Category Archives: Yaradan

Yaradan’ı Anlamak

Soru: Siz, Yaradan’ın tek özelliğinin “yaratılmış varlıklara haz vermek” olduğunu söylüyorsunuz. Yaratılan varlığın görevi, içsel bir Masah (perde) geliştirmek ve onun egoist doğasını, alma arzusundan ihsan etme arzusuna değiştirmek için haz almaktan vazgeçmek ve böylelikle Yaradan’a benzemektir.

Bu Yaradan ile çatışmaya yol açmaz mı? Sonuçta, Yaradan haz vermek istiyor ve yaratılan varlık onu almayı reddediyor ve böylece Yaradan’ın Arzusunu yerine getirmesini önlüyor.

Cevap: Biz yalnızca, Yaradan ile yaratılmış varlık arasındaki ilişkiler hakkında, aklımızın ve mantığımızın çerçevesinde konuşabiliriz, oysa kişi ve Yaradan arasındaki gerçek karşılıklı ilişkilere yalnızca mantığımızın üstünde ulaşılır. İhsan etme niteliğini kazanarak, Yaradan’a eşdeğer oluruz ve dolayısıyla O’nu ve doğamızı anlayabiliriz.

Understanding The Creator

Başkalarına Memnuniyet Vermek

Soru: Başkasına memnuniyet verdiğimde yalnızca manevi arzularını mı doldururum yoksa onun maddi arzularını da doldurur muyum?

Cevap: Başkalarını memnun etmek, hastanelere koşmak ve insanlara yardım etmek ya da hayvanlara yardım etmek anlamına gelmez. Bu, Üst Işığın iletkenleri olduğumuz sistemde, arkadaş grubumla bağlandığım ve bir bütün içinde, Yaradan’ın ifşa olduğu ebedi ağa bağlanma anlamına gelir.

Başkalarına memnuniyet vermek, başkalarının Yaradan’ı keşfetmesine yardım etmek demektir. Dolayısıyla “başkalarının sevgisinden Yaradan sevgisine” diye yazılmıştır. Dost, yakın olarak adlandırılır çünkü o, benimle aynı arzulara ve niyete sahiptir.

Aynı özlemlere ve niyetlere sahip olmayan diğer tüm insanlar “başkası” kategorisine dahil değildir. Kalpteki noktası uyanana kadar sıradan bir hayat yaşarlar ve sonra bize katılırlar. Kabala bilgeliği bir din değildir ve kimseyi bir şeye zorlamaz. Bu, her bireyin kendi üst doğasını, kendisi tarafından ortaya çıkarabileceği bir bilgeliktir.

Bringing Others Pleasure

Tek Öğretmen

Dünyamızda yalnızca bir öğretmen, rehber ve Rav var – Yaradan. Başka kimse yok! Yaradan, üst olumlu güç, her şeyi yönetir ve nispeten olumsuz egoist güç oluşturur.

Diğerleri, oynadıkları rolleri ne olursa olsun, bu sürece katılanlardır. Onlar yalnızca o öğretmenin göreceli koşuluna göre sıralanırlar. O’nu ne kadar çok anlıyorlar ve O’nun yolunu mu yoksa tersini mi gerçekleştiriyorlar. Sadece bu onların koşullarını yansıtır ve seviyelerini gösterir.

Kendime rehber diyorum, çünkü insanlara, ruhsal öğretmenimi nasıl anladığım ve öğretmeni, Yaradan’ı nasıl anladığımı anlatmaya çalışıyorum. İnsanlara üst gücün yolunu bulmayı öğretiyorum.

Genel olarak, dünyamızdaki her bir kişinin bundan başka bir görevi olmadığına inanıyorum, çünkü en önemli şey Yaradan’a nasıl bağlı olduğunu anlamaktır, çünkü O, her şeyi yönetir.

Yaradan’a bağlı olmak ancak grupla, onluyla daha fazla bağ kurmakla, daha büyük karşılıklı olma durumuyla kendini başkalarına eğerek ve herkesi içselleştirerek mümkündür.

Bu şekilde gitmeliyiz. Ve sonra öğretmeni, rehberi, dostu ve Rav’ı tek bir kişide bulacaksınız.

The Only Teacher

Yaradan’a Nasıl Yakınlaşabiliriz?

Soru: Kişi henüz bir grubun içinde değilse, Yaradan’a daha yakın olmak için ne düşünmeli veya ne yapmalıdır?

Cevap: Bir grupla bağlantı kurmak için, on kişilik bir grupta olması önemlidir. İki ya da üç kişilik küçük bir grup ve hatta sanal bir grup olabilir. Grup olmadan çalışma, sadece yararlı bir şey vermeyen, bilginin edinilmesidir. Başkalarına bağlı olmayı ve onlarla birlikte ilerlemeyi öğrenmek zorundasınız.

Kabala bilgeliğini çalışmak için Eğitim Merkezimiz, sonunda istikrarlı bir sanal toplum oluşturan böyle bir grupla bağlantı kurma fırsatı sağlıyor. Üçüncü yarıyılın tüm mezunları, insanlarla nerede bağ kurabileceklerini zaten biliyorlar.

Bu nedenle, Kabala bilgeliğini çalışan herkes, grupları on kişilik gruplara nasıl organize edeceğini ve hangi ilkelere göre birlikte çalışılması gerektiğinin öğrenildiği, Bnei Baruch Kabala Eğitim Merkezi’nden kurs almalıdır.

How Can We Get Closer To The Creator?

Yaradan’ı Kim Yarattı?

Soru: Yaradan’ın yaptığı ne ve O’nu kim yarattı? Birden fazla Yaradan var mı?

Cevap: Yaradan, kocaman, müşfik ve sıcak bir anne gibi ihsan etme, haz alma, sevme arzusundan yapıldı.

Kimse Yaradan’ı yaratmadı, O, zamanın, hareketin ve mekânın ötesinde her zaman var oldu. Ve O’nun yarattığı geçici olarak var olur.

Her birimiz, birleşinceye ve her şeyin tek bir kuvvet olduğunun farkına varıncaya kadar kendi Yaradan’ımıza sahip olabiliriz. Bu dünyanın nasıl var olduğudur.

Yaradan’ı keşfetmeli ve O’nunla doğrudan temasa geçmeliyiz. Ve sonra kim olduğunu ve ne olduğunu göreceksin. Ve diğerleri O’nunla doğrudan bağa ulaşacak ve bunun kim olduğunu ve bunun ne olduğunu keşfedecektir. Ardından, aranızdaki bağda, birlikte, onun hepiniz için aynı Yaradan olup olmadığını netleştirebileceksiniz ve O’nun tek olduğunu açıkça göreceksiniz.

Who Created The Creator?

YARATANA EŞİT OLMAK

SORU: Bir kişi Yaratan’a nasıl eşit olabilir?

CEVAP: Kabala Bilgeliği Yaratan’ın bu dünyada herkese ifşa olmasıyla uğraşır. Oysa bir kişi ancak O’na benzer bir derecede Yaratan’ı edinebilir.

Niteliklerimiz, ifşa etmek istediğimiz şeyin zıddıdır. Sonuçta bu dünyada edindiğimiz her şey, doğada mevcut olanın eşdeğeri, türetilmiş formudur. Buna göre, tıpkı hislerimizin yaptığı gibi, nesneleri veya fenomenleri sezme ve tanımlama yeteneğine sahip,  çeşitli sensörler veya dedektörler yaratırız.

İnsanın gelişim süreci sırasında, küçük niteliklerle bile olsa O’nunla mutlak olarak yapışmaya ve mevcut ego temelli egoistik niteliklerinin hepsini değiştirmeye , Yaratan’a  benzemeye doğru ilerler.

Er ya da geç her birimiz, bu hayatımızda ya da bir sonrakinde  buna ulaşmak zorundayız. Her şekilde bu dünyaya tekrar dönmeye ve yaratılışın amacını edinmeye mecbur olacağız. İçimizde Yaratıcının özelliklerini kıyafetlendirdiğimiz dereceye kadar,  yavaş yavaş tüm alanı bu nitelikler kaplayana kadar, O’nun yerine bu alanda kendimizi hissedeceğiz. Sonuçta Kabala Bilgeliği evreni yöneten sistemi ifşa eder, Yaratan’ın ortakları olmamızı mümkün kılar.

Niteliklerimizi egoistikten özgecile doğru ıslah etmek için , evrenin yüksek bilgi katmanlarından, bizi değiştirecek  özel güçleri çekmeye ihtiyacımız vardır. Yani bizim görevimizin vardığı sonuç; Yaratan gibi olmak için bizi değiştirecek üst güçleri üzerimize çekmektir.

http://laitman.com/2016/06/becoming-equal-to-the-creator/

YÜCE Mİ KUSURLU MU?

SORU: Yaratan’la form eşitliğine gelmek, bir kişiyi dostları gözünde mi yoksa Yaratan’ın gözünde mi yüce yapar? Form eşitliğini fiziksel bedenimiz içinde edinirsek, doğamız gereği bir insan için “üstünlük” hissinden kurtulmak zordur.

CEVAP: Hayır, O’nunla form eşitliğine gelmek üzere Yaratan’a benzemeye başladığımızda, dostlarımızın ya da insanlığın gözünde, ya da herhangi birine karşı, “üstün olma” arzumuz yok olur. Aksine sevgi, ihsan etme ve tevazu hatta alçakgönüllülük nitelikleri içimizde ortaya çıkar çünkü ne derecede çirkin ve kusurlu olduğumuzu kavramaya başlarız. Başka deyişle, gururlu olmak için hiç bir şeyimiz yok. İnsan dünyadaki en bozuk yaratıktır. İnsanlığa ve dünyada ne yaptığımıza bakarsak göreceğiz ki, gururlu olmak için hiçbir şeyimiz yok.

Aşama aşama Yaratan’a benzediğimiz zaman, kişi herhangi bir şeyden gurur duyma arzusunu yitirir. Özellikle, kişi, aslında gerçekten nitelikleri diğerlerinden yüce olmasına rağmen, sadece Yaratan’ın önemini edinmekle kalmaz aynı zamanda da tüm insanlığın en aşağılığı olduğunu hissetmeye başlar. Önemli nokta şu ki , Kabalistler hissederken; insanlık, kendi bozukluğunu veya ıslaha ihtiyacı olduğunu hissetmez. Böylece dünyamızdaki tüm insanlara duyulan saygı sayesinde kişi, kendi bozukluklarını hisseder.

SORU: Yaratan’ın niteliklerini edinmek, kusurlu olduğumuzu hissettiriyorsa bunun için niye özlem duyalım ki?

CEVAP: Bir kişi bozuk olduğunu hissettiği kadarıyla amaca doğru ilerler, aynı zamanda yüce nitelikler edinir, belli bir bilimi çalışan her insan anlar ki ; “bilmediğinin” hissiyatı olmadan bilgi edinilemez.

http://laitman.com/2016/05/great-or-defective/

YARATAN NEDEN KÖTÜLÜĞÜ YARATMAKTAN ÖVÜNÇ DUYAR?

SORU: NEDEN YARATAN ŞÖYLE DER; “KÖTÜ EĞİLİMİ BEN YARATTIM” (KİDDUSHİN 30B) VE NEDEN KÖTÜ EĞİLİMİ YARATMAKTAN ÖVÜNÇ DUYAR?

CEVAP: ÇÜNKÜ, MANEVİ DÜNYADAN TAMAMEN BAĞIMSIZ OLAN VE MANEVİ DÜNYADA VAR OLMAYAN KÖTÜ EĞİLİM OLMASAYDI, YARATAN’IN ZIDDI OLAN YARATILIŞ VE BİZLER DE OLMAZDIK.

YARATILIŞ, YARATAN’IN SEVİYESİNE YÜKSELİRSE BİR ARTI DEĞERE SAHİP OLACAKTI. YARATILIŞIN DOĞASI, YÜKSEK DOĞANIN ZIDDINA OLMAYA MECBURDUR. AKSİ HALDE BAĞIMSIZ OLAMAZDI.

AŞAĞIDAKİ VE YUKARIDAKİ DÜNYA ARASINDAKİ BU UZAKLIK, RUHUN KIRILMASI, BU DÜNYADA VAR OLUŞ BİÇİMİMİZ VE DENEYİMLEDİĞİMİZ HER ŞEY, YARATAN TARAFINDAN YAPILDI. BU NEDENLE BİRAZ  DA OLSA YARATAN’IN İÇİMİZDE YARATTIĞI KÖTÜLÜĞÜ HİSSEDİYORUZ.

KÖTÜLÜKTEN AŞAMA AŞAMA GEÇEBİLİRİZ VE ONUN İYİYE DOĞRU DEĞİŞİMİ İLE 125 MANEVİ DERECEYE TIRMANIRIZ.

 http://laitman.com/2016/05/why-does-the-creator-boast-of-creating-evil/

Temel Sorunumuz Ne?

thumbs_Laitman_507_03İnsanlığın temel sorunu, olup biteni bizim kontrol etmediğimizi anlamak üzere yeniden eğitilmesi gerekliliğidir; biz bir sistemin içindeyiz ve fiziksel eylemlerimiz bu sistemde hiç bir tepki uyandırmaz ancak bu sistem tüm düşüncelerimize titiz bir kesinlikle karşılık verir.

Kişiye düşünceleri ve niyetleri ile doğanın güçler sistemini etkilediği ve geleceğinin bu sistemin vereceği karşılığa bağlı olduğu gerçeği gösterilmelidir. Kişi öyle bir yapının içine yerleştirilmeli ki, bu ağ yapısının içinde niyeti ve içsel çabası ile yapacağı doğru etki ile kendi geleceğini inşa etmekte olduğunun her zaman farkında olabilsin.

İçinde bulunduğum anda neye özlem duyduğum, bir sonraki anın durumunu belirler. Eğer Yaradılış sistemini birleşik ve bütünsel olarak kabul ediyorsam, o zaman, düşüncelerim ve niyetlerimle tüm insanlığın durumunu etkiliyorum, tüm insanlığın durumunu yönetiyorum ve o da beni etkiliyor demektir. Bu, tıpkı şu anda olanla ilişkimde olduğu gibi bir sonraki anı düzenlemek için de bir yol olduğu anlamına gelir. Niyet doğru resmi keşfetmenin temel aracıdır; niyet benim yönetim sistemi ile olan bütünlüğümü fark etmem için tasarlanmıştır, var olan her şeyi içerir. Şu sıra, bu yalnız bu dünyadaki bütünlük duygusudur. Ancak benim görüş açım genişledikçe, içinde geriye kalan tüm dünyaları da içerecektir.

Buradan varacağımız nokta, temel sorunun kişiyi bu doğa sistemini, bu yönetim sistemini, bu dairesel bağlantı sistemini sürekli olarak etkilediği gerçeğiyle yüzleştirmenin gerekli olduğu noktasıdır. Dahası bu sitem kişi tarafından “hareketsiz” olarak algılanmalıdır ve bunun içinde Kabala Bilgeliğinin sözünü ettiği tüm ilkeler ortaya çıkar. “Hareketsiz” olması değişmez olması anlamındadır, “Onun verdiği hüküm çiğnenemez.” (Mezmur 148:6) Biz bu sistemden söz ederken, onun eylemlerini “insan” dili ile açıklarız, söylendiği üzere Tora insanların dili ile konuşur, buna duygularımızı yansıtırız, bu sistem, şefkatli, öfkeli vb. olabilir. Ancak bu, insan bunu böyle anladığı için bu şekilde söylenir, kişi doğayı “insanlaştırır”, doğaya ve doğayı Yaradan’a bir imaj yaratır, bu imaj insanın karşılıklı bağlantıda olduğu ve kendisi gibi olan bir sisteme karşılık düşer.

Ancak, Yaradan’a insana ait özellikler atfetmek tamamen yanlıştır. Bu durum kişinin bu sistemle, Yaradan’la doğru biçimde işbirliği içinde olmasına engel olduğu, aklını çeldiği için tehlikelidir. Kişi Yaradan’ın da kendisi gibi değişebileceğini düşünmeye başlar. Kişi Yaradan’ı kendisinin benzeri gibi, vereceği karşılığı ve davranışı seçen, seçme özgürlüğü olan biri gibi algılamaya başlar. Ancak, daha yukarıdaki bu sistemin içinde seçme özgürlüğü yoktur!

Yazıldığı üzere; “Var olan her şeyi yasalara kurallara göre yarattım. Bu yasaya Benim Adım denir, sen Ona ‘HaVaYaH’ diyeceksin. Her şeyi bununla yarattım ve sen de Beni bunun vasıtası ile keşfedeceksin.” Bu Yaradan’ın dört harfli adına işaret eder, bunlar Direkt Işığın beş (kök safhası da dâhil) gelişim safhalarıdır, 0-1-2-3-4 (Şoreş, Alef, Bet, Gimel, Dalet).

Ve burada hiçbir şeyin değişmediğini iyice anlamalıyız. Yaradan’dan söz etmek, doğadan söz etmek, asla değiştirilemeyen belirli bir yasaya göre hareket eden tek ve biricik sistemden, yönetim sisteminden söz etmek demektir. , “Onun verdiği hüküm çiğnenemez.” Şöyle denilmiştir; “Yaradan merhametlidir,” “Yaradan değişmez,” Onun değişeceğini ummak kişinin yapacağı en büyük hata olur.

Kişiye gelişmesi için uygun bulduğu yolu seçme olanağı verilmiştir, “ızdırabın yolu” ya da “Tora’nın yolu”. Gelişmek için doğru yolu seçmek, ızdıraptan uzaklaşmak sonucunu getirmez, bilinçaltında kendi doğamıza uyandığımızda ızdırap da davranışım ve gelişmem için yalnızca bir işaret haline gelir. Gelişme “ızdırabı” gerektirmez, “başkalarını, Yaradan’ı memnun etmeye” yönelmeyi gerektirir, kendimi değiştirmek ve bu eylemler yoluyla ızdırabın hazza dönüşmesi sağlamak bana kalmıştır.

İhsan etme eylemi içinde ızdıraplar ortaya çıktığı zaman Yaradan’dan (Islah Eden Işıktan) benim niteliklerimi değiştirmesini ve böylece ihsan etmenin mutluluk haline gelmesini isteyebilirim. Bu durumda bile mutluluğu kendimi iyi hissetmek için değil ama Yaradan’ı memnun etmek için, sisteme uyum gösterebilmek için isterim. Sorun şurada başlar: Benim için ne daha önemli; kendi ızdırabım mı yoksa grup içindeki çalışmam ile Yaradan’ı memnun etmek mi?

İyi şanslar!

Düzensizlik Doğada mı Yoksa Bende mi?

thumbs_laitman_241_01Baal HaSulam, “Panim Meirot U Masbirot (Aydınlanmış ve Işıldayan Yüzler) Kitabına Giriş”  Madde 11: …. Diğer taraftan, varoluşa ve tüm gerçekliğin küçük ya da büyük biçimlerinin var oluşunun sürdürülüş düzenlerine baktığımızda,  karmakarışık düzenler görürüz, sanki çıktığı seferden hasta, dövülmüş ve Yaradan tarafından eziyet edilmiş, kaçmakta olan bir ordu gibi. Tüm hayatları ölüm gibidir, eziyet görmedikçe ve yaşamlarını riske atmadıkça ekmek bulamadıkları bir kıtlık içindedirler.

Soru: “Hasta, dövülmüş ve Yaradan tarafından eziyet edilmiş,” ne demek?

Cevap: Bir taraftan doğanın bizim için her şeyi, yaratılmış olanların hayatlarını yöneten tüm kanunları düzenleyip hazırlamış olduğunu görüyoruz. Ama diğer yandan, herkes birbirini yiyip yutmakta ve başkalarının dertlerinden kazanç sağlamaktadır. Her hayvan, tüm hayatı boyunca yalnızca kendini doyurmak için başka birini nasıl yiyip yutacağını düşünür,  zamanını buna harcar.

İnsan kendi yiyeceği için diğer hayvanlardan daha da çok endişe duyar. Prehistorik insan hayvanlar gibi yaşardı, bulduğunu yerdi. Yiyeceğini saklamasının ve bozulmadan muhafaza etmesinin bir yolu yoktu ve bu nedenle de yiyecek aramak yiyebileceği kökleri ve meyveleri toplamak zorundaydı. Bu onun günlük derdiydi. Bunun dışında da başka bir şey yapacak boş vakti kalmazdı. İnsan hayvan gibi yaşardı, sürekli yiyecek aramakla meşguldü.

Daha sonra insan hayvanları evcilleştirmeyi öğrendi, inek, köpek, tavuk vb. gibi hayvanları evcilleştirip besledi. Tarım yapmayı geliştirdi ve çiftliğinde hayvanları olduğu için artık yiyecek için avlanması gerekmedi. Bitki arayıp toplaması da gerekmiyordu, tarlasını ekip biçip mahsul alıyordu. İnsanlar oraya buraya dolaşmayı bırakıp kendi topraklarına yerleşmeye başladılar.

Ancak bu onların hayatlarını kolaylaştırmadı. Bir yerde yerleşip yaşıyorlardı ama toprak için arazi için savaşlar ve anlaşmazlıklar ortaya çıktı, insanlar başka insanları köle yapmaya başladılar. Hayatları bir köpeğin hayatından daha beter bir hale geldi. Bir yandan doğa tarafından her şey hazırlanmış gibi görünmekte ama diğer yandan cansız, bitkisel, hayvansal ve özellikle de insan çok düzensiz, karmakarışık görünüyor.

Doğanın tüm parçaları arasında neden barış yok, neden kehanet edilen “kurt kuzuyla yaşayacak, … ve küçük çocuklar onları güdecek” durumuna gelemiyoruz? Tersine herkes herkesi yiyip bitiriyor. Doğanın neden böyle olduğunu anlamıyoruz. Böyle bir hayata alışığız, ancak bu yanlış. Hayat neden böyle? İnsanların ilahi olandan şüpheye düşmeye başladığı yer bu noktadır. Doğadaki büyük düzensizliği gördükçe, herkes dünyayı Yaradan’dan daha iyi yönetebileceğini düşünmeye başlar.

Hâlbuki kendimizi değiştirmemiz gerekli ve böylece doğanın ve Yaradan’ın bize karşı olan tavrının doğru olduğunu görebileceğiz. Yalnızca üst güçle bağlantı kurmalıyız, bu güç bizi düzeltir ve kendisi ile eşit hale getirir, yani bizi insan yapar.

Değiştiğimiz an başka bir dünya algılayacağız. Bu tamamen iyi bir dünya olacak. Birden bire koyun kuzu ile oturacak ve onu kendi yavrusuymuş gibi yalayacak. Küçük çocuklar onlarla oynamaya gelecek. Herkes birbirine yardım edecek. Daha sonra hayatın zaten her zaman böyle olduğunu göreceğim, her şeyin tersini gören bendim, çünkü gerçekliği algılayışım bozuktu. Dünyaya tamamen kırılmış olan bir gözlükle bakmaktaydım ve bu nedenle gördüğüm dünya da tamamen kırıktı. Şimdi bana yeni lensler verildi ve dünyayı mükemmel, yuvarlak, güzel ve saf olarak görüyorum. Daha önce bana tamamen parçalanmış görünmesi benim gerçeklik algım nedeniyleydi.

Bu nedenle de amacımız,  ilahi takdiri – tüm gerçekliğin içinde işleyen bu biricik gücü, sevgi ve ihsan etme özelliğini –  iyi ve iyiliksever olarak görecek ölçüde kendimizi ıslah etmektir.

23/03/2014 tarihli Günlük Derse Hazırlıktan alınmıştır.

Toplam 17 sayfa, 10. sayfa gösteriliyor.« İlk...89101112...Son »