Category Archives: Global Kriz

Sağlık ve Tıp, Bölüm 7

İnsanlığı Hissetmek

Soru: Bir virüs, kişinin komşusuna karşı kötü tutumu nedeniyle kişide hastalığı tetikler mi ve ardından fiziksel bedenimiz zarar gördüğü için komşumuza yönelik kötü düşüncelerden ve davranışlardan korkmamıza neden olabilir mi?

Cevap: Bunun olacağını sanmıyorum çünkü doğa bizim duyarlı, mantıklı olmamızı, yetişkinler olarak yaptıklarımızla ilişki kurmamızı ve bununla doğada hangi değişikliklere neden olduğumuzu anlamamızı istiyor. Bunu hastalık yoluyla anlamamıza gerek yok. Bu insana yakışmaz.

Doğa, neler olduğunun farkına varmamızı ve kendimizi, küçük gezegenimizi, çevremizdeki dünyayı değiştirmemizi istemekte, böylece kapalı bir alanda yaşadığımızı ve ona bakmamız gerektiğini anlarız. O zaman gerçekten efendiler gibi, insanlar gibi hissedeceğiz.

Yorum: Koronavirüsün bizi bunu yapmaya nasıl ittiğine bakın. Başkalarına bulaştırmaktan gerçekten korkuyorum. Neden? Çünkü onlar da sonra akrabalarıma ve arkadaşlarıma bulaştırabilirler. Hoşuma gitse de gitmese de dolaylı olarak çevremdeki insanların sağlığını önemsemeliyim.

Benim Cevabım: Siz bu şekilde mantık yürütüyorsunuz. Ama ne yazık ki çoğu insan, başkalarına bulaştırmak istemedikleri için değil kendilerine bulaşmasından korktukları için maske ve eldiven takıyor.

Soru: Öyleyse, kişi seçme özgürlüğüne sahip olamayacağı için, kötü eylemlerin ve düşüncelerin kişinin sağlığı üzerindeki etkisi açıkça ortaya çıkmamalı mıdır? Diyelim ki birine zarar verdi ve hemen hastalandı ya da birisi hakkında kötü düşündü ve aniden bir hastalığa yakalandı?

Cevap: Hayır. O zaman hayvanlar olarak kalırdık. Bizler özgür iradeye sahip olmalıyız.

Twitter’da Düşüncelerim / 29 Ekim 2020

Ego (arzu) öldüğünde, kendim için talep etmeyi bırakır ve özgürleşirim. Gözlerim açılır, daha önce hissetmediğim, engellenen hisler de ve üst dünyayı hissetmeye başlarım. Birliğimiz yoluyla egonun üzerine çıkmalıyız ve Yaradan’dan O’na yapışmak için bize ihsan etme gücünü vermesini istemeliyiz.

Arzumuzla savaşmaya çalışmamalıyız – buna asla karşı çıkamayacağız. Sadece Yaradan’dan talep etmemiz gerekiyor ve her şey hallolacak. Yaradan’ın içimizde ihsan etme niteliğini açmasını, yani Kendisini ifşa etmesini istiyoruz. O zaman adam Yaradan gibi olacaktır.

Yaradan’dan uzak olmaktan veya bağımızın kopmasından korkmamalıyız. Şimdi bile Yaradan’ın içinde, O’na bağlıyız. Öyleyse şimdi, bu safhadan Yaradan’a yakın olma hissini, tüm düşüncelerimizle kalplerimiz ve aklımızla O’na yapışma arzusunu inşa edelim.

Kişinin bilinçli farkındalığı dışında hiçbir şey değişmez.

Biz bu dünyada doğduk, tüm dünyaların en kötüsünde. Haydi daha iyi bir safhaya yükselelim! Yaradan, bizden neşe içinde olmamızı istiyor, böylece birlik yoluyla mutlak iyiye, ışıkla dolu ve kötülükten yoksun üst dünyaya ulaşabilelim.

Grup neşe ve iyi bağlarla dolup taştığında Yaradan yaklaşır.

Tüm dünyada aramızda bir bağ kurmalıyız. Bu bizi koruyacak, güven ve neşe ile dolduracak ve Koronavirüs ve diğer tüm hastalıklara karşı bağışıklığımızı artıracaktır. Hiçbir zararlı faktör bize yaklaşamayacak, çünkü her şey sadece bizim bağımıza bağlı.

Aramızda bir Klipa (egoist arzu) varsa, virüslerin girebileceği yer burasıdır. Ama aramızda kutsallık için bir boşluk varsa, birbirimizle iyi bir bağ varsa, o zaman hiçbir zararlı virüs içeri giremez. Bu, doğanın kanunlarına aykırı olur.

Koronavirüs, manevi bir virüstür. İnsanlar arasında yaşayan ruha tepki verir. Aramızdaki nefretle beslenir. Onun içinde gelişir ve yaşar. Aramızda ne kadar düşmanlık, çatışma ve reddedilme olursa, virüs bu besleyici ortamda çoğalırken o kadar rahat hisseder.

Karşılıklı yakınlık, virüsün yaşadığı yeri, birbirimize olan nefretimizin içinde dezenfekte edebilmektedir. Birbirimize yaklaşamayacağımız zorunlu bir mesafe ile ayrılıyoruz – bu alan şikayet ve çekişmelerle dolu. Bu virüs için uygun bir ortam.

Doğa bizi yeni bir safhaya götürüyor. Neler olduğunu anlamak ve kendimizi buna uygun hale getirmek zorundayız. Bunu yapana kadar hiçbir şey değişmeyecek. Çocukları okula ve yetişkinleri işe döndüremeyiz – yeni bir şekilde davranmamız gerektiğini anlayana kadar evde oturacağız…

“Pandemik Yorgunluk – Virüsün Bir Belirtisi Mi Yoksa Anlamsızlığın Bir Kanıtı Mı?” (Linkedin)

Görünüşe göre aşı ya da kesin bir tedavi olmadan ne kadar çok zaman geçerse, sabırsız insanlar o kadar artıyor. Karantina ve sokağa çıkma yasağı emirlerini reddediyorlar, virüs yokmuş gibi umursamazca toplanıyorlar, sosyal mesafeyi korumadan veya maske takmadan protesto ediyorlar ve restoranları, barları ve diğer eğlence yerlerini dolduruyorlar.

Ancak virüs değişmiyor. İnsanlar pervasızca davranırsa bulaş artar. Ve gerçekten de, tüm dünyada eve kapanmayı gevşeten tüm ülkelerde ve şehirlerde enfeksiyonlar yeniden yükseliyor. Görünürde virüsün sonu olmadığını anlamakla kalıcı bir karantinada kalamamak arasındaki gerilim artarken, insanlar umutsuzluğun ve çaresizliğin çökme noktasına doğru sürükleniyor. Bu noktada, sosyal düzen çökecek ve kargaşa sokakları ele geçirecektir.

Görünürde tıbbi bir tedavi olmadan, sahip olduğumuz tek çare birbirimizdedir. Bu aynı zamanda denemediğimiz tek tedavi. Bu, 6 fit uzakta durma emirlerine uymamak değildir ama. Aksine, sağlık yönetmeliklerine uyma konusunda çok katı olmalıyız, ancak bunun virüsü öldürmeyeceğini de unutmamalıyız. Ayrı kalırsak enfeksiyonlar azalacaktır; bağlantılarımızı sürdürürsek enfeksiyonlar artacaktır. Şu anda olan budur ve insanlar bu bir içeride bir dışarıda olma modunu daha uzun süre sürdüremeyecek. Aslında, zaten bunu yapamamaktalar.

Ancak bu örneğin bize gösterdiği şey, sorunun bağlantılarımızda yattığıdır. İyilik için ayrı kalmak çözüm değildir, bu yüzden enfeksiyonları devam ettirmeyecek bir şekilde bağ kurmanın bir yolunu bulmalıyız. Bunu yapmak için düşüncemizi tersine çevirmeliyiz. “Virüse yakalanmaktan kendimi nasıl koruyabilirim” diye düşünmek yerine, “Virüsün başka birine geçirmesini nasıl engelleyebilirim” diye düşünmeye başlamalıyız.

Dikkatimizin merkezini “ben” den “biz” e çevirmek her şeyi değiştirir: Davranışlarımızı, kendimize ve başkalarına karşı dikkatli olmamızı, başkalarına karşı tutumumuzu ve hatta başkalarına karşı duygularımızı bile. Daha önceden yapıp da bugün yapamayacağımız hiçbir şey yoktur; bunu yapmamızı engelleyen tek şey, başkalarına karşı tutumumuzdur. Tutumumuzu olumsuzdan olumluya çevirirsek, çevremizdeki herkesin sağlığını garanti altına alacağız ve onlar da bizim sağlığımızı garanti altına alacaklar ve o zaman yapamayacağımız hiçbir şey olmayacak. Sonuç olarak: Birbirimizi düşünelim; sağlıklı olan budur!

Koronavirüs Sonrası Meslekler

Soru: Özellikle Koronavirüs sonrası dönemde gençlere ne gibi tavsiyeler verebilirsiniz? Hangi meslekler kalacak ve çabalarını nerede yoğunlaştırsınlar?

Cevap: Gelecekte en önemli şeyin tüm toplumun ihtiyacı olan şey olacağını düşünüyorum. Bu odak noktası olacaktır.

Herkes, kendisi için doğru işi, doğru becerileri ve eğitimi sağlamak için toplumun neye ihtiyaç duyacağını bilmelidir. Bu nedenle, uygun bir şekilde yetiştirilmekten ve başkalarını eğitebilecek bir kişi olmaktan daha önemli bir şey yoktur.

Başka bir deyişle, toplumun tüm üyelerini birleştirmeyi, toplumu bütünsel, doğru bir sisteme dönüştürmeyi amaçlayan sosyal hizmet en önemli şeydir. Böyle insanlara her zaman ihtiyaç duyulacaktır. Gençlere ve her yaştan insana, tam olarak bunu öğrenmelerini tavsiye ederim.

Bu, herkesin kişisel olarak ihtiyaç duyduğu bir meslektir, sadece iş için değil, kendilerinin ve diğer herkesin topluma uygun şekilde katılımı ve entegrasyonu için.

Twitter’da Düşüncelerim / 26 Ekim 2020

Koronavirüs, birbirimize karşı içsel tavrımızı dış parametrelerde ifade ediyor: Bazı insanlardan 1 metre nefret ederken ve diğerlerinden 10 metre nefret ediyorum. Karantina mesafesi aramızdaki nefreti yansıtır.

Kötü bir tutumumun olduklarına yaklaşmama izin verilmiyor.

Kötülüğün farkındalığı, insanlara ne kadar kötü davrandığımı gördüğümdedir ve tutumumu düzeltmem gerekiyor. Bu, Koronavirüse karşı tek etkili çare olacak.

Maneviyatta yakınlık, form eşitliği yasası tarafından belirlenir. Yeni bir gerçeklik algısı edinerek, sizin hakkınızda nasıl düşündüğüme bağlı olarak size yaklaşabilir veya uzaklaşabilirim: iyi ya da kötü. Sizin için iyi dilersem, o zaman yaklaşabilirim.

Manevi bir alandaki yüklü parçacıklar gibiyiz, keyfi olarak yaklaşıp uzaklaşamayan, ancak her zaman aralarında dengeyi sağlayan. Tutum değiştiğinde mesafe değişecektir. Bu, kendimizi hızla düzeltmemize ve tek kalpte tek bir adam olmamıza izin verecek.

Tek kap tek bir adam olduğumuzda, aramızda herhangi bir fark olmayacak – sadece tek bir büyük arzu olacak. Hiçbir hastalık veya virüs kalmayacak. Virüs aslında sağlıklı olmaya dönecek çünkü bizi bu safhaya, evrensel bir kucaklaşmaya getirdi.

Doğada gizlenmiş olan üst gücün yardımına ihtiyacımız var. Bu güç hayatın kaynağıdır. Yaradılışın tüm parçacıklarını yarattı ve yaşam hissine ulaşıncaya kadar onları geliştirdi. Bize yardım etmesi için, artı ve eksiyi tüm derecelerde birleştiren bu kuvvete ihtiyacımız var aynı zamanda bizim derecemizde de.

Temel test şudur: Bir kişi neyi arzu eder ve arzusu ne kadar güçlüdür. Niyet değişikliği, araba vitesini ileri geri doğru değiştirmek gibidir, bu da Yaradan’a ve yaratılanlara doğru ileriye mi ya da geriye mi hareket ettiğimi belirler.

İnsanlıktaki en önemli değişiklik, yaşamdaki hayal kırıklığı, hissizlik, herhangi bir şey için çabalama isteksizliğidir … Bu, sonunda yaşamın yeniden değerlendirilmesine, yaşamdan daha yüksek bir hedef bulma ihtiyacına yol açacaktır… O zaman hayata geri dönme arzusu daha yüksek bir anlam kazanacaktır …

İnsanlar hissizlikten, kendileri hakkında düşünmenin bir anlamı olmadığının farkına varacaklar. Daha ziyade başkalarını düşünerek, hayat yeni bir anlam kazanacak. Her şey başkalarıyla ilgiliyse – o zaman bir öncekinin zıttı olan yeni, manevi bir dünya ediniriz.

İnsanların, kendilerini ölüme götüren egoizmin ve bunun üstesinden gelme ihtiyacının farkına varabilecekleri yer burasıdır, kendini önemsemeyi başkalarını önemsemeyle değiştirmek pahasına bile – Kişi hareket etme, sosyalleşme, yaşama gücü ve motivasyonu kazandığı sürece ve sonrasında belki de insanlar tamamen farklı bir gelecek görecekler.

 

Twitter’da Düşüncelerim / 20 Ekim 2020

Başkaları hakkında kötü bir düşüncenin dışarı çıkmasına, söylenilip duyulmasına izin verirsem, onun tezahür etmesine izin veririm. İçimdeyken hala bastırabilirim, bu düşüncelerin benden çıkmasını yasaklayabilirim, yani orijinal egoist doğam üzerinde bir kısıtlama uygulayabilirim.

Her insan derin bir iç çalışma yapmak ve çaba sarf etmek zorunda kalacak

Düşüncelerle dolu bir dünyada yaşıyoruz. Düşünce bir eylemdir. Benden düşmanca düşüncelerin çıkmasına izin vererek, kötü niyetli davranırım. Tüm dünyamız, her kişi kendini kontrol etmek zorunda kalacak: ondan başkalarına ne gibi bir etki geliyor?

Düşüncelerimi negatiften pozitife çevirerek kendimizi Koronavirüsten, dünyayı salgın ve diğer sorunlardan kurtaracağız. Kendimizi doğa ile dengeye getireceğiz, böylece onun dereceleri: duran, bitkisel, hayvan ve insan birbirini tamamlayarak, iyi düşüncelerle uyum içinde olacak.

Egoist düşüncelerin üzerimize hükmetmesine izin verirsek, o zaman birliğe ulaşamayız – ve Koronavirüs  gittikçe daha fazla yayılacak. Koronavirüs birbirimizle kötü ilişkilerimizin bir göstergesi olduğu için bu hastalığa çare olmayacak. Biz buna sadece virüs diyoruz.

Düşünceler ve arzular en yüksek egoist derecelerde işler ve tehlikeli virüsler olarak tezahür eder.

Kusurlar virüs şeklinde ortaya çıktığında, üstlerindeki bir gücü kullanılarak düzeltilebilirler – düşünce. Virüsler düşünceyi, bilgiyi vücudun farklı bölgelerine ve beyne ileten taşıyıcılardır.

Kabala bilgeliğinin metodu, virüslerin bastırılmasına ve dengeye getirilmesine izin verir. Virüsleri harekete geçiren tüm güçleri dengelemeliyiz, böylece onlar kısıtlamaya ve perdeye girecekler. O zaman bugün hastalığa neden olan tüm virüsler, faydalı olanlara dönüşecek.

Doğada gizlenmiş iyi kuvveti çekmek ve ortaya çıkmaya zorlamak için gruplar halinde çalışarak, başkalarına karşı egoist bir tutumu iyi bir tavıra dönüştürmek mümkündür. Bu iyilik kuvvetinin, iyi ilişkilerin, birliğin aramızda grupta ortaya çıkmasını talep ediyoruz.

Tüm hastalıklar ortadan kalkacak çünkü insanlar birbirlerine o kadar yakın olacaklar ki aralarındaki bağlar başka bir varoluş derecesini, gelecek dünyayı ortaya çıkarmaya başlayacak.

Anaokulundan başlayarak tüm dünya bütün derecelerde bütüncül bir eğitimden geçmelidir. Doğanın bize nasıl hemen yardım etmeye başlayacağını göreceğiz.

 

Birleşmiş Milletler Mi? Hayır, Birleşmiş Halklar (Medium)

 

Bu yeni bir dünyadır. Küresel bir pandemi, insanlığın yarattığı tüm sistemlerin zayıflıklarını ortaya çıkardı. Muazzam sağlık ve ekonomik zorluklar, derin sosyal problemler ve kutuplaşmış toplumlar, uluslararası açıdan günün konusudur. Yaşlanan bir Birleşmiş Milletler’in bu hastalıkların çözümlerini elinde tutması mümkün mü? Kuruluş 75. yılını kutlarken, şu ana kadar başaramadığı şeyin bir anda gerçekleşmesinin beklenemeyeceği açıktır. İnsanlığın, mevcut krizlere yönelik çözümlerin herhangi bir jeopolitik yapıdan değil, sadece insan ilişkilerimizin egoistten özgeciliğe bireysel şekilde düzeltilmesinden geleceğini anlaması gerekir.

Genel Kurulda, tarihte ilk kez sanal kutlanan yıldönümünde BM Genel Sekreteri António Guterres “Birbirine bağımlı bir dünyada, basit bir gerçeği tanımanın tam zamanı: dayanışma kişisel çıkar demektir. Bu gerçeği kavrayamazsak, herkes kaybeder ”dedi, COVID-19, dünyada devam eden şovu kimin yönettiğini ve koşullarını kimin belirlediğini gösterdi.

Ve şimdiye kadar yaşadığımız en sarsıcı pandeminin etkisi bu kadar çok insan için yeterince üzücü değilse, karşı konulmaz uluslararası senaryomuzun kulislerinde bekleyen başka krizler de vardır – artan jeopolitik gerilimler, yaygın yoksulluk, açlık, kötü ve modası geçmiş eğitim sistemleri, nefret, bağnazlık ve antisemitizm.

Günlük hayatımızda, küresel olarak ne kadar birbirine bağlı olduğumuz görülmemiş bir şekilde ortaya çıkıyor. Karşılıklı bağımlılığın temel bir ilkesi, herhangi bir parça başarısız olursa, tüm mekanizmanın durması veya çok az aksamaya başlamasıdır. Böylelikle, bireylerin ve ulusların gelişmesini sağlamak için, sorunsuz bağımızın nasıl vazgeçilmez olduğunun farkına vardık. Buna karşılık, hepimiz aramızdaki olumlu karşılıklı ilişkilere derin bir geçiş yapamazsak, o zaman yıllar boyunca olduğu gibi sürekli bir düşüşle artan baskılar ve krizler yaşamayı bekleyebiliriz.

BM’nin 75 yıllık varlığından sonra, örgüte pek çok başarı atfedilemez. Uzak bir ülkedeki sıradan bir vatandaşın gözünden, kişi şunu sorulabilir, “Bu kuruluş benim için ne yaptı?” Tehditkar zorluklar karşısında küresel işbirliği yerine, hükümet temsilcilerinden oluşan bir kulübün birbirlerine suçlamalarda bulunmalarına, üst düzey dünya liderlerinin temsilcilerinin muhalefete ateş açmalarına ve gösterişli harcamalara tanık olduk.

Daha önce BM ve UNESCO’nun üst düzey temsilcileriyle görüşmüştüm, bu yüzden onların önceden belirlenmiş bir politikaya göre çalıştığını anlıyorum. Bu nedenle, BM siyasetinin yarın sabah birdenbire farklı davranmasını beklemekten daha iyisini biliyorum. Şu anki durumumuzda onların başarı şansı yok. Devlet başkanlarından net ideolojik bilgiler alırlar ve sağa veya sola sapmadan metne göre davranırlar. Açıkça politikacı oldukları, daha da fazlası olmadıkları nettir.

Bununla birlikte, BM’nin kaldırılması çağrısı da bir alternatif değildir. Savaşlara ve kavgalara girmek yerine, hala buluşmak ve konuşmak için önemli bir diplomatik alandır. Bununla birlikte, BM’in insanlık için faydalı bir şekilde işlemesi için, daha yüksek bir hedef belirlemesi, organizasyonu düzene koyması, iyileştirmesi ve yükseltmesi için onu baştan sona değiştirmesi gerekir. BM’nin yüzü, dünyadaki her ülke ve kişinin yüzünü ve durumunu gösteren, uluslararası toplumun yüzüdür. Ve her insan, doğası gereği bencil olduğu için, eğilimi sadece kendini önemsemektir. Diğer bir deyişle dünyanın durumunu andıran ve yansıtan bir organizasyondan, aynısından daha fazlasını bekleyemeyiz.

İnsanlığın küresel bir organizasyondan özlediği bir sonraki adım, bölünme yerine birlik için bir mücadele alanı ve bir platform olarak hareket etmektir. İnsanlığın karşı karşıya olduğu krizleri güzel şatafatlı sözlerle geçiştirmek ve bulanıklaştırmak yerine, BM’nin tüm dünya vatandaşlarının çıkarlarını ve iyiliğini ilgi odağı haline getirmek için diğer uluslararası kuruluşlarla el ele vermesini umuyorum. BM için uygun eylem çağrısı, herkesin birbirine daha yakın olduğu toplumların bir koşulu olarak, kapsamlı bir toplumsal bağ eğitim programı aracılığıyla insanları bir araya getirmek olmalıdır. Sonuçta, ulusları gerçekten bir araya getiren insanların birliğidir.

Twitter’da Düşüncelerim / 4 Ekim 2020

İngiltere’nin eski Tıbbi Baş Sorumlusu Sally Davies: Bundan sonra en az beş yılda bir salgın veya sağlıkla ilgili bir acil durumla karşılaşacağız. Benim yorumum: Yalnızca insanlar arasındaki bağ salgınlara karşı bir engel oluşturacaktır!

Hiçbir şeyi kaydedemem veya tutamam çünkü manevi kabım yalnızca bir nokta, bir pikseldir. Onludaki diğer piksellere bağlı olmalıyım. Aksi takdirde başardığımı hemen kaybederim. Maneviyat içimizde değil, sadece aramızdaki bağda tutulabilir.

Bir araya geldiğimizde, başardığımızı kaybetmekten korkmayın. Birliğimizi önemsediğimizde, bir kayıp bile eskisinden daha önemli, yeni bir şey almak için olacaktır. Daha da ilerlemek için önceki başarıları unutmalıyız.

Her seferinde sizin için her şey yeni gibi olacak.

Hepimize iyi bir Sukot bayramı diliyorum. Parlak, tatlı, başarılı ve sıcak olsun. Hep birlikte büyük bir çadırda oturalım – tüm insanlık.

“Yeni Bir Navigasyon Sistemi İhtiyacı İçinde” (Linkedin)

Dünya o kadar hızlı değişiyor ki takip edemiyoruz. Okulda veya üniversitede küreselleşme ile ilgili eğitim gördük ama bunu hayatımızda gerçek bir sorun olarak hiç hissetmedik. Şimdi, Batı Avrupa’da pencereden dışarı bakıp, Amerika’nın Batı Kıyısı’ndaki yangınlardan çıkan dumanla grimsi hale gelen, soluk mavi gökyüzünü görmek, gerçekten tek bir teknede olduğumuzu anlamak için yeterli. Dünyayı üç boyutlu bir dünyada yaşıyormuşuz gibi geziniyoruz ama böyle değil; bir kürenin içinde yaşıyoruz ve o kürenin her noktası diğer her noktayı etkiliyor. Yaptığımız, söylediğimiz ve hatta düşündüğümüz her şey dünyadaki diğer herkesi etkiliyor. Korkunç bir düşünce, ama yine de doğru. Yakın zamanda, dünyanın sorunlarını “küresel ortaklık eksikliğine” bağlayan eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’a katılıyorum, ancak bunun ortaklıktan daha derin olduğunu düşünüyorum; hayatta kalmamız bağlantılı hale geldi.

Aslında, Koronavirüsün bize öğrettiği ilk ders, her bir elementin diğer unsurları etkilediği yeni bir varoluş boyutuna, küresel boyuta geçtiğimizdi. Pek çok insan, Koronavirüsle ilgili karşılıklı sorumluluğumuzu tanımlamak için, “Herhangi bir yerdeki enfeksiyon, her yerde enfeksiyondur.” ifadesini kullandı, ancak bu, diğer her şey için de geçerlidir.

Bu nedenle, birbirimizi sevmesek ve çoğu durumda birbirimiz için en kötüsünü dilesekte, bu tutumu sürdürmeyi göze alamayız; bu bize doğrudan ve çok kişisel olarak zarar verecektir. Kelimenin tam anlamıyla birbirimizden sorumlu hale geldik. ABD’deki yangınları ve kasırgaları, kendi kasabamızda oluyormuş gibi önemsemeliyiz; Covid’den ölen milyonlarca insanı, kendi ailemizmiş gibi önemsemeliyiz ve dünya çapında yeterli yiyecek ve suya, barınağa ve hatta sağlık önlemlerine sahip olmayan milyonlarca insanı önemsemeliyiz. Acı çeken tüm insanları önemsemeliyiz çünkü bugün onlar yarın biziz, bu kadar basit ve bu kadar gerçektir.

Ve yapabileceğimiz hiçbir şey yok değil. Herkese yetecek kadar yiyecek ve su var; Covid’i durdurmak ve hatta iyileştirmek için yapabileceğimiz çok şey var ve Dünya’nın iklimini dengelemesine yardımcı olmak içinde yapabileceğimiz çok şey var. Ancak şu anki kıyasıya rekabet tutumu içinde, hiçbir şey yapamayacağız ve hepimiz Dünya’nın batan teknesinde boğulacağız.

Yani yapmamız gereken ilk şey, birbirimizle bağ kurma şeklimizi değiştirmektir. Toplumsal atmosferi değiştirirsek, birdenbire, birbirimize yardım etmek çok doğal gelecek. Bu gerçekleştiğinde, kendi ihtiyaçlarımız için ve başkalarını mahrum bırakmak için depoladığımız geniş kaynaklar, en çok ihtiyaç duyulan yere hızla ulaşacaktır. Dünya’nın çehresini ve insanlığın kaderini birkaç ay içinde değiştirebiliriz; bu sadece olumsuz bir tutumdan başkalarına karşı olumlu bir tutuma geçiş meselesidir. Bunu uygularsak, Dünya’da cennette yaşarız. Yapmazsak, Cehenneme gitmek için ölmemize gerek kalmaz; o bize gelecektir.

“Koronavirüsün Dünyaya Yayılmasını Nasıl Durdurabiliriz?” (Quora)


Koronavirüsün yayılmasını durdurmak için öncelikle hastalığın kendisini doğru bir şekilde teşhis etmemiz gerekiyor. Yani, daha iyi ve daha sağlıklı bir duruma doğru ilerlememiz, mevcut durumumuzun doğru teşhisine bağlıdır.

Dahası, hastalığın doğru teşhisine ek olarak, hastalığın basitçe ortadan kalkmasını veya harika bir ilacın ortaya çıkmasını ve sonra her şeyin yoluna girmesini beklemeyi bırakmamız akıllıca olacaktır.

Doğanın nedensel düzeylerinde nasıl işlediğini daha derinlemesine inceleyebilseydik, bu salgın aracılığıyla bize nasıl davrandığını ve bizden ne istediğini görebilirdik.

Bu virüsün insanlığa verdiği acı, ıstırap ve uzun süreli rahatsızlık, hastalığın nedeninin insan ilişkileri seviyesinde keşfedilmesine uyanabilmemiz içindir – virüsün arkasında bizim birbirimizden kopuşumuz ve yabancılaşmamız vardır.

Birbirimize karşı bölücü tutumlarımızın Koronavirüs de dahil olmak üzere yaşadığımız her ızdırabı meydana getirdiğini ne kadar erken anlarsak, o zaman görüşümüzü bu tür tutumları düzeltmeye o kadar çabuk odaklayabiliriz.

Yine de, pandemiden hiçbir şey öğrenmediğimizi görüyorum: çözümün bir aşı yoluyla gelmesini beklemeye devam ediyoruz ve ayrıca kKoronavirüs öncesi egoist-tüketici yaşam tarzlarımızı yeniden canlandırmaya çalışıyoruz, maddi refahın dar bireysel vizyonları için, devam eden bir yarışmada kendimizi birbirimizle karşı karşıya getiriyoruz.

Bununla birlikte, birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuzu gözden geçirmeyi ne kadar uzun süre başaramazsak, o zaman Koronavirüs (veya ondan sonra sıraya giren diğer virüsler) bizi o kadar çok endişelendirecektir. Salgın devam edecek çünkü bugün doğa bizi birbirimize karşı tutumumuzu iyileştirmeye zorluyor.

Bu nedenle, Koronavirüsün yayılmasını durdurmak, öncelikle birbirimize olan nefretimizin esas nedeni olduğunu anlamayı gerektirir. Bununla böyle bir ilişki kurduğumuzda, bir hastalığın tedavisinin yarısı onun doğru teşhisinde olduğundan, hastalığı tedavi etmek için zaten önemli bir adım atmış oluruz.

Bu nedenle, doğa hakkında daha derin bir anlayışa sahip olanlar, bu mesajı insanlığa açıklamak için çok çaba sarf etmekteler çünkü onlar, insanlığın bu mesajı ne kadar çok duyarlarsa, salgından o kadar çabuk iyileşebileceğini ve daha uyumlu ilişkilerle daha iyi bir dünyaya ilerleyebileceğini bilmekteler.

Koronavirüs aşılarına ihtiyacımız yok. Ayrıca Koronavirüs aşısını ilk çıkaranlar olma yarışındaki ülkelerin ve uzmanların arkasındaki niyetlere de bakarsak, o zaman insanlığı iyileştirmek için saf bir niyet değil, servet, gurur ve güç için egoist güdülerle dolu bir niyet buluruz. Bu nedenle, aşılar da dahil olmak üzere bu tür egoist nedenlerle yapılan herhangi bir şeyden olumlu bir ilerleme ortaya çıkmasını bekleyemeyiz.

Vücudumuza enjekte edilecek bir aşı aramak için milyonlarca dolar ve yüzlerce saat harcamak yerine, içimizde zaten var olan aşıyı aramak daha akıllıca olur – eğer birbirimizle olumlu, iyi ve sevgi dolu ilişkiler gerçekleştirirsek, o zaman Koronavirüsün yayılmasını ve bugün hayatımızı bozan sayısız diğer hastalıkları ve sorunları durduracağız.

Kalplerimizde böyle bir “aşı”ya sahibiz ve bizlere her an onu birbirimize enjekte etme fırsatı verilmiştir. Ya bölücü tutumlarımızın istemsizce bizim aracılığımızla hareket etmesine ve birbirimize zehir enjekte etmesine izin veririz ya da her birimiz karşılıklı sorumluluğumuzu kabul eder ve böylelikle bölücü tutumlarımızın üstünde, birbirimizi önemsemeyi ve sevmeyi hedefleyerek virüse karşı panzehiri birbirimize enjekte ederiz.

Bölünmenin üzerinde, sevgi, birleşme ve birliktelik tüm hastalıkların panzehiridir. Bu çözümü, aşılar için klinik deneyler oluşturmamıza benzer şekilde test edebiliriz, örneğin, birbirlerine yabancı olan insanları, virüse karşı nasıl bağışıklık kazanacaklarını görmek amacıyla yeni bir içsel yakınlığa ve içten bağlara yönlendirmeye odaklanan laboratuvarlar oluşturarak.

Daha sıkı karşılıklı bağımlılık ve birbirine bağlılık dönemi olan, yeni bir çağa ne ölçüde girdiğimizi henüz içselleştirmedik ve birbirimize karşı tutumlarımızın dışında hiçbir tedavi, bu çağda herhangi bir şeyi düzeltmeye yaramaz.

Bugünden itibaren, değişmesi gereken içimizdeki bu noktayı – birbirimize karşı tutumumuzu – tam olarak aydınlatmak için daha fazla darbe deneyimleyeceğiz.

Bu nedenle Koronavirüsün yayılmasını durdurmak, birbirimize karşı egoist tutumlarımızda virüsün nedenini teşhis etmeyi gerektirir ve bu olumlu tutumlar, virüs ve hayatımızdaki diğer tüm sorunların çaresini elinde tutmaktadır.

Böyle bir bilgi zaten bizi iyileştirmek için hareket eder.

Olumlu ilişkiler, hayatımızdaki olumlu olan her şeyin kaynağıdır ve bu tür ilişkilerin eksikliği, hayatımızdaki olumsuz olan her şeyin kaynağıdır. Aynı şekilde Koronavirüs de bize bu prensibi öğretmek için ortaya çıkmış bir olgudur.

Hemfikir olsak da olmasak da, içimizde zaten var olduğu için onu denemenin hiçbir maliyeti yoktur. Virüsün tedavisini denemek ve bulmak için ellerimizle veya bacaklarımızla herhangi bir şey yapmak için para veya çaba harcamamıza gerek yok. Eminim ki, birbirimize karşı tutumumuzu iyileştirdiğimiz an, Koronavirüsün yayılmasının durma noktasına geldiğini göreceğiz.