Category Archives: Yaradan

Kabalistik Bakış Açısından Günahların Kefareti

Soru: Kabala’da “günahlar için kefaret” kavramı var mıdır? Yaradan her şeyi kontrol etmekteyse ve kişi tamamen O’nun yönetimi altındaysa, kim suçlu? Bir suç için kişinin sürgün şehirlerinde kalma süresini kim belirleyebilir?

Cevap: Mesele şu ki, Tora, Zohar Kitabı ve diğer Kabalistik kitaplarda yazılı olan her şey yalnızca üst dünyadan bahseder.

Rabaş’la çalıştığım zamanlarda, Babil Talmud’undan ona bir bölüm okurdum ve o, kitabı yazanların, manevi açıdan ne anlatmak istediklerini açıklardı. Çok ilginçti, çünkü her şey tamamen farklı görünüyordu: onlar üst kökleri ima ederken, dünyamızın dallarının dilinde yazdılar.

Örneğin, suç işleyen insanlar altı yıl boyunca iltica/sığınma şehirlerine gönderilirdi. Her ne kadar dünyamız manevi dünyadan ayrı gibi görünse de altı yıl, yedinci yılda Malhut’tan Bina’ya ilerlemek için kişinin geçmesi gereken HGT NHY’nın altı Sefirot’unu temsil eder ve bu altı yıl bizim dünyamıza yansımıştır.

Bunlar maddesel dünyanın yılları olmasa da; yine de bir insan kendisi üzerinde çalışırken, manevi dünyanın altı derecesinde ilerlerken, bu altı yıl boyunca izole edilmek zorundadır. Buna “Islah” denir.

Atonement For Sins From The Kabbalistic Point Of View

Acı Çekmek İstemiyorsanız

Soru: Eğer dünyada bir ceza yoksa o zaman ıstırap ve acı nedir?

Cevap: Dünyada ceza yoktur ve Yaradan’ın eşsizliğinin sizin tarafınızdan ve sizin içinizde ifşasından başka bir ödül yoktur.

Soru: Peki ya acı çekmek istemezsem?

Cevap: Bundan kaçmayacaksınız. Eğer acı çekmek istemiyorsanız, o zaman Yaradan’ı, O’nun sizi buna zorlamasından daha hızlı ifşa etmelisiniz.

If You Do Not Want To Suffer…

Fırtınalı Denizde Bir Sal- Onlu

Onlu, fırtınalı denizde sizi kurtaran bir saldır. Öncelikle, onu tutmalı ve gitmesine izin vermemelisiniz. Zaten onu tutuyorsanız ve hatta bu tahta parçasının üzerinde oturuyorsanız, Rabbi Akiva’nın batan gemiden kaçarken yaptığı gibi, her gelen dalgadan önce başınızı aşağı indirerek tüm yükseliş ve düşüşlerden geçersiniz.

Ne tür dalgalar oldukları önemli değildir: hissiyatta veya anlayışta, daha büyük veya daha küçük – onlara sadece tahta ile olan bağımı güçlendirmek için katlanırım/razı olurum. Sonuçta, sadece ona bağlıyım; eğer gitmesine izin verirsem öleceğim.

Salı avuçlayarak tutmak, onlunun merkezine tutunmak ve gitmesine izin vermemektir, dostlarla bağ kurmak ve yaratılışın amacını onlarla en güçlü, en içsel bağda görmeye çalışmak demektir. Yaradan oradadır ve hayatımın sırrı oradadır.

Ne olursa olsun, dostlarımla olan bağı bırakmayacağım. Önümden geçen tüm bu görüntüler: İsrail, Tora ve Yaradan birdir koşulundan ayıramaz. Yaradan’a onlu vasıtasıyla bağlıyım ve gerçekleşen her şey yalnızca bu bağı güçlendirmek için tasarlandı: Ben – grup – Yaradan.

Yükselişlere ve düşüşlere eşit davranmamız ve üzerimizden geçen bütün koşullara rağmen grubun merkezine tutunmamız gerekir.

Ders, bırakmaya gerek yoktur! Çalışma yerinden fiziksel olarak çıkarız, ama gerçekte çıkmayız. Yaradan, hayatlarımızı farklı zamanlara ve her türlü koşullara sahip olacak şekilde düzenlemiştir. Her şey ıslah amacıyla verilir. Ancak derste olduğumuzda ıslah için sadece üç saat atfediyoruz. Bu yanlıştır. Peki ya diğer saatler?

İnancı güçlendirmek, kendimizi ihsan etme gücünde güçlendirmek anlamına gelir. Önceden, gruba belirli bir ölçüde bağlı kaldığım ihsan etme gücüm vardı. Şimdi, bir bozukluk olduğunda, alma arzusu büyür ve gruptan ayrılırım, dostlar hakkında düşünmem, onları fark etmem. Kalbimde ve aklımda onlar için yer yoktur.

Şimdi onları, yeni egoizmin yüksekliğinin üstünde yeni derecede, kalbime ve aklıma geri getirmek için çalışmam gerekir. Bana yeni bir inanç gücünü getirecek olan ıslah eden Işığı tekrar çekene kadar grubun içinde çalışmaya, dostların yardımıyla karanlıkta her türlü eylemi öğrenmeye ve sergilemeye başlarım, yazıldığı gibi “her biri dostuna yardım etti.” Eski inançtan ayrıldım; onu çoktan tükettim.

Bir kişinin gizlilik koşulları altında grupta çalışmasına izin veren güce “tuz antlaşması” (Brit Melach), karşılıklı garanti adı verilir. Düştüğümde ve her şeyi kaybettiğimde, grup bana güç verir. Ve yükseldiğimde, düşen kişiye ben güç veririm: Onu uyandırırım, desteklerim, cesaretlendiririm, ona örnek olurum, onu kışkırtırım ve kıskandırırım. Tüm grupla birlikte, sanki birbirimize bağlıyız, yanıyormuşuz ve Yaradan’ı her an ifşa etmeye hazırmışız gibi sürekli hareket etmeliyiz/eylem yapmalıyız.

A Raft In A Stormy Sea—The Ten

Yaradan’dan Ne Talep Etmeliyiz?

Soru: O’ndan başkası yoksa Yaradan neden bir şeyin eksikliğini doldurmuyor? Örneğin, O, tedavi edilemez bir hastalığı olan bir kişiye yardım etmiyor.

Cevap: Hastalığı gönderen O’dur! Her şey Yaradan tarafından yapılır.

Her gün, şafaktan karanlığa kadar çeşitli sıkıntılar verir ve bir şekilde onlardan kaçmak için çaba sarf etmek zorundayız.

Kaçmanın imkânsız olduğunu anlarız, ancak bu arada hala O’na yalvarırız ve her şeyin arkasında nerede saklandığını bulmaya çalışırız. Aldığımız darbelerin amacı budur. O, bizim dikkatimizi çekmek için bize sıkıntılar gönderir.

Soru: Bu, O’ndan tüm bunları değiştirmesini istemenin hiçbir anlam ifade etmediği anlamına mı geliyor?

Cevap: Hayır, sadece bir şey hakkında talep etmemiz gerekiyor: O’nun Birliğini dünyaya ifşa etmek.

What Should We Ask The Creator?

Duanın Gücü

Dua, yaratılıştan Yaradan’a, en aşağıdan en yükseğe yükselen bir arzudur. Fark, Yaradan yaratılan varlıklara sebepsiz yere değil de onların istekleri üzerine verdiği zaman; bu yaratılan varlıkları hayvan seviyesinden insan seviyesine yükseltir. Bu nedenle, bir arzunun, duanın, isteğin, minnettarlığın – Yaradan’a yapılan herhangi bir yakarışın – ifşası çok önemlidir. Bu manevi çalışmadaki tüm ıslahları ve gelişmeleri belirler.

Duanın gücü muazzamdır. Dünyamızda, küçük bir çocuğun bile bir düğmeye basıp, tüm dünyaya zarar verebilecek veya fayda sağlayabilecek devasa bir sistem başlatabildiğini görmekteyiz. Bu nedenle, dua çok mühimdir. Ne de olsa, özellikle arzuları almak için tasarlanmış, büyük bir sistemde yer alan en küçük arzu bile; sistemi uyandırabilir, değiştirebilir ve ağır değişikliklere neden olabilir.

Teknolojide, bu tür sistemler amplifikatör (yükseltici) olarak adlandırılır: mekanik, hidrolik, elektriksel ve elektronik. Kişi küçük bir eylemle büyük sistemleri çalıştırabilir. Bu, giriş darbesinin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Ayrıca, sistem ne kadar güçlü, büyük ve akıllı olursa, çok fazla hazırlık gerektiren, ihtiyaç duyduğu dürtü de o kadar ince ve hassas olur.

Doğru dua ile insan cenneti uyandırabilir ve tüm dünyaların sistemini başlatabilir. Ne de olsa, yüksek sistem üzerindeki etkimiz, sonsuzluk dünyasına aktarılır ve bir cevaba neden olur.

Dua muazzam bir güce sahiptir. Bu maddesel örneklerde de belirgindir. Son zamanlara kadar, insanlar, reaksiyonun mekanik hareketin gücüyle orantılı ve aynı nitelikte olduğu yay ve oklar gibi basit cihazlar kullandılar. Ancak son zamanlarda, insanlık elektrik, elektronik, hidrolik ve bilgisayar sistemleriyle çalışmaya başladığında, transistöre gönderilen en zayıf sinyalin, minimum giriş darbesinin, su akışı için büyük bir elektrik akımını veya vanasını açtığını görmekteyiz.

Bir musluğun nasıl açılacağını anlarsam, tüm dünyayı sulayabilirim. Bu, duanın gücüdür. Ancak dua sadece kelimeler değildir; o kendini daha yüksek sisteme uygun hale getirmektedir, yazıldığı gibi: “Arzunu, O’nun arzusu gibi yap”. Ve o zaman en küçük arzularım bile işe yarayacaktır: Ben ne kadar küçüksem ve sistem ne kadar büyükse, benim zayıf etkim kozmik kuvvetin güçlerini uyandırabilir.

En önemli şey, ne kadar mükemmel bir sistemde olduğumu ve onu nasıl harekete geçirebileceğimi anlamaktır ve sonra dünyanın efendisi olacağım. Yaradan bana evrenin tüm dev sistemini yönetmem için anahtarları verir. Ancak bu tamamen karanlıkta yapılmalıdır.

Topluma vermeye çalışırım, ancak bunu istemediğimi ve böyle bir tutum için yetersiz olduğumu anlarım. Ne kadar uğraşsam da iyi niyetlerim sadece bir saniyeliktir ve sonra onları tekrar unuturum. Tüm denemelerimin ardından, dayanılmaz bir yük ile kendimi yüklediğim ortaya çıkar. Onu taşımaya çalışırım ve bunun mümkün olduğunu düşünürüm, ancak her seferinde yükümü düşürürüm.

Bu çantayı tekrar tekrar doldururum ve hepsi düşer ve sonra çaresizlik içinde haykırırım. Buna, bana yardım edecek, çantayı destekleyecek ve işimi yapacak, üst kuvveti uyandırabilen dua denir – sadece her zaman istemem gerekir. Eğer bu işi yapamayacağımı hissedersem, o zaman Yaradan benim için bitirecek ve duam gerçek olacaktır, O’nu, bana yardım etmesi için uyandıracaktır.

The Power Of Prayer

Üst Işığı Uyandıran Oyun

Rabaş, “Toplantının Gündemi 1”: Dost sevgisinde de bu şekilde davranmalıyız: Kendimizi inceledikten ve dua için bildik tavsiyeyi izledikten sonra, duamız cevaplanmış gibi düşünmeli ve tüm dostlar tek bir bedenmiş gibi onlarla beraber sevinmeliyiz. Ve bedenin tüm organlarının keyif almasını dilemesi gibi, biz de tüm dostlarımızın keyif almasını istemeliyiz.

Soru: Rabaş, bir kişinin duasının kabul edilmiş gibi davranması gerektiğini söyler. Fakat eğer henüz duam oluşmamışsa ve ilerlememişsem ne yapmalıyım?

Cevap: Ne yaşadığının ve neye sahip olmadığının önemi yok. Her zaman, arzuladığınız koşula ulaşmış gibi yapabilirsiniz.

Soru: Başkaları için mi yaparım?

Cevap: Ve kendin için de yaparsın. Onu oynuyorsunuz ve sonuç olarak sizi değiştiren üst kaynağı harekete geçirirsiniz.

Yaradan’ın duanızı duyduğundan ve derhal cevap verdiğinden emin olmalısınız. Cevabı aldığınızı anlamanızın bir önemi yoktur. Duanızın kabul edilip edilmediğini bilmezsiniz. Sadece onun işe yarayacağına tam olarak güvenmelisiniz.

The Game That Awakens The Upper Light

Işığın Etkisi Nasıl Kontrol Edilir?

Soru: Bir kişi Işık’ı çekip çekmediğini nasıl kontrol edebilir? Işığın hissedilmeyen radyasyon gibi olduğunu biliyorum, ancak semptomlarını hissedebiliyorsunuz.

Cevap: Birbirinizin kalplerine yaklaştığınızda, sizi sıradan egoizminizin üstüne çıkaran bir duygunun ortaya çıktığını hissetmelisiniz.

Aynı zamanda, sizi engelleyen düşünceler ve diğer birçok bozukluklar hemen ortaya çıkar. Ancak, tüm bunların paralel olarak hareket ettiğini anlamalısınız. Biri yükselirken diğeri düşer ve bu böylece tüm bu dalgaları yaratırken, dönüşümlü olarak dalgalarda gibi dans edersiniz: yükseliş, düşüş, yakınlaşma ve uzaklaşma.

Birbirine yakınlaşmak, kendi hesabınızdır ve uzaklaşma size kasıtlı olarak verilir. Bu, Yaradan’ın ifşasına götüren dürtülere neden olan özel bir manevi enerji oluşturmaya başlamanızdır.

Ayrıca, Twitter’da tweetlerimi okumanızı tavsiye ederim: eski, yeni – hangisi olursa olsun. Her birinde belli bir his ifade ederim. Bu “seni yakalamalı”, içinde bir şeyi değiştirmeli/etkilemeli. Bunu atlamayın. Twitter ve dersler – özellikle her gün sabahları yaptıklarımız – gereklidir. Bizimle kalmaya çalışın.

How To Check The Impact Of Light?

Yaradan Hangi Algoritmayla Çalışır?

Soru: Bir bilgisayarın dili, görevi, algoritması ve programcısı vardır. Yaradan’ın dili nedir, O’nun görevi nedir ve gerçeklik ile ilgili hangi algoritmaya göre hareket eder?

Cevap: Yaradan tek bir algoritmaya göre çalışır: Tüm yaratılışı (arzuyu) farklı parçalara böldü. Her biri beş seviye daha içeren, sadece beş arzu seviyesi vardır. Ve hepsi seviyelerde parçalara ayrılmışlardır.

Ayrıca, her parça 620 parçaya ve 600.000 seviyeye ayrılmıştır. Bu nedenle, her yöne kırılmış olan arzular, bu üç boyutlu resimde yavaş yavaş birleştirilmeli ve böylece birbirlerini tamamlamalıdırlar. Bu bizim görevimizdir.

Birleşim, belirli bir programa göre gerçekleşir. “Onun altında” denildiği gibi, bizler onun tarafından yönlendirilerek ilerleyebiliriz. Onunla birlikte ilerleyebiliriz. Ve onun üzerinde gidebilir, bu programın önüne geçebiliriz. Buna bağlı olarak, eksikliği ve ıstırabı ya da nispeten rahatlığı veya mutluluğu hissedeceğiz.

What Algorithm Does The Creator Operate By?

Ölüm Korkusu

Soru: Yaratan’ı haklı çıkarıyorum, ancak haklı çıkaramayacağım tek şey fiziksel ölüm. Ne yapmalıyım?

Cevap: Eğer ölüm korkusu olmasaydı, bu dünyada büyük bir karışıklık yaratırdık. Ölümsüz olduğumuzu hayal edin. Bir insan kendine ve başkalarına ne kadar çok zarara neden olurdu? Sonra her gün, bir Anka kuşu gibi, tekrar doğar/ayağa kalkar ve her şey tekrardan yine aynı olurdu. Bu korkunç!

Ölüm kurtuluştur. Ölüm korkusu olmasa, bir insan hiçbir şey yapmazdı. Çok hızlı bir şekilde kendini ölüme götürürdü.

Ölüm korkusu, bir insanı yaşamın anlamı hakkında düşünmeye zorlayarak yardım eder; “Ne için? Ne? Neden? Hangi hesapla/sebeple hayatımı sonlandırırım? Bundan başka bir şey var mı?”

En önemli soru: “Ne için yaşıyoruz?”

Not: Ama her nasılsa kimse bunun hakkında sormaz.

Yorumum: Bilinçaltında, herkes yapar! Çocuklar bile bu soruya sahiptir.

Soru: İnsanları, ölümün başka bir koşula geçiş olduğunu açıklayarak eğitmek mümkün müdür?

Cevap: Tabii ki. Psikolojik olarak bir insana her şeyi yapabilirsiniz, o ölümden korkmayacaktır.

The Fear Of Death

Bir Kabalist Bu Dünya Seviyesinde Bir Şeye Karar Verebilir Mi?

Soru: Bir Kabalist olarak, size olanlar aracılığıyla, Yaradan’ın elini nasıl hissediyorsunuz? Bu dünyanın seviyesinde herhangi bir şeye karar verebilir misiniz?

Cevap: Hayır, veremem. Sadece Yaradan’ın karar verdiği ile hemfikir olabilirim. Tüm çalışmam kendi üzerimedir, dünyayı değiştirme ya da Yaradan’ı bir şeyler yapmaya zorlama üzerine değil.

Soru: Yani bir Kabalist hiçbir şeye karar vermez mi? Başına gelenler ile hemfikir olma yeteneğine mi sahip? Ve bu ana karar mıdır?

Cevap: Evet. Bunu bir deneyin. Bakalım ne tür bir kahraman olacaksınız. Sadece size, dünyayı değiştirmek, kendinizi değiştirmekten daha kolay gibi gelmekte.

Not: Hemfikir olmanızın çok daha zor olduğunu anlıyorum.

Benim Yorumum: Bu zaten iyidir. Kahramanlığa doğru bir adımdır.

Can A Kabbalist Decide Something At The Level Of This World?