“Egoizmden Yana Yanlış Bir Şey Yoktur (Eğer Doğru Kullanılırsa)” (Medium)

Egoizmin, bizim neslimizin belası olduğundan bahsettiğimizde, bunun ne anlama geldiğini anlamamız gerekir. Sonuçta, onsuz nerede olurduk? Sanayimiz, modern tıbbımız veya iletişimimiz olmazdı. Atalarımıza kıyasla seyahat edemez, keşfedemez, keyifli ve kolay bir hayat süremezdik. Üstelik ego, insanın yarattığı şey değildir; o doğamızın özünde vardır. Öyleyse doğayı övdüğümüzde, doğanın kendi yarattığı egoyu nasıl kınayabiliriz?

Sorun ego ile ilgili değil; onu nasıl, ne kadar ve ne zaman kullandığımızla ilgilidir. Atomların şeklini koruyan ve parçalanmalarına izin vermeyen şey budur. Bununla birlikte atomlar gelişmek için, elektronlarından bir veya daha fazlasının münhasırlığından “vazgeçerler” ve kendi gelişimlerinin bir sonraki aşaması olan moleküller oluşturmak için onları diğer atomlarla “paylaşırlar”. Moleküller, münhasırlıklarının bir kısmınından “vazgeçtikçe” ve kendi parçalarını diğer moleküllerle “paylaştıkça”, sonunda hücre haline gelen, bölünmeye ve çoğalmaya başlayan moleküler yapılar oluştururlar ve siz farkına bile varmadan hayata sahip olursunuz.

Başka bir deyişle hayat, kendi parçalarının münhasırlığından “vazgeçen” ve bunları diğer unsurlarla paylaşan “bencil” unsurlardan oluşur. Ancak böyle yaparak atomlar, moleküller ve hücreler kendi kendilerini ortadan kaldırmazlar tersine, hayatta kalmalarını garanti ederler çünkü artık varlıkları, kendilerinden başka biri için hayati önem taşımaktadır. Dahası, daha karmaşık bir sistemin gelişimine katılarak kendileri de gelişirler. Tüm yaratılış aynı evrim ilkesini takip eder ve evrenimiz, içinde insanlıkla birlikte, böyle inşa edildi.

Bizler de aynı gelişim yasalarına tabiyiz. Toplumsal olarak klanlardan köylere, köylerden kasabalara, kasabalardan illere, illerden ülkelere ve şimdi de küresel bir köye evrildik. Ama toplumlarımız gelişirken, ruhlarımız ihmal edildi; şimdi onların sırası. Onlar, yaratılışta dokunulmamış son unsurdur
ve şimdi onların sırası.

Gerçek bir bağ oluşturmak için kendi parçalarımızdan vazgeçmeyi ve bunları başkalarıyla paylaşmayı öğreneceğimiz bir çağın şafağındayız. Sadece bireylerden oluşan toplulukları olarak değil, tek bir varlık haline geleceğiz, aynı zamanda insanlar birbirlerini kendi parçaları olarak hissedecekler. Bu, hiç deneyimlemediğimiz, egolarımızın da bunun onların sonu olacağını düşünmekten korktuğu bir bağ seviyesidir.

Nitekim, gelişimin bu son aşamasının önünde duran tek şey egomuzdur. Bedeli ne olursa olsun hiçbir şeyden vazgeçmek istememektedir. Kanser gibi, kimseyle hiçbir şey paylaşmadığı sürece, ev sahibiyle birlikte ölmeye razıdır. Ancak doğa, Tüm gerçekliği, tüm parçaların birbirini hem paylaştığı hem de sürdürdüğü en yüksek gelişme düzeyine getirene kadar gelişmeyi bırakmayacaktır ve böylece tüm varoluş sistemini kapsayacak şekilde bilinçlerini genişletecektir.

Sürece direnenler yol boyunca acı çekecekler ama onlar da ona ulaşacaklardır. Bugün ego kültürünü diğer ülkelerden daha fazla yetiştiren Amerika, doğanın çekişine direnmenin acısıyla sarsılıyor. Ama şükürler olsun ki acı çekmeye gerek yok. Egolarımızı öldürmemiz gerekmediğini, sadece onları doğru kullanmamız, başkalarıyla paylaşmamız ve topluluklarımızı güçlendirmemiz gerektiğini anlarsak, biz de gelişeceğiz, hayatlarımız güvende olacak ve bilincimiz tüm insanlığı ve tüm gerçekliği kapsayacaktır.

Hayatın Anlamı Hakkındaki Ebedi Soru

İnsanlar neden intihar ederler?  Melankoli ve boşluk hissine dayanamazlar. Ne de olsa kendilerini doldurmak istediler ama televizyon ve radyomuz, binlerce farklı kanal ve programımız olmasına rağmen kendimi dolduramıyorum. İçimde ortaya çıkan noksanlık, içsel tatminsizlik ve boşluk, çevremdeki tüm kaynaklardan alabileceğimden çok daha fazlasıdır.

Hayatın anlamına ihtiyacım var! Hayatımın bir anlamı, yaşamaya değer bir amacı var mı? Bu soruya cevap bulamıyorum. Hayatın beni doğru hedefe, kendim ve diğerleri için daha iyi olacağı iyi bir sonuca götürdüğünü ve sonsuza dek devam eden yaşam akışının özel bir sürecinde olduğumu bilmem gerekiyor.

Büyük olasılıkla, kişi gerçekliğin nasıl düzenlendiğini, hangi doğa programı içinde var olduğumuzu ve doğanın bizi nasıl kontrol ettiğini öğrenirse intiharı düşünmeyi bırakacaktır. Sürekli olarak bir programdan diğerine geçiyoruz, yeni bir “yükseltme” alıyoruz ve bu nedenle yaratılışı hem bu hayatta hem de onun üzerinde bütünüyle anlıyoruz.

Gelişim süreci bizi çok değerli ve yüce bir hedefe götürür. Kişi, sonsuzluktan sonsuzluğa akan yaşam akışını hissetmelidir. Ben bu sonsuz akıntı içindeyim ve ben de sonsuzum.  Kendimi etrafımdaki yaşamın gücünün algısına açmam ve böylece daha da gelişmem gerekiyor.

Bu okulda, üniversitede, evde ya da ailede öğretilmiyor. Bu nedenle, şimdi, umutsuzluk bu kadar büyüdüğünde ve büyümeye devam ettiğinde, kişi sonunda bu yaşamın anlamı sorusunu çözmeye zorlanacaktır.

Herkesi,  bunun ne kadar iyi ve samimi olduğunu görmeleri için, Kabalistik topluluğumuza  davet ediyorum; o yaşamın anlamını ve bu dünyasal varoluşla bitmeyen amacını bulmaya yardımcı olur. İnsan, her an yaşamaya değer olan huzur, sonsuz ve harika bir yaşam duygusu kazanır.

Sağlık ve Tıp, Bölüm 5

Tüketici Toplumu: Gelir ve Stres

Soru: Bugün herkes iki ana hastalığın milyonlarca can kaybına mal olduğunu biliyor: Kanser ve kalp hastalığı. Bunun dünyaya karşı egoist tutumumuzla bir ilgisi var mıdır?

Cevap: Elbette. Dünyaya karşı egoist tavrımız, her şeyi almak, her şeyi kendimiz için almak, kendimizi başkalarının üzerine koymaktır. Bu bize rahat vermez, kalp kasını yer ve vücuttaki genel dengeyi bozarak kansere neden olur.

Neden var olduğunu bilmesi için kişiye normal, sakin bir yaşam vermek gerekir. Neden günde 8 saat çalışıp diğer birkaç saat de trafikte kalsın? Ve evde çocuklar çığlık atıyor, televizyon sürekli açık ve diğer her şey. Başarılı olduğu varsayılan ve hayattan zevk alan insanları taklit ederek sürekli stres altındadır. Sonuçta, sıradan bir insan çok zayıf ve küçüktür; biz ise onu maço olmaya zorluyoruz.

Yorum: Bunun bir tür kısır döngü olduğu ortaya çıkar. Bir yandan, “Çalışmayın, evde kalın” diyorsunuz. Ama ben bir insan olarak nasıl çalışmayabilirim?! Yarın beni kim besleyecek? Devlet bana hiçbir şey ödemeyecek.

Benim Yorumum: Peki nüfusun sadece % 10’u çalışırsa insanlar nerede yaşayacak? Nüfusun % 90’ının yapacak hiçbir şeyi olmayacak. Kesinlikle hiçbir şey! 20. yüzyılın 50’li yıllarından başlayarak teknolojiler geliştirmeye başladık ve 70’lerden itibaren neredeyse hiçbir ek emek gerekmeyecek şekilde ilerledik. Silahlanma yarışı olmasaydı, kendimizi uzun zaman önce büyük bir krizin içinde bulabilirdik.

Yorum: Birçoğunun sizinle aynı fikirde olacağını düşünüyorum, ancak bugün devletin yapısı, insanların belirli bir temel geliri olmadığı için çalışmamasına izin vermeyecek şekildedir.

Benim Yorumum: Yani bir gelir olacak. Şimdi, salgın sırasında, nüfusun yarısı izinli. Peki pandemi devam ederse ne yapabilirsiniz?

Yorum: Sorun da budur. İnsanlar zihinsel olarak stresli olmaya başlarlar.

Benim Yorumum: Öyleyse bu streslerle başa çıkın. Neden gereksiz işleri yeniden yaratmalısınız? Kimse küçük dükkanlarından, kuaförlerinden ve diğer küçük işletmelerinden alışveriş yapmayacak. Bu olmayacak! Birçok sektör yok olacak.

Ve nüfusun büyük çoğunluğu ile ne yapacaksın? Gerçek endüstri nerede? Rusya’da Uralların ötesinde veya Orta Amerika’da. Ve diğer her konuda, bazıları başkalarına hizmet ediyor. Ama buna gerek olmayacak.

Yorum: İnsanlar spor yapacak, tiyatrolara gidecek, film izleyecek.

Benim Yorumum: Tiyatrolara gitmeyecekler ve spor da yapmayacaklar. Koşu bandında ısınmak için biraz koşmaları yeterli. Kaç kişi spor yapmak için dışarı çıkıyor? Size birçok kişi var gibi geliyor.

Büyük bir problem öngörüyorum. Hükümet para basmak ve işsizlerin % 90’ını geçindirmek zorunda kalacak. Bunda yanlış bir şey yoktur. Bir düşünelim, nasıl geçindiler? Biri diğerine, diğeri diğerine mi sattı? Hizmetler, hizmetler, hizmetler.

Yorum: Birinin bana belli bir miktar para vereceği gerçeğine alışmak çok zor. Bu zaten korkutucu. Elimden geldiğince çok kazandım. Daha da çok kazanabilirim.

Benim Yorumum: Ve buna işiniz mi deniyordu? Bazı mallar, bazı hizmetler ürettiğiniz yanılsaması yaratıldı.

Yorum: Hayır, yeteneklerime göre para kazandım. Ve bu parayla haz satın alabilirim.

Benim Yorumum: Ve şimdi de aynısını yapacaksınız.

Yorum: Ama diyorsunuz ki: “Hayır, ölmemen için sana bir ödenek verecekler.”

Benim Yorumum: Normal bir yaşam için gerekli olduğu kadar size verilecektir. Ve bu kesinlikle herkes için aynı olacaktır! Başka çıkış yolu yok.

Ancak bu, geçecek ve bir şeylerin değişeceği kritik bir durum değildir. Bu, gelişimimizin bir sonraki aşamasıdır. Yakında çok sayıda insanın temel bir gelir elde edeceğini göreceğiz.

Her durumda, toplum onurlu bir varoluş için para vermeye son verecektir. Buna uygun olarak, bazıları üretimde çalışacak, diğerleri ise toplumu yeniden yapılandırma ile meşgul olacak – eğitimde, bireyi yetiştirmede ve yeni bir toplumun oluşturulmasında.

Soru: Böyle bir toplumda sağlık ne olacak?

Cevap: Sabahları her birey kendisine uygun şekilde egzersiz yapacak, yüzmeye gidecek. Eminim ki tüm bunlar gelişecek. Ama tam olarak sağlığı korumak için, spor yapmak uğruna değil.

Neden İyiye Kötü Vasıtasıyla Ulaşmalıyız?

Soru: Her şeyin Yaradan tarafından dengelendiğini biliyoruz, öyleyse neden iyiye ulaşabilmemiz için kötülük hüküm sürmeli?

Cevap: Birincisi, Yaradan’ın bizi böyle harekete geçirmesidir.  İkincisi, insanın doğası kötüdür.  Dolayısıyla kötülüğü uyandırarak, Yaradan bizi çok güçlü bir şekilde sarsar ve uyandırır.  Polisten bir mektup aldığınızı veya bankadan bir şey kazandığınıza dair bir mesaj aldığınızı varsayalım.  Sizin üzerinde hangisinin daha büyük bir etkisi olurdu?  Elbette olumsuz mesajın daha büyük bir etkisi olurdu.

Soru: Ama olumsuz ve olumlu nasıl eşit olabilir?  Sonuçta, kişi duyarsız bir robot değildir.

Cevap: Her şey  Yaradan’ın bana ihsan etmesine karşı, benim tutumuma bağlıdır.  Anne babasının tüm eylemlerinin gerekli ve arzu edilir olduğunu doğru bir şekilde anlayan bir çocuk gibi, O’nun ihsanının her şekline değer verirsem, O’ndan ne aldığım benim için hiç fark etmez.

Egomun üzerine çıkabilir ve tamamen farklı koşullar altında O’na tam ve karşılıklı olarak bağlanabilirim.  Başlangıç koşullarım, kendimden çoktan koptuğum ve halihazırda kendi üzerimde yüzdüğüm sıfır durumundadır.

İnternet Çağından Önce ve Sonra

Soru: Psikologlar, en büyük uçurumun Y kuşağı (20. yüzyılın 80-90’larında doğan insanlar) ve ebeveynleri arasında olduğunu söylüyor. Bilim adamları bu uçurumu dijital bir çatışma olarak adlandırıyor.

İnternet çağına giren insanlardan bahsediyoruz ve onlar ile ebeveynleri arasında büyük bir uçurum var. Sizin görüşünüz nedir? Bu dönemde, dijital uçurum dışında neler yaşandı?

Cevap: Bizler, internet öncesi çağda yaşayanlar, nasıl var olduğumuzu biliyoruz: İşe gittik, oradan döndük, yiyecek aldık, eve taşıdık, yemek yaptık ve yatağa gittik. Ve ertesi gün aynı şeyler tekrar oldu. Charlie Chaplin filmlerinde olduğu gibi.

Bugün, her şey tamamen farklı: İnternette, birbirimiz arasında, dünyanın tüm parçaları arasında bütünsel bir iletişim içinde yaşıyoruz. Nereden yazdığımızı veya nereye yazdığımızı bile bilmiyoruz; bizim için önemli değil çünkü tamamen farklı bir iletişim düzeyine geçtik. Şimdi insanlar arasındaki İnternet bağlantısını keserseniz, dünyada hangi kaosun hüküm süreceğini hayal edebilirsiniz.

Güneş aktivitesinde, sözde bir patlama olduğunu, prizlerin yandığını ve tüm iletişimin çöktüğünü hayal edin. Tüm yönetim sistemleri işlevlerine son verecektir: askeri, sivil, bakanlıklar, bankalar vb. Cihazlar hastanelerde, her yerde, nerede olursa olsun çalışmayı bırakacaktır.

Diğer bir deyişle, şimdi aramızdaki bağı koparırsak ki bu bağ 50 yıl önce yoktu, var olamayız çünkü hiçbir iletişim aracımız olmaz. Her şey buna bağlıdır.

Twitter’da Düşüncelerim / 23 Eylül 2020

Birdenbire diğer insanlara tehlikeli bir bağımlılığa düştüm. İşin gerçeği, onlar da bana bağlılar ama bu işimi daha da kolaylaştırmıyor. Ve başkaları beni enfekte etmemenin bilincinde değilse, onlardan enfekte olacağım, kendini bundan korumak neredeyse imkansız.

Ve tüm sevdiklerim de tehlikede.

Virüs bize tamamen bağımlı olduğumuzu hatırlatıyor. Biyosferin sistemik dengeyi korumasına izin veren bilgileri taşır. Aramızda doğru bağı kurmadığımızda, virüs bunu biyolojik düzeyde yapar – bizi başkalarını önemsemeye zorlar.

Koronavirüsün etkisinin bir sonucu olarak, çaresiz karşılıklı bağımlılığımızı düşünmeye ve karşılıklı sorumluluğumuzu gerçekleştirmeye başlayacağız.

Baal HaSulam: “Doğa, usta bir yargıç olarak, gelişimimizi hesaba katarak bizi cezalandırır.”

Büyürsek, doğa bizi cezalandırmak zorunda kalmayacak. Birbirimize karşı tamamen sorumlu olarak kendi gelişimimize katılırız, karşılıklı garantide gerçek bir hedef buluruz.

İnsanın özü doğadan özgür olmak değil, bilinçli olarak onunla uyum sağlamaktır.

Bir embriyonun annenin içinde olması gibi, insan da daima Yaradan’ın içindedir.

İnsan sadece Yaradan’ın ona “NE söylediğini” hissetmeli – bu en yüksek safhadır!

Yeni Hayat 1140 – Kader

Dr.Michael Laitman, Oren Levi ve Tal Mandelbaum ben Moshe ile söyleşide

Bugün, mesleklerimize odaklanmaktan ve para kazanmaktan daha yüksek bir manevi seviyede, yeni bir yaşam keşfetmeye geçiyoruz. Memnun değiliz ve yaşamın amacını bilmek istiyoruz. Bu soruyu sorduğumuzda, doğa yardımımıza gelir ve bizi, karşılıklı, insani ihsanın bütünsel bir sistemini inşa etmek olan gerçek kaderimize yönlendirir. Bizler alma gücüyle inşa edilmişiz ve Kabala bilgeliğini çalışarak insan egosunun üzerinde bağ kurmayı ve sistemdeki dengenin gücünü keşfetmeyi öğrenmeliyiz.

 

Söyleşinin tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://www.kabala.info.tr/kutuphane/michael-laitman/dr-laitman-ile-yeni-hayat/yeni-hayat-1140-kader/

Arzuları Yerine Getirme Yöntemi

Yorum: Yakın zamanda bir anket yapıldı: “”Bir şeyi çok güçlü bir şekilde dilerseniz, gerçekleşeceğine inanıyor musunuz?” Birçoğu “Elbette hayır” yanıtını verdi. Aklın ve bilincimizin sonsuz gücüne inananlar “Elbette.” diye iddia ediyorlar. Onlar,  arzularını yerine getirmelerine yardımcı olacak bir yöntem olduğunu söylüyorlar: onlara yardım etmek için evrene seslenmek. Buna görselleştirme yoluyla tezahür eden arzular diyorlar. Görselleştirme ilkesi, doğru bir şekilde talep eden herkese hediyeler vermeye hazır olan evren ile düşüncelerimizin sınırsız gücü arasındaki bağlantıdır.

Cevabım: Evrene bağlanmak çok faydalıdır. İnsanlarla bağ kurmaktan daha faydalıdır. Eğer bunun sizin yansımanız olduğuna inanıyorsanız, evrene bağlanmak faydalıdır. Kendinizi ona empoze etmek istiyorsanız ve kendinizi onun içinde ifade etmek istiyorsanız, ki bu mümkündür, bunu yaparak kendinizi tamamen feshedersiniz ve onunla birleşirsiniz.

O zaman dünyayla, evrenle gerçek bir birleşme meydana gelir ve bir insan çevresindeki her şeyin kişinin içinde var olduğu ve görünüşe göre onu destekleyen bir sistem olduğunu hisseder ve kendini buna yansıtabilir.

Tüm evreni, tüm yaratılışı, tüm dünyayı aynen kendisi gibi algılamaya başlar. Her şeyin kendisi olduğunu, tüm iç dünyasının tüm evren, yıldızlar, uzay ve gezegenler aracılığıyla ifade edilmediğini, ancak her şeyin kendi içsel özelliklerinin ifadesi olduğunu ve bu yüzden ıslah olmuş benliğinin ifadesi olarak hepsini tek bir birleşik, bütünsel, ebedi, tam olarak, hissetmek ister.

Kişi kendini uyarlarsa ve evrenle birleşirse, alanı dolduran ruhu, tüm evren olan düşüncenin durumunu hissetmeye başlar çünkü tüm evren, gezegenler, uzay, yıldızlar sadece bir düşüncedir. Bu, bize göre yaratılış düşüncesinin ispatı veya ifadesidir. Onunla özdeşleşmeye, ona bağlanmaya, bütün evrenle birleşmeye çalışırsam, onun içsel anlamını algılamaya başlarım ve sonra ona bağlanabilirim.

Yorum: Kişi görünüşte sarınıp sarmalandığı düşünceler, sorunlar paketinden oluşur.

Cevabım: Bunu özel bir koşulda, aşamalı olarak yapmamız gerektiğini söylememizin nedeni budur. Kabala ilmi bize nasıl evrenin önünde soyunmamız ve yavaş yavaş egoist kıyafetlerimizi çıkarmamız gerektiğini öğretir. Bunu, kişinin kendini başkalarının yerine koyduğu ve böylece tüm evrenle özdeşleşmeye hazır olduğu bir grupta eğitim alarak başarabiliriz.  Bu mümkündür. Bunu yapabilmek için gerçekten ciddi bir şekilde çalışmamız ve dostlarımızla birlikte uygulamamız gerekiyor.

İnsanlarla karşılıklı bağ kurarak, evreni iyice anlayabileceğimiz seviyeye ulaşabiliriz. Ne kadar tuhaf görünse de, aslında evrenin ifşa olmasının anahtarı “dostunu kendin gibi sev” ilkesidir.

Bu zor bir iştir ama ilginç ve heyecan verici, büyüleyici ve özeldir.  Adamın işi budur!

Yeni Hayat 1139 – Şükran

Dr.Michael Laitman, Oren Levi ve Tal Mandelbaum ben Moshe ile söyleşide

Vermek, egoizmin gücüne zıttır ve onu dengeler, kişiyi manevi bir minnettarlık duygusuna getirir. Etkili minnettarlık, kişinin egoizminin içindeki kötülüğün açığa çıkmasına ve bu kötülük olmadan iyilik potansiyeli olmadığının kabulüne dayanır. Kötülük, bizi başkalarına yaklaştırdığında, yaşamın gerçek amacına ulaşmamıza yardım ettiğinde ve bizi tüm yaşamın enerjisinin keşfine götürdüğünde aslında iyidir. Bizler geliştikçe, bizi hedefe götüren ve bize iyinin gücü kadar kötülüğün gücünü de göndererek bizimle ilgilenen üst güce minnettar oluruz.

 

Söyleşinin tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://www.kabala.info.tr/kutuphane/michael-laitman/dr-laitman-ile-yeni-hayat/yeni-hayat-1139-sukran/

Twitter’da Düşüncelerim / 22 Eylül 2020

Dünyamızın üzerine yükselmeden, yaşamı tek hücre içinde hissederim. Başkalarıyla birleşirsem, her şeyin içinden akan ortak yaşam akımını hissederim. Buna manevi yaşam denir. Ortak bir yaşam bir hissine ulaşırız ve onun 125 seviyesini ediniriz. Ve onların tümü sonsuz yaşama aittir

Maneviyat, Mısır’dan (ego) kaçış, Pesah ile başlar. Ama haz alma arzusundan (Malhut) ihsan etme arzusuna (Bina) kadar 7 ay boyunca gelişmesi gerekir. Pesah’tan sonraki yedinci ayda Roş Haşana (Yeni Yıl) gelir, yeni bir manevi derece oluşturmaya başladığımızda yeni bir başlangıç.

Ama ne inşa etmeliyim? Neden uzaklaşıp neye yaklaşmalı? Bu yüzden egoist niteliklerimi incelediğim Selihot (pişmanlıklar) dönemi yeni yıldan önce gelir. Ben almadan ihsan etmeye, hayvan zihninden Yaradan’ın aklına, mantık üstü inanca gitmek istiyorum.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Koronavirüs salgını kontrolden çıkıyor” dedi. COVID-19 salgını, başka hiçbir şeye benzemeyen bir krizdir. Bu doğru: İnsanlığın iyilik ya da kötülük yoluyla ıslahının bir dönemine girdik. Islahın yöntemi Kabala’dır. Gecikmemek iyi olur!

Bu Yeni Yıl öncekilerden farklıdır, çünkü Yaradan dünyayı bir bütün olarak açıkça ele almaya başlıyor. Ve biz O’na aynı şekilde davranmalıyız, tüm dünya olarak Yaradan’a dönmeli, tüm dünyayı Yaradan’ın bizim için belirlediği bu hedefe çekmeliyiz.

Bu Yeni Yılda, yeni bir gerçeklik hali ortaya çıkıyor. 5780 yıllık gelişimden sonra, insanlık ilk manevi dereceye yükselebilir. İlk onlular kapıyı açıp giriyor, bütün dünyayı onlarla birlikte çekerek. Haydi sorumluluğun ağırlığı, güveni ve karşılıklı garanti ile hazırlanalım.

Bireysel onlulardan tüm insanlığı içeren tek bir onluya. Bu, Yaradan’a bağımızın ölçüsüdür!

Bizim günahımız başkalarıyla bağ kurma arzusunu ihmal etmek ve bu konuda yardım için Yaradan’a dönmemek. Yaratılışın amacı, sadece yaratılanları tek bir arzu içinde birleştirerek, Yaradan’da birleşmektir.

Yaradılışın amacına bu şekilde ulaşırız- Yaratan’ın nitelikleriyle benzerlik, sevgi ve O’na bağlılıkla

Yaradılışın ıslahı, Adem’in ruhu, yaratılanların birliğinde, karşılıklı garantide, “Komşunu sev” emrinin gerçekleşmesinde ve ötesindedir, yaratılan sevgisinden Yaradan’ın sevgisine, gelişimimizin amacı.

Roş Haşana (Yeni Yıl) – Günahlarımız için Yaradan’dan af dileme zamanı. Yaradan’ın bir önemi veya büyüklüğü hissine sahip olmadığımı hissediyorum, bunun için tövbe ediyorum. Sonuçta, Yaradan’ı büyük ve önemli hissetseydim, farklı davranırdım. Tek eksikliğim Yaradan’ın hissidir.

“Bırak Seni hissedeyim ve ben değişeceğim!” – Yaradan’a söylenmesi gereken budur, bu doğru istek ve pişmanlıktır. Suç işlerim çünkü Yaradan’ın hissi yok, inanç yok ve beni durduracak kimse yok. Farklı davranamam çünkü Yaradan hükmetmiyorsa o zaman bu kötü eğilimdir!

Geçmişi gündeme getirmiyor ya da bunun için özür dilemiyoruz. Daha önce ne olduğunun değil, şimdi düzeltme istemediğimin ve bu konuda Yaradan’ın yardımını talep etmediğimin farkındalığına gelmeliyim. İlerlemek istiyorum, yaptığım şey hakkında gözyaşı dökerek geçmişe dalmak değil.

Ben bir şey yaptım mı ? Ben hiçbir şey yapmadım, hepsi Yaradan’dı. Ve bunu bilerek yaptı ki böylece neyi düzeltmem gerektiğini bileyim. Bu kötülüğü, şimdi ortaya çıkan suçu alıyorum ve düzeltmeye başlıyorum. Tüm amacım ileriye doğru, geriye değil …

“Bırak seni hissedeyim ve ben değişeceğim!” Yaradan’a tam olarak söylenmesi gereken şey budur, bu doğru istek ve gerçek pişmanlıktır. Suçu işlememin sebebi neydi? Çünkü Yaradan’ın İnanç denen bir hissi yoktu.

Yaradan hissi yok, inanç yok, bu yüzden beni durduracak kimse yok. Farklı davranamam çünkü Yaradan bana hükmetmezse, o zaman kötü eğilimin – egoizmin kontrolü altındayım! Bu nedenle, Yaradan’dan bana hükmetmesini istiyorum. Bu benim temel talebim!

Roş Haşana (Yeni Yıl) arifesinde, herkese en çok eksik olduğumuz şeyi diliyorum – bağı, aramızdaki yakınlığı, sevgiyi. Bu her zaman halkımızı kurtarır, kodekste, sicilde, milletin kendisinin kromozomlarında.

Bize Yaradan’a benzer, Adam olma ve tüm insanlığı ıslaha doğru çekme şansı veriliyor. Bu bizim işimiz, bu nedenle Yaradan’ın hizmetkarları olarak adlandırılıyoruz. Bu çok yüksek bir ayrıcalık, özel ve onurlu bir görev. Bir kişi bunu ihmal ederse, başkasıyla değiştirilir …

Şu anda, insanın ve tüm insanlığın ıslah metodunu yaymak bize ağır bir yük gibi görünebilir. Ama ilerledikçe, Yaradan’a zevk veren şeyin bu olduğunu anlayacağız ve eğer O’nu yüce olarak hissedersek, o zaman memnuniyetle bu yüke katlanacağız ve hiçbir ağırlık hissetmeyeceğiz.