Category Archives: Yaradan

Tüm Düşüncelerin ve Duyguların Tek Kaynağı

Soru: Düşünmek ve analiz etmek ne demektir? Sadece oturup maneviyatı edinmek istediğimi mi düşünmeliyim? Yoksa bu, dostlara yönelik davranışlarımı mı ima ediyor?

Cevap: Eylem çok basittir: bütün düşüncelerimin ve hislerimin tek bir temeli olmalı-Yaradan- O, düşündüğüm ve hissettiğim her şeyi içimde yaratır, canlandırır ve yerleştirir. Bana ne olursa olsun, içimde ne tezahür ederse etsin, Yaradan hepsini yapar.

Bu nedenle, sürekli olarak “ O’ndan başkası yok” düşüncesinde olmanız tavsiye edilir. Eğer dostlarımla aynı düşünce ve duyguları arzu edersem ve bütün kalplerimizi ve aklımızı birleştirmeye çalışırsak, o zaman, birlikte tüm çabalarımızı tek büyük ortak çabada, içinde Yaratan’ı kaynak olarak, duygularımızın ve aklımızın temel nedeni olarak hissetmek istediğimiz, tek büyük kalp ve tek büyük akılda birleştiririz.

Eğer bizler, böyle ısrarlı bir şekilde, düşüncelerimizin ve duygularımızın nedeni olarak Kendini bize ifşa etmesini talep edersek, o zaman çok hızlı bir şekilde, üst ışığın yardımıyla, Yaradan’ın içimizde tezahür etmeye başladığı bir koşula geliriz.

Single Source Of All Thoughts And Feelings

 

Üst Dünyanın Dualitesi

Soru: Yaradan’ın büyüklüğünün, en küçük derecesini bile kişisel bir edinim olarak gizlemek istediğimde, arzum ile grubun arzusunu nasıl birleştirebilirim? Paylaşmak benim için çok kişiseldir.

Cevap: İlerlemenin en iyi yolu tüm arzularınızı, sahip olduğunuz her şeyi bırakmak, sadece ondan güç almak, gruba girmek ve grup vasıtasıyla Yaradan’a dönmeye çalışmaktır. Sanki siz bir yetişkinmişsiniz ve onlar küçük çocuklarmış gibi, dostların tüm özlemlerini gruptan alın.

Onlardan toplamanız gereken ve sonra Yaradan’a, onları koruması, yükseltmesi, doğru düşünmeye yönlendirmesi için ki böylelikle Kli (kap) – Yaradan’ın ifşa edileceği bir yer- oluşturmak için nasıl birbirlerine bağlanmaları gerektiğini, ortak bir bağda nasıl yükselmeleri gerektiğini hissetmeleri için, yakarmanız gereken şey budur. Bunların hepsi, O’na memnuniyet vermek için olmalı ve aynı zamanda O’na haz vererek de siz memnun olmalısınız.

Her zaman iki düzeyde hareket ederiz: egoizm ve Yaradan’ı memnun etmek için egonun üzerinde bağ kurma, birleşme ve mutluluk. Bu iki düzey üzerinde net bir şekilde çalışmalıyız.

Daha sonra, ışığın hem parçacık hem de dalga kuramının çalıştığı, üst dünyanın dualitesine nasıl çıktığınızı hissedeceksiniz. Yani ışık, içinden geçen elektronları gözlemleyip gözlemlemediğinize bağlı olarak, dalgalar veya parçacıklar olarak algılanır.

Realitede, manevi dünyadaki her şeyin bir olduğunu göreceksiniz. Sadece egoizmimiz onu farklı seviyelere böler. Bu nedenle, her seviyede farklı görüşler, arzular, kombinasyonlar, dünyamızı ortadan kaldıran her şeyi elde ederiz; ama bu kesin olarak demektir ki bir sonraki, daha yüksek seviyede mükemmelliği algılayacağız.

The Duality Of The Upper World

 

Egoizm Üzerinde Hâkimiyet

Soru: Onluda çalışırken egoizm ne hisseder?

Cevap: Onludaki her birey, kendi egoizmini geri çeker ve diğer dokuz dostuna yönelik ihsan etme ve sevgi niteliğini hedefler. Buna “ilk dokuz Sefirot” denir. Onuncu Sefira (egoizm), aşağı iner.

 

 

 

 

 

 

Sonunda anlaşılır ki aramızda, nitelikleri ile Yaradan’a eşit olması gereken bir ağ inşa ederiz.

“O’na eşit” ne demektir? Kendimden çıktığım ve onlu içerisinde dostlarımla bağda, bir ya da iki birim yükseldiğim ölçüde, bu benim manevi seviyemdir. Bu dereceye kadar Yaradan’ı edinirim ve Nefeş, Ruah, Neşama, Haya ve Yehida’nın ışıklarını ifşa ederim.

Soru: Aynı zamanda, hislerimde onu kaybetmeden, kendimi sürekli egoizmden uzaklaştırır mıyım?

Cevap: Evet. Egoizm seviyesine (1, 2, 3, 4 veya 5) bağlı olarak, Yaradan’ı, O’nun ruhtaki gücünü edinirim. Yaradan ışıktır ve kendi içindeki tüm sistem bir ruhtur.

Ego ne kadar fazlaysa, ben de o kadar onun üzerine yükselirim; egoya kesinlikle ters bir biçimde, onu dostlarımla bağ kurmak için kullanırım ve bu ölçüde Yaradan’ı ifşa ederim. Sistem böyle düzenlenmiştir. Bizler birlikte çalışmalıyız. Bütün sorun uygulamadadır çünkü bunların hepsi içimizdedir.

Domination Over Egoism

 

Yaratılışın Amacı

Kabala bilimi, sadece iki gücün varlığına dayanır: alma ve verme. Tüm evren, tüm dünya bunun üzerine kurulmuştur. Kabala, bu iki gücü dengeleyen, onları orta çizgiye yönlendiren sistemdir.

Orta çizgiyi, onun her seviyede istikrarını, dengesini araştırmak – sıfırdan tamamen bütüne, tamamlanmış, kalıcı, sonsuz egoizm – Kabala biliminin konusudur.

Bu, çelişkilerden kurtulmamız için gerekli olan tamamen uygulamalı bir bilimdir ve pratiktir. Dahası, bu çelişkiler teorik değildir, bir şey veya biri arasında değil, yaratılış ile Yaradan arasında, yani biz ve O’nun arasındadır.

Bu çelişkileri dengelemeliyiz, onları ortak bir paydaya, biz ve O’nun arzularımızda, niyetlerimizde ve eylemlerimizde tamamen bir olacağı, sözde orta çizgiye getirmeliyiz.

Bu şekilde, kabul etmede/benimsemede, mümkün olan her seviyede, tüm güçlerde, arzularda ve eylemlerde birbirleriyle kaynaşmış ortaklar, dostlar olacağız.

Dvekut adı verilen, yani tamamen zıt iki güç arasında tam bir birleşme olan yaratılışın amacı budur.

The Purpose Of Creation

 

 

Doğanın Karşısında Çaresizlik

İnsanlık kendini belli bir alanda yaşıyormuş gibi hisseder. İçinde var olduğumuz şeye, dünyamız deriz. Bu, etrafı saran doğa, onun cansız, bitkisel, hayvansal seviyeleri ve insanlardır.

Dünyamız bir şekilde yönetilmekte ve kendi yasalarına göre yaşam sürmektedir. Bizler bu yasaları öğrenir ve onların arasındaki bazı bağlantıları, bizi nasıl etkilediklerini, onları nasıl etkileyebileceğimizi,  doğanın özelliklerini ve bu dünyada var olmamız için, onu kazançlı ve rahat hale getirmek için doğaya nasıl boyun eğdirileceğini bulmaya çalışırız.

Dünyada binlerce yıl süren gelişimimizin bir sonucu olarak, dünyamız hakkında hâlâ çok az şey bildiğimiz sonucuna varırız, çünkü onun içinde tahmin edemediğimiz olaylar gerçekleşmektedir ve kontrol edemediğimiz güçler vardır. Onlar bizi korkunç bir şekilde etkilerler, korkuturlar ve bizi küçük, önemsiz ve berbat hissettiren durumlara sokarlar.

Bilimin başarılarına rağmen, ne zaman bir deprem veya bir kasırga olacağını ve bunların etkilerinin ne olacağını bilmemekteyiz. Genel olarak, gelişmekte olan, bize büyük sıkıntılara neden olan, muazzam doğa güçleri vardır ve bu konuda hiçbir şey yapamamaktayız.

Yaşamlarımızla hiçbir şey yapamamakta, iyi bir toplum yaratamamakta, eşler, çocuklar ve ebeveynler arasında doğru ilişkileri kuramamaktayız. Hayatımızda sınırlı olduğumuz, doğanın karşısında ve kendimiz karşısında zayıf olduğumuz gerçeği hakkında hiçbir şey yapamamaktayız. Yaşam ve ölüm karşısında çaresiziz ve bunu çok iç karartıcı buluruz. Bilinçaltında bu bizi küçük düşürür/utandırır.

Genel olarak, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bir dünyada yaşamaktayız.

Soru: Doğanın bizi geliştiren, fakat bizim bilmediğimiz belli algoritmaları(işlem süreci) var mıdır?

Cevap: Onları biraz anlasaydık ve yavaş yavaş onları bilmeye gelseydik bile, bu bize yönetim konusunda yardımcı olmazdı. İnsanlığın gelişimi, sadece bir şekilde kendimizi doğanın olumsuz etkilerinden koruduğumuz gerçeğini ortaya koyar, daha fazlasını değil.

Kişi kendisinin, onu her seviyede yöneten güçler sisteminin içinde var olduğunu keşfeder. Ekonomi, aile ilişkileri, devlet ilişkileri veya ekoloji alanında hiçbir şey yapamayız. Bizim çağımızda, böyle bir refah, böyle bir güç ve bu tür doğa anlayışını elde ettiğimiz zaman, ancak çok zayıf olduğumuza ve bunu bilmediğimize ikna olmuş oluruz.

Helplessness Before Nature

 

Yaradan’ın Modern Modeli

Soru: Bilim adamları, mutlak bir Yaradan’ın, uzamsal boyutları mutlak sıfıra eşit olan, böyle görkemli bir dünyayı nasıl yaratabildiğini ve yönetebildiğini merak ediyorlar mı?

Bir örnek veriyorlar: Bir blok etrafında dolaşan bir arabanın hızının, diyelim ki on kilometrede sonsuzluğa yükseldiğini hayal edersek, sonuçta bu arabayı göremeyeceğiz.

Cevap: Kelimenin tam anlamıyla O, tüm hacme yayılmış, her zaman her noktada bulunacaktır. Einstein’ın dediği gibi: kütle sonsuzluğa yaklaşacak.

Soru: Yaradan nedir, O nerededir? Böyle tamamıyla akıl almaz bir durumda olan dünyayı nasıl yönetiyor?

Cevap: Açık konuşayım mı? Yaradan yoktur.

Yaradan, tüm daha yüksek ve daha düşük maddeleri tutan güçtür. Evrenin bu ortak gücüne Yaradan denir. Sadece bize gelince, onu bir Yaradan olarak keşfedebilir ve algılayabiliriz, bunun dışında bir şey yoktur. Bunun ötesini anlayamayız, O artık bizim için uygun değildir. Bizden başka nelere sahip ve orada nasıl adlandırabileceğini, o konuda hiçbir şey bilmiyoruz. Biz sadece bizle ilgili biliyoruz ve O’na “Yaratıcımız”, “Yaradan” diyoruz.

Bu sadece bir düşünce, bir modeldir. Bu düşünce yaratılışın gücüdür, biz dahil her şeyi yaratmıştır. Bizler bu düşüncenin, yaratılış planı denilen bu planın içindeyiz.

Bizler onun içindeki parçalarız ve tüm eylemleri (düşünme, düşünmeme, ne ve nasıl olduğunu anlamadan bile), içimizde kendini nasıl gerçekleştirir diye, bu fikrin bize dikte ettiği her şeyi yerine getiririz. Bizim davranış şeklimiz böyledir.

Bu düşünce kesinlikle her yerdedir. Var olan tek şey budur. Bundan başka, her şey sadece varmış gibi görünür çünkü bizler onu, bu düşünceyi, bu niyeti anlamayız. Eğer onu anlarsak, o zaman ilk önce, daha fazla sorulacak bir şey olmaz, O’ndan başka hiçbir şeyin olmadığını anlardık.

Soru: Yaradan neyin gücünü kontrol eder ve nasıl yönetir?

Cevap: Yaradan, özellikle her şeyi kontrol eden evrensel bir güçtür: hükmeder, kontrol eder ve programlar! Ayrıca içimizdeki bütün eylemleri yaratır ve tüm tepkileri bizden alır. O, kesinlikle her şeydir!

Bize tek bir fırsat verilir: O’nu nasıl idrak edebileceğimizi düşünmek. Diğer her şey O’nun tarafından yapılır ve O’na ulaşmak için bizim bu niteliğimiz, O’ndan arındırılır ki böylece bunu kesinlikle özgür irade ile yapalım.

Soru: Kişi, bahsettiğiniz bu küresel düşünceyi, Yaradan’ın düşüncelerini okumayı/anlamayı nasıl öğrenebilir?

Cevap: Kişi, O’nun düşüncelerini okumak, O’nu anlamak ve O’nu hissetmek için, Yaradan’ın seviyesine yükselmeli, O’nun niteliklerini edinmelidir.

Soru: Bunu nasıl yapabilirsiniz?

Cevap: Bu zaten bir teknolojidir: Kendimi, Yaradan’ı anlayabilecek, O’nu hissedebilecek ve O’nun ile etkileşime girebilecek bir oluşum nasıl yapabilirim? Bunu yapabilmek için kendimde değişiklik yapmam gerekir, içimde tam olarak hangi niteliklerin O’na karşı olduğunu, O’ndan faklı olduğunu ve onları, O’na benzeyecek şekilde nasıl değiştirebileceğimi belirlemeliyim.

Soru: Karşılaştırılabilsin diye, Yaradan’ın niteliklerinin listesi nedir?

Cevap: Büyük bir listeye gerek yok. Sadece bir nitelik var. O’nun niteliği mutlak sevgidir ve benim niteliğim mutlak nefrettir. Bu yüzden, Yaradan’a ulaşmak için mutlak nefret niteliğimi mutlak sevgiye dönüştürmem gerekir.

Soru: Kişi, bir insanın niteliğinin mutlak nefret olduğu konusunda nasıl hemfikir olur? Kişi kendini elbette iyi düşünür.

Cevap: Bu, kendi egoist doğasından kötülüğün ifşası olarak adlandırılan, yeniden eğitim dönemidir.

Soru: Kişi kendisini anlama noktasından, Yaradan’ı anlama noktasına nasıl gidebilir?

Cevap: Kendimi mutlak bir egoist nitelik olarak algıladığım ölçüde – yalnızca kendisini önemseyen ve düşünen ve diğerlerinden ne kadar yüksek olduğundan veya başkalarını nasıl küçük düşürebileceğinden haz alan bir nitelik – bu kapsamda, zıt özelliklere dayanarak, Yaradan olmanın ya da Yaradan’ın yerinde olmanın ne demek olduğunu hayal edebilirim ve kendimi buna doğru ilerletmek zorundayım.

Soru: Burada bir kilit nokta var mı?

Cevap: Kilit nokta, insanın içinde hayatın anlamı, varoluşun anlamı, onun değersizliği vb. hakkındaki soruların uyanmasıdır. Bu durumda, zaten dünyaya karşı, hayata karşı, kendinize karşı ve Yaradan’a karşı tutumunuzu değiştirmek hakkında konuşabilirsiniz.

Modern Model Of God

 

Onluda Bir Sorunu Nasıl Çözebilirsiniz?

Soru: Eğer onluda birlik olmadığı ortaya çıkarsa ve ortak bir görüşe varamazsak, bir sorunu nasıl çözeriz?

Cevap: Hiçbir şeyi çözmenize gerek yoktur. Birbirinizle çalışmaya ve Yaradan’a dönmeye devam etmelisiniz. Bırakın sorunlarınızı O çözsün. Kendi kendinize neyi çözebilirsiniz? Hanginiz o kadar zeki? Ben kimseyi göremiyorum.

Sadece Yaradan tüm sorunları çözebilir.  O, onları verir, ama size sorunların kaynağı dostlarınızdan biriymiş gibi gelir. Hiç de böyle değildir. Tüm sorunların kaynağı, Yaradan’dır. Bu konuda şöyle yazılmıştır: “Ben ilk ve son olanım.” O’na dönün.

Soru: Her dost, O’na bireysel olarak mı yardım için başvurmalı, yoksa hepimiz birlikte mi yapmalıyız?

Cevap: Birlikte daha iyidir.

Grupta bazı problemlerin ortaya çıktığını varsayalım. Bunu çok fazla tartışmayın, ancak basitçe birlikte Yaradan’a dönün, böylece O, sorunu çözecektir. Ve sorunu çözüp çözmemesi sizin için önemli değilse, daha da iyidir. Sizin için önemli olan şey, bu problemin üzerinden O’na dönebilmenizdir.

Eğer bu sorunu, O’na dönmek ve bunun vasıtasıyla Kendisi’ne inatla yapışmak için bir sebep olarak görürseniz, sorunun ortadan kaybolduğunu göreceksiniz. Sorun, sadece bunun için ortaya çıkmıştır.

How Can You Solve A Problem In The Ten?

 

Yaradan’a, Grup Aracılığıyla Hitap Edin

Soru: Gruba dahil olmanın anlamı nedir? Kişi, bu konuda başarılı olup olmadığını kontrol edebilir mi?

Cevap: Birincisi, bu, herkesi bir araya getirmek ve bu bağlamda Yaradan’ı ifşa etmek için gruba olan talebinizin sıklığına bağlıdır.

İkincisi, tüm engellerin üzerinde Yaradan’a kişisel olarak, kendisinden mi dönüyor, yoksa gruba dönüyor ve grup aracılığıyla Yaradan’a mı hitap ediyor? Bunlar farklı şeylerdir.

İlk başta, Yaradan’a bireysel olarak hitap ederiz çünkü bu çok daha kolaydır. Bu tür uygulamalar sürekli olmalıdır.

Daha sonra, aşağı yukarı bir alışkanlık haline gelirler ve bunu sürekli hatırlayarak, sanki kişi Yaradan’a otomatik olarak bağlanır gibi ve her saniye bir dur-başla hareketidir: “evet-hayır, hayır-evet”. Eğer kişi sürekli olarak bu titreşimli ritimle çalışırsa, kişi Yaradan’a grup aracılığıyla bağlanmış olur.

Kişi kendini gruba bağlar, onunla ilerler ve diğerlerinin, dostları “nehrin akıntısı” ndan (Hassadim Işığı ile ilgili) veya “zindan”dan (Hohma Işığı ile ilgili) çıkarmasına yardımcı olur.

Address The Creator Through The Group

 

Kendimle Mücadele

Baal HaSulam, Şamati 70, ‘‘Güçlü Bir El ve Taşkın Bir Gazapla’’: … Kral’ın sarayına girmek için, Yaradan’ın hizmetine girmek isteyenlerin hepsinin kabul edilmediğini bilmemiz gerekir. Aksine kişi sınanır; eğer başka hiçbir arzusu yoksa ve yalnız Dvekut (bir olmak, bağlanmak) istiyorsa kişi kabul edilir.

Peki, kişinin yalnız tek bir arzusu olduğu nasıl sınanır? Kişiye engeller verilir. Bu demektir ki; böylece bu yolu bıraksın ve ayaktakımının yolunu izlesin diye kişiye yabancı düşünceler yollanır.

Baal HaSulam, doğada her şeyin çatışma içinde elde edildiğini yazar. Hayat birisiyle ya da bir şeyle değil, kendinizle bir mücadeledir. Eğer kişi bunu doğru anlarsa, o zaman her şey yolundadır.

Her şey, dünyada iki gücün hüküm sürdüğünü anlamak için, buna nasıl uyum sağladığına bağlıdır: almak ve ihsan etmek. Alma gücü, bizim büyük egoizmimizdir ve ihsan etme gücü, içimizde yoktur. Bizler, bunu yavaş yavaş geliştirmeliyiz. Bu oldukça karmaşıktır.

Bunu yapabilmek için, bir şekilde grup içinde etkileşime girmeli, birbirimize yakınlaşmaya çalışmalıyız.  Bizler bunu istemeyiz. Tam da bu noktada, istemediğimi hissettiğimde ama kendimi dostlarımla bağ kurmaya zorladığımda; Yaradan’a dönmeli ve O’ndan bana bunu isteme olanağını vermesini talep etmeliyim. Bu konuda kendimin farkında olmam dışında, mücadeleden kaçmazsam; o zaman orta çizgide dengeye ulaşabilirim.

Soru: Yabancı düşünceler nelerdir?

Cevap: Bunlar, Yaradan ile yapışmaya, O’nunla eşitliğe ve ihsan etme niteliğine yönelik olmayan düşüncelerdir.

Struggle With Myself

 

Onlu — Orada Ruhumu Bulurum

Yaradan sürekli gerçeği benden gizler ve bana O’nu unutmama neden olan çeşitli olaylar gösterir. Bu nedenle, Yaradan kaybolur ve kendimi ve bu dünyayı görürüm; ancak her seferinde kendi gerçekliğimi, hakikate zorla geri getirmem gerekir. O’nun yaptığı her şeyin ötesinde, her şeyi ıslah olmuş forma geri döndürmem ve kendimin ve dünyanın her koşulunun, Yaradan tarafından düzenlendiğini belirlemem gerekmektedir.

Yaradan, sanki hepsini O yapmamış gibi kafamı karıştırır. O’nu her şeyin başına getirmek zorundayım. Hayal dünyası, hayali benlik, tüm bu yanılsamayı yaratan Yaradan’dır. Benim için en iyisi, Yaradan’ın, olan her şeyi yönettiğine karar vermektir. Buna ‘iyi’ denir. Bana olumlu hissiyatlar verdiği için değil, O’nu hükümdar yapmayı başardığım için, O’nu Kral olarak yükseltmekten mutluyumdur.

Gerçek şu ki, Yaradan, her şeyi yönetir ve bunu hislerimde hoş ve nahoş koşullar olarak nasıl algıladığım benim için önemsizdir.

Bir kişi kim olduğu, nereden geldiği ve neden yaşadığı gibi tüm temel soruların cevaplarını bilmek isterse, o zaman bu zaten insan derecesinin başlangıcıdır. Bir hayvan neden hayatta olduğunu sormaz. Bunun hakkında düşünmek istemeyen birçok insan da vardır çünkü  “ne kadar az bilirseniz o kadar iyi uyursunuz”.

Kişi bu hayatta başarılı olmak ister: öğrenmek, bir meslek edinmek vb. Bununla birlikte, bu yaşamın neden bize verildiğini, amacının ne olduğunu, insanın neden yaratıldığını bilmesi gerekirse; ne kadar araştırırsa araştırsın, bu hayatta cevabı bulamayacaktır. Biyologlara, zoologlara, fizikçilere dönebilir ve kimse ona cevap veremeyecektir.

Bilim adamları, maddenin nasıl çalıştığını bilirler. Yine de, maddenin niçin var olduğu, onlar için bilinmezdir; çünkü cevap yukarıdadır, maddenin yukarısında bir sonraki derecede, onun yaratılışından önce olan şeydedir. Eğer bu sorudan rahatsız olursam, o zaman bunu çözmem gerekir çünkü bu benim hayatımı mahvetmektedir. Ne için olduğunu anlamıyorsam, neden bu hayatı araştırmalıyım ki?

Sonunda, kendimi, yeni bir gerçeklik algısı seviyesine göre geliştirmem gerektiğini fark ederim. Eğer gerçekliğin derinliğine girebilseydim, onun sebebini veya kökünü ifşa edebilirdim. Sonra, Kabala Bilgeliği’ni bulurum. Beni yönlendirenin, Kendini ifşa edenin, hangi yöne gidileceğinin ipuçlarını verenin, olayların arkasındaki Yaradan olduğu açıktır.

Kişi, böyle bir çaba gösterdikten sonra, Yaradan ifşa olur. Burada katı yasalar vardır: Nicelik ve nitelik bakımından çabanın ölçüsüne ulaşılır ulaşılmaz, ne kadar yatırım yaptığımıza göre daha yukarı kökü ifşa ederiz. Daha fazla çaba, daha büyük ifşadır. Üst taraftan, gizlenme yoktur; gizlenme bizim yetersiz çabamızdan ileri gelmektedir.

Eğer üst ilahi takdir ifşa olsaydı, bu dünyanın bütün nüfusu otomatik olarak, tamamen erdemli olurlardı. Çaba, kişinin otomatik olarak hareket etmeme, Yaradan’a eşit olma ve sadece ihsan etme dışında kendini düşünmeme konusundaki vaadidir.

Bu yeni Kli, onluda, on Sefirot’ta var olur. O zaman, Yaradan’a dönmek, O’na yakınlaşmak, O’nu düşünmek ve çabalarımızı O’na yönlendirmek için başka bir fırsatımız olmadığını anlarız. Bağ ve iletişim kurabilmek için, Yaradan’a uyum sağlayarak kendimizi yeniden biçimlendirmeliyiz. Bu, ancak kendimizi onluya zorla sokmakla mümkün olur ve onun içinden Yaradan’la eşitliğe ulaşılır.

Yani tüm çabamız, koşulsuzca gruba dahil olmak için olmalıdır. Kendimizi onluya sokarak tüm dünyanın, milyarlarca insanın, tüm evrenin ve manevi dünyaların orada var olduğunu keşfederiz. Dünyamız, onluda var olanlara kıyasla küçük bir kum tanesidir. Orada ruhumuzu buluruz.

The Ten—There I Find My Soul