Daily Archives: Haziran 27, 2024

Dostların Yüceliğini Yükseltmek

Soru: Kişinin içinde dostlarıyla ilgili iki arzu vardır. Egoist arzusunda dostlarının kusurlarını görür. Altıncı his ya da manevi edinimin perdesi denen özgecil arzusuyla, dostlarının yüceliğini görür. Kişi sadece egoist arzunun içindeyken ne yapmalıdır?

Cevap: O zaman özgecil arzusunun ortaya çıkması için çalışmalıdır. Bu olana kadar, kişi dostlarında herhangi bir olumlu nitelik göremez. İnsan bunu inşa eder ama içinde henüz oluşmamıştır.

Soru: Ancak Rabaş makalelerinde, kişinin egoist arzuların içindeyken dostlarının önemini ve yüceliğini görmeye çalışması gerektiğini yazar. Bu mümkün müdür?

Cevap: Evet, denemeliyiz. Tamamen egoistçe bile olsa, buna ihtiyacınız olduğunu anlamaya çalışın. Bu yüzden, bunu uygulamak için çaba sarf etmeniz gerekir.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 79

Soru: Benim dostlara entegre olmam ile dostların bana entegre olması arasında bir fark var mı?

Cevap: Her ikisi de aynı anda gerçekleşmelidir. Dostlarına kalbinde bir yer vermelisin ve aynı zamanda onların kalbinde var olmak için onlara yakınlaşmalısın.

Soru: O’ndan başkası yoksa “Ölüm meleği” nereden geliyor?

Cevap: Bu Yaradan’ın zıt yüzüdür.

Soru: Ortak kalpte yazılı olanın silinmemesi için, onlunun eylemleri ne olmalı? Ya da silinip tekrar yazılabilir mi?

Cevap: Evet, yapılabilir ama her şeyden önce, almayı istediğimiz şeyin korunduğundan emin olmalıyız.

Sefira’yı Hissetmek

Soru: Ayrı bir Sefira hissetmek ne demektir?

Cevap: Sefirot, niteliklerdir.

Yaradan’a yaklaştığımızda, bu nitelikleri hissetmeye başlarız ve onların yardımıyla Yaradan’a daha fazla tutunuruz.

Yaşamın Kitabında Ne Yazılıdır?

Soru: Bilge basit bir ifade dile getirdi: “Kişi hem bilgiyi hem de bilgeliği edinmelidir.” Aralarındaki farkın ne olduğu sorulduğunda ise şöyle cevapladı: “Bilgi, kitap okuyarak edinilir ve bilgelik ise kendin olduğun kitabı okuyarak edinilir.”

Ben ne tür bir kitabım?

Cevap: Yaşam, yaşamın kitabı, tecrübe.

Soru: Bu ben miyim?

Cevap: Evet.

Soru: Bu kitabı okumak ne anlama geliyor?

Cevap: Unutma, hatırla, nasıl yaşadığını anla.

Soru: Peki bu kitap benim içimde mi yazıldı?

Cevap: O senin içinde senin hayatın tarafından yazıldı. Sadece sen onunla dolu olabilirsin ve eğer onun sayfalarını karıştırırsan anlayabilirsin.

Soru: Bir yandan “okumak” deniyor. Siz az önce “yazıldı” dediniz. Bu kitabı kendi içimde yazmak ne demek?

Cevap: Yazmak, benim onu kendim yazmamdır. Her gün, her dakika, her an, benim için belirlenen birtakım problemleri ya da görevleri çözüyorum ve onları eyleme geçiriyorum. Ve burada yalnızca bütün bunların nasıl gerçekleştiğini ve hangi kararın doğru olup hangisinin olmadığını anlamam gerek.

Soru: Eğer bu okunması gereken bir kitapsa, doğru çözüm nedir?

Cevap: Ne yaptığımı, neye ihtiyacım olduğunu, neden ve nasıl sorularını detaylıca düşünmeli, bir karar vermeli ve eyleme geçmeliyim.

Soru: Kişi doğru kararı nasıl verebilir?

Cevap: Sanki her biri son ve nihai kararmış ve yeniden yapacak fırsata sahip olmayacakmışım gibi doğru kararları vermem lazım.

Yorum: Yani hataya hiç yer vermiyorsunuz. “Bu senin kararın ve hepsi bu kadar” diyor gibisiniz.

Yanıtım: Bu hataları nasıl düzelteceksin? Hata düzeltme diye bir şey yok. Ben bir karar verdim ve bitti.

Soru: Bu kitap neyle yazılmıştır?

Cevap: Yaşamın kitabı kan ve şüphe ile yazılmıştır.

Soru: Kan, acı çekmek anlamına mı gelir?

Cevap: Elbette.

Soru: Yani tüm bu kitap, söylemesi korkutucu ama kan içinde, benim çektiğim acıda, benim başıma gelenlerde ve insanlığın başına gelenlerde mi? Bu benim kitabım.

Cevap: Evet, binlerce yıldır bu şekilde yaşıyoruz.

Soru: Bu doğru yazıt mı? Bu şekilde mi yazılması gerekiyordu?

Cevap: Evet, başka bir yolu yok.

Yorum: Yani, hiçbir şeyden, olan hiçbir şeyden, en korkunçları da dahil olmak üzere, yaşanan hiçbir acıdan pişman değilim. Bütün bunların bir kitap yazmak için gerekli olduğu ortaya çıkıyor.

Yanıtım: Evet.

Soru: Kitabın son satırları neler? Bu kitap nereye götürüyor?

Cevap: Bizi, gözlerimizi daha da geniş açmaya ve dünyaya daha net bakmaya teşvik ediyor. Ve bu dünyanın ve bu dünyadaki kendimizin resmini çizenin, yalnızca biz olduğumuzu görürüz. Realitede başka hiçbir şey yoktur.

Soru: Ne hariç?

Cevap: Bütün bunları bizim belirlememiz hariç.

Soru: Bu dünyanın varlığını biz mi belirliyoruz? Olduğu şekilde?

Cevap: Evet.

Soru: Gerçekte neye benziyor?

Cevap: Dünya diye bir şey yok.

Soru: Orada ne var?

Cevap: Siz ne tanımlarsanız o var.

Soru: Peki ben var mıyım?

Cevap: Ne tanımlarsanız tanımlayın.

Soru: Yani böyle bir dünyanın varlığını ve benim içinde olduğumu ben mi belirliyorum? Hepsi bu kadar mı?

Cevap: Hepsi bu kadar!

Soru: Orada ne var?

Cevap: Onu nasıl çizdiğine dair izlenimlerin dışında hiçbir şey yok.

Soru: Anlaması kolay olmasa da, bu anlayışa geldim diyelim. Buna geldim, ne oldu yani? Ve bu kitabın beni götürdüğü yer burası mı?

Cevap: Evet.

Yorum: Diyorlar ki nihayetinde mutluluğa yönlendiriliyoruz.

Yanıtım: Ne mutluluğu?! Biri sana çok yüksek mutluluktan mı bahsediyor? Günlerin sonunda bir tür mutluluk olacağı gerçeğini mi?

Soru: Öyleyse neye yönlendiriyorlar? İnanmak istiyorum…

Cevap: İçinde kendini bulduğun dünyayı bilmeye doğru.

Soru: Ve bu acılar ve darbeler beni sırf bu dünyayı tanımak için mi yönlendiriyor?

Cevap: Evet.

Soru: Ama beni bir nedenden dolayı hırpalıyorlar. Sadece bu dünyayı bilmem için değil. Bütün bunlardan elde etmem gereken bir şey var mı?

Cevap: Bundan, mezarlıkta bir yer haricinde bir şey kazanmıyorsun. Başka bir şey değil.

Yorum: Hala sizden bir tür plan hakkında bir şeyler duymak istiyorum.

Yanıtım: Hiçbir şeye ihtiyacın yok! Seninki gibi düşünceler, kişiyi sadece her türden imkânsız hayallere, düşüncelere ve benzeri şeylere sürükler.

Soru: “Sakinleşmemiz gerekiyor.” mu diyorsunuz?

Cevap: Elbette.

Soru: Eğer mümkünse özetleyelim. Bu yaşamın kitabını okuyorum, yazıyorum, kendi yaşam kitabımı yaşıyorum ki bu noktaya geleyim…?

Cevap: Hiçbir şey isteme.

Soru: Burada durabilir miyiz?

Cevap: Evet.

Soru: Yani ben sürekli istiyorum ve işe yarıyor. Ve siz diyorsunuz ki: “Hiçbir şey istemediğim noktaya gelmeliyim.”?

Cevap: Hiçbir şey! Yani dünya bu, yaşam bu ve ben sakinleşmek için bunun içinde varım.

Soru: Bununla bana gelen her şeyi kabul ettiğimi söyleyebilir miyiz? Kitabın sonucu bu mu?

Cevap: Evet.

Soru: Sadece her şeyi kabul mu ediyorum?

Cevap: Her şeyi.

Soru: Yine de eklemek istiyorum. Bütün bunlar iyi mi? İyi bir şey mi? Yoksa buna cevap vermek istemiyor musunuz?

Cevap: Olmayan bir şeyi size anlatmak istemiyorum. İnsan oldukça korkmuş halde ve bu yüzden hala bu zor hayatın sonunda iyi bir şey elde edeceğini ümit ediyor.

Soru: “Bütün iyilik, her şeyi kabul etmenizdir.” mi diyorsunuz? Bu benim hayatımın ve bu kitabın sonucu mu?

Cevap: Evet, hayatının sonucu, içinde net bir yasa olan gerçek doğayı anlamandır. Ve eğer bunu yerine getirirsen, bunu yerine getirmiş olursun; eğer getirmezsen, getirmezsin. Ve bu ölçüde kabul edersin.

Soru: Bu yasa nedir?

Cevap: Bu, “Her biri kendi üzerinde yaptığı çalışmasına göre” yasasıdır.

Saygı Göstergelerini Uzaklaştırmalı Mıyız?

Soru: Bazen, kendini çokça eleştiren bir dost, gruba olan katkılarını küçümser ve doğal tepkisi övgüyü reddetmek olur. Buna karşı yaklaşım ne olmalı? Gruba olan katkılarına saygı göstermeli miyiz?

Cevap: Genellikle saygı ve onaylanma göstergelerini reddetme eğiliminde oluruz, ancak bu sadece bir şekilde geri vermek içindir.

Kabalistler bunun gerekli olmadığını, çünkü reddetmediğimizde, tam tersine dostlarımıza bizi takdir ettikleri için teşekkür edip onları yücelttiğimizde, bunun grup içinde bir bağ geliştirdiğini yazarlar.