Category Archives: Dünya

Psikoloji Çıkmazda

Soru: Baal HaSulam neden materyalist psikolojiye özel bir saygı duyuyordu?

Cevap: Çünkü o dünyamız seviyesinde her şeyi doğru bir şekilde açıklıyor, ancak dünyamızın diğer sorunlarıyla birlikte çıkmaza giriyor.

Mevcut psikolojimizle dünyada ne yapabiliriz? İnsanı mümkün olan her şekilde inceliyoruz, milyarlarca kaynak ve emek harcamaya hazırız, ancak yine de bir insanın iç dünyasını hayal etmediğimiz için hiçbir şey başaramıyoruz.

Psikoloji, bir insanı açmak, içine bakmak, bir bilgisayar veya bir motor gibi içine girmek ve nasıl çalıştığını, onu nasıl düzeltebileceğimi, ayarlayabileceğimi, kendime nasıl uyarlayabileceğimi, sorunlarının ne olduğunu vb. öğrenmek istediğim bir araç gibidir.

Ama aslında psikoloji bu konuda bana yardımcı olmuyor. Bu, her türlü elektronik devreden yapılmış modern bir mekanizmanın içine bir tornavida ve çekiçle girip onu anlamaya çalışmak gibidir. Bu şekilde çalışmak imkânsız.

Ancak, başka türlü davranamayız çünkü bir insana bakıp onu incelediğimiz egoizmimiz çok tek taraflı ve bayağıdır. Bu, onların teşviklerini, kaynaklarını, nedenlerini ve sorunlarını anlamamıza izin vermez. Psikolojinin çocuklar, yetişkinler, evli çiftler ve hatta hiç kimse için uygun olmadığını görüyoruz. İnsanları anlamıyor ve çözemiyoruz. Toplumumuzun temel sorunu bu: neye ihtiyacımız olduğunu bilmiyoruz.

Doğal olarak, Kabala, tamamen psikolojinin yerini alıyor. Psikoloji kendini geliştiremediği için, onu mümkün olan her yerde kullanıyor ve daha da geliştiriyor. Bu nedenle materyalist psikolojiyi memnuniyetle karşılıyoruz, ancak onu oradan Kabala alanına taşımalıyız.

Yorum: Bu arada, psikoloji okumuş veya okumaya devam eden birçok kişi Kabala ile ilgileniyor.

Cevabım: Elbette, gelecekte tüm psikologların ve filozofların Kabala çalışmaya geleceğinden eminim çünkü burada psikolojinin cevaplayamadığı soruların cevaplarını bulacaklar.

Onsuz Yapamayacağımız Hayali Bir Dünya

Soru: Eğer sonunda, bildiğim tüm gerçeklikle ilgisi olmayan içsel bir noktaya ulaşmam gerekiyorsa, bu karmaşık maddi dünyanın amacı nedir?

Cevap: Dışarıdan maneviyata girebilmek için, manevi dünyanın kalıbındasınız.

Ayrıca, dünyamızın gerçekliği sizi manevi dünyaya girmek için tam ve en uygun şekilde hazırlar. Burada öğrenir, her türlü eylemi gerçekleştirir ve kendinizi manevi safhaya hazırlarsınız.

Manevi aşama, bizim gerçekliğimize dayanır, ondan tamamen kopuk değildir. Henüz onu ilk elden görmedik. Dışarıdan bakmadan dünyamızın önemini anlamak imkansızdır.

Burada sadece varlığımızı sürdürmüyoruz. Bu dünyada öğrendiğimiz birçok algı detayına manevi dünyada da ihtiyacımız olacak. Elbette, orada farklı bir biçim alıyorlar ama yine de gerekli.

Soru: Henüz neler olup bittiğinin farkında olmayan küçük bir çocuk gibi, bilinçaltında maddi gerçekliği yaşamak zorunda olduğumuzu söyleyebilir miyiz?

Cevap: Hayır, sonuçta bu gerçekliğin yardımıyla diğer ruhlarla temas kurar, onlarla bağ kurar ve onları ıslah eder, gerçekliğin geri kalanıyla bağda kalırsınız.

Bu dünya çok önemlidir. Size birçok ıslah yapma imkânı verir, bu nedenle hafife alınmamalıdır. Bu dış kabuk, ıslah süreci tamamen sona erene kadar ortadan kalkmaz. Ancak herkes kendini ıslah ettiğinde ve birleştiğinde, özel bir eylem gerçekleşecek ve bunun sonucunda maddi dünya duyularımızdan kaybolacaktır.

O zaman ona hayali diyeceğiz. Aslında hiç var olmamış gibi görünecek. Her şeyin hayalimizde gerçekleştiği ve bunun üzerinde tekrar tekrar manevi bir dünya inşa etmek için bu hayali resimde yaşamak zorunda olduğumuz ortaya çıkacak.

Her manevi eylem bu dünyaya dayanır. Son yükselişten önce bile, en dibe düşer ve sadece ticaretini, akşamları futbolu ve başka hiçbir şeyi bilmeyen “pazardaki Şimon” olursunuz.

Tam da oradan son derece yükseliriz. Sadece oradan zirveye çıkabilecekseniz, bu derin, dar geçidin ne kadar önemli olduğunu hayal edin.

Yaradan’a Yakarış

Soru: Takvimdeki yeni yıl gününde yaptığımız içsel çalışmada, diğer herhangi bir gündekine kıyasla bir fark var mı?

Cevap: Üst dünyalarda, onlara yöneldiğimizde üzerimizde etkilerini uyandırabileceğimiz kökler vardır. Dünyevi takvimin, yakarışımızın niteliği üzerinde neredeyse hiçbir etkisi yoktur. Düşünecek olursak, dünyada günleri, haftaları, ayları, çeşitli tatilleri ve insanlığı etkilediği varsayılan güçler içeren binlerce farklı takvim vardır.

Tek bir şeyi anlamamız gerekir: Eğer iyi sonuçlar elde etmek istiyorsak, o zaman her gün, her ay, her yıl Yaradan’a, O’nun gücüne, O’nun merhametine dönmeliyiz.

Bu şekilde, yakardığımız dereceyi hissedecek ve onun gücüyle ilerleyeceğiz.

Gölgeler Dünyasından Işık Dünyasına

Tüm dünyamız, alma imgelerinden oluşur, çünkü haz alma arzumuzda, karanlık özümüzde hiçbir şey yoktur. Onun içine biraz ışık girdiğinde ve bu arzu ışık tarafından hafifçe etkilendiğinde, bu arzunun içinde çeşitli akışkanlar, dalgalar ve değişen akımlar ortaya çıkar.

Bunlar içimizde, duygularımızda ve zihnimizde bu dünyanın hissini oluşturur. Sonuçta, dünyamız gerçek realite değildir, içimizdeki arzuyu çok küçük, zayıf ve gerçek dışı bir biçimde hafifçe aydınlatan ışıktan, duygu ve zihnimizde hayal ettiğimiz şeydir; çünkü arzu ve ışık arasında hiçbir bağlantı yoktur.

Birleştiğimizde ve tüm parçalarından birlik gücüne sahip bir arzu oluştuğunda, o zaman ışık, parçaları arasındaki ayrımın üzerinde birleşerek arzunun içinde tezahür eder. Buna bağlı olarak, ışık arzunun içinde ifşa olur ve ardından arzunun içinde, kalbin ve zihnin içinde, ışığın, ihsan etme eyleminin gerçek formları ifşa olur.

Oysa bizim dünyamızda, sahte ihsan etme biçimleri, duvara resimler çizen karanlık gölgeler gibi, arzularımız ve düşüncelerimiz içinde ortaya çıkar. Bu nedenle, realitenin gerçek resmini edinmek için çabalamalıyız.

Çocuğun Potansiyelini Bilmiyoruz

Bir çocuk özgürce büyümelidir. Yani oturup büyüklerini dinlemelidir ancak bu onun için ilginç olmalıdır. Arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle daha fazla zaman geçirmelidir. Kırlara çıkmalı, küçük ve büyük makinelerle uğraşmalı ve benzeri şeyler yapmalıdır. Yani, bir çocuğu kendi yöntemlerine göre yetiştirmeliyiz.

Soru: Sizce bu, örneğin ona fizik veya cebir öğretmekten daha mı önemli?

Cevap: Bu hiçbir şey kazandırmaz. Sadece birkaç kişi bununla mücadele eder ve bu da sadece başkalarının üstünde olmak istedikleri içindir.

Soru: Yani bilgiyle en az mı ilgileniyorsunuz?

Cevap: Evet. Buna ihtiyacımız yok.

Soru: Peki az önce önerdiğiniz şey neyi başarıyor? Onu özgürleştiriyor mu, çocuğa ne veriyor?

Cevap: Benim önerim, çocuğun faaliyetlerinin doğal akışı içinde gelişmesidir. Bu durumda, herhangi bir şey icat edecektir; helikopter veya uçak değil, tamamen farklı ilkelere dayanan, bazen bizi ziyaret edenlerin muhtemelen sahip olduğunu düşündüğümüz uzay gemileri vb.

Yani, özgürlük fikirlere özgürlük verecektir, çünkü bir çocuğun içinde ne gibi bir potansiyel yattığını hâlâ bilmiyoruz. Onun içinde kocaman dünyalar var.

Soru: Özgürlükten bahsediyorsunuz. Bir çocuk için bu özgürlüğün ilkesi nedir?

Cevap: Bu özgürlüğün ilkeleri; doğayla özgürce temas kurmak, tartışmalar yapmak, sonuçlar çıkarmak, yetişkinlerle ve akranlarıyla fikir alışverişinde bulunmaktır. Tüm bunlar, insanların doğru gelişimi için hayati önem taşır. Aksi takdirde, onları bir tür küçük kare alanın içine, hatta bir küpün içine koyarsınız ve hayatlarının geri kalanında bundan kurtulamazlar. Düşüncelerini biçimselleştirirsiniz.

Soru: Böyle yaparak tüm bu ilerlemeyi durduruyor musunuz? Ama aslında bu ilerleme olağanüstü de olabilirdi?

Cevap: Evet.

Soru: Bu durum öğretmenlerden ne talep eder?

Cevap: Bu, öğretmenlerin bugünkü öğretmenlerden farklılaşmasını talep eder. Her şeyi yıllar içinde yeniden yapmamız gerekiyor. Ama çok farklı sonuçlara ulaşacağız.

Soru: Bunu fark ettiğimizde, hiç “uçurumdan atlamamız” gerektiğini anlayacak mıyız?

Cevap: Büyük bir devrim yoluyla.

Soru: Neyin değişmesi gerekiyor? Milli Eğitim Bakanlığı, biliyorsunuz, her şey burada birbirine girmiş durumda, tüm bürokratik sistem.

Cevap: Hepsinin!

Yorum: İstemeyeceklerdir…

Yorum: İsteyip istememelerinden, bunun için savaşıp savaşmamamız gerektiği konusundan bahsetmiyorum. Hiçbir şey talep etmiyorum.

Soru: Peki bu nasıl olacak?

Cevap: Bilmiyorum. Ben sadece gerçeği söylüyorum.

Soru: Düşüncelerimiz, yukarıdan değiştirilebilir mi?

Cevap: Yukarıdan her şey yapılabilir. “Yukarıdan” derken hükümeti kastetmiyorum.

Soru: Yani üst güç düşüncelerimizi değiştirebilir mi?

Cevap: Evet.

Soru: Bu hangi durumda gerçekleşir?

Cevap: Kesin bir şey söyleyemem ama bana öyle geliyor ki, sahip olduklarımızdan tamamen vazgeçtiğimizde…

Arzunun İçindeki Tüm Dünya

“Yer” nedir? Yaratılan varlığın içindeki alma arzusu, bolluk ve oradaki ışık için “Yer” dir. (Baal HaSulam, On Sefirot’un Çalışılması, Cilt 1, Bölüm 1 “Kelimelerin Anlamlarına İlişkin Soru Tablosu”).

Arzudan başka sınırları olmayan hiçbir şey yoktur. Onu diyagramlarda, yukarıdan Yaradan’dan veya aşağıdan yaratılandan yayılan bir daire, bir kare, bir üçgen olarak tasvir ederiz. Ancak bu, arzunun ıslah edilmeye, ışığı almaya uygun olan kısmını göstermek için benimsediğimiz bir kuraldır.

Yaratılan orijinal arzuda sınırlar yoktur. Hiçbir yerde bitmez. Yaratılışın tamamı arzudur; arzu olmadan “yer” kavramı yoktur. Yer, arzu tarafından yaratılır.

Dolayısıyla mesele yalnızca yerin ıslahıyla ilgilidir ve ıslahın ölçüsüne göre bu yer, dairelere (İgulim), düz çizgilere (Kav Yosher) veya diğer biçimlere bölünür. Ancak arzunun kendisi, tıpkı sonsuzluk dünyasının Malhut’u gibi sınırsızdır.

Bu nedenle, manevi çalışmada, arzunun yeri konusunda yaratılanla sürekli ilişki kurmak, yani her şeye doğru açıdan ve ıslah perspektifinden bakmaya çalışmak olağanüstü bir önem taşır.

Eğer her şeyin yalnızca “yer”, yani arzu olduğunu anlarsam, o zaman gerçekliğin tüm seviyelerinde -cansız, bitkisel, hayvansal, insan- yalnızca arzuya bakarım. Ve bu arzular bana aittir, ancak egom onları bana ait olmayan, dışsal olarak resmeder. Ego üzerinde çalışmak, tam da bu arzuları kendimle bir araya getirmekten, yeniden birleştirmekten ibarettir.

Bu şekilde, bu parçalardan Yaradan’ın ve tüm üst gerçekliğin ifşası için “yer”i toplarım. Bu, içimde ifşa olur ve benden başka hiçbir şey yoktur. Gerçekliğin tüm algısı tamamen bu kavrama yani yere bağlıdır.

Bu dünyanın yeri nedir? Üst dünyadan aşağıya, ondan daha aşağıda, daha eksik olan niteliklere doğru ortaya çıkan ve bu dünyanın yerini yaratan bir kıvılcımdır. Yani bu, dünyamızın içinde var olduğu bir arzu yaratmıştır.

Bu dünyanın sınırlarını ne belirler? Sadece arzu! Üç boyutlu uzayımız ve evrenin sınırları bağlamında bunu açıklamak çok zordur. Evrenin bulunduğu bir “yer” ve onu dolduran şey yani o yerin içeriği vardır. Ancak tüm bunlar yalnızca arzuyla ilgilidir. Kişi dünyanın “geometrik” algısından tamamen kopmalıdır; o zaman kafa karışıklığı yaşamamak ve özünde önümüze çıkanı algılamak çok daha kolay hale gelir.

Tek ihtiyacımız olan arzumuzu ıslah etmektir. Tüm gerçeklik içimizde, duyularımızdadır ve bizden başka hiçbir “yer” yoktur. Yer, bizim arzumuzdur!

Bizim Gerçekliğimiz Kesinlikle Nesnel Mi?

Soru: Dünyamızda, ölçebildiğimiz dış nesnelerle, sözde nesnel bir gerçeklik nasıl var olabilir?

Cevap: Gerçekliğin resmini, hayvansal bir haz alma arzusuyla algılayarak yaşamaya alışkınız ve maneviyat hakkında da aynı şekilde düşünüyoruz; onun kendi başına var olduğunu ve içimizdeki değişimlere bağlı olmadığını düşünüyoruz.

Bu, algımızın göreceliliğini hissedene ve onun niteliklerimize bağlı olduğunu anlayana kadar devam eder.

İnsanlık, yavaş yavaş dünyanın tüm vizyonunun, gözlemcinin niteliklerine bağlı olduğu gerçeğinin farkındalığına doğru ilerliyor. Kuantum fiziğinde bilim insanları, bir deneyin sonuçlarının da gözlemciye bağlı olduğunu söylüyor. Ancak düşüncenin madde üzerindeki etkisini ölçmenin bir yolu yok.

Genel olarak, tüm bunların göreceli olduğuna, insanın niteliklerine bağlı olduğuna karar verene kadar, her şey yavaş yavaş anlaşılmaz hale gelir. Her şey gözlemleyip gözlemlemediğime, düşünüp düşünmediğime değil, düşünen ve gözlemleyen bu kişinin kim olduğuna, niteliklerinin ne olduğuna bağlıdır.

O zaman, bilim insanının niteliklerine bağlı olmayan sıradan bilimden, öncelikle kendi niteliklerine dikkat etmesi ve ancak ondan sonra maddeyi araştırması gereken araştırmacıya geçeriz. Bu da zaten bir Kabalisttir.

Zincirleme Reaksiyon

Yaradan mutlak olandır; ihsan etme ve iyilik niteliğidir, bizi mükemmel bir koşula ulaştırmayı arzulayan sevgi niteliğidir. Bu koşul, tüm yaratılanların temelinde zaten mevcuttur. Eğer ön gelişim aşamasından sonra, bu koşula bağımsız olarak ulaşmaya çabalarsak, ona iyilik yoluyla yaklaşırız.

Yaradan tarafından hiçbir şey yapılmaz; O değişmez. Ancak yaratılış programını yerine getirmeyerek, başımıza gelenleri anlamayarak, tamamen mantıksızca davranarak,  özünde haz olmayan küçük, dünyevi hazlar içinde kendimizi kaybederek, kendimizi acıya mahkûm ederiz.

Bu nedenle, mantıksız bir şekilde olgunlaştıkça, egoizmimiz büyüdükçe ve onu zamanında ıslah etmedikçe, doğaya olan zıtlığımız doğal olarak artar ve giderek daha fazla sorun yaşamaya başlarız. Bu sorunlar bireyin içinden, insanlığın içinden ve dış dünyadan kaynaklanır.

Örneğin, ülkeler ve kıtalar arasındaki bağların kopmasının sonuçlarını hayal edin. Bu, insanlığa ticaret, sanayi ve insanlar arası ilişkilerde büyük değişimler getirirdi. Seyahatin birçok ülkenin gelirinin %20’sini oluşturduğundan bahsetmiyorum bile. Havayolları, seyahat acenteleri ve sayısız malın üretimi buna bağlıdır. Bu düşüş başladığında, insanlar doğal olarak daha az alış veriş yapacak ve daha az harcayacak ve bu da diğer sektörlerde de düşüşe yol açacaktır. Başka bir deyişle, bu bir zincirleme reaksiyondur.

Sanat Sineması, Dostoyevski, Elmaslar…

Soru: Sinemanın farklı kategorileri var. Sanat sineması, deneysel sinemadır. Daha ciddi filmler var, Hollywood var ve hepsi kendini önemli bir şey olarak konumlandırıyor. Eskiden sanat sinemasına hayrandım. Ama şimdi bu filmleri bile izleyemiyorum çünkü özünde, Dostoyevski hakkında söylediğin gibi, bir adamın yaşlı bir kadını öldürüp bunun hakkında yazması gibi, düz deneyimlerdir. Aslında bunun hiçbir faydası yok. Bu, insana gerçekten ne kazandırır ki?

Cevap: Sorun şu ki, insanın kendini ölçebileceği net bir ölçüt yok.

Örneğin, Dostoyevski’nin bir yandan aşk, diğer yandan nefret hakkında harika ifadeleri var. O, kendini nasıl konumlandıracağını bilmiyor.

Yani, insanların mutlak bir referans noktası, bir standardı yok. Bu da işi çok zorlaştırıyor.

Ve bahsettiğiniz sanat, çeşitli deneysel filmler ve diğer her şey, insan doğasında net bir temel olmadığı, kendimizi ölçebileceğimiz hiçbir şey olmadığı için sonu gelmez bir gevezelik.

Sonuç olarak, tüm bunlar hayvansal varoluş seviyesinin üzerine çıkmaya başlayan insan tarafından ihmal edilmeye mahkûmdur. Bunlar zeki, arayış içinde olan insanlardır, ancak kafaları karışıktır. Her şey yolundadır, tek bir şey hariç: Kendilerini ölçebilecekleri hiçbir şey, mutlak bir nokta yoktur.

Bu nedenle, yazılanlara rağmen, sonsuza dek kalacak hiçbir imge yaratamazlar. Sonuçta, eğer bu, Yaradan’a göre doğru ölçütlere sahip olmayan bir kişinin iç dünyasının tasviriyse, bu hiçbir şey vermez. Dolayısıyla her şey aynı kalır:  yaşlı bir kadını öldürdü, başka bir şey değil.

Sanat bu yüzden ölüyor, bu yüzden insanlar, insanlığın binlerce yıldır yarattığı tüm büyük eserleri ihmal etmeye başlıyor. Buna değer veren sadece birkaç naif entelektüel kalıyor.

Her şey yok olacak, belki müzik hariç, zira bir müzik eserinde her insan bir şekilde kendini ifade edebilir. Ama edebiyat, resim veya başka bir şey…

Resmin hâlâ bir geleceği var çünkü değeri hakkında yanlış bir uzlaşım var, zira sermayeyi koyacak başka bir yer yok. Diyelim ki Rembrandt bir milyon dolar değerinde, Rubens beş yüz bin dolar, bir diğeri şu kadar vs. Onların resimleri, para birimi olarak kalacak. Resim de böyle değerlendirilecek, başka bir şey değil.

Peki, elmaslar neden değerli? Gerçek şu ki, dünyada çıkarılması yasaklanmış birçok elmas yatağı var, aksi takdirde fiyatları düşer ve insanlar hiçbir şeysiz kalırdı. Ama diyelim ki kasamda 30 veya 100 milyon değerinde küçük bir taşım var. Ama aniden piyasaya birkaç kilo elmas atarsanız, taşımın fiyatı otomatik olarak on kat düşer. Bunu yapmanıza izin vermeyeceğim! Yani tüm bunların değeri görecelidir.

Ama klasik müzik kalacak çünkü tüm insani duyguları yansıtır ve onun içinde insan kesinlikle her şeyi ifade edebilir. Ahengi, ruhun yapısına uygundur. Resim kalacak çünkü menkul kıymet gibidir. Edebiyat ise hiç kalmayacak.

Soru: Öyleyse edebiyatın ne faydası var? Klasiklerin Tolstoy’un, Puşkin’in?

Cevap: Onları kim okuyacak?! Eminim ki şimdi bile artık okunmuyordur. Genç nesil bu kitapları okuyor mu?! Hayır.

Belki de klasiklerin, Tolstoy’un tüm eserlerinin elli sayfada sunulduğu kısaltılmış versiyonları vardır. Peki, bugün kim oturup Savaş ve Barış’ı okur? Kimin buna vakti var? Genç bir insan için sunduğu tüm olanaklarla günümüz internetinin yerini alabilir mi? Bu bambaşka bir dünya! Ve bunun için gençleri suçlayamayız.

Böcekler, Düşüncelerimiz Ve Uyum

Yorum: Birçok böcek türü azalıyor, nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya veya tamamen yok olmuş durumda. Bilim insanları, bu azalmanın felaket boyutunda bir çöküşe yol açabileceğini söylüyor. Böceklerin yok olması; bitkileri, hayvanları ve insanları olumsuz etkiliyor. Hamam böceklerinin, sineklerin ve diğer zararlıların sayısının artacağını yazıyorlar.

Cevabım: Dünya yavaş yavaş tükeniyor.

Yorum: Arılar yok oluyor. Olacak olan kötülüğün temeli bu, diyorlar.

Cevabım: Elbette, zira arılar, bitki dünyasının üreme sürecinde vazgeçilmezdir. Bu bir sorundur.

Soru: Bunu, şu anda yapmaya çalıştıkları gibi, bilimsel yöntemlerle durdurmak mümkün mü?

Cevap: Hayır, bunu yapamazsın. İmkânı yok. Yapay arılar mı üreteceksiniz?

Soru: Yani “robot arıların” veya robotik polinatörlerin işe yarayacağına inanmıyor musunuz?

Cevap: İnsanların milyarlarca dolar yatırdığı hiçbir hileye inanmıyorum. Bunların, insanlığın ahlaki çöküşünü, insanlar arasındaki ilişkilerdeki bozulmayı durdurabileceğine veya insanlığın hayatta kalmasına yardımcı olabileceğine inanmıyorum. İnsanlık, kendini gömdüğü bir koşula doğru ilerliyor.

Tam tersine, tüm bu bilimsel hileler kafamızı karıştırıyor. Eğer bunlar var olmasaydı, uzun zaman önce ne yapmamız gerektiğini sorgulardık.

Soru: Peki umut veriyorlar mı?

Cevap: Evet. Tüm bunları bilime havale ediyoruz ve milyarlarca doları onlara yatırırsak her şeyin yoluna gireceğine inanıyoruz. Onlar bizim için her şeyi yapacaklar ve biz de zafer sarhoşluğuna kapılıp rehavet içinde kalmaya devam edeceğiz. Ama bu işe yaramayacak.

Şunu anlamalıyız ki, yalnızca dünyaya, kendimize ve birbirimize karşı değişmemiz; dünyayı bütünsel hâle getirebilir ve doğanın doğru, bütünsel gelişimi için gerekli olan her şeyi yeniden yerine koyabilir. Doğa kapalı bir sistemdir ve bu sistemdeki bütünlüğü ihlal edersek, kimse bunu telafi edemez.

Soru: Yalnızca eylemlerimizle değil, düşüncelerimizle ihlal etsek bile mi?

Cevap: Elbette! Ama mesele şu ki, hâlâ umut ediyor ve düşünüyoruz: “Seralar inşa edeceğiz. Bir sera milyonlarca hektarlık arazinin yerini alabilir. Ve her şey yoluna girecek. Serada hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Onları polenlemeyi biz yaparız. Bir şekilde hallederiz.”

Yorum: Bu arada, bu tür öneriler var.

Cevabım: Evet, elbette, onları anlıyorum. Ama bu işe yaramayacak! Doğa son derece akıllıca hareket eder. Değişebilmemiz için bizi belli bir noktaya getirmesi gerekiyor. Diyelim ki değiştik! Ama bu sadece bozduğumuz şeyleri düzeltmek anlamına gelmiyor—gerçekten değişmek zorundayız! Ve biz bunu istemiyoruz.

Her şeyi yapıyoruz. Dünyanın dört bir yanına yayılmaya devam ediyoruz, doğayı fethetmeye çalışıyoruz, egomuzu bir şekilde doyurmaya çalışıyoruz ve sonunda kimse mutlu olmuyor.

Yorum: Tüm insanlık, çeşitli çalışmalar yürüten ve bir şeyler icat eden bilim insanlarına, Nobel ödüllülere ve profesörlere saygı duyar. Ama sizinle konuştuğumda, hepsinin çocuklar gibi olduğunu hissediyorum. Asıl meseleyi anlamıyorlar.

Cevabım: Bilimi, yalnızca doğanın bütünlüğünü ve her şeyin kapalı, birbirine bağlı olduğunu görmemizi sağladığı ölçüde kabul ediyorum. Doğanın bütünlüğü ve uyumu duygusu, insan için çok önemlidir. Buna dayanarak, insan da uyum ve bütünleşme için çabalamaya başlar.

Dolayısıyla, bu başarılardan ve sonuçlardan bahsetmeli, bunları bilimden alıp insan toplumuna aktarmalıyız. Diğer tüm bilimsel başarılar, sonunda insana mutluluk getirmeyecektir.

Yorum: Peki, bilimsel olarak bir sonuca varmanın mümkün olduğu fikri tamamen savunulamaz mı?

Cevabım: Bu, sonunda kendinizi değiştirmek zorunda kalacağınız bir koşula yol açacaktır.

Soru: Böceklerin yok olmasını önlemek ve ekolojinin normale dönmesini sağlamak için neler yapılabilir?

Cevap: İnsanlara, her birinin ayrılmaz bir varlık olduğunu ve doğayla doğru etkileşime girmesi gerektiğini anlatmak yeterlidir. Ve sonra, kutsal kitabın dediği gibi, her şeyin, tüm hayvanların, bitkilerin ve cansız doğanın insanı izleyerek uyum içinde olduğunu göreceğiz.  “Kurt ve kuzu barış içinde yaşayacak, küçük bir çocuk onları güdecek.”