Category Archives: Maneviyat

Kolektif İçin Dua Edin

Soru: Kalbim sadece kendim için dua etmek istiyorsa, kolektif için nasıl doğru bir şekilde dua edebilir ve Yaradan’dan onlar için nasıl istekte bulunabilirim?

Cevap: Kolektif için, grup için, size yakın olanlar için ve dostlarınız için gerçekten istediğiniz şekilde düşünmeye çalışın. Her şey sizin bu konuda ne kadar düşündüğünüze bağlıdır.

Soru: Her noktada bir tutarsızlık gördüğümde ve ıslah talep ettiğimde, ama kendim için istediğimde, bu duayı kolektif için nasıl yapabilirim?

Cevap: Herkes için dua ettiğinizi belirten sözcükleri duaya ekleyin.

Kalpteki Çalışma

Soru: Eğer Yaradan kalbimizi ellerinde tutuyorsa, o zaman “kalpteki çalışma” ne demektir? Ne yapmamız gerekiyor?

Cevap: Her şeyden önce, Yaradan’ın kalbimi ellerinde tuttuğunu ve içindeki her şeyi tamamen belirlediğini hissetmeliyiz: en korkunçtan en güzele kadar tüm arzularımı, niyetlerimi, düşüncelerimi ve dürtülerimi.

Bu koşula ulaştığımda, şu soru ortaya çıkar: kendime ne atfedebilirim? Yaradan, içimde yarattığı kalp ile şimdi ne yapmamı isterdi? Kalbimin üzerinde doğru bir şekilde nasıl yükselebilirim ve Yaradan’ın yaptığı her şeyin yalnızca benim yararıma olduğunu şükranla nasıl fark edebilirim?

Kalbimdeki sorunların neler olduğunu tanımlamam gerekiyor. Ve doğru bir kalbin ne olduğunu ancak Yaradan yerine grup tarafından yaratılmışsa tanımlayabilirim.

İki güç arasında var olmalıyım. Bir güç kötüdür, şeytandır, yani Yaradan’dır. O, Kendisi de itiraf eder: “Kötülüğü ben yarattım.” Öte yandan, O, bu kötülüğü ıslah etmek için grup aracılığıyla aldığım “Tora” adı verilen ışığı, grubu yaratmıştır. Ve ben bu iki güç arasında var olurum.

Yaradan, O’nu, gerçek O’nu grup aracılığıyla bulabilmem için kasıtlı olarak yarattığı kötü kalbimi elinde tutar. Kendi içimde böyle bir koşul yaratmalı ve içinde yaşamalıyım. Bu koşulda, kendim Sefira Tiferet’in orta kısmı, “Klipat Noga” gibi olurum, bir tarafta Yaradan tarafından tutulan kötü güçler vardır. Ne de olsa, O’nun “Firavun’a git, çünkü onun kalbini katılaştırdım” demesi boşuna değildir.

Diğer tarafta ise O’nun “ışık” olarak adlandırılan iyi gücü, “Tora” vardır ve ben bu güç aracılığıyla ıslah yaparım. Ancak kötü gücü, iyi gücü kullanarak öyle bir şekilde ıslah ederim ki, sürekli olarak ikisi arasında denge içinde var olurum ve bu şekilde ilerlerim.

İlerleme her zaman orta çizgide gerçekleşir. Karanlık sol çizgim sürekli yenilenir ve bu nedenle sürekli olarak sağ çizgiye, grupla daha güçlü bir bağa ve daha fazla ışığa ihtiyaç duyarım.

Ben, grup ve Yaradan arasındaki ilişki tam olarak bu şekilde hayal edilmelidir.

Yaradan başlangıçta olumlu bir rol oynamaz. Başlangıçta O yok edicidir, içimizdeki kötülüğün yaratıcısıdır ki daha sonra bize her şeyi nasıl doğru yapacağımızı öğretebilsin, tıpkı çocuğundan uzaklaşıp ona yürümeyi öğrenme şansı veren bir anne gibi.

 

Birbirimizi Karanlıktan Çekip Çıkaralım

Soru: Eğer maddesel bir nedenden ötürü bir düşüş yaşadıysam ve bu düşüşü manevi bir yükseliş için kullanabildiysem, ancak maddesel sorun ortadan kalkmadıysa, onunla nasıl ilişki kurmalıyım?

Cevap: Bu konuda endişelenmemelisiniz; bunun yerine manevi yolunuzda nasıl ilerleyeceğinizle ilgilenin.

Soru: Düşüşte olan ve onun için maddeselliğin maneviyattan daha önemli olduğu bir dostumuza nasıl yardımcı olabiliriz?

Cevap: Bu konu üzerinde her zaman çalışıyoruz. Hatta kongremizdeki materyallerden başka bir şey okuyamazsınız.

Derslerin çoğu nasıl birleştiğimiz ve böylece birbirimizi karanlıktan ışığa nasıl çektiğimizle ilgili. Hepsi bu kadar.

Arzularla Çalışmak

Soru: Yaratılışın amacının ne olduğunu kendi içimde kime açıklamalıyım?

Cevap: Yaratılışın amacını ve olup biten her şeyi yalnızca dış dünyaya değil, iç dünyana da açıklamalısın ki tüm arzuların, tüm dürtülerin bunu anlayabilsin.

Daha sonra her bir arzunun, her an genel hedefle nasıl uyumlu hale getirilebileceğine göre bunları sınıflandırmaya başlarsınız.

Bazı arzuları basitçe silemezsiniz. Onlara bir tür cevap, bir tür doyum, bir tür ıslah vermek zorundasınız. Şu anda pratikte gerçekten ıslah edilemeyen arzuları bile, diğer parçalarınızın, diğer arzularınızın ilerlemesi yoluyla tatmin etmelisiniz.

Şu anda ıslah yolunda ilerleyemediğiniz arzuları telafi etmelisiniz. Yani, onları kısıtlamalı, çok isteseniz bile kullanmaktan kaçınmalısınız. Bu nasıl yapılabilir? Onlara, tatmin edilmedikleri ve gerçekleşmedikleri halin bir nevi tatlandırılmasını sağlamalısınız.

Bir Dilden Diğerine

Yorum: Kabalistik bilgiyi İbranice ve Rusça olarak çevirdiğinizde, sanki iki farklı kişi varmış gibi oluyor. Sanki bazı şeyleri Rusçadan çeviriyormuşsunuz gibi.

Cevabım: Hayır, pratik olarak Rusçadan çeviri yapmıyorum, ancak bazen oluyor. Sonuçta Kabalada hissettiklerim İbranice aracılığıyla yaşandı.

Ve eğer kendimi hissiyat olarak ifade etmek ve sonra bunu bazı Kabalistik forumlarda iletmek istersem, o zaman elbette çeviri yaparım, zira dünyevi seviyedeki duyusal dilim hala Rusça. Ama bu nasıl olduğuna da bağlı; oldukça koşullara bağlı bir şey.

Dilden dile uyum sağlıyorum, her ne kadar telaffuzum çok iyi olmasa da ve kelime dağarcığım çok geniş olmasa da. Ama eğer Kabalaya yakınsa, o zaman bence daha çok İbraniceyle ilgilidir.

Eğer İbranice bir ders ya da konferans veriyorsam, İbranice düşünüyorum ve içimde hiçbir Rusça kelime olmuyor. Bazen bir şekilde uygun ifadeleri bulamadığım oluyor. Ama kelimeleri aradığımda, henüz kelimelere dökülmemiş duygularıma dayanarak arama yapıyorum ve bu nedenle, duygularımı önce Rusça, sonra da İbranice ifade ediyorum diye bir şey yok.

Hiçbir Hesap Yapmadan

Soru: İnsanların Kabala’ya bağlanmasındaki ölçüt nedir?

Cevap: Bağın ölçüsünü, nasıl, ne şekilde ya da hangi biçimde gerçekleştiğini tam olarak bilmiyoruz. Ancak birdenbire dünyada buna aidiyet hisseden bir grup insan olduğunu keşfediyoruz.

Öte yandan, Yahudi halkı arasında bundan nefret edenlerin, onu kabul etmek istemeyenlerin ve hatta sizi dünyanın tüm uluslarından daha fazla yok etmek isteyenlerin olduğunu görüyoruz. Fakat kırılma sırasında neden bazı tepkilerin ortaya çıktığını ve neden halkımız içinde bize karşı olanlar ve dünya ulusları arasında bizden yana olanlar olduğunu anlamak aklımızın işi değildir.

Bu hesapları yapmamalıyız. Işık kabı arındırır. Bizim görevimiz sadece bu düşünceyi, bu genel resmi herkese daha fazla açıklamaktır. Bu bilgi saran ışıkları daha da yakınlaştıracak ve bu ışıklar dünya çapında aydınlatmaları gerçekleştirecektir. Sürecin kendisine müdahale etmek bizim işimiz değildir.

Şöyle denir: Keskin bir kılıç boynuna yerleştirilmiş olsa bile, kişi merhameti inkâr etmemelidir (Rabaş, “Firavun’a Doğru Gel – 1).

Bilmiyoruz, ama en zor anlarda, tam da paramparça olmuşken, çaresizliğin ve hayal kırıklıklarının, ağırlığın, umutsuzluğun ve çıkmazların derinliğinden, aniden bir yol görünür; tutunma, ışığa doğru sıçrama. Tüm bunlarda mantık ötesi hareket etmeliyiz.

İdealist İnsanların “Özgeciliği”

Bizim dünyamızda kişi kendini memnun etmekten acizken, başkalarını memnun etmesi nasıl mümkün olabilir? Bu tamamen imkânsızdır.

Bununla uğraşan, dünya için gerçekten iyilik isteyen idealist insanlar görüyoruz. İhsan etmekten haz alan insanların oranı yaklaşık %10’dur. Bunlar sözde özgecilerdir. Sözde çünkü kendilerini doğal bir şekilde gerçekleştiriyorlar. İhsan etmekten haz alacak şekilde yaratılmışlardır ve bu yüzden ihsan ederler.

Eylemlerinin neye yol açtığını görebiliriz. Gerçekten herhangi biri için iyilik yapıyorlar mı? Ve bize bir şekilde bir kişinin acısını “tatlandırıyor” gibi görünseler bile, bu gerçekten iyi midir? Ne de olsa, acı en nihayetinde kişiyi analize ve içsel çalışmaya itmek için yukarıdan gönderilir. Ve belki de bu özgeciler eylemleriyle aslında kişiye çelme takıyor olabilirler? Bu ciddi bir sorudur.

“Komşunu kendin gibi sev” kuralını yerine getirmek için, her şeyden önce herkese, başkalarına ihsan ederek kendini nasıl gerçekleştireceğini anlamasını sağlamalıyız.

Ve bir kişi ihsan etme ve karşılıklı garanti yasasını anlamaya başladığında, doğal olarak öyle bir şekilde yaşamaya başlar ki, varlığı için gerekli olanın ötesinde hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Onun yaşamı basitçe böyledir ve yaşamındaki diğer her şey, yaşamının artık gerçekten ikamet ettiği yere, kendi dışına dağıtıma ve fazlalığını ihsan etmesine yöneliktir.

Belki bunu bir ihsan olarak görmüyoruz ama az ya da çok bunu biz de yapıyoruz. Tüm zamanımızı ve tüm fazlalıklarımızı, tüm çabalarımızı ve düşüncelerimizi, tüm enerjimizi dağıtıma yönlendiriyoruz.

Tarafsız Dağıtım

Soru: Eğer bir kitlenin ilgisini çekmeye yardımcı olacaksa, kitlelere bir şeyler anlatırken neden duygulara yer verilmemelidir?

Cevap: Mesele şu ki, bir açıklamaya duygu kattığınızda kendinizi, ya boş Kelim’inizi ya da doldurulmuş Kelim’inizi tanıtmış olursunuz. Ancak bu kişisel bir şeydir.

Ve mantıklı konuştuğunuzda, görünüşe göre duyguların üstünde olan gerçeklerden bahsedersiniz. Gerçekler gerçeklerdir. Onlar mantık ötesi inanç gibidirler. Hoşunuza gitsin ya da gitmesin, bu bir yasadır, gerçekliktir. Sonra bunu kendinizden ya da başkalarından bağımsız bir şey olarak başkalarına aktarırsınız.

Sizler sadece insanlara yasayı görme fırsatı veriyorsunuz; yasanın yanında ya da karşısında olmak istiyorlarsa bu onların bileceği bir iş. Aksi takdirde, başka bir ıstırap döngüsüne gireriz. Ve kişi bunu kendi duygularına çevirir.

Bu tür bir dağıtımın en iyisi olduğunu söyleyebilirim: söylediklerinizden ilham almış gibi görünmezsiniz, sanki “kendiniz” konudan tamamen çıkarılmış gibi konuşursunuz.

Bilgi veren bir mekanizma gibisiniz ve hepsi bu. İsrail ulusuna ya da dünya uluslarına ait olmanız fark etmez, insanlara neler olduğunu anlatan yardımcı bir güç, cennetten gelen bir tür melek gibisiniz.

Bu en iyisidir, zira o zaman herkes sizin tarafsız olduğunuzu hisseder.

Ancak tarafsız olmakla, insanlarla onların içinde duygular uyandıracak şekilde konuşmuş olursunuz. Dağıtımda bulmamız gereken form tam da budur, hem bize bağlı hem de bize bağlı değil.

Çünkü yaşam öyle bir hale gelecektir ki, kişi burada en iç noktasına dokunduğunuzu hemen hissedecektir.

Yaradan İle Bir Olun

Yaratılış düşüncesi her şeyi kapsar, beni bile ama ben kendim onu edinmek için çabalıyorum. Yaradan bana bir fırsat verdi, sanki içimde beyaz bir nokta yarattı, buna “Yaradan için çabalamak” denir. Ve ben bu arzuyu geliştiriyorum ve onu yukarıya yönlendiriyorum.

Gerçekten de Yaradan’dan başkasının olmadığını ve benim de bu kavrama dahil olduğumu onaylıyorum. Tüm gerçeklikte kendi adıma hiçbir şeyi değiştirmek istemiyorum, sadece Yaradan’ı edinmek, yaratılış fikriyle birleşmek istiyorum. Bu Yaradan’la birleşmek anlamına gelir.

Bunun için ne kadar çok çaba harcarsak, o kadar çok gelişir, form değiştirir ve zaman ekseninde ilerleriz. İçimizde her türlü değişiklik meydana gelecek ve O’nun formunu kabul etmeye başladığımızı hissedeceğiz.

Tıpkı dünyamızda olduğu gibi, bir kişiye yaklaştığımızda, yavaş yavaş onun alışkanlıklarını ve zevklerini benimseriz. Aynı şekilde, Yaradan’ın formunu kabul etmeye, O’nun düşüncesini benimsemeye başlarız; bu bizim formumuz haline gelir. O’nunla bu şekilde birleşiriz.

Yaradan bir düşünce yarattı ve biz onun bir parçasıyız, ona dahiliz. Ama bunun yanı sıra, bize kendimizi bu düşünceye benzer şekilde yeniden biçimlendirme ve böylece Yaradan’a dahil olma fırsatı verdi. Bu düşünce bize bir programın bilgisayara yüklenmesi gibi girer ama kendi arzu ve talebimize göre.

Sonra bizi yeniden biçimlendirir ve düzenler, böylece içimizdeki her şeyde, tüm “620” unsur ve arzularda, içimizde hareket eden üst gücü hissetmeye başlarız.

Yavaş yavaş, bu güç bizi doldurur, sanki bilgisayardaki bir ilerleme çubuğu çalışıyormuş gibi, yükleme yüzdesini gösterir ve yüzde yüze ulaşır. Yaratılış planı çabalarımıza göre üzerimizde bu şekilde etki eder ve içimize girer. Bu, Yaradan’la dolduğumuz ve O’na bağlı olduğumuz anlamına gelir.

Karşılıklı Garanti, Yaradan’la Bağ Kurmanın Aracıdır

Kişi kendi içsel yapısını nasıl analiz eder ve doğrular?

Bu zamanla giderek daha net hale gelir. Henüz bacaklara ihtiyacı olmayan bir yeni doğan bebek bacaklara sahip değil midir? Sahiptir! Ama neden, henüz onlara ihtiyacı yokken? O zaman bir yıl sonra çıksınlar! Ama hayır…”

Bunu açıkça hissetmesek de, henüz hissetmediğimiz parçalar bile zamanla gelişmektedir. Hepsi içsel gelişimimizin bir parçasıdır.”

Soru: Karşılıklı garanti gibi tüm eylemlerimiz, Yaradan ile birleşmek için bir araçtır. Birleşmek, almak istediğim ödüldür. İstediğim ödülü daha dikkatli bir şekilde sorgulamam mı gerekiyor: tam olarak bana ne verecek? Yoksa bunu daha sonra netleştirmek daha mı iyi? İhtiyaç duyulduğunda, her şey tezahür mü edecek?

Cevap: “Son eylem ilk düşüncenin içindedir.” Nihai hedefe öncelik vermedikçe herhangi bir eyleme başlayamayız. O hedef en başta yer almalıdır; aksi takdirde, yapılan eylem de, niyet de, düşünce de sadece hayvani olacaktır.

Böyle bir kişiye, “bilincinde dengeli olmayan biri ” denir. Eğer kişi neden eyleme geçtiğini bilmiyorsa, net bir hedefi yoksa, kafası karışık, çocuk veya deli olarak adlandırılır.

Soru: O zaman, anlamak istiyorum: Ne tür bir yapışma için çaba göstermeliyim?”

Cevap: Nihai amacı, ne kadar netleştirmiş olursan ol, netleştirdiğin ölçüde hayal et.

Önemli olan, bir şekilde ‘kuyruğundan tutmak’ ve şöyle diyebilmek: “İşte burada! Ona doğru çalışıyorum. Şimdi nihayetinde onu başarmak için bunu ve şunu yapmalıyım. ”