İlk insan (Adam HaRishon), küçük ve gelişmemiş bir koşul içinde, bir melek olarak yaratıldı. Ancak iyi ve kötünün bilgi ağacıyla işlediği günahtan sonra insan olmaya başladı.
İşte o zaman, aralarında bir mücadelenin başladığı iki güç ortaya çıktı: alma ve ihsan etme, küçülme ve büyüme. Sonuç olarak, doğanın tüm seviyeleri gelişti: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan.
Nihayetinde, bu varlık -insan-, iyi ile kötü, İhsan etme ve alma, ışık ve karanlık arasında durarak ortaya çıktı, kendini onlara göre bağımsız bir yaratılan olarak hissediyordu. İşte bu biziz!
Ondan önce, “üçüncü” yoktu; yalnızca doğanın bu iki gücü tek bir üst güç olarak birlikte hareket ediyordu. Ancak gelişimlerinin zirvesine ulaştıklarında, içlerinden, cansız seviyeden başlayarak, bitkisel, hayvansal ve nihayetinde kendinin ve Yaradan’ın farkındalığına, yani insan olma bilincine ulaşan, var olma ve evrimleşme yeteneğine sahip üçüncü bir varlık ortaya çıktı.
Tüm bunlar, bu iki zıt, parçalanmış gücün etkileşime girip bütünleşmeye başladığı günahın sonucudur.
Baal HaSulam, gezegenimiz Dünya oluşurken, yaklaşık 30 milyon yıllık dönüşümlü dönemlerden geçtiğini, içeriden ateşli lavlarla ısınıp püskürdüğünü, ardından dışarıdan soğuyup katılaştığını yazar. Bu, bir sonraki seviyelerin -önce bitkilerin, sonra hayvanların- gelişimini mümkün kılan istikrarlı bir duruma ulaşana kadar devam etti.
Tüm bu evrim, bu iki gücün mücadelesi sonucunda gerçekleşti. Dolayısıyla, ancak şimdi bu sürecin tamamlanmasına ve insanın gerçek işine başlıyoruz. Bizden önceki tüm nesiller “melek” olarak var oldular. Ancak zamanımızda, İsrail halkının diğer tüm uluslarla parçalanıp birleşmesinin bir sonucu olarak hareket ediyoruz. Şimdi ıslahı başlatan ilk biziz.
İlk insan Adam HaRishon, insanın bir damla tohumdan geliştiği manevi bir Partzuf’tu. Ve tüm bu gelişimimizin ve çalışmalarımızın bir sonucu olarak, kişi, Yaradan’a benzer bir yaratılan olmaya mahkûmdur. Bu, gelecek koşulu için ona “Adem” (Yaradan’a benzer anlamına gelen “Domeh” kelimesinden) denir.
Ondan önce, o yalnızca bir melekti; kendi başına hiçbir bağımsızlığı olmayan, Yaradan’ın elleriyle yaratılmış bir varlıktı.
Bu nedenle, insan yaratılırken melekler Yaradan’a “Neden bu kötü eğilimi yaratıyorsun?” diye sordular. Ancak Yaradan, kötülüğün gerekli olduğunu, çünkü nefret ve sevgi gibi iki gücün birleşeceğini ve böylece Yaradan’ı edineceğini söyledi. Yazıldığı gibi: “En küçüğünden en büyüğüne kadar hepsi Beni bilecek.” Zira Yaradan’ın memnuniyeti, yarattıklarının O’nun mükemmelliğine, bütünlüğüne ve yüceliğine ulaşmasındadır.
Filed under: Kabala, Maneviyat, Yaradan -
Bir Melek Nasıl İnsan Oldu? için yorumlar kapalı