Category Archives: Yaradan

Ben Ve Yaratan Grubun İçinde Buluşuruz

Bir kişi Yaratan’ın ifşasına yaklaştığı zaman, Sina Dağının önünde duruyor olduğunu hisseder. Bir taraftan onun tüm kötü arzuları oradadır ancak diğer taraftan ise kişi amacı edinmek ve Yaratan’ı ifşa etmek için bunun olduğunu anlar, kişi O’ndan kopye edilen ihsan etme niteliğini almak için arzusunu hazırlamalıdır. Tüm bunlardan sonra ‘Adam’ (Adem) kelimesinin anlamı: Yaratan’a ‘benzer’ (Domeh) demektir.

Ve böylece, bizler farklı ihsan etme formlarını almak için hep beraber arzumuzu hazırlıyoruz öyle ki bu arzu damgayı kabul edebilsin. Tora’nın (Işık) verilmesinin koşulu budur, şöyle yazılır: “Sizler bugün hepiniz …” Bir değil hepiniz: Çünkü ifşa edeceğimiz Üst Güç bizim ortak birliğimizin içindedir.

Aslında maddesel arzuyu hazırlamak için çok basit bir şeye ihtiyaç vardır. Bu arzunun hiç bir şekilde bizim bu dünyaya ait olmadığı doğrudur ve zaten işte bu yüzden bizim için zordur. Buna: Karşılıklı dahiliyet denir. Hepimiz birbirimize karşılıklı olarak dahil hale gelmeliyiz, arzularımız vasıtasıyla birbirimizle bağlanmalıyız, başka bir şeye ihtiyaç yoktur. O zaman kırılmanın öncesinde olduğu gibi Üst Işığın girebileceği ve kendi baskısını (damgasını) yapabileceği ‘yer’e ulaşacağız.

Ve bu sebepten ötürü, eğer birlik olmak, Yaratan’ı ifşa etmek için bu doğrultuyu tutuyorsak ne yaptığımız mesele değildir, yazıldığı gibi: “İsrail (Yaratan’a doğru arzusu olan), Tora (Işık) ve Yaratan birdir.” “İsrail” adam anlamındadır. “Tora” dostunu kendin gibi sevmenin noktasında bizleri birleştirecek olan Işığın gücüdür. Ve “Yaratan” bizler birlik olduğumuz zaman bize Kendi damgasını veren Köktür.

Bu şekilde ben grubun tarafında duruyorum ve Yaratan diğer tarafta durur. Ve eğer O ve ben grubun içerisinde buluşabilirsek o zaman ifşa gerçekleşir.

İlerleyişimiz bu şekildedir. İşin özü tüm çalışmamız buna hazırlanmaktır. Eğer hepimiz hep birlikte durursak bu durum gerçekleşecektir.

23.02.2012 Tarihli Arava Arvut Kongresinin 2. dersinden

Şeker Hastası için Çikolata

Kabala bilgeliğine göre “haktan yana olan” bir insan Yaratan’ı haklı çıkartan, içinde bulunduğu koşulun özünü ve sebeplerini anlayan ve içinde bulunduğu koşulu sebep sonuç ilişkisinin dilimlerine ayırabilen bir insandır.

Aynı zamanda Yaratan’dan çift gizlilik koşulunda olabilir. Bu nasıl mümkün olabilir? En önemli nokta, gizlilik ve ifşanın sadece kişinin, “iyi ve iyiliksever” olan Yaratan’a karşı tutumuna göre belirleniyor olmasıdır. İyi ya da kötü hissediyor olmam önemli değildir: önemli olan Yaratan’ın bana nasıl ifşa olduğudur. O’nu iyi ve iyiliksever olarak ifşa etmek benim için önemlidir, O’nun iyiliğinden egoist bir biçimde zevk almak değil. Çünkü bunlar birbirinden bütünüyle farklı iki şeydir.

Diyelim ki şeker hastasıyım ve sen bana bir çikolata veriyorsun. Tatlı şeylere olan doğal düşkünlüğüm açısından bu iyi bir durumdur. Fakat senin yaklaşımın açışından bu kötü bir durumdur. Yani her şey ona göre durumu değerlendirdiğim içsel bir kıstasa bağlıdır. Egoizm için tatlı olan bir şey, yaklaşımına baktığımızda acı bir şey olabilir. Bu nedenle çift gizliliği keşfetmek tüm bu muhakemeleri hissetmektir: alma arzumun üzerine çıkıyorum ve ona yandan bakıyorum. Daha sonra onun içinde, kendini iyi hisseden egoist bir niyet olduğunu görürken, ihsan etme arzusunda, yani ihsan etmek için olan niyette ise kendimi kötü hissediyorum. Bu Yaratan’ın çift gizliliğidir.

– 17.01.12 tarihli Günlük Kabala Dersinin üçüncü bölümünden alıntıdır, “On Sefirot’un Çalışılması”

Gerileten Değil Fakat İlerleten Güçler

Soru: Her şeyi yerine getiren insanlar neden sürekli olarak geri itiliyor?

Bu harika! Ne kadar daha güçlenmesi gerektiği kendisine gösteriliyor. Bu, çocuğa nasıl yürümesi gerektiğini öğreten ebeveynler gibi. Sanki onu iter gibi, ondan gittikçe daha çok uzaklaşıyorlar!

Çocuk sanki onu desteklemek istemiyorlarmış gibi hissediyor. Bunu bu şekilde algılıyor. Onun her zaman yakınında olan bu destekleyen eller, sürekli olarak ondan uzaklaşıyor ve sanki hiç gücü yokmuş gibi onun tedirgin olmasına neden oluyor.

Onunla ne yapmak istediğimizi anlamayan bir çocuğa karşı neden böyle acımasız olabiliyoruz? Zavallı çocuk ağladığında onu tutup, kucaklamak yerine, onu yürümeye zorlayarak bize doğru gelmesi için onu kışkırtıyoruz.

Yaratan’da bize aynı şeyi yapıyor.

Yayınlanan 14 Jan 2012 07:36 AM

Manevi Çalışma Karşıtların Kombinasyonu Üzerine Dayanır

Soru: İki durumu, bunların içerisinde birinde dostlarım için birlik olmak için talep etmem gerektiği zaman ve diğerinde de gruba yönelik küçük olmam gerektiğinde, nasıl bağlayabilirim?

Cevap: Kişi aynı anda iki durumun içerisinde görünmelidir. Bir taraftan, düşünüyorum ki ben büyüğüm ve dostların kurtuluşu benim elimde. Diğer taraftan ise, küçük olduğumu düşünüyorum ve ben tamamen onlara bağlıyım. Bu iki durum karşılıklı olarak birbirini elimine etmemelidir. Maneviyat her zaman iki durum üzerine inşa edilir, ancak bizim bununla bir problemimiz var.

İşin gerçeği tek bir güç, almanın gücü dünyamızda işler. İşte bu yüzden bizler sağ ve sol çizgilerin kombinasyonun, bu iki gücün yaratmış olduğu üst dünyayı hissedemiyoruz. Ve bizler ihsan etmenin ve almanın gücünü içeren orta çizgiyi ekliyoruz. Bunların arasındaki denge, birliğimizin noktasının içindeki içsel doyumu yaratır.

Nihayetinde, sürekli olarak tüm çabamız bu iki gücün arasında olmak – Ben, Yaratan ve grubun çelişkisi içerisinde, hepsi bir arada veya ayrık olarak – bunları bağlamak ve bunların arasında özgür bir şekilde döneceğim yer olan kendi içimdeki bir sisteme birleştirmektir.

Dünyamızdaki herşey bu iki gücün etkileşimi üzerine inşa edilir, genişleme ve daralma, artı ve eksi. Ancak buradaki problem ise bu iki güç egoistik algıya aittir. İçimizde tamamen farklı bir yapı oluşturmaya başlamalıyız, almanın ve ihsan etmenin gerçek anlamda birbirine zıt olacağı bir yapı. Bu iki çelişkili durumun üzerine yükselerek ruhun yapısını oluştururuz.

Bu yüzden bu iki güçten birini iptal etmek hakkında endişelenmenize gerek yok. Bunun yerine, zıtlığın içinde yaşamalısınız, birçok problemin varoluşunun yanı sıra diğerleriyle mutlak birlik içinde olmaya çalışmalısınız.

11.12.2011 Tarihli Pazar Sanal Dersinden

Yeni Arzular İçin Alçalmak

Soru: Sürekli farklı formlardan geçerken, Yaratan ve birlik için olan aynı arzuyu nasıl tutabiliriz?

Cevap: Birbiri ardı sıra seviyeler arasındaki düşüş bana yeni bir arzunun, isteğin gücünü verir. Örneğin, dün yemek yedim ancak bugün tekrar acıktım. Aynı şekilde doğal olarak, birliğe istek ve arzu duymalıyım.

Şimdiki seviyemizde dururken, bir sonraki seviyeyi düşünürüm. Benim için ideal olanı. O zaman ben büyür ve idealime yükselirim. Öyleyse şimdi bu yükselişi nasıl tutabilirim? Yeni yükselişe eşdeğer olan bir arzuya ihtiyacım var, bir önceki arzunun iki kat büyüğü bir arzu. Diğer bir ifade ile daha yüksek bir seviyeye yükselmek için, iki kat kaybetmeliyim.

Bu durum şunu ortaya çıkarır, iki adım geriye ve bir büyük adım ileriye doğru. Bu böyledir zira bir önceki seviyenin arzusuna dönmek benim için yeterli değildir; iki kat düşüşü, çift kaybı hissetmeye ihtiyacım var. Bu yeni gerekliliği sadece gruptan edinebilirim ve sadece o zaman bir sonraki seviyeye yükselebilirim.

15.12.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, ‘Özgürlük’

Kötü Bir Arzu Bir Nevi Hediyedir

Zohar Kitabı, Bölüm ”VaYera (Ve Yaratan Göründü),” Madde 167: Yaratan bir kişiyi sevdiği zaman, ona bir hediye gönderir. Ve hediye nedir? Öyle ki fakir olan bununla ödüllendirilir.

İçinde yaşadığımız dünya manevi dünyaya zıttır. Manevi dünyadaki bir hediye bu dünyada bir ceza gibi anlaşılır yani tam tersi. Bu yüzden Üst realite ile ilgili denir ki: ”Ters bir dünya gördüm”.

Yukarıdan bir hediye, bir arzu vasıtasıyla olan bir uyanıştır. Bizler hepimiz duran seviyeden, ”küllerden” yaratıldık. Diğer bir ifade ile arzuların öylesine düşük bir seviyesinden geldik ki kişi kendi manevi varlığını veya maneviyat için olan arzusunu hissetmediği bir yerdir, kişi nereden ve neden geldiğini bilmez ve hayatın anlamının amacının farkında değildir. Kişi hiçbir şey hissetmez. Bu bizim başlama noktamızdır.

Herşey sadece arzunun yükseltilmesi ve güçlendirilmesi vasıtasıyla gelir. Bununla ilgili şöyle denir: ”Kötü eğilimi Ben yarattım”. Ancak burada bunu hissetmek ve bu yaratılışı kendisinin içine indirgemek kişiye bağlıdır. Zaman geçtikçe bu eğilim kişinin içinde daha fazla uyanır ve bunun gerçekten kötü olduğunu kişi tanımlamalıdır.

Yaratan bir arzu uyandırır, ancak kişi bu arzunun bozuk olduğunu idrak etmeli ve bunu almaktan ihsan etmeye, kötüden O’na benzerliğe çevirmelidir. Bu tamamen kişiye bağlıdır. Denir ki: ”İşin Başı ve Sonu Benim” Yaratan bir arzu verir ve daha sonra kişi bu arzuyu bir analize götürmeli ve alınan arzunun içinde sevinçli olmalıdır. Kişi, hocası, grubu ve kitapları vasıtasıyla bu arzunun içindeki kötüyü tanımak fırsatını aldığı için mutludur. Kişi anlar ki bu bozuk arzu Yaratan’dan geldi, şu prensibe göre: ”Kötü eğilimi Ben yarattım”

Daha sonra bu kişi arzusuna uygun bir yaklaşım geliştirir: Kişi bu arzuyu iyiye, Yaratan’a eşitliğe, İhsan etmek isteği için, değiştirmek ister. Kişi bu karara geldiği zaman, Yaratan’dan bu arzusunu dönüştürmesini talep etmeye başlar.

Kişi o zaman bu taleple Yaratana yakarır. Bu aksiyona ”Oğullarım Beni yendi” denir. Ve Yaratan kişiye kötülüğü iyiliğe dönüştüren güç, perde bahşeder. Bu, ”İşin Sonu Benim” cümlesinin anlamıdır. Bir kişiye arzu vererek, Yaratan şimdi onu dönüştürür.

Ara durumda kişi bağımsız bir şekilde ne aldığını ne istediğini ve Yaratan’dan ne talep ettiğine karar verir ve gelişimin bu safhaları vasıtasıyla, kişi Yaratana mutlak benzerliğe doğru ilerler.

Zaman geçtikçe kişi daha fazla bilgi, farkındalık, anlayış, edinim ve ona kötü eğilimi veren Yaratan için sevgi koşulunu elde eder, böylece kişiye Yaratandan ne kadar farklı olduğu ve O’na nasıl benzer hale gelebileceğini fark etmesi için fırsat sunulur. Bu duruma şükürler olsun ki kişi Yaratandan bu dönüşümü ve yakınlaşmayı talep edebilir, bunun yanı sıra bağımsızlığı, mükemmelliği ve Yaratana bağlanmayı elde eder.

Bu süreci anlayan bir kişi ne zaman Yaratandan kötü bir arzu alırsa O’nu haklı çıkarır. Bu durumda, bunun içinde kötülük görmüyorum daha ziyade yeni realitemi ortaya çıkarabilecek bir hediye olarak görürüm. Anlarım ki Yaratan beni bağımsız ve O’na benzer yapmak için içimde sevgiyi ortaya çıkarmaya çalışır.

04.02.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Egoizm Taçsız Kraldır

Yaratan yaratılanları onlara iyilik ihsan etsin diye yarattı zira O’nun doğası iyilik yapmaktır. O’nun mükemmelliğinin erdeminde, O’nun ihsan etmek niteliğine sahip olduğu ve aynı bu ihsan etmek niteliğini, mükemmelliği bizlere getirmeyi ister ancak bizler de bu ihsan etmek niteliğini istemeliyiz, bu nitelik için ihtiyaç hissetmeliyiz.

Bir ihtiyaç sadece bu ihtiyacın eksikliğinde, kendisinin zıttında hissedilir. Sahip olmadığım bir şeylere ihtiyaç duyduğumu hissederim; kendim gibi değil bir başkası gibi olmayı isterim. Bu farklılığa ihtiyaç denir. Bu ihtiyaç duyduğum şey Yaratan’dan değil ama yaratılanın kendisinden gelir; buna özlem denir.

Bu özleme ulaşmak için, şöyle ki, bilinçli bir arzuya ulaşmak için, daha fazla çaba sarf etmeliyiz. Eğer ki ilerleyiş içinde bildiğimiz bir şeyleri edinmek için çalışırsak buna ‘mantık içinde çalışmak’ denir.Eğer bize net olmayan bir ödülü edinmek için çalışıyorsak ‘mantık ötesi çalışmak’ yani akıla karşı çalışmak denir. İşte bu yüzden işimiz edinmemiz gereken bu konuma özlem duymaktır. Bizim bu özlemi geliştirmeyi sağlamamız için, doyumu edinmeyi istememizin etkisiyle kafamız karışır.

Ancak, realitede, form eşitliğini edinmeliyiz ve bu bütünüyle farklı bir amaçtır. Kendimizi doyuma götürmenin ihtiyacını hissederiz. Herkes kendi yeteneğinin çabasına göre duran, bitkisel veya hayvansal seviyelerde bunu gerçekleştirmek için kendisinin en iyisini yapar ancak gerçek memnuniyet bizlere ‘insan’ denen seviyeden gelir ve bu basitçe sadece arzumuzu tatmin etmek değildir. İnsan seviyesindeki arzu Veren’e, Yaratan’a benzerliğin hissiyatıyla doyuma gelir.

Buna, Işık, doyumun gerçekleşmesi denir. Daha fazla O’na benzersem, doyum hissiyatı daha büyük olur. Küçük bir ışıkta bir tat yoktur ancak gerçek tat NRNHY(Nefeş, Ruah, Neşama, Haya ve Yehida) Işık’larının doyumundadır.

İşimiz, bu doyumu aramak, bunu düşünmek ve bunu arzulamaktır ve bizi buna yaklaştıracak metodu keşfetmektir. Gerekliliğin ötesinde değişik arzular vasıtasıyla kendi hayvansal bedenimiz için haz araştırmak yerine, Yaratan’a benzerlik, ihsan etmek formu vasıtasıyla içimizdeki insanı doldurmak için özlem duymalıyız.

Eğer ben kendime Yaratan’a benzer olmayı sorarsam (talep edersem), O’nu ifşa ederim. Eğer içimdeki hayvanımı tatmin etmeyi talep edersem o zaman gelişimimin seviyesine bağlı olarak yaratılışın amacına yönelik zıt bir etki bana döner.

İşte bu yüzden kişi sürekli kendisini amaca yönelten iki farklı gücün arasındadır: kutsallığın gücü ve bencil, egoistik güç. Bu iki güç kişinin üzerinde birlikte hareket eder ve onu yönlendirir ancak çoğunlukla kötü eğilim tarafından yönetiliriz çünkü doğamız sürekli olarak bizleri egoistik hazlar bulmamız için zorlar. Birçok hayal kırıklıkları, birçok şoklar ve hoş olmayan ayarlamalar sonucu doğru yöne getiriliriz ve böylece ilerleriz.

Bu yüzden saf olmayan (bencil) bu güce ‘taçsız krallık’ denir çünkü o, krallığın ihsanına ulaşmayı özlemlemez ve sadece kendi bencil arzularını doldurmak ister. Bu güç kişiyi yanıltır ve onun egoist arzusunu umutsuzluk ve boşluk hissiyatıyla besler.

Aşama aşama, bu hissiyattan sonra aklımız büyümeye gelişmeye başlar. Nihayetinde, kişi uzun zamandır arzulamış olduğunu almadığı gerçeği sonucuyla arzularının, ek olarak ta aklının büyümüş olduğunu görür ve şimdi sonuç olarak kişi ilerleyiş yolunun bu olmadığını görür. Kişi görür ki farklı bir yoldan gitmeli. Dolayısıyla, ‘zıt güç’ vasıtasıyla, bizler yaratılışın amacına yönelik ilerliyoruz.

04.09.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin, 1. bölümünden, Şamati 7

Neden Yaratanı Kıskanırım?

Soru: Yaratan’ı kıskanmak nasıl mümkün olur?

Cevap: Ben Yaratan’ı ihsan eden biri olmak için kıskanıyorum. Tüm bunlardan sonra, bu nitelikleri O’dan öğrenirim ve başka nasıl öğrenebilirim ki?

Buradaki problem kıskançlık bizim için direkt bir şekilde egoizme bağlı. Ve eğer ben birini kıskanırsam, o kişinin iyi bir şeye sahip olmasını istemiyorum anlamına gelir. Bu kötü kıskançlıktır.

İyi kıskançlık ise kıskandığım kişi ile benzer hale gelmeyi istediğim zamandır. Algımızdaki problem ise burada bu iki nitelik arasındaki farkı, her şeyi tanımlayan uygulamalarını, neyin iyi olmayan veya kendi başına kötü olanı görmüyoruz. Bizler bu niteliklere işin başında egoistik niteliklerle yaklaşıyoruz çünkü Malhut ıslah olmadığından egoistik arzuda kıyafetlenmiş ‘tüm 9 Sefirota’, tüm niteliklere bu şekilde yaklaşmaya alışmışızdır.

Hâlbuki eğer bizler tüm bu nitelikleri ıslah olmuş, düzeltilmiş Malhut’ta kıyafetlenmiş olarak görebilseydik o zaman kıskançlık, heves ve gurur yararlı nitelikler olarak görülecek ve bizlerin bu dünyadan çıkmamıza ve daha fazla yükselmemize yardımcı olacaklardır. Her şey bizlerin onları ihsan etmeye ulaşmak için kullanıp kullanmamamıza bağlıdır.

21.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati 9

Utanç Mükemmelliğin Zıttıdır

Soru: Yaratılışın türü olarak kabul edilen utanç nedir?

Cevap: Utanç insanı maymundan ayırandır. Utanç, alan ve veren arasındaki farkın hissinden kaynaklanır. Bundan sonra,  her şey sadece kendimi alan veya veren olarak hissettiğim durumların sebeplerine bağlıdır ve buna göre, ya mükemmelliği veya utancı hissederim. Utanç mükemmelliğin zıttıdır.

Bu dünyadaki ‘‘utanç’’ kelimesi ile ilişkilendirilen her şeyi unutun. O tamamen farklıdır. Utanç maneviyatta alan ve veren arasındaki ayrılığın hissiyatıdır. Gerçek utanç manevi bir hissiyattır ve materyal utanç ise daima bir şekilde saklamak, kısmak için mümkün olandır.

Gerçek utanç sadece, Yaratan’ı veren ve seven olarak ve kendimi ise O’nu suçlayan, lanetleyen ve ondan çalmak arzusunda olarak hissettiğim koşulda gelir. Kısacası, her şey yolun diğer tarafındadır! Kendimizi diğerine karşı duruyor olarak ifşa ettiğimiz ölçüye göre, utanç duyarım ve o beni kendimi, egoizmimi örtmeye zorlar ve ıslah başlar.

Dolayısıyla, utanç ıslah için özellikle yararlı bir histir. İşte bu yüzden utanç bir kişinin kendisini düzeltebilmesi durumunda ifşa olur. Aksi halde, ihtiyaç yoktur. Bir kedi için bir başkasının sütünü içmesi onda hiçbir utanç ve vicdani hiçbir his uyandırmaz. Ancak bu yaptığın dolayı azarlanmış olması bir sonraki sefer bunu tekrarlamaktan korkacağı hissini uyandırır. Bu demektir ki hayvanlar utanç tarafından değil ızdırabın korkusu tarafından yönetilirler.

Utanç daha yüksek bir dereceyi hissettiğiniz zaman gelişimin bir sonucu olarak gelir: seninle kıyaslamasında ne kadar mükemmel olduğu, seni ne kadar çok sevdiği ve senin ona olan ilişkinde ne kadar zıt olduğu. Ve sen kendi başına hiçbir şey yapamazsın.

Bu açıklığı hissetmek için, kişinin içsel akıla ihtiyacı vardır, sadece materyal akıl ve duyguya değil. Bu, kişinin kendisine değil, ihsan etme niteliğine ne kadar çok değer verdiğine bağlıdır. Tüm her şeyden sonra, o kendisini annesinden almak için utanmayan bir bebek gibi hissedebilir.

Daha ötesi, bu sadece annesiyle beraber olan bir bebeğin durumundan yükseldiği zaman olur ve bağımsızlığı hissetmeyi ister. Eğer o bu özgürlüğe eksiklik duyuyorsa, utanç hisseder. Özgürlük için özlemi olmayan bir köle utanç hissetmez çünkü o efendisine aittir. Özgür bir insan olmak için büyümek isteyen birisi aniden utanç hisseder ve böylece özgürlüğe gelir.

24.05.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3. bölümünden alınmıştır, Talmud Eser Sefirot

Yaratan Sadece İçimizde Var Olur

Soru: Yaratan’a yardım için ve kendimiz için hiçbir şey almaksızın sadece ihsan etmek arzusu için talepte bulunmamız nasıl mümkün olur?

Cevap: Bu kesinlikle talep ettiğimiz şeydir. Ben Yaratan’dan bana ihsan etmek fırsatını vermesini talep ederim, ”Yaratan’a ihsan etmenin ” olduğu yer yani gruba ihsan etmek çünkü şöyle yazılır ”Ben halkımın arasında otururum”. Bu aynı şeydir.

Başka Yaratan yok. ”Ben halkımın arasında otururum” yani Yaratan grubun içinde ifşa olur. Grubun ortak gücüne ”Yaratan” denir. Gruba ihsan etmek demek bir bütün olarak Yaratan’a ihsan etmek demektir.

Bizler bunu dünyevi duyularımızla düşünüyoruz ve bu yüzden bu bize ”Grup neden çok özel? Ben onlara ne verebilirim? Ne kadar saçma!” gibi görünür. Ancak eğer sen gerçekten diğerlerine ihsan etmek için kendi dışına çıkabilseydin, bu dünya yerine üst realiteyi ifşa ederdin. İşte bundan dolayı edinemiyoruz.

Diğer bir soru ise: Birçok felsefi öğreti de topluma vermeyi savundu ve halkın sesini Yaratan’ın sesi olarak kabul etti. Yine de bu doğru değildir çünkü onlar ıslah eden Işık’ı kullanmadılar, yani toplumun içinde bulunan içsel güç.

Günün sonunda, Kabala Bilimi ne der? Arzunun dışında hiç bir şeye sahip değilsin. Bu arzunun içinde başlangıçtan beri orada saklanmış olan ”Yaratan” denen özel bir güç vardır. Eğer gerçekten ilerlemek, gruba ihsan etmek istiyorsan, bu gücü grubun içinde uyandırabilirsin. Orada son sonuçlarla – kendinle, grupla ve Yaratan’la yüz yüze gelirsin. Her şey kendinin dışında edineceğin, grubun ve ihsan etmenin içindedir.

Ve bu sana, gruba veya Yaratan’a ihsan etmek arasında bir farkın olmadığını gösterir. Gruba ihsan etmek demek diğerlerinin arzularına veya kaplarına ihsan etmek demektir oysa ki Yaratan’a ihsan etmek demek senin bu arzuların içinde hüküm süren ihsan etme gücünün içine daha fazla dahil olman anlamına gelir.

Dinsel nosyonlardan, Yaratan’ın her şeyi gökyüzünden idare ettiği doğuştan gelen bir takım inançlardan ve bunların etkilerinden kendimizi ayırmalıyız. Bu klişe bakın halen ne kadar da üzerimizde etkili! Ancak gerçek ise, dışımızda hiçbir üst güç, vs. yok! Bu güç grubun içindedir, aramızdaki bağlantının içindedir. Ve bu realitenin dışında hiçbir şey yoktur. Realite de başka bir şey yoktur.

Bu nosyonların içerisine daha fazla girerek, çok net ve elle tutulur bir yaklaşımın olduğunu anlamaya başlarsınız.

Toplam 13 sayfa, 10. sayfa gösteriliyor.« İlk...89101112...Son »