Category Archives: Toplum

Modern Dünyanın Korkuları

İlya Pluznikov’un görüşleri (Moskova Devlet Üniversitesi Nöro-psikoloji ve Anormal Psikoloji Fakültesinde Yardımcı Doçent)“Korku evrimin bir ürünüdür. Tüm korkular evrim sırasında sabitlenmiş ve yaralı kabul edilmiştir ve bizimle yaşar.

Modern Batı Avrupa toplumu ruhsal çöküntünün yüksek olduğu bir toplumdur; narsisttir, her şeyin mükemmel olması gerektiği, kişinin en iyi olmak zorunda olması anlamına gelir; bu da kişi ile standartlar arasında uyumsuzluk oluşturarak endişeye neden olmaktadır.

Benim Yorumum: Çevre herkesin yaşam amacını tanımlar ve belirler. Bir ormanda gelişmiş olsaydık en iyi savaşçı olmak için çabalıyor olurduk. Bu nedenle kişinin değil, çevrenin ve nevrozların tedavi edilmesi gerekir.

En kısa zamanda toplum kalkınma vektör eşitliğini değiştirdiğinde, eşitlik, kardeşlik, maneviyat ve karşılıklı desteğin ideallerini varsaydığında ve kişiyi topluma vericiliği ile değerlendirdiğinde; herkes sanki iyi bir annenin kollarındaymış gibi hissedecektir.

Sosyal Eşitsizlik İnsanları Mutsuz Eder

Jan Delhey’in görüşleri (Sosyoloji Profesörü, Beşeri ve Sosyal Bilimler Fakültesi, Jacobs Üniversitesi, Almanya):  “Daha eşit toplumlar ‘daha iyi’ toplumlar mıdır? Bu makale gelir dağılımındaki eşitsizliğin Avrupalıların subjektif refah derecesine bağlı olup olmadığını veya nedenlerini ele almaktadır. Geniş bir uluslararası karşılaştırmada gelir eşitsizliğinin ve mutluluğun (veya mutsuzluğun) mevcudiyeti arasında genellikle kesin bir bağlantı olmadığını bununla birlikte Avrupalıların daha eşitsizlik içeren yerlerde daha az mutlu olduğunu göstermektedir. Bunu daha ayrıntılı tartışmak ve deneysel olarak üç testle Avrupalıların neden eşitsizlik karşıtı, güven/güvensizlik, durum endişesi ve çatışmalarını açıklayabiliriz.

Bu üç potansiyel uzlaştırıcılardan her biri, bir ülkenin gelir dağılımındaki eşitsizliğin ölçüsü ve buna karşın alt öznel refahı ile sonuçlanan bir varsayımla açıklanmaktadır. 30 ülkede yapılan Yaşam Anketi 2007 Avrupa kalitesi adlı çok kapsamlı bir arabuluculuk analizi verilerine göre; güvensizlik ve durum endişesinin eşitsizlikten kaçınmanın önemli bir uzlaştırıcısı olduğunu oysa algılanan çatışmanın öyle olmadığını ortaya koymaktadır. Bunu daha detaylı gösterebiliriz, güven varlıklı toplumlar arasında önemli bir uzlaştırıcı iken durum endişesi daha az varlıklı toplumlar arasında kritik bir öneme sahiptir.

Benim Yorumum: Güvenin inşası ve böylece bir toplumda esenlik duygusu sadece tam ve sürekli insan eşitliği ile mümkündür. Bu ancak integral eğitim ve yetiştirilme yöntemiyle ve bağ kurmanın bilgeliği ile mümkündür, böylece Üst Işık insan doğasını değiştirebilir.

Dünyanın Kuantum Algılanışı

Tüm ihtiyaçları ve arzuları ile bütün dünyayı, Sonsuzluk Dünyasının tüm Malhut’unu kendimize bağlamamız gereklidir. İlk önce, kendimize yakın olan tarafları çekeriz, örnek olarak, benzer görüşleri olan ve diğerleri ile bağ kurmak isteyen kişileri: “Herkes, kendi komşusuna yardım etsin.”

Ve sonrasında, bizden daha uzak olan taraflara geçiş yaparız, örnek olarak, kendi dış görünüşümüzü paylaşmayanlar ya da birbirleri ile bağ kurmak için çabalamayanlar ya da yaradılışın amacını ifşa etmek istemeyenler.

Dağıtım, genel toplumun arzularını toplamakla başlar. Küçük, ilkel ve dünyevi görünürler ancak sadece buna benzerler. Üst Partzuf ve altındaki bağlantıda, ikincisi daha küçük bir arzu taşır. Hâlbuki Üst Partzuf, altta olanın isteğine, üstün alttakine karşı hissetmiş olduğu büyük sevgiden dolayı çok önemli ve gerçek bir şey olarak bakar. Bu yüzden, üst, altta olanın ihtiyaçlarını karşılayacak büyük işi yerine getirebilecek hale gelir.

İşte bu şekilde tüm dünyayı kendime iliştirmiş olurum. Denilmiştir ki, tüm dünya bana hizmet etmek üzere yapılmıştır. İnsanlar, ne bu gerçeği anlarlar, ne de bu şekilde düşünürler. Bunun tam aksine, beni reddeder hatta benden nefret ederler. Ancak, bu benim için hiç önemli olmamalıdır. Onların arzularını kabul ederim ve bilirim ki, ben onlara, onların bana davrandıkları gibi davranamam.

Onlar yaşamış oldukları problemler ve savaşlar yüzünden ıstırap çekerken ben de oturup daha bilge olmayı bekleyemem. Bu hatalı bir yoldur ve komşularımızı sevmek ile uyumlu bir davranış değildir. Eğer bu şekilde düşünüyorsanız, bu hala kendi üzerinizde çalışmanız gerektiği anlamına gelir. Bu, ne olursa olsun, çabalarımızı neden diğerleri ile bağ kurmak için devam ettirmemiz gerektiğini açıklamaktadır.

Dik başlı, işe yaramaz, ailesinin sözünü hiç dinlemeyen ve kasıtlı olarak her şeyi yanlış yapan oğulları olan bir aile düşünün. Ne olursa olsun, o hala onların oğullarıdır ve yine ne olursa olsun aile, oğullarını korumak zorundadır. Bu, bizlerin, daha sonra başına ne geleceğini bilmediğinden, hayata küsmüş ve umudunu yitirmiş dünya üzerinde çalışmamız gereken modeldir.

Bu, kendilerini iyi, olağandışı, akıllı, zeki olarak saymayıp, kendilerini zayıf, aptal olarak hisseden ve etraflarındaki dünyada ne olup bittiğinin farkında olmayan, insanlığın gerçek doğasının ifşasıdır. Dünya, gittikçe gerilemekte, daha da alçaklara düşmekte, yiyecek, seks gibi temel birkaç ihtiyaç dışında hiçbir şey insanların ilgisini çekmemektedir.

Eski kültürümüz, uzay programımız, o yüce isteklerimiz, bilim adamlarına, bilgelere, sanatçılara, iyi eğitimli kişilere olan saygımız nereye gitti? 50 yıl kadar önce bunların hepsine sahiptik. Her şey bir anda gitti! İnsanoğlu, sanki bir hayvan topluluğuna benziyor.

İnsanlar, en küçük ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak durumdalar ve ıstırap çekiyorlar. İstatistiklere göre, şu anki refah seviyesi, 100 yıl öncekinden 10 kat fazla ancak aynı zamanda, depresyon, umutsuzluk ve birine ihtiyaç duyma duygusu sürekli olarak büyümekte. Nihayetinde, bunlar doğrudan maddi refah ile ilgili konular değiller.

Sorunlar bizler üzerlerinde çalışalım diye bizlere verilmektedir. Bunu çok açık bir şekilde anlamamız gerekmektedir. Bizlerin dünyayı algılaması tamamen “kuantumdur”. Hepimizin sahip olduğu görev ile arasında büyük bir çelişki vardır: özgür seçimi olan tek kişilerin biz olduğumuzu ve diğerlerinin buna sahip olmadıklarını kabul etmek. Bu kural, istisnasız olarak herkes için geçerlidir. Bu bizleri, tüm dünyanın her birimize bağlı olduğuna ve hepimizin de bu amaca hizmet etmesi gerektiğine yönlendirir.

28 Mayıs 2014 dersine hazırlık kısmından.

6 Haziran 2014’de yayımlandı

Işığa Doğru İlerlemek

Soru: Zohar Kitabı’nda Çadırdan Tapınağın (Tabernacle) kuruluşu sırasında dünyaya armağan olarak sevgi, adalet, huzur ve birlik verilmişti denir.

Cevap: Çadırdan Tapınak (Tabernacle), birbirlerini tamamlayan iki karşıt güç arasındaki ilişkiye ait İlahi bir imtiyazdır.

Dünyamızda sadece nefret, çekişme, ihtilaf ve anlaşmazlık vardır. Bunlar birikip arttıkça, bir savaşa dönüşürler ve her şey bir süre için sessizleşir. Ama huzur ve sükûnet, sadece nefret ve rekabetin sonraki seviyesine geçiş dönemidir.

Maalesef, tarihimiz boyunca insanların diplomasi, etik, yasalar vb. için kendi aralarında farklı çerçeveler kurmak için o kadar uğraşmalarına rağmen, birbirinden nefretini gördüğümüz için, İlahi imtiyaz insan için bilinir değildir.

Geçmişte, bugün olmayan belirli normlar ve davranış kodları vardı. Hiç kimse hiçbir şeyden utanmazdı, hiç kimse diğerlerinden utanmazdı ve rekabet doğal bir şeydi.

Geçmişte, insan ilk sıradaydı, para değil. Esas değerler kişinin kültürel ihtiyaçları ve algısı idi. Kişi bu şekilde yetiştirilirdi.

Ancak bugün, herşey para ile ölçülüyor. Genç insanlar meslek seçerken kendi yatkınlıklarına değil, ne kadar kazandırdığına bakıyorlar.

Biz basit bir şekilde iki karşıt güç arasındaki zıtlığın sonraki basamağına çıkıyoruz ve şimdi çok önemli ve özel bir duruma ilerlemek zorundayız; bu durumda iken nefret, haset, rekabet, ihtilaf, çatışma ve anlaşmazlık içinde yaşayamıyor olacağız.

Bugün herkes direncin herkes arasında hissedildiğine hemfikirdir ve herkes direnci belirli bireyler arasında hissediyor, ama bu kimseyi telaşlandırmıyor, “Ne olmuş? Ben böyleyim ve diğerleri ile bu şekilde bağ kurarım.” Bu çok iyi bir durumdur çünkü gerçeğin ortaya çıktığı yer burasıdır.

Bu nasıl yaşadığımızdır ve bu bizim doğamızdır. İnsanlığın bir kısmı açlıktan ölürken, diğer kısmının yiyeceğini çöpe attığını gördüğümüzde kriz her yerdedir, ama insanlar, “İnsanların açlıktan ölüyorsa ne olmuş, umrumuzda değil” diyerek bunu soğukkanlılıkla görmezden gelir. Merhamet hissetmeyiz bunun yerine herkese karşı rekabet ve nefret hissederiz.

Bu yüzden rekabetin katlanılmaz olduğu bir duruma erişmek zorundayız çünkü aksi durumda iki karşıt güç birbirine o kadar çok yaklaşacak ki, aralarında çıkacak kıvılcımlar bizi yakacak ve bizi varoluşumuzun sonuna taşıyacak.

Bu tehditi doğrudan hissetmek zorundayız, tüm insanlıkla ilgili olarak değil, ama kendimizle ilgili olarak, çünkü biz hiç kimseyi önemsemeyiz, sadece kendimizi önemseriz.

Bu duygu iç “Benimize” ulaştığında, insanlar şu gerçeği anlayacak ve kabul edecek: buradan bir çıkış yolu olması gerekir çünkü doğada bu durumdan çıkmak için bize izin veren bir bölünme noktası bulunmaktadır. Sonra, bizim büyük egoist arzumuz sayesinde, karşıt hal için yolu aramaya ve içimizden talep etmeye başlayacağız. Ve onu bulacağız çünkü kendi aramızda böyle bir direnç yaratmak için bir yöntemimiz varsa, karşılıklı nefret için yaptıklarımızı, sevgiye, adalete, karşılıklı anlayışa ve eşitliğe değiştirebiliriz.

Bütün işimiz budur. Bize bir kafa ve bilgi verilmesinin nedeni budur, böylece karanlıkta bir köstebek gibi ilerlemeyeceğiz, Işık’ın yolu boyunca önümüzdeki hedefi görerek ilerleyeceğiz.

Yayım tarihi: 19 Mayıs

Bir Gemideki Tayfalar Gibiyiz

Türkiyenin batısında yer alan kömür ocağında meydana gelen patlaması sonrası yaşanan afetden dolayı Türk halkının acısını paylaşıyor yaşadıkları ızdırabı hissediyoruz. Yakınlarını kaybeden tüm ailelere taziyelerimizi iletiyoruz.

Bizler eminiz ki bu eski halk bu zor durumun üstesinden gelecektir. Ve bu sadece karşılıklı destek ve bir diğerini sevmekle olacaktır. Tüm insanlık olarak bir gemideki tayfalar gibiyiz ve bu yüzden tek bir insanı bile yargılayamayız bilakis herkesi kucaklayıp onlara birliğin erdemliliğini öğretmeliyiz ki bu erdemlilik tüm insanlığı ıslaha getirsin.

Afet sonrası meydana gelen protestolar halkın içinde oluşan derin ayrılıkları gösteriyor. İçten hissedilen bu arzu aslında daha içsel bir fenomeni işaret ediyor. Bu arzu kişilerin topluma daha bağlı olma isteğini gösteriyor. Ve bu arzu sesini duyurmak, kendisiyle kaygılanılmasını ve korunması istiyor. Yani tek bir aile gibi karşılıklı sorumluluğu hissetmeliyiz.

Karşılıklı sorumluluk bizleri birbirimize bağlamalıdır ve bu bağda diğerlerinide hesaba katmalıyız. Sanki tüm yaratılanlar benim ailem gibi olmalıdır. Buna inanmak gerçekten çok zor ama bu duruma gelmek zorundayız. İçsel gelişmemizde bunu hissetmeliyiz. Tüm insanlar öyle bir his içinde olmalıdır ki tüm dünyayı kendi içinde hissetmelidir. Tüm dünya tek bir aile gibi davranırsak herkes bu ahengin bir parçası olur. Ya Doğa bizi bu duruma darbelerle götürür ya da bu koşulu anlayarak bu duruma kendimize değiştirerek getirebiliriz.

Bu Durgun Dünya

Michael Hoffman’nın görüşleri (PhD, Columbia Universitesi, NewYork): “Gelişen bu yüzyılda bir kişinin manevi özgürlük ihtiyaçı sorgulandı.  İnsanlar özgürlük değil, ancak güvenlik aramakta. Bir iktisadi toplumda özgürlüğün herkesin kendi hakkını düşünmek olduğu varsayılır (taktir edelir) herkes kendi istediklerini ve nasıl istediklerine karar vermeye hakları vardır.

Medya tarafından beyni yıkanmış bir kişi ile kitle kültürünün anlayamadığı, piyasanın  kişiye empoze etmeye çalıştıklarını değilde  kişinin diğerlerine ihtiyacı olduğudur. Herkese büyük bir seçim aralığı verilir, fakat bu kişisel bir seçim aralığı değildir, bu seçim sistem tarafından programlanır. Büyük şehirlerde, milyonlarca insan izole edilmiş olarak yaşamakta ve birbirlerinden nefret etmektedirler.

Toplum saldırganlığı besler,  genel bir rekabet atmosferi kaliteyi gerektirir ve aynı zamanda bunu bastırır. Artan baskı bunun tersi bir reaksiyona yol açarak, en aşırı şekillerde gizli saldırgan bir enerjinin açığa çıkmasına sebeb olur. İnsanın varlığı monotondur, tüm değişiklikler hayatımızda hiç bir şeyi değiştirmez. Bir kişi hareket halinde iken bu hareket ancak fiziksel olup, iç dünyası hala durgundur.”

Benim Yorumum: Sadece durumumuzun kötülüğünün tanımlanması yolu ile kendimize karşı olan tutumlarımıza ve böyle bir yaşama  son vererek bir çözüm bulacağız. Ancak tam bir çaresizlik bizi belirleyici bir  harekete geçirmeye zorlayacaktır. Ama böyle bir durum, uzun sureli bir ızdırap çekmeyi önliyebilmek için önceden gelen ızdıraba karşı bilinçi bir hal almak ve yeni gelişmelere doğru yönde hareket ederek başarılabilir.

Bu yol Kabala Bilgeliği tarafından sunulmakta çünkü bu erdemliliğin eğitimini alarak kendimize erdemlilik ışığını çekebiliriz ve  ilerlemek ızdırap tarafından itilerek değilde bunu yerine her çeşit  keyfin çekimi ile sağlanabilir.

Son Devrim İçsel Bir Devrim Olacak

Soru: Bana insanlarla konuşmak zor geliyorsa ne yapmalıyım ve konuştuğum bir insanla ilişki (bağlantı) metodunu nasıl kuracağımı bilmiyorum?

Cevap: Çünkü, bu krizden nasıl çıkılacağını anlatabilmemiz de herhangi bir zorluk olamaması gerekmektedir. Böyle sorunlar dünyada olması idi, onlara yaklaşabilmemizin imkanı olmazdı. Bununla birlikte, günden güne dünya çok daha büyük sorunların içine batıyor ve kaos müthiş bir hızla ilerliyor. Bugün veya yarın ne olacağını kimse bilmiyor.

Böyle bir durumda, basitçe dışarıdaki dünyaya gitmeli ve bunun neden olduğunu onlara söylemeliyiz. Bu doğa tarafından  bizim üzerimizde gerçekten kasten yapılmaktadır. Sürekli olarak baskı altında gelişmekteyiz ve şimdi bile  üzerimizde öyle bir  baskı uygulamaktadır ki gelişimize devamı edelim.

Ancak bu kez gelişimimiz savaşların her türü  sayesinde olmamalıdır. Hepimiz aynı sorunların içinde mevcutsak bugün  kime karşı savaşalım? Bir birimizle kavga etmeye başlarsak, ki işgal edilecek hiç bir şey yokken, bize hiç bir şey yardımcı olmayacaktır.  Millet halinde yaşamak istiyorsan git ve yap!

Bugün insanlığın yaşadığı problemler dünyasal yollarla çözülemez. Bu durumu düzeltmek için gerekli araçlara sahip değiliz. Bunun nedeni, bu dünyada mevcut olan bütün araçları zaten kullanmışız ve buna rağmen hala kendimizi kötü hissediyoruz. İnsanlığın kafası karıştı: birilerine karşı bir devrim başlatırsak o zaman kendimize zarar vermiş oluruz.

Devrimler yardımcı olamaz, Ukranya daki son olaylarda ve örnek olarak Arap baharı olarak bildiğimiz Arap dünyasını kasıp kavurarak geçen karmaşa rüzgarının sonuçlarında gördüğümüz gibi sadece ulusları yok eder. Bu durumdan yararlanmak için araçlarımız yok. Doğa kendimizi değiştirmek için bizi iç eylemlerden dış eylemlere taşıyarak bizi yükümlü tutmaktadır.

Bu tam olarak herkese neyi açıklamamız ve duyurmamız gerekliliğidir. Krizi bırakmak kişinin dış karışıklıklardan değil içindeki bir iç devrim yolu ile mümkündür. Bu insanlara erişen bir mesajımızdır. Bizim bir metodumuz var, bu da bir kişiyi değiştirebilmek için onu bu dünyada sadece huzurlu bir hayat doldurduğu için değil, ama şimdi yaşadığı hayata ek olarak tamamen yeni, sonsuz, tam boyutsal bir yolu keşfetmiş olmasındandır. Bu  ilave çok anlamlı olacaktır ki, tabiri caizse, bu maddi hayattan kopacak ve fiziksel bedenin yaşamı ve ölümünü hissetmeden manevi dünyada tamamen yaşayacaktır.

Bizim bu  duruma ulaşmamız ve tabii ki, bu da tüm sorunlarımızı çözecek tüm şüpheleri ortadan kaldıracak ve tüm sorularımıza  cevap bulabilme yoludur. Daha fazla gelişmeliyiz ki bu krizden ayrılmayı mümkün kılacak sadece bir yöntemdir. Umarım herkes bu yolun tek bir yol olduğunu mümkün olduğunca çabuk anlar.

Yeni Bir Toplumun Yapısı ve Kuralları

Gelecekteki toplum ne şekilde olacaktır?

Bunun hakkında yazılmış fazla bir şey yoktur. Bizler bunu derece derece, kendi başımıza inşa ve şekillendirme sürecinde keşfedeceğiz. Baal HaSulam tarafından anlatılan kurallar, eşit olacak bir topluma, grup içinde işleyen aynı kurala göre, herkesin eşit olduğuna, herkesin dostlar olduğuna açıkça ortaya koyar.

Dost (haver) kelimesi ”bağ” (hibur) kelimesinden türer. Edebi anlamda birbiri içine ”geçmek”, arzularımızı ve düşüncelerimizi paylaşarak birbirimizi tamamlamak demektir. Bu koşulda bizler bağ içindeyiz. Bu yüzdendir ki, bizim tek endişemiz diğerlerini nasıl ”dolduracağımız” olmalıdır.

Çalıştaylar için ”onlu” gruplar içinde beraber toplandığımızda, bu kuralı yerine getirmeye çalışırız. Bizler yalnızca birbirimizi tamamlamalıyız, tartışmamalıyız ve hiç bir şekilde ”çok bilen” şeklinde davranmamalıyız. Bizim yapmamız gereken tek şey, dostlarımızı tamamlayarak karşılıklı destek sağlamaktır. Başka bir şeye yer yoktur.

Bu Rabaş’ın bahsettiği komün yaşamın kurallarını açıklığa kavuşturur. Bu kural inşa ettiğimiz grubun çekirdeğine konması gereken bir kuraldır. Bir dost zarar veriyor ve diğerlerini rahatsız ediyor ise, bu kabul edilebilir bir şey değildir.Gelecek toplumunu inşa edebilmek için, bizler öncelikle aramızda bunu inşa etmeliyiz ki, diğerleri için bir örnek olsun. İnşa ederken bunun temelinin karşılıklı yardım üzerine kurulmuş olmasına dikkat etmeliyiz ve grup birbirlerine karşılıklı kirli oyunlar vs. oynanan bir yer olmamalıdır. Grubun genel hali bunu yansıtmalıdır.

Ama Baal HaSulam gelecek toplumu üzerine yazar- bir grup değil, fakat toplumu bir bütün olarak-inşa edilmesi ancak bu gelişim seviyesine ulaşıldığı zaman mümkün olan, bencilliklerinden vazgeçmeye ve bunun üzerine yükselmeye hazır olanlar için ve yeni çeşit bir  sosyal ilişkiler düzeni yaratmak isteyenler içindir. Bizlerin onları bu koşula getirmesi gerekir. Yani öncelikle, bütünsel eğitim konusunda yeni kurslar açmak, geniş bir alanda gelişme sağlamak ve de yayılmak bizler için çok önemlidir.

Böyle yaparak, bizler eşitler toplumu yaratırız; kişinin mümkün olduğu kadar ihtiyacı kadarını aldığı, herkesin iyiliği için olabilecek bir toplumu. Herkes normal yaşam için gerektiği kadarını alır ve geriye kalan ise dünyada herkesi aynı koşullara getirecek şekilde yönlendirilmelidir.

Temel ihtiyaçlar dışında başka şey üretilmeyecektir. Fakat bu tüketim maddelerinin azaltılması veya en aza indirilmesi değildir. Hayır, bizler normal insan yaşam seviyesi fazlasından bahsediyoruz. Bu bir sır değildir: bizler eğer doğa ile dengede olamazsak, bizler buna zarar vermeye başlarız ve nitekim, pratikte de aslında bizler içinde yaşadığımız evi mahvederiz.

Gelecek toplumunu inşa etme kuralları çok basittir. Bizler gruplarımızla iken fiziksel olarak bunu hissederiz. Derece derece grupların ilerleme seviyesine göre ve onların ”’uydularına” (Kabalist olmayan ama bütünsel eğitim ile meşgul olan gruplar) göre yeni topluluklar  meydana çıkacaktır. Derece derece onlar sınırlarını, alanlarını genişletecekler ve kendi kurallarını inşa edecekler, okullarını ve diğer kurumlarını başlatacaklardır. Derece derece, daha da fazla bağ içinde olacaklardır.

Diğer yandan, bu süreç Yukarıdan idare edilebilir. Bizler yukarıdan denemeye başlarız; nitekim herhangi bir kriz yukarıdan başlayıp aşağıya iner; her şey baştan bozulmaya başlar. Bizler görüyoruz ki, bir çok ülke bütünüyle buhranlı durumlar içinde ve hükümetlerin er ya da geç  insanları ıslah edecek bir bilgi sisteminin olduğunu idrak edeceğine inanıyoruz. Nitekim medeniyetimizi bu şekilde ıslah edebileceğiz.

Umuyoruz ki çok fazla kan kaybetmeden bu açıklığa kavuşur.

Özetlersek: Şayet kişisel olarak ilerleme sağlamak istersek, bu yalnızca genişleyebilirsek mümkündür. Eğer bir grup genişlemeyi durdurursa, genişlemez ise ilerlemesini durdurur. Nitekim bu içine yeni insanlar katılmadığı için değil; bizlerin yalnızca kalan nüfus ile elimizden gelen en iyi kapasite ile çalışması gerekir. Bunun için, her şeyden önce bizlerin organize olup kendimizi hazırlamamız gerekir. İşte bu yüzden, integral eğitim  metodolojisi üzerinde yoğunlaşmak bu sebeple önemlidir.

Bazılarınız bunu bir yük olarak, gerekli veya gereksiz ve hatta tehlikeli olarak da görebilir. Fakat bu bir yük değildir; bu aynı Kabala, aynı çeşit toplum organizasyonu veya aksine ruhun parçaları olup, hepsi bir ruha ve bir koşula yani ”dostunu sev” prensibine gelir. Burada yeni olan bir şey yoktur; bu yalnızca aramızda var olan bağ yasasına ait açıklamalardır. Bu yasalar belli, normal olan bir insanın konuşma dili gibi, yalnızca Kabalistler’e değil de herkes için belli olan, açıklığa kavuşan yasalardır. İşte bu kadardır; daha fazlası değildir.

Gruplarımız bile Kabala Bilgeliği konusu bölümleri ile ilgili ve kolay şekilde uygulanabilecek şekilde, ciddi şekilde çalışma yapmak ve üzerinde yoğunlaşmak üzerine eğilmişlerdir. Buna benzer şekilde bizler de, diğerlerine gerçekte kolaylıkla uygulayabilecekleri kuralları öğretiyoruz.

Krasnoyarsk Kongresinden, 14.6.2013, Ders 4

Aile Ticareti Dengenin Bir Göstergesidir

Soru: Yarının aile şirketlerine ne olacaktır? Bizler görüyoruz ki, dört yüz yıl boyunca var olmuş Avrupa’daki fırınlar, bütün krizlerden geçerek bugüne kadar işlevlerini sürdürmeye devam etmişlerdir.

Cevap: Aile var oldukça aile ticareti de sürecektir. Nitekim aile, insan toplumunun kurucusudur. Yok olacağını düşünmüyorum. Bizler şimdi zor bir aile entegrasyon yoksunluğu sürecinden geçiyoruz. Fakat aile şirketleri, hem belli başlı firmalar ve küçük özel girişimler de sistemin temelidir.

Yoksa başka kime itimat edeceksiniz? Kime güvenebileceksiniz? Bunlar bir şeyler vermek ve yardım etmek istediğiniz akrabalar ve yakın kimselerdir. İşte bu yüzden aile şirketleri, dengenin bir göstergesi olarak kalmayı sürdürecektir.

Kadınlar da buna da dahil olabilir; nitekim onlar ticareti daha bile fazla güçlendirirler. Kadın bunun ayakta durması için bir anahtardır.

20.3.2013 Kab TV, ”Zaman İçinden”

Kaçınılmaz Bir Yol

Baal HaSulam, ”Yaradan sevgisi ve yaratılmış olanların sevgisi”: ”Dostunu kendin gibi sev”den hemen sonra gelen seviye bütünleşmektir.

Diğerlerini sevme emri bizi Yaradan sevgisine getirir. Bu bütün fırsatları ile güvenli  ve gereken bir yol ve seviyelerdir. Bilmediğimizi söyleyip veya her birimiz gerekeni aldığı için hareket etmedik gibi değişik bahaneler ile bundan kaçmak  mümkün değildir.

”Dostunu kendin gibi sev” gibi ıslah, bütün diğer ıslahları da dahil eder ve en nefret edilendir; nitekim kendi tabiatımızın zıttı olup, bunu anlamak için başka bir seçeneğimiz yoktur, bu temeldir. Islah gereksinimini keşfetmediğimiz sürece bizler, bizi amaca götüren yola gelemeyiz.   

Soru: Üst Güce nasıl memnuniyet getiririz; diğerlerine iyi davranarak mı?  

Cevap: Esas itibarıyla, bu aynı şeydir. Tüm yaratılanların, bütün insanların ”Yaradan’ın oğulları” olduğunu düşününüz. Kaynaklarda bu söyleniyor. Yani şayet oğluna iyi davranırsan, Yaradan’a da memnuniyet  getirirsiniz.

Bir  keresinde Yaradan, Yunus peygambere büyük Ninova (Nineveh) şehrini 250.000 yaşayanı ile birlikte, günahlarına rağmen kuşatamayacağını söylemişti. Burada verilen mesaj açık : ”Şayet onlara sevgi gösterir ve korursan, bana memnuniyet getirirsin.”

Yaradan’ın bizden memnuniyet alması için kabı (kli) yoktur. Bunun için, aramızda yayılan bütün hakikat, her birimizin ve Yaradan’ın arasındadır. Nitekim bu hakikatta ise, diğer insanlar önce gelir.

Islah için gereken metodun dağıtımı ve dünya konusunda endişeli olmak, uygulamamız gereken en değerli hareketler olup, bizler buna odaklanmalıyız. Tabii ki, bizler  dünya ile kendimizi nasıl ilişkilendirebileceğimizi bilmek için öncelikle kendimizi ıslah etmeliyiz.

Bunun hesabı şöyledir: ”Ben Yaradan’a memnuniyet getirmek için her şeyi yaparım. Ben bunu dünya hakkında endişe duymak,  insanlar konusunda endişe duymak şeklinde ifade ederim. Doğadaki durağan (cansız), bitkisel ve hayvansal seviyeler de kendi ıslahlarına bağlı kalacaklardır. İnsanlar ile ilgilenebilmek için, benim de kendimi ıslah etmem gerekir; yani benim de kendimi düzelterek bu ıslaha başlamam gerekir.”

2.6.2013 tarihli Kabala dersinin 4. bölümünden, Baal HaSulam’ın yazıları     

Toplam 9 sayfa, 4. sayfa gösteriliyor.« İlk...23456...Son »