklerini dinlemesini söyler. Bu, kadınların sahip olduğu içsel doğal bilgeliği tanımlar.

Doğanın köklerine göre, kadınlar zaten doğanın içindedir, oysa erkeğin doğası, doğanın ıslahıdır -doğanın üstesinden gelme ve doğanın ihsan etme niteliğine benzer bir ihsan etme niyetiyle ona rehberlik etme yeteneğidir. Kadınların bu içsel doğal bilgeliğini dinleme eğiliminde olsaydık, o zaman dünyada kesinlikle daha fazla düzen, daha az savaş ve ızdırap olurdu.

Bir Erkek ve Bir Kadın – Yaradan ve Yaratılan

Soru: Yaradan ve yaratılan ile karşılaştırıldığında, erkek ve kadın ilişkisi arasında ne gibi paralellikler kurulabilir?

Cevap: Yaradan ile yaratılan arasında var olan tüm hareketler, bağlar, yakınlaşmalar ve uzaklaşmalar, kadın ile erkek arasında gerçekleşir çünkü maneviyattaki bu durumlar, dünyamızdaki cinsiyet ayrımının kaynağıdır.

Başlangıçta ne dünya vardı, ne insanlık, ne de insanlar arasında ayrım. Bunlar tam olarak Yaradan yaratılanı yarattığı için ortaya çıktılar – Yaradan’dan alan bir şey.

Yaradan, yaratıcı ve gelişen eril bir güç olarak kabul edilir. Yaratılan, gelişmesiyle Yaradan’ın algısına ve O’nunla bir olma arzusuna ulaşan, alan, çoğalan ve genişleyen dişi bir güçtür. Bu yaratılış amacının içindedir.

Bedensel dünyada, biyolojik protein bedenlerimizde, bu dünyevi seviyede gerçekleşir. Protein seviyesindeki doğru uygulama aynı zamanda tüm yaratılışın tüm seviyelerinde, doğru duruma gelebilmesi için de gereklidir. Bu birlikteliğin ötesinde hiçbir şey yoktur.

Bu nedenle Kabala, güçlerdeki bu birliği inceler ve doğada her seviyede – insanlar arasında, doğanın parçaları arasında ve insan toplumunda – olan her şeyi ve bir kişinin her türlü politik, ekonomik, ticari, aile ve diğer sistemleri kendi doğasına göre yarattığını anlar.

Kabala, evrensel bir bilgeliktir çünkü en evrensel şeylerle çalışır: iki güç, Yaradan ve yaratılan. Bunların bir hiyerarşi aracılığıyla yavaş yavaş dört dünyaya nasıl indiklerini, dünyamızı nasıl oluşturduklarını ve onun içinde aynı farkındalığa nasıl ulaştıklarını açıklar. Her şey çok basittir.

Erkek Ve Kadın: İdeal Bir İlişki

Fiziksel dünyada, bir erkekle bir kadın arasındaki ilişkilerin başlangıcını ve sonunu çok sık gözlemleriz çünkü dünyamız egoist bir temel üzerine kuruludur. Bu manevi dünyada olamaz çünkü sonsuz bir süreklilik, “sonsuz bir doyum” vardır.

Soru: Bir insanın protein yaşamı (fiziksel ya da dünyevi yasami) için manevi kuralların ideal kullanımı nedir?

Cevap: Yaradan ile yaratılan arasındaki ilişki gibi olmaktır! Buradaki varlığımızın amacı budur; Yaradan ile sonsuz, büyük ve güçlü olan temas hakkında bilgi edinmek ve bunu sonsuzluk dünyasından bizim dünyamıza kadar her seviyede inşa etmek. Bu, insanın son ıslahıdır. Ve doğanın geri kalanı da insana dâhildir.

Bir erkek ve bir kadın arasındaki ideal ilişki, birbirlerini doğru bir şekilde tamamlamaya başladıklarında gerçekleşir ve böylece ihsan etme ve sevginin gücü olan Yaradan aralarında ifşa olur. Üst bir edinim yoksa bu gerçekleşemez.

Bu nedenle, bizim dünyamızın seviyesinden hiçbir şey çözülemez.

Birbirimizde Ne Arıyoruz?

Soru: Neden kadın, bir erkekte insan arar ve erkek onun daha dışsal özelliklerinden tatmin olur?

Cevap: Kadın, her şeyden önce, bir erkeğin insan potansiyeline bakar ve erkek onun görünüşüne bakar yani hayvansal seviyesinden tatmin olur.

Erkek, hayvansal çekime kapılır. Kadın, insana ulaşmaya çalışır. Bu kesinlikle doğaldır çünkü bu iki obje – erkek ve kadın –  Zeir Anpin’in üstte olduğu, ışık, yaşam ve hazzın kaynağı olan Zeir Anpin ve Malhut’u temsil eder; bu nedenle erkeğin, kadından herhangi bir doyum elde etme yolu yoktur. Ona en düşük derece olarak bakar çünkü o gerçekten aşağıdadır.

Ama erkek kadının arzusuna, kadının erkekten ne aldığına, erkeği kadına ne vermek istediğine bağlıdır. Sonuç olarak, doğru etkileşim onları tamamen birbirine eşit kılar.

Ama başlangıçta arayışta, manevi dünyada eril bir ilke olarak erkek, her zaman altında duran arzunun feminen tarafını arar çünkü bu ihsan etme, tamamlama niteliğinin altındadır. Ve kadın, onu dolduracak bir erkekte güvenilirlik arar.

Soru: Kadının erkeğe, kendisini neden insan olarak görmediğini sorduğunda, kadının talebi makul müdür?

Cevap: Tabiki. Bu doğadan gelir. Ama eğer birbirleriyle doğru bir şekilde eşleşirlerse ve birbirlerini tamamlarlarsa, o zaman kesinlikle karşılıklı olarak eşit olduklarını görürler.