Category Archives: Yaradan

Grup, Merkezinde Yaradan’ın Olduğu Bir Çemberdir

Soru: Grubun ortak merkezine doğru %100 çaba gösterip göstermediğinizi ve böylece uygun bir çember oluşturup oluşturmadığınızı nasıl kontrol edebilirsiniz?

Cevap: Grup içinde yüzde yüz çaba gösterip göstermediğinizi, kendiniz hakkında tek bir düşünce bile duymadan kalıp kalmadığınızla kontrol edebilirsiniz; çünkü tüm başarılarınızın, egoist (Lo Lishma) olanlar bile, yalnızca grubun merkezinde var olduğunu anlarsınız.

Dünyevi, maddesel yaşamdan daha büyük bir şeyi, grubun merkez noktası dışında ifşa edebileceğiniz başka bir yer yoktur. Ve şimdi, hep birlikte, tıpkı bir anaokulundaki çocuklar gibi, bir çember oluşturmaya çalışın!

Ama o merkez nerede? Onu nasıl bulursunuz? Bir merkez yoktur; bu, hayali bir noktadır. Önce çemberi oluşturmalısınız, sonra merkezini bulursunuz. Bu yaklaşım, manevi dünyada kabul görür.

Maddesel dünyada önce merkezi seçersiniz ve ardından bir pergelle etrafına bir çember çizersiniz. Manevi dünyada ise Yaradan’ın bulunduğu merkezi noktayı, tamamen çemberi inşa ederek ifşa ederiz. Ve sonra O’nu ifşa ederiz. İfşalarımızda aşağıdan yukarıya doğru ilerleriz.

Tek bir kişiyle yapılacak hiçbir şey yoktur; hayvansal arzu derecesinde kalacaktır. Fakat kişi diğer insanlarla bir çember inşa ederse, bir insan formu yani Adem oluşur, yani Yaradan’a benzer bir form. Herkes dengede, uyum içinde, birbirine bağlıysa, Yaradan’a benzeyen o forma Adem yani insan denir.

Öyleyse ortak çabalarımızla, aramızda çemberi nasıl inşa ederiz? RABAŞ’ın grup hakkındaki tüm yazıları bunu açıklar. Hedefin yüceliğini onlardan alabilmek için her birimiz, diğerlerine göre kendini iptal etmelidir. Ve hedef, karşılıklı ihsan etmeyi edinmektir.

Hepimiz birbirimize ve hep birlikte Yaradan’a doğru tek bir ortak çaba gösteririz. Buna “İsrail, Tora ve Yaradan birdir” denir. Sonuçta hepimiz, inşa ettiğimiz çemberin tamamını kaplayan ve dolduran karşılıklı bağlardan oluşan bir ağ kurmak isteriz. Ve bunu tamamladığımızda, inşa ettiğimiz çemberin merkezindeki Yaradan’ı ifşa ederiz.

Onu, bu çemberi kaplayan ve aramızda uzanan tüm ağ boyunca hissederiz, ancak O’nun kökü tam merkezdedir.

Işıkla “Sohbet”

İnsan ışığın formunu, ihsan etme formunu edinmeye başladığında, kendisine dışsal görünen tüm dünyanın aslında kendisine sevgiyle yeniden bağlaması gereken kendi arzuları olduğunu görür. Onların kırılmanın bir sonucu olarak kendisinden ayrıldığını keşfeder. Ve onları yeniden birleştirerek, bu arzuların içindeki ihsan etme niteliklerini ve ardından onların içinde Yaradan’ı, ışığı ifşa eder.

Ve artık ışığın onunla nasıl oynadığını, bir “diyalog” yürüttüğünü ve bazen daha güçlü, bazen daha zayıf bir şekilde uyandığını görür. Ve kişi, buna uygun olarak, ihsan etme niteliğinin ne olduğunu öğrenmelidir.

Kişi daha fazla ışık aldığında, Yaradan’ın ifşası için şükretmelidir. Işık azaldığında, daha büyük bir ihsan etme fırsatına sahip olduğu için şükretmelisiniz ve eskisinden daha az aldığınızda, ne kadar ışık, berraklık veya ifşa alırsanız alın, şükranınızı azaltmamalı ve Yaradan ile ilişkinizi değiştirmeden sürdürmelisiniz.

Bu tür yükselişler ve düşüşler sayesinde, içinizde ifşa olan ışığın derecesine bakılmaksızın, ihsan etme içinde kalmayı öğrenmeye başlarsınız. Buna “iyiye olduğu kadar kötüye de şükretmek” denir. Dahası, maneviyattan uzaklaştırıldığınız için şükredersiniz, çünkü tam da “böyle çıkışlardan Tora ortaya çıkar” ve bunlar sayesinde ilerlersiniz.

Egoist arzu büyür ve kişiye Yaradan’dan uzaklaştığı hissini verir, yani kendi başına O’na yaklaşma fırsatını verir. Işığın artmasıyla ilerlemek yerine, artık kişi, ihsan etme arzularının artmasıyla ilerleyebilir.

Böylece kişi, üst ışığı ifşa eder ve tüm manevi kabını tamamen ifşa edene kadar, çeşitli ilişkiler içinde sürekli olarak onunla “konuşur”.

Onsuz Yapamayacağımız Hayali Bir Dünya

Soru: Eğer sonunda, bildiğim tüm gerçeklikle ilgisi olmayan içsel bir noktaya ulaşmam gerekiyorsa, bu karmaşık maddi dünyanın amacı nedir?

Cevap: Dışarıdan maneviyata girebilmek için, manevi dünyanın kalıbındasınız.

Ayrıca, dünyamızın gerçekliği sizi manevi dünyaya girmek için tam ve en uygun şekilde hazırlar. Burada öğrenir, her türlü eylemi gerçekleştirir ve kendinizi manevi safhaya hazırlarsınız.

Manevi aşama, bizim gerçekliğimize dayanır, ondan tamamen kopuk değildir. Henüz onu ilk elden görmedik. Dışarıdan bakmadan dünyamızın önemini anlamak imkansızdır.

Burada sadece varlığımızı sürdürmüyoruz. Bu dünyada öğrendiğimiz birçok algı detayına manevi dünyada da ihtiyacımız olacak. Elbette, orada farklı bir biçim alıyorlar ama yine de gerekli.

Soru: Henüz neler olup bittiğinin farkında olmayan küçük bir çocuk gibi, bilinçaltında maddi gerçekliği yaşamak zorunda olduğumuzu söyleyebilir miyiz?

Cevap: Hayır, sonuçta bu gerçekliğin yardımıyla diğer ruhlarla temas kurar, onlarla bağ kurar ve onları ıslah eder, gerçekliğin geri kalanıyla bağda kalırsınız.

Bu dünya çok önemlidir. Size birçok ıslah yapma imkânı verir, bu nedenle hafife alınmamalıdır. Bu dış kabuk, ıslah süreci tamamen sona erene kadar ortadan kalkmaz. Ancak herkes kendini ıslah ettiğinde ve birleştiğinde, özel bir eylem gerçekleşecek ve bunun sonucunda maddi dünya duyularımızdan kaybolacaktır.

O zaman ona hayali diyeceğiz. Aslında hiç var olmamış gibi görünecek. Her şeyin hayalimizde gerçekleştiği ve bunun üzerinde tekrar tekrar manevi bir dünya inşa etmek için bu hayali resimde yaşamak zorunda olduğumuz ortaya çıkacak.

Her manevi eylem bu dünyaya dayanır. Son yükselişten önce bile, en dibe düşer ve sadece ticaretini, akşamları futbolu ve başka hiçbir şeyi bilmeyen “pazardaki Şimon” olursunuz.

Tam da oradan son derece yükseliriz. Sadece oradan zirveye çıkabilecekseniz, bu derin, dar geçidin ne kadar önemli olduğunu hayal edin.

İnsan Nefret Ettiği Birini Nasıl Sevebilir?

Soru: Nefret, anladığım kadarıyla, benim doğal halim. Nefret ettiğim kişiyi sevme arzusu bana nereden gelecek?

Cevap: Yukarıdan, Yaradan’dan, yalnızca O’ndan.

İçinizde, başkalarına karşı sevginin gerçekten ortaya çıkmasını istediğinizde, onu talep etmeye başlayacaksınız ve o da ortaya çıkacaktır.

Çünkü başkalarına karşı sevgi gösterme niyetinizde, tamamen bu niyetin içinde, Yaradan’ın size zıt niteliğini yani O’nun sizi nasıl sevdiğini hissetmeye başlayacaksınız. Ve başkalarına olan karşılıklı sevginiz ve Yaradan’ın size olan sevgisi birbirini tamamlayacak, birbiriyle kaynaşacak ve birbirini dolduracaktır.

Bu, üst dünya denilen koşuldur.

En Yüksek Seviyedeki “Kalbe” Dua

Hepimiz, birbirimizle olan bağımızdan, ortak bir kalpten gelen duanın ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Dua, doğrudan Yaradan’a yükselme ve O’nun içine girme gücüne sahiptir; böylece O, hepimizin tek bir yöne yani aramızdaki bağa yöneldiğimizi hisseder. Umarız bunu başarabiliriz. Yaradan bize yardım etsin!

Önemli olan, tüm kalpleri tek bir kalpte birleştirerek doğru duayı, doğru arzuyu elde etmek ve bu sayede Yaradan’a olan talebimizi iletmektir. Hepimiz Yaradan’a yönelmiş bu ortak gücü yaratmaya çalışacağız ve bu güç, Yaradan’a yükselmemize ve birbirimizi kucaklamamıza yardımcı olacaktır. Ve o zaman, O’ndan da aynı cevabı alacağız. Yaradan hepimizi kucaklayacak ve bu kucaklamayla tek bir bedende birleştirecektir.

Doğru dua, ortak kalbimizden gelen ve en yüksek seviyedeki “kalbe” ulaşan bir taleptir. Her birimiz, doğrudan Yaradan’a yönelen ve O’nun içinde yer alan bu ortak kalbe katılırız. Başka bir arzumuz yok ve hepimizin arasındaki bu merkezi bağ noktasında ve Yaradan’la birlik içinde hissetmekten başka bir yerimiz yok.

Kongredeki her insanın görevi, kendi onlusu ve diğer tüm onlularıyla tek bir büyük manevi Kli’de birleşmenin ve bu ortak Kli’yi, Yaradan’la birleştirmenin bir yolunu bulmaktır. Yani, “tek kalp tek adam” olarak birleşmek ve böylece Yaradan’ı ifşa etmektir.

Hepimiz kendimizi iptal ederiz ve bu arzuda Yaradan’ı hissetmek ve ifşa etmek için, tek bir arzuda birleşmek isteriz. Birbirimizden uzakta olsak bile, birleşme arzumuz bizi yakınlaştıracak ve bağımızı “tek kalp tek adam” seviyesine çıkaracaktır. Ve bu noktadan sonra kendimizi Yaradan’la bir bütün olarak hissedeceğiz.

Yaradan Tarafından Hesaplanan Hareket

Dua bir grupla olmalıdır, aksi takdirde Yaradan onu duymaz. Bunu on Sefirot’un yapısından, tüm manevi çalışmalarımızdan öğreniriz.

Yaradan, Keter’dir (taç), üzerinde Kutso shel Yud denen şey, yani Keter’in en yüksek noktası, en yüksek Sefira bulunur. Bu, O’nunla temas demektir

Ancak tüm dostlarımı “sımsıkı tuttuktan”, onları kendime dahil etmeye ve birleşmeleri için gereken her şeyi yapmaya hazır olduktan, onlara göre en düşük, en küçük olmaya hazır olduktan sonra, bana aynı şekilde karşılık vereceklerini ve bir grubun, yani ihsan etme niteliğinin, Yaradan’ın ifşa olacağı bir yapının oluşacağını umabilirim.

Bu harekette, ne kadar düştüğüm önemli değildir çünkü ilerleme sürekli olamaz. Bu her zaman bir başlama-durma hareketidir, tıpkı bir saatin sarkacının salınımı gibi. Büyük bir egoizmi yutup onun üzerine yükselemeyiz, sonrasında başka bir büyük egoizmi alıp, yeniden yükselemeyiz. Bizler sadece milisaniyelerle, mikro saniyelerle çalışabiliriz. İlerlememiz bu mikro dozlarla olur.

Bu nedenle, karşılıklı garantiye (Arvut) ve grubun desteğine sahip olduğumuz ölçüde, Yaradan’dan daha büyük bir düşüş alabilir ve buna bağlı olarak daha büyük bir yükseliş gerçekleştirebiliriz.

Bizim düşüşümüz, Yaradan’dan gelir. Bu düşüş, her zaman O’nun tarafından önceden hesaplanır, böylece gönüllü ve bilinçli bir şekilde yükselebiliriz. O, bize nereye düştüğümüzü bilemeden tamamen yıkıldığımız düşüşler vermez. Bunlar her zaman, tıpkı bir anne-çocuk ilişkisinde olduğu gibi, ölçülü ve hassas bir şekilde ayarlanmıştır; böylece düşüşten sonra kendimizi biraz toparlayarak içimizde biraz güç bulabilir ve yeniden yükselmeye başlayabiliriz.

Bu yüzden Yaradan’ın bizi kırmak istediğini düşünmemeliyiz. O, sadece bizi biraz alçaltmak ister ki, zaten kırılmış egoizmimizin bir sonraki seviyesini görüp onu yükseltmeye başlayabilelim. Tıpkı bir kuyudan kova kova su çekip, yukarı doğru kaldırmamız gibi, biz de böyle çalışırız.

Gerçek şu ki görünüşte daha yüksek bir dereceyi kaybetmek bir kayıp değil, tam da yükselişin ilk aşaması olan sol tarafı kaybetmektir. İleriye doğru hareket, sol ayakla, Yaradan’ın önceden hazırladığı kötülüğün ifşasıyla başlar. Ardından sağ çizgide onun telafisi gelir. İşte böyle ilerleriz.

Bu nedenle Baal HaSulam, sabah uyanır uyanmaz, o andan itibaren birbirimizle ve Yaradan’la birleşme çalışmasını hemen üstlenmemiz gerektiğini söyler. Bu son derece önemlidir! Bu düşünceyi her zaman içimde tutarsam, her şey hızlı ve kolay bir şekilde gerçekleşir.

Manevi Yolda Yaradan Ve Tora

Soru: Kişi manevi yolda “Yaradan” ve “Tora” kavramlarını nasıl tasavvur edebilir?

Cevap: Tora, bizi ıslah eden ve ardından bizi dolduran ışığın tamamıdır.

Baal HaSulam, “Zohar Kitabı’na Giriş”te şöyle yazar: O Partzuf’taki 613 organın her biri, kendine özgü bir şekilde, bağımsız bir Partzuf olarak, tam olarak parlar. O zaman, her bir Mitzva’yı gerçek niyetine göre yerine getirme olanağı onun önünde açılır, çünkü Partzuf Neşama’daki her organ, o organla ilişkili her bir Mitzva’nın yollarını aydınlatır.

Bu ışıkların muazzam gücü sayesinde, kişi alma arzusunun konuşan kısmını arındırır ve onu ihsan etme arzusuna dönüştürür.

O, arzularımızın 613 parçadan oluştuğunu, tamamen egoist ve kırık olduğunu açıklıyor. Bu kırık arzular, talebimizle ve birbirimizle bağ kurma çabalarımızla düzeltilir çünkü onlar, iplikler gibi bizi birbirimize, her birimizi diğer herkesle bağlar.

Bunlar, “Tora’nın 613 ışığı” olarak adlandırılan, 613 ışığın yardımıyla ıslah edilir. Ve bu 613 arzuyu ıslah ettiğimde, onlar başka bir kişinin aynı 613 arzusuyla bağ kurarlar. Anlaşılan o ki hepimizin, her bir kişinin 613 arzusu, ipliğiyle, diğerleriyle bağlıyız ve ortak bir karşılıklı ihsan etme ağı ortaya çıkıyor.

Benim 613 arzum, her bir kişideki ve herkesteki 613 arzuyu fak eder ve anlar ve herkese ihsan etmek için herkesle birleşir. Ve sonra tüm ışık, herkesi doldurmak istediğim tüm doyum içimden geçer!

Hepimizi doldurmak için ifşa olan ortak ışığa Yaradan (Bo-Reh) denir yani O’nun, Kendini senin içinde nasıl kıyafetlendirdiğini “gel ve gör”.

Dolayısıyla, 613 ıslah olmamış arzuya sahibimdir ve bunları ıslah etmek için 613 ıslah eden ışığa ihtiyacım vardır; bunlara Tora yani “kaynağa dönen ışık” denir. Ve sonra Yaradan, benim bu ıslah edilmiş arzularım içinde kıyafetlenir ve aramızdaki bağda Kendisini ifşa eder.

Görünen o ki İsrail (ıslah olmamış arzular), Tora (bu arzuları ıslah eden ışık) ve tüm bu sistem içinde kıyafetlenen Yaradan, tek bir bütün halinde birleşir.

Gerçek Sevgide Birleşin

“Çeşitli Kurallar”da şöyle denir: “Dua, esasen herkesle birlikte yapılır ve yalnızken yapılmaz, ki böylece kişi ayrı ve yalnız kalmaz, zira bu Keduşa’nın tam tersidir. Daha ziyade, kutsal topluluğu bir araya getirmeli ve bir olmalıyız.” Ve toplumdaki bu dua, tam da bir araya gelip ruhları birleştirmek istediklerinde, mükemmel bir duadır.

Şimdi arzularımızın bağını kurabileceğimiz ve dua adı verilen ortak bir arzuyu oluşturabileceğimiz bir koşuldayız.

Bu, insanların tapınaklarda veya kiliselerde yükselttiği dua ile ilgili değildir. Dua, egoist ayrılığa rağmen paylaşılan ortak bir arzudur; bunun üzerine çıkıp dürtülerimizi Yaradan’a bağlamaya çalıştığımızda, birlikte, tam olarak birlikte, aramızda, artık her birimizin olmadığı ortak arzuda, Yaradan’ı ifşa ederiz.

Bu yüzden, kongre gibi, bu tür etkinliklerde bir araya geliyoruz. Bunun temel amacı, birlikte talep edebileceğimiz koşulları yaratmaktır. Bu tür toplantılara gelmeden de alabileceğimiz her şeyi alabiliriz.

Bize verilen her fırsatı doğru kullanmalıyız: aramızdaki tüm rahatsızlıkların üstesinden gelerek her anı aşmalı ve bu bağda Yaradan’a, Kendisini içimizde ihsan etme niteliği olarak ifşa etmesi için talepte bulunmalıyız. Başkalarına karşı hislerim ve onlara tüm doğal yeteneklerimle duyduğum ilgi, “Komşunu kendin gibi sev” denen şeydir.

Bu nedenle Baal HaSulam şöyle yazar: “Tüm hayali meşguliyetlerden uzaklaşın ve kalplerinizi düşünmeye ve kalplerinizi gerçekten birleştirmek için uygun taktikler geliştirmeye adayın.” O zaman kendinizi, tüm günahları örten sevginin içinde bulacaksınız.

Sizden çok rica ediyorum: Bunu yapın. Gerçek sevgide birleşmeye başlayın ve kendi içinizde Ta’amim’i (tatlar) yani içinize giren ışıkları keşfedeceksiniz.

Onlunun Duası

Soru: Onlunun duası nedir? Birbirimizle ve Yaradan’la birleşmek midir?

Cevap: Bu, onlu olarak hep birlikte Yaradan’dan bizi birbirimizle ve Kendisiyle birleştirmesini dilediğimiz bir duadır.

Bu koşulda, yaratılışın kaynağına yani Yaradan’ın bizim için belirlediği koşula yönelik tek bir arzuda gerçekten birleşiriz; böylece bu birleşik arzu ve birleşik niyetten O’na dönebiliriz.

O zaman O bizi duyacak, Hisaron’umuzu, ortak arzumuzu alacak ve onu ışığıyla, Kendisiyle dolduracaktır.

Yaradan’ı Bir An Bile Bırakmayın

Soru: Kongre süresince, tüm büyük Kli’yi onlumun merkezinde birleştirmeye çalıştım. Sonra herkesin bu gücü onlularda yoğunlaştırdığını fark ettim. Bu gücü nasıl bir araya getirip Yaradan’a ortak bir dua yükseltebiliriz?

Cevap: Birbirinizle giderek daha fazla birleşin, bunu Yaradan’dan talep edin. O’nu bırakmayın ki, niyetlerinizin ve arzularınızın merkezinde kalsın ve Yaradan’ın birlik çabalarınızda mevcut olduğunu ve birliğimizi bütün ve güçlü kıldığını hissedesiniz.

Bu koşula ulaşır ulaşmaz, birliğinizi ve içindeki Yaradan’ı tek bir manevi bütün olarak hissedeceksiniz.

Başka bir şeye ihtiyacınız yok; gerisi Yaradan tarafından yapılacaktır.