Dostları Düşünün

Soru: Israil ve Dünya Kli‘sinde (Kli=Kap) zor günlerden geçen dostlarımız var, fakat onları tanımıyorum. Onları yükseltmek için ne yapılabilir?

Dr. Laitman: Onları düşün; onları düşüncelerinde yükselt. Yapılabilecek başka bir şey yok.

Soru: Dünya Kli‘sinin genel noksanlığını mı göreyim?

Dr. Laitman: Dünya Kli‘sinin bütününe Arvut verdiğini düşün – her birine, tüm Dünya Kli‘sine bir bütün olarak; onların düşmemelerine önem vererekten onlara Arvut verirsin. Fakat eğer düşerlerse, anında neden düştüklerini fark etmelerini ve kendilerini toplumun desteği ile donatmalarını düşün. Hedefin önemini fark etmelerini ve anında manevi bir girişime kalkışmalarını düşün. Diğer bir deyiş ile, bunu onlar için iste, kendini onlara bağla, ve Yaratan’dan şu talepte bulun: “Bu durum meydana geldiğinde, anında o olumsuz duygunun ilerlemek için bir araç olduğunun farkedilmesini istiyorsun. Dostum kaybetsin diye değil, ilerlemek için bir gereklilik olarak bu durumlar meydana geliyor.”

Ve eğer bu şekilde düşünüyorsan: Bu düşüncelerin seni ne kadar etkilediğine bak, seni ne kadar ıslah ettiğine bak. Ondan sonra bir diğerinin daha iyi olmasını düşün ve birden bire onun sana yakın olduğunu hissetmeye başlarsın ve herşeye rağmen, bunun aslında senin arzun olduğunu hissetmeye başlarsın. Aslında onu hiç bir zaman gerçekten düşünmedin, daha ziyade kendi arzuna nasıl daha da yaklaşabileceğini buğulu bir yoldan düşündün. Ondan sonra fark ediyorsun ki, artık “ben” ve “o” yok ortada, ikimiz de “bir” olmuşuz. Düşünce zinciri bu şekilde seni ıslaha yönlendirir. Bir başkasını düşünmekle, ona bir iyilik yaptığımızı düşünürüz, veya bir başka kişiye Arvut verdiğimizi düşünürüz. Asla. Kendini bu şekilde kurtarırsın.

Hakiki Sevginin Sırrı

Bana yöneltilen bir soru: Kabala iliminin bahsettiği dost sevgisinin sırrı nedir? Bütün dünya birbirimizi sevmemiz gerektiğinden bahsediyor, fakat tam tersine birbirimizden nefret ediyoruz.

Cevabım: Sır şu ki, doğru bir şekilde Kabalistik bir grup içerisinde çalışaraktan, kişi gerçeği ifşa etmeye başlar: komşusunu sevmediğini, ve hatta ondan nefret ettiğini görür. Bu ifşa meydana gelmeden önce herkesi sevdiği düşünür, buna gerçekten inanırdı. Ama şimdi, en kinci insanın kendisinin olduğunu ve eğer elinde olsaydı çevresindeki herkesi yok edeceğini görür. Buna kötülüğün ifşası denir ve ıslah yolunda büyük bir adımdır.

Bu farkındalık, Kabala eğitimi ile özirdeleme sonucu olarak gelir. Kişi, yaratılışında bulunan nitelikleri araştırır ve bunlar “Kötü eğilimi ben yarattım” ifadesiyle yazıya dökülmüş olan niteliklerin aynılarıdır.

İçerisinde yaşadığımız dünyanın nasıl bir yer olduğunu anlamak için çok çaba sarf etmemiz gerekiyor. Bu, yukarıya sıçrayışı yapmaya yarayan tramplendir. Eğer nasıl niteliklerle yaratıldığımı anlarsam, geri kalan tek şey bundan şikayetçi olmak ve “beni yaratan Usta’dan” ıslah talebinde bulunmak.

Yaratan, kötülüğümüzü fark edelim diye bizi bilhassa bu şekilde yarattığı gerçeğini saklamıyor. Kişi öncelikle başkalarına duyduğu kinden dolayı ızdırap çektiğini ve bu yüzden büyük ölçüde kaybettiğini anlamalıdır. Sonrasında kişi, bu dünyada ve öte dünyada başına neler geleceği konusunda korkuya kapılır. Fakat zamanla, Islah Eden Işığın etkisi altında, ihsan etmenin ne denli değerli olduğunu anlamaya başlar, çünkü ıslah etmek onu özgür kılar.

Manevi arzuları materyalistik arzulara tercih etmeye başlar. Verici ve sevgi dolu olmak ve egosundan çıkmak ister – zindanından çıkmak ister! Henüz bunu kendisi için ister ki kendisini daha iyi hissedebilsin, fakat en azından artık egoistik arzusundan kurtulmak istemeye başlamıştır.

Bu sebepten dolayı başkaları ile bir araya gelir ve duruma bu hedefin açısından bakıldığında, onlar zaten Kabalisttir, egoistler topluluğu değildirler. Beraberce herhangi bir değişiklik yapamadıkları gerçeğini ifşa ederler; üçüncü bir bileşene ihtiyaçları vardır, Üst Güce, Yaratan’a, Islah Eden Işığa ihtiyaçları vardır.

Işık, onları fırtınalı bir denizdeki kayık gibi çalkalar ve bütün grup öylesine birleşir ki, beraber tepki vermeye başlar, eş zamanlı olarak, ortak ahenk içerisinde iletişim halinde olaraktan (pozitif veya negatif olarak). Işık bundan sonra her kişiyi çok daha kuvvetli olarak etkilemeye başlar, çünkü etkisi grup tarafından büyütülmüştür, tıpkı bir amfiden geçer gibi.

Bu şekilde Yaratan olmadan, Islah Eden Işık olmadan başaramayacaklarını anlarlar. Ondan sonra bütün grup, Yaratan’ı ifşa etmek için tek kalp, tek kişi olarak birleşme arzusuna ulaşır.

Çok Kişinin Duası

Dua, “çok kişinin duası” olmadıktan sonra, ıslah için bir duada bulunulmuş olamaz. Yani, çalışıp öğrendiğimiz zaman, ıslah’tan bahsettiğimiz zaman, değişiklik hakkında düşündüğümüz zaman, tüm bunları yalnızca diğer ruhlar ile bağlantımız kapsamında tasfir etmemiz gerekir. Şu an hangi ruhlara sahibiz? Ruhlar çok yüksek bir meseledir; onlar, diğerleri ile bağlantı içerisinde ıslah edilmiş noksanlıklarımızdır.

Ruhlar, aramızda uyanan şeylerdir, noksanlıklarımız arasında uyanan şeyler. Eğer herkes diğerleri ile bağlanmak ister ise.. – diğerleri ile bağlanmak isteyen bu eğilim, doğru noksanlıktır. Ve bu noksanlık ıslah olduğu zaman, ruhun bedeni inşa edilmiştir. Sonrasında bu bedene kabul edilecek doyuma ise, ruhun Işığı denilecektir. Diğer bir deyiş ile, şu an hiç birimiz ruhların kabına, ruhların ışığına sahip değiliz. Ruhlar aramızda varlar. Onlar, ifşa etmemiz gereken aynı ağ bağlantılarıdır. Bu bağlantıyı yapmak için yapılan talebe ise, “Çok Kişinin Duası” denir.

Bu sebepten dolayı, kendimizi şu konuda sürekli ikna etme çabasına değer: Bağlantılar aramızda, Yaratan’a bağlanma, ona yapışma arzusunun içerisinde bulunuyor. Bunların ne kadar hasar görmüş, kırılmış olmalarının önemi yok – Bir başlangıç noktası olduğu sürece, kalpteki nokta olduğu sürece, süreç bu noktadan başlar. Geri kalan şey ise, “Çok Kişinin Duası”dır.. aramızdaki bağın, yani kalpteki noktaların bağının ifaşının talep edilmesidir.

Eğer bu talepte bulunursak, ve bu talebi durdurabilecek hiç bir şey yoktur, “Çok Kişinin Duası” için daima cevap alınır.

Çok Kişinin Duası

Dua, “çok kişinin duası” olmadıktan sonra, ıslah için bir duada bulunulmuş olamaz. Yani, çalışıp öğrendiğimiz zaman, ıslah’tan bahsettiğimiz zaman, değişiklik hakkında düşündüğümüz zaman, tüm bunları yalnızca diğer ruhlar ile bağlantımız kapsamında tasfir etmemiz gerekir. Şu an hangi ruhlara sahibiz? Ruhlar çok yüksek bir meseledir; onlar, diğerleri ile bağlantı içerisinde ıslah edilmiş noksanlıklarımızdır.

Ruhlar, aramızda uyanan şeylerdir, noksanlıklarımız arasında uyanan şeyler. Eğer herkes diğerleri ile bağlanmak ister ise.. – diğerleri ile bağlanmak isteyen bu eğilim, doğru noksanlıktır. Ve bu noksanlık ıslah olduğu zaman, ruhun bedeni inşa edilmiştir. Sonrasında bu bedene kabul edilecek doyuma ise, ruhun Işığı denilecektir. Diğer bir deyiş ile, şu an hiç birimiz ruhların kabına, ruhların ışığına sahip değiliz. Ruhlar aramızda varlar. Onlar, ifşa etmemiz gereken aynı ağ bağlantılarıdır. Bu bağlantıyı yapmak için yapılan talebe ise, “Çok Kişinin Duası” denir.

Bu sebepten dolayı, kendimizi şu konuda sürekli ikna etme çabasına değer: Bağlantılar aramızda, Yaratan’a bağlanma, ona yapışma arzusunun içerisinde bulunuyor. Bunların ne kadar hasar görmüş, kırılmış olmalarının önemi yok – Bir başlangıç noktası olduğu sürece, kalpteki nokta olduğu sürece, süreç bu noktadan başlar. Geri kalan şey ise, “Çok Kişinin Duası”dır.. aramızdaki bağın, yani kalpteki noktaların bağının ifaşının talep edilmesidir.

Eğer bu talepte bulunursak, ve bu talebi durdurabilecek hiç bir şey yoktur, “Çok Kişinin Duası” için daima cevap alınır.

Gerçeği Görebilmek için Kendimi Islah Etmek

Soru: Islah süresince ne yapmalıyım?
Cevap: Anlamalıyız ki bulunduğumuz konum “Kırılma” yüzündendir. İhsan-Etme niteliğinin kırılması ve Sürgünde olmamız. Bu niteliği yitirmekle en önemli ruhsal duyuyu Yaratan’ın duyusunu da kaybetmiş olduk.

Kırılma ve sürgün neticesinde birbirimize bağımlı olmamıza rağmen nefret içindeyiz. Bu yüzden ıslahı kendi adıma değil hepimiz adına istemeliyim. Aramızdaki ilişkinin ıslahı olarak ve eğer karşılıklı bir bağ var ise, o zaman ben yokum demektir. Karşılıklı entegre olmanın içeriğini anlamalıyız, hiç kimse bağımsız bir kişilik değildir.

Gerçeği görebilmemiz için duyularımızı ıslah etmeliyiz. Bu benim Üst-Işıktan dileğim öyle bir bakışa sahip olalım ki bize gerçeği göstersin, gerçek resmi.
Günümüzde gittikçe büyüyen problemler nedeniyle, artık insanlık, kırık bir kab oluşturduğunu keşfetmek ve de aynı zamanda birleşme ve birlik olma zorunluluğundadır.

Bizlere düşen bu durumu oluşturan unsurları keşfetmek, bir yandan nefret dağı (Sina=nefret Dağı), diğer yandan – amaca verilen önem (Yaratanla-Birlik).

Neşama Nasıl Gelişiyor Bir Noktadan?

Şimdi biz neşamanın gelişmesinden, ruhsal dünyayı hissetmenin ne olduğundan, kimin onu hissetmesinden konuşmaya başlıyoruz. Bu ilave bir duyudur ve bundan sonra ona “Neşama” diyeceğiz fakat henüz ona sahip değiliz. Biz onu, noktadan geliştirmeyi istedikçe ve sayesinde tüm hissettiklerimiz,  resimler yardımıyla Zoharda anlatılıyor bize; Noah, Lea, Elokim, Havaya, Teva, Gemi, Ev, Işık ve bir çok diğerleri gibi. Onları hiç tanımıyoruz, aynen yeni doğan ve hiç birşey bilmeyen, boş bir beyaz sayfa misali.

Ve şimdi dünya ile temasa geçip onu tanıdıkça ve kademeli şekilde hislerinin gelişmesi elverdikçe olgunlaşıp bilinçlenmesine, kendisini nasıl hazırladığına hiç dikkat etmeyiz. Sanki kendi içine kapanmış ve ancak bir zaman sonra dışına, bizlere tepki verir hale gelmeye başlar.

Fakat ruhsal dünyada gelişme  bu dünyada olduğu gibi değildir. Ruhsal dünyada Neşama, içimizde bulunan arzu noktasından büyümekte. Bu noktayı edindikten sonra Zohar kitabını okursak, bu öğrenimden farklı hislenmeler edinir ve noktacıkta gelişmeye başlar. Ve büyüyüp belli bir ölçüye geldiğinde onun içinde Ruhsal Dünyayı hissederiz.

(Zohar kategorisine aittir).

Hatalardan Korkmayın

Hazırlık dönemi en önemli dönemdir ve özel bir zamandır, çünkü özellikle gizliliğin ve karanlığın bu döneminde tüm niteliklerimizin, hedeflerimizin, araçlarımızın ve içsel tanımlamalarımızın farkına varmaya çalışırız. Sonrasında, Mahsom‘un üzerine yükseldiğimizde, tek yaptığımız şey, içimizde olan ve hazırlık döneminde açığa çıkarıp ıslah için hazırladığımız kötülüğü ıslah etmektir.

Baal HaSulam açıklar ki, hazırlık döneminde Zdonot (kasıtlı olarak ihlalde bulunmak) ve Shgagot (kasıtsız olmayarak hata ve ihmalde bulunmak) “yaparız” (içimizde ifşa etmek). Bu hata ve ihmalleri hazırlık döneminden sonra, “ihsan adına ihsan” denen dönemde ıslah ederiz. Bundan sonra ise, “ihsan adına alma” denen dönemde kasıtlı olan ihlalleri ıslah ederiz.

Hazırlık dönemi, içimizde bulunan tüm “zinacıları” ifşa etme dönemidir. Onarı, yapabildiğimiz ölçüde teker teker ifşa ederiz. En önemlisi şu ki, onları kaldırabileceğimiz dozlarda ifşa ederiz, bizi manevi yoldan kaçırmayacak derecede baş edebileceğimiz şekilde ifşa ederiz! Ve tümünü uyandırmadıkça Mahsom‘u geçemeyiz.

İhlal ve ihmallerin üzerlerine yükselme şartıyla Mahsom‘u geçeriz. Onları ıslah etmeye kalkışmamalıyız, bunun yerine onların üzerlerine yükselmeye çalışmalıyız. Ondan sonra, Machsom’un üstünde, onları ıslah eder ve “ihsan adına ihsan” niyetini kazanırız. Onları olduğu gibi kullanırız ve onların içinde kalmak isteriz, fakat bunu ihsan adına yaparız. Bu, Sinai Çölü’nü aşmaktır.

Sonra ise onları “alma adına alma” niyeti ile ıslah ederiz, yani Israel’e ayak basarız (Yaratan’ın ifşası). Görünüyor ki, Mahsom öncesinde içimizde ıslah ettiğimiz bütün niteliklerin içerisinde Üst Dünya’yı, Yaratan’ı ifşa ederiz.

Kendimizi Yeni Algılara Açmamız İçin Gerekli Vukuatlarımız

Bir Kabala dersi, diğer türden olan tür derslerden ayrılır, çünkü bizlere hissettiğimiz (içerisine doğmuş olduğumuz) realiteden farklı bir realteye taşınmayı öğretir. İçerisinde bulunduğumuz vukuatlarımız süresince, altta yazılı olan yeni duyulara hazırlıklı olmalıyız.

1. Dersten önce tüm problem ve kaygılarımızı unutmalıyız, sanki bunlar hiç var olmamış gibi ve sanki dünyanın ta kendisi hiç var olmamış gibi bir vaziyette olmalıyız.  Eğer yeni bir realite tatmak istiyorsak, dışımızda bulunan herhangi bir şey kafamızı bozmamalı, sanki dünyamız yokmuş gibi davranmalıyız.

2. Muhteşem bir şeyi algılamaya başlamış gibi davranmaya gayret göstermeliyiz; muhteşem, yeni, sonsuz, mükemmel, gururlu ve tüm dünyaca tamamlayıcı/belirleyici bir şey algılamaya başlamış gibi davranmaya gayret göstermeliyiz. Bu yeni yüksekliği ve büyüklüğü kabul etmeye kendimizi hazırlamalıyız.

3. Öte Dünyaları algılamak, ruhların birleşmesi ile gerçekleşir. Arzularımızı ortak bir niyet yönünde birleştirme yolundaki kollektif olan içsel çabalarımız, her birimizde manevi dünyayı algılama arzusunu doğurabilir – verme ve sevgi niteliğine kavuşma arzusunu doğurabilir.

4. Hepimizde ortak olan verme ve sevgi niteliklerini edinme girişimlerimiz, bizlere sonuçta mutlaka “dışımızdan” desteğe ihtiyacımız olduğunu gösterir.. Bunu fark ederiz. Bu ise, içimizdeki bu niteliğin yüzeye çıkmasına yarayacak, Yaratan’a yöneltilmiş içten bir duaya sebep olur.

5. Bu tür dualar, otantik Kabalistik kaynaklardan grubumuz ile beraber çalışırken, ortaya çıkabilir.

İyi Söz Ağaç Parçasına da İyi Gelir

Soru: Doğada farklı malzemeler mevcut: Demir, ağaç, taş gibi ve bunlar kesinlikle pasiftirler. Benim algılayışıma göre de hepsi cansız seviyededirler ve arzu ise daha aktif birşey, neden tüm bu malzemeleri arzudan sayıyorsun?

Cevap: Örnek olarak kurşun kalemi alalım. Malzemesi ağaç, ondan yapıldı. Ancak ağaç kendi formunu, yapısındaki atomik bağı muhafaza etmek ister. Onunla birşey yapmayı denediğinde, vermeye çalıştığın değişikliğe karşı koyup direndiğine şahit olacaksın. O’nun bu direncini, formunu koruma arzusu adına gösterdiği direnci kırabilmen için kendinden büyük bir güç katman gerekecek.

Bu malzemenin gücüdür ve farklı parametrelerde ölçüldüğünde onun dış etkenlere olan direnişini ölçmüş oluyoruz. Senden, O’nun niteliğini ve konumunu değiştirebilmen için fazladan bir kuvvet katmanı talep eder. İşte buna malzemenin arzusu denir.

(03-12-09-Hohmat Kabalada Malzeme ve Form makalesi) Dersinden alıntıdır.

Dünya Yaratan’ın Doğası

Soru: Malzeme nedir?

Cevap: Malzeme arzudur. Ve onun dışında hiç birşey yoktur. Sadece arzu vardır ve geriye kalan herşey arzunun içinde oluşan  ihsan edenin doğasıdır. Negatif doğaya ihsan edenin arka yüzü “kötü dürtü”, pozitif doğasına da “iyi dürtü” deniyor. Fakat “dürtü” temelinde malzeme olup arzudur ve böylelikle temel ya iyi ya da kötü oluyor, (Kötü dürtü ve iyi dürtü).

Dürtü-Arzu, arzu-dürtü Yaratan tarafından yaratıldı. Yaratan’ın doğası arzunun içinde ve arka yüzünde kötü, ön yüzünde ise iyi iyileştirendir. Bizim problemimiz her iki olasılığıda içimizde hissetmemizdir  ve tüm bu hislerle dünyayı var ederiz içimizde.

(03-12-09-Hohmat Kabalada Malzeme ve Formları makalesi) Dersinden alıntıdır.

Bu Dünya Görünmediğinde

Soru: Eğer bu dünya bir yansıma ise o zaman yaptıklarımızın yaratılışın amacına hizmet etmediği anlamı çıkmıyor mu?

Cevap: Bu doğru değil, çünkü görevimiz kendimizi geliştirmemiz ve içinde olacağımız bir yaşam var etmemizdir.

Maneviyatı elde etmek için önce bu maddi hayattan sukutu hayale uğramak gerek. Gerçekleştirebileceğin manevi uygulamalar üzerinde düşünüp bu hayatla maneviyat arasında bağ kurmaya başlıyarak, tüm maddi varoluşunu manevi tekamülüne yönlendirmelisin.

Dolayısıyla bu yansıma dünyasında yaptığın her şey maneviyata dönüşür ve bu dünya da yok olur. Çünkü ondan çıkarıcağın tüm sonuçlar senin ebedi varlığın içindir. O artık yok olur, varlığı sadece kalpteki-nokta ya yardım içindi.

Ve ıslahı da tam bunda saklı olup ne özünü değiştirmesi nede ihsan etme niteliğini elde etmesi olanaklı değildir. Albümin içerikli bedenimizin kendi doğasında ihsan etme özelliğinde olması mümkün değildir. Bu dünyada tüm unsurlar, cansız, büyüyen ve canlı seviyelerinde, bütünün adına biribirlerine ihsan ediyorlarsada bunu bilinçli bir şekilde yapmazlar.

Ben ise bu hayatı ancak ruhumu tekamül ettirdiğim oranda var eder ve gerçekleştiririm. Doğanın diğer seviyeleri (cansız, büyüyen, canlı) aralarında global bir ilişki ve armoni ile bağlanmışlardır ancak bu bağ  bilinçli değildir ve buna karşılık insanoğlu bu seviyeleri (ve de kendi hayvansallığını) ihsan-etme niteliğinde, ruhunda gerçekleştirmeye, yüksek seviyelerde olma bilincindedir.

İşin özü şu ki, insanlık kendi ile birlikte tüm maddi yaratılışı da yüceltir. O, cansız, büyüyen, canlı doğasını ıslah zorunda değildir çünkü zaten ıslah edilmişlerdir. Maddi bedensel varoluşumda ben hayatıma elzem olanı alır ve tüm geriye kalanı da kalpteki noktayı geliştirmeye bırakırım. Öylece bu dünyanın tüm seviyeleri cansız, büyüyen, canlı ve konuşan olarak manevi seviyelerele uyuşurlar.

Demekki bu seviyeler birbirlerini içerirler ve Yaratan tarafından özel niyet olmadan idare edilirler. Ve ben insanoğlu, manevi tekamülümü edinebilmem için, maddi bedenimin ihtiyaçlarını karşılayıp varlığımı sürdürmeliyim. Ve eğer bunu yaparsam maddi bedenim o zaman manevi gelişmeme olanak verecek şekilde onu kullanmama imkan verir. Onu ihsan edene çeviremem, doğasını çalıştıran kanunları da değiştiremem, ama onun varlığına kendi niyetimi bilinçli şekilde bedensel oluşu manevi tekamül için kullanırsam, o zaman tüm ıslahta faal bir paya sahip olmasını sağlarım.

Böyle bir ilişki tüm yaratılışı ıslaha götürür ve hiç bir şey yok olmaz.

Netice itibariyle arzunun hiçbir bölümü yoktur ki bu yansıma dünyasında dahi ıslah olmasın.