Category Archives: Yaradan

Gelecek Dünyanın Büyüyeceği Alan

Onlu (on dosttan oluşan Kabalistik bir grup), belirli bir çalışmayı yapmak zorunda olduğumuz bir alan olarak algılanabilir.

Eğe çalışmamız doğruysa, gelecek dünyamız bu alanda, doğru, güzel bir şekilde büyüyecektir. Bu alanda, bu alanı kutsayan Yaradan’ı bulacağız. Bu şekilde manevi yolda ilerleyebiliriz.

Hayatımızda Yaradan’ı arıyoruz, O nerede? O’nu ifşa etmek, O’na yönelmek, O’nunla buluşmak ve nasıl olursa olsun, Yaradan’la birlikte olduğumuz sürece O’nu takip ederek veya O’nun yanında olarak yaşamlarımızda ilerlemek istiyoruz. Bu tıpkı nereye gideceğini bilmeyen ama hemen yanındaki annesine yapışıp onunla birlikte yürüyen küçük bir çocuk gibidir.

Eğer kişi dostlarıyla bağ kurar ve tüm onluyu tamamlarsa, bu grup, kişinin sonunda Yaradan’ı bulacağı kutsal bir toplum haline gelir. Bütün bu grup Yaradan tarafından kutsanmış bir tarla gibidir ve onlarla birlikte kişi yaratılış hedefine doğru ilerleyebilir.

Yaradan size bu grubu, yaratılışın amacına ulaşabilmeniz için verdi. Ancak bu tarla çıplak ve tohumsuz kalabilir, hatta yabani otlar ve dikenlerle büyümüş olabilir ve yararlı meyveler vermeyebilir.

Ya da belki tam tersine, tüm dostlarınızla bağ kurar, onları güçlendirir ve bu tarlada tüm dünyanın, tüm insanlığın ihtiyacını karşılayabilecek güzel bir hasatın yetişmesini arzu edersiniz. O zaman deve dikenleriyle kaplı bu alan, Yaradan’ın kutsadığı verimli, ekilebilir bir araziye dönüşecektir.

Bunu yapmak için birlik olmalı ve bizimle ilgilendiği ve bizi ıslahın sonuna götürdüğü için Yaradan’a teşekkür etmeliyiz. Ve içsel olarak ne kadar birleşir ve birbirimize yakınlaşırsak, Yaradan’ın kutsamasına ihtiyacımız olduğunu anlayana kadar, alan adı verilen bağımızı o kadar güçlendireceğiz. Ve Yaradan’ın yardımı olmadan topraktan tek bir tohum bile filizlenmeyecektir.

Bu nedenle, tüm çalışmamız, Yaradan’a bağlanmak ve O’na dönmek, O’ndan bu alanda düzgün bir şekilde çalışmamıza ve tüm yaratılanları doyurabilecek ve doldurabilecek bir hasat yetiştirmemize yardım etmesini istemekten ibarettir.

Kalbi Nasıl Koruyabilirsiniz?

Soru: Kalbi bencil hazlardan nasıl korursunuz?

Cevap: Kalbinizin ne hissettiğini takip etmeye başlamalısınız. Tam olarak ne istiyor? Yaradan ile nasıl bağ kurmaya çalışıyor? Bu doğru bir bağ mı?

Yorum: Doğru niyet kaybolur ve “kendin için”e dönüşür.

Cevabım: Bahane yok, bunu kontrol etmelisiniz.

Yaradan’dan ruhunuzu açmasını, ıslah etmesini ve doldurmasını istemekten başka amacınız yok. İhtiyacımız olan şey bu; üç eylem: açmak, ıslah etmek, doldurmak. Yaradan’dan bunu istemelisiniz.

 

Tüm Korkuların Üstesinden Gelin

Soru: Bütün korkularım, alma arzumun tatmin edilmemesinden kaynaklanıyor ve bu da kaygıya neden oluyor. Ancak endişemi Yaradan’a memnuniyet verip veremeyeceğime ve bunu doğru yapıp yapmadığıma yönlendirmek istiyorum. Bu geçişte her birimiz için en önemli destek nedir? Bunun gücünü nerede bulabiliriz?

Cevap: Genellikle başka çarenin olmadığını, yanımızda aynı düşünen, aynı durumda olan dostlarımızın olduğunu anlamaktan güç alırız. Bizi hedefimize giden yoldan alıkoyan bu korkuların, belirsizliklerin ve şüphelerin üstesinden gelmeliyiz. Bunları kesinlikle aşmalıyız.

Soru: Bu engelleri aşıp sevgiyi uyandırmak mümkün mü?

Cevap: Hayır, tüm bu engellerin bizi ıslah etmek için tasarlandığını anlamalısınız. Bunları hissetmeden, onları ıslah edemeyiz ve dünya bir denge hissine ulaşamaz.

Korkulardan Kurtulmak İçin Bir Çare

Soru: Kişi kendisi için korkudan kurtulabilir mi?

Cevap: Belki, şayet kişi başkaları için korkuyorsa.

Soru: Peki kişi fiziksel bir korku duymuyorsa, yalnızca Yaradan’a karşı hayranlık duyuyorsa? Bu iyi midir?

Cevap: Evet, bu iyi bir korku türüdür.

Soru: Grubunuzu ve dostlarınızı kaybetme korkusunu nasıl yenersiniz?

Cevap: Talep ederek, sadece isteyerek Yaradan’a duadan başka bir yalvarışımız yok. Bu nedenle, isteyin.

Engellere Karşı Tutum

Soru: Yaradan’ın benzer niteliklerine sahip olmadan O’na yaklaşmaya çalıştığımız için mi hayatta darbeler alırız?

Cevap: Genelde evet ama bu darbeler bize öğretir, bizi iyileştirir ve bizi yüceltir.

Soru: Hangi engelleri aşmamız gerektiğini, hangilerinin bize yön değiştirmemiz için gönderildiğini nasıl anlarız? Ya da, her şeyin üstesinden gelmemiz gerekir mi?

Cevap: Hayır, her şeyin değil. Neyin üstesinden gelmemiz gerektiğini, nelerin üstesinden gelemeyeceğimizi anlamamız gerekir. Aldığımız her şeye bakmalıyız çünkü bunlar yalnızca Yaradan’dan gelir.

Yaradan’ı İfşa Etmek İçin Bir Araç

Soru: Hohma ışığını, mantık ötesinde olmak ve şans elde etmek için nasıl doğru bir şekilde azaltabiliriz?

Cevap: Mantık ötesi inançla ilerlemeliyiz ve bu şekilde tüm bilginin ifşasını hak edeceğiz. Ancak ifşa süreci Kabalistik bir sırdır.

İlk olarak, kendi içinizde bilgi için bir arzu geliştirmeli ve bilgi yoluyla yaratılışın amacına ulaştığınız fikrini iptal etmeli ve bunun yerine öncelikle alma arzusuna uygulanan aynı ıslahları edinmeye odaklanmalısınız.

O zaman, yansıyan ışık (Ohr Hozer) olarak adlandırılan bu reddetme yoluyla, gerçek bilgiye ulaşacak ve doğada var olan her şeyi açığa çıkaracaksınız.

Kabala bilgeliği bu amaç içindir ve bir kısıtlama (Tzimtzum), bir perde (Masah), yansıyan ışık (Ohr Hozer) yapmanız ve ulaşmak istediğiniz niteliği yavaş yavaş ortaya çıkarmanız gerektiğini açıklar.

Soru: Diyelim ki bana belli bir koşul geldi. “Hayır, bunu almak istemiyorum; dostlarımla bağ kurmak ve bu bağ aracılığıyla, ifşa edilene bakmaksızın Yaradan’a ihsan etmek istiyorum” mu demeliyim?

Cevap: Hayır, reddetmemelisiniz. Yaradan’a ya da O’nun eylemine yöneltilen bu arzudan, Yaradan’ı ifşa etmek için uygun bir kap, bir araç yapmalısınız.

Yaradan İçin Bir Ev

Bu, büyük bir binayı taşımak isteyen birinin durumuna benzer; elbette bu imkânsızdır. Peki, ne yapar? Binayı küçük tuğlalara ayırır ve böylece her bir parçayı taşıyabilir. Burada da kişi ışığı azaltarak, küçük bir çaba gösterebilir. (Baal Hasulam, Şamati 202, “Ekmeğini Alnının Teri İle Yiyeceksiniz -2”)

Soru: “Büyük bir binayı başka bir yere taşımak” ne demektir?

Cevap: Düşünün ki Yaradan bir kişiye 50 kg ağırlığında bir ödül vermek istiyor. Ancak o kişi bunu tutabilecek ve taşıyabilecek kapasitede değil.

Bu durumda Yaradan ona, Yaradan’dan aldığı her şeyi kendi yerinde toplayana kadar alıp alıp taşıyabileceği küçük parçalar verir.

Soru: Sonsuzluk dünyasında tuğla tuğla ne inşa ediyoruz?

Cevap: Yaradan’ın içinde yaşayacağı evi.

Şansın Anlamı

Soru: “Çaba verip bulmadıysan inanma” kavramı ile çaba vermeden gelebilen şans kavramını nasıl ayırt ediyorsunuz? Sonuçta şans yukarıdan gelen bir armağandır.

Cevap: Her durumda, böyle bir olgunun gerçekleşmesi için bir şeyler yapmalıyız.

Var olmak, “Yaradan’ın gözünde sevilmek” demektir.

Tek Bir Arzu

Soru: Onlunun ortak duasında birleşen küçük taleplerimiz, Yaradan’a geri verdiğimiz ışık mıdır?

Cevap: Hayır, ışık sizin aranızda değildir; onu Yaradan’a geri vermiyorsunuz. Siz sadece aranızda Yaradan’ın size vermek istediği ışığın bir kısmını alabilecek bir arzu yaratmak için eyleme geçiyorsunuz. Ve bu eylemle, Yaradan’ı memnun edersiniz.

Soru: Yaradan’ın ışığını onluda nasıl hissederiz?

Cevap: Her şeyi sadece dostların iyiliği için yapma arzusu gibi.

Soru: Hangi eylem daha fazla ışık çeker?

Cevap: Sadece birbirimize daha da yakınlaşmak için olan.

Umudumuzu Nasıl Kaybetmeyiz?

Soru: Bir odada yanan dört mum varmış. Birincisi şöyle demiş: “Ben Barış’ım. İnsanlar beni nasıl koruyacaklarını bilmiyorlar.” Ve sönmüş. İkincisi şöyle demiş: “Ben İnanç’ım. Kimsenin bana ihtiyacı yok.” Ve sönmüş. Üçüncüsü şöyle demiş: “Ben Sevgi’yim. İnsanlar beni takdir etmiyor.” Ve o da sönmüş.

Küçük bir çocuk odaya girmiş, karanlıktan korkmuş ve ağlamaya başlamış. Sonra dördüncü mum şöyle demiş: “Ağlama. Ben Umut’um. Ben yandığım sürece, diğer tüm mumları yakmak her zaman mümkün.”

Bir insanın umut ettiği sürece hayatta olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu ifadenin bir dayanağı var mı?

Yanıtım: Evet, çünkü umut hala size gelişmenin yolunu gösterir.

Soru: Peki başka bir şey var mı?

Cevap: Elbette var! İnsanlar bir kara parçası bulmak, bir şeyler keşfetmek için yelkenlilerle okyanusları aşıyor. Bu umuttur.

Soru: Bu beni her zaman hayrete düşürmüştür. Amundsen ve kutuplara ulaşıp orada donan tüm o kâşifler küçük teknelerle okyanusları aştılar. Onları harekete geçiren neydi?

Cevap: Hayal!

Soru: Her şey çoktan tükenmişken, tüm mumlar sönmüşken, sevgi, inanç ve barış -her şey- insan umudunu nasıl kaybetmez?

Cevap: Her şeyin Yaradan’ın elinde olduğunu anlayarak. Çünkü kişi hiçbir şeyin kendi elinde olmadığını fark eder. Ve sonra yıllarını sakince yaşar.

Soru: Bu muma umut mu diyorsunuz? Yani her şey Yaradan’ın elinde; bir sonraki adım bu mu?

Cevap: Evet.

Soru: Neden Yaradan bize hep bu küçük adımı, bu son mumu bırakıyor?

Cevap: Bizimle yolculuğumuza devam etmek için bizi son dakikada, saniyede ve anda yakalamak için.

Bu mum, bu dünyadaki bir kişi ile üst dünyadaki bir kişi arasındaki bağlantı mumudur.

Soru: Bu mum her zaman yanar mı?

Cevap: Kişinin ilerlemesine eşlik eder.

Soru: Bu mumun yanmadığı, umudun olmadığı durumlar var mıdır?

Cevap: Hayır, her zaman yanar.

Soru: Bu, Yaradan’ın iyi olduğu ve iyilik yaptığı anlamına mı gelir?

Cevap: Evet, aksi takdirde böyle bir kişi doğmazdı. Çünkü Yaradan o kişinin tüm yaşamını sonuna kadar önceden bilir.

Soru: Neden bazen bu mumu fark edemiyoruz ve umudumuzu kaybediyoruz?

Cevap: Varoluşumuza bu şekilde uyum sağlamıyoruz.

Soru: Peki doğru tutum nedir?

Cevap: Doğru tutum, önümüzde her zaman Yaradan’ın iyiliğinin olduğudur.