İnsanlığın Gözlerini Açmak

İntegral Eğitim 3. Konuşma

Prof. Michael Laitman ile psikolog Anatoly Ulyanov’un Konuşması

12 Aralık 2011

İnsanlığın Gözlerini Açmak

Soru: Yetişkinler için integral eğitim metodu teorik ve pratik bölümlerden oluşmaktadır. Ben tabii ki teorik kısım üzerinde durmak istiyorum. Yani dünya üzerindeki her insanın bilmesi gereken bir bilgi paketi ne içermelidir?

Cevap: Ana ders psikolojidir.

Ancak en temel ders, insanlığın ve genel olarak tüm doğanın gelişimi için ayrılmıştır. Ders, öncelikle gelişimi Big Bang’den itibaren ya da gözlemlediğimiz belli bir noktadan itibaren açıklar. Biz ondan önce ne olduğunu henüz bilmiyoruz.

Gelişim, maddenin tutarlı ve aşamalı karmaşıklığından geçerek gerçekleşti. Temel parçacıklar esas “yapı taşlarını” oluşturmaya başladı ve yapı taşları da “yapıları” oluşturdu: Gazlar, gezegenler, yıldızlar ve kademe kademe bu gazlardan oluşan diğer nesneler.

Sonra Dünyamız ve benzersiz bir Güneş Sistemi oluştu. Sürekli yeni gezegenler keşfediyor olmamıza rağmen hâlâ evrende buna benzer bir şey bulamadık ve de bulamayacağız. Bu da şunu onaylar ki bizim gördüğümüz biçimiyle hayat gerçekten benzersizdir.

Ve bunu çözmemiz gerekir: Bütün bu cansız evrende, sayısız güçler ile yayılan gelişim düşüncesinin belirli planın bu çarpıcı özelliği nedir? Aniden bu düşünce sadece cansız nesnelerde değil bitki, hayvan ve insan doğasında da gelişmeye başlar. Cansız maddenin bitki haline, hayvan haline dönüşmesi, şaşırtıcı ve anlaşılmaz bir fenomendir!

Ve insan daha da anlaşılmaz bir olaydır: Hayvandan farkı nedir, bu konudaki sınır nerededir ve insanda özel olan nedir? Tabii ki biz ona çok şey atfedebiliriz ancak prensipte insan ve hayvan arasındaki farklılığa dair doğru ve açık bir tanım henüz bulamadık. Yeryüzündeki bütün insanlara “hayat” kavramını açıklamamız gerekir: Madde nasıl geliştikçe gelişir ve belirli evrelerden geçer? Bu evreler, tüm evrenin gelişimine; tüm büyük dönüşümlere ve başkalaşımlara benzerler.

Sonra, en önemlisi, ortaya çıkan ve büyüyen bencilliğin etkisi altında gelişen insan toplumunun incelenmesine geçiyoruz: Bencillik nedir? Kendi türünü koruma seviyesinde bir bencillik vardır; bu doğal bir bencilliktir fakat bir de kendini diğerlerine karşıt yapan bencillik vardır. Yani değişimin her seviyesinde, bencilliğimiz bizi gelişmeye zorlar. Neden cansız seviyesinden bitki seviyesine  ve sonra hayvan ve insan seviyesine gelişir?

”İnsan” seviyesine geldiğimizde -ki bunun yüz bin yıl kadar eski olduğunu varsayalım- kişi çoktan kendi iç varlığını geliştirmeye başlamıştır. İç varlığı da aynı dört aşamadan geçerek kendi gelişimini tecrübe eder.

Bizi ileri iten bencil arzular, cansız formlarından, bitkisel, hayvansal ve insan formlarına evrimleşirler. Onun için bugün, insanlığın böylesi hızla katlanan bir gelişimi oluyor. Aniden 20. yüzyılda nasıl büyüdüğümüzü görüyorsunuz!

İnsanî bencil gelişimi temel olarak alarak, bütün tarihi açıklamamız gerekir. Yani, gittikçe büyüyen bencillik, bizim sürekli olarak değişmemizi ve teknoloji, sanayi, halkla ilişkiler, sosyal sistemler, aile gelenekleri ve kültür gibi alanları geliştirmemizi sağlar. Tüm bunlar bizim bencilliğimizden kaynaklanmaktadır. Bencilliğin özü, her insanda ve insan gruplarında ortaya çıkar ve yavaş yavaş milletleri ve medeniyetleri oluşturur.

İnsanlık tarihinin kendisi büyük ilgi çeker: Neden bazı dramatik olaylar, teknolojik atılımlar ve devrimler vardır? Eğer tüm bunlar büyüyen bencilliğin çeşitli formları olarak görülürse, tarih oldukça ciddi bir açıklama gerektirir. İnsan aniden kökenini görmeye ve kendini gelişimin bir unsuru olarak, farklı şekilde algılamaya başlar. Ne için? İşte konu budur.

Bugün bu soruya cevap verebiliriz? Çünkü bencillik, yirminci yüzyılın ortalarından başlayarak gelişmeyi bıraktı ve ekonomik olmayan bir genel depresyon dönemi başladı. Günümüzde buna içsel olarak tanık oluyoruz, insanlar gittikçe daha çok varoluşun anlamını sormaya başladılar. Eskiden filozoflar sorardı, hatta onların hepsi de sormazdı; bugün birçok sıradan insan bilinçsizce kendine bu soruyu soruyor. O sorunun kendisini hissetmiyor, ama boşluğu, depresyonu hissediyor. Dolayısıyla, uyuşturucular, terör, ailede anlaşmazlık ve benzeri şeyler var.

İlk önce doğrusal olarak, sonra katlanarak gelişen ve sonra doygunluk noktasına ulaşan bencilliğin, bizi şimdi olana nasıl getirdiğini göstermemiz gerekir. Bu doygunluk noktasının sonunda, bencilliğin entegrasyonu yer almaktadır.

Ve burada, biz bütünsel olarak bağlı olduğumuzu hissettiğimizde, yeni ve tamamen anlaşılmaz bir resim ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu kelebek etkisidir: Tüm düşünceler ve tüm arzular birbirine aktarılır. Doğal olarak, internet, evrensel bağ ve küresel iletişim gelişiyor. Bencillik, bu iletişim teknolojilerini aramızda geliştirmemiz için bizi zorluyor.  Ama biz içsel olarak gelişmiyoruz.

İlginçtir ki aynı bencillik, bizim içsel bağımız için geçerli değildir; yani bizi birbirimize sadece doğanın katı seviyesinde bağlar. Kendi irademiz aracılığıyla birbirimize bağlanmamız gereken yerde ise çalışmamaktadır. Burada kendi katılımımızı eklemek zorunda olduğumuz bellidir.

Sonuç olarak, tüm resmi incelediğimizde, doğanın bize içsel bağımızda boş alan gibi bir şey bıraktığını görüyoruz. Eğer biz bu alanı doldurmazsak, o zaman büyük bir integral mekanizmaya, her şeyin birbirine bağlı olduğu bir analog sisteme benzeyeceğiz, fakat en önemli parça, yani sistemin bütün unsurlarını birleştirmek için bizim bilinçli katılımımız eksik olacak. Sonunda ortaya çıkıyor ki bu sistemin beyni kapalıdır. Günümüzde bu daha fazla hissediliyor.

Bu parçayı açmak yerine, yani kendi aramızda ortak bir arzu ve ortak düşünceler oluşturmak ve bunları birleştirmek yerine, bugünün sorunlarını geçmişin lineer (doğrusal), bencil yöntemleriyle çözmeye çalışıyoruz, yani integral ilişkiler alanında korumacılığı oynuyoruz ve bu nedenle bu iki sistem hiç birbirine uymuyor. Son zamanlarda, bizim karar mekanizmamız ve bunun uygulanışı, bizi sürekli  yıkıma, iflasa, genel anlaşmazlığa ve bölünmeye götürüyor.

İnsanlık, bugün başarılı olamadığını anlamaya başlıyor ve bunun nedenlerini arıyor, ama aynı bencillik yüzünden, tam olarak henüz herhangi bir açıklama dinlemeye hazır değil ve büyük bir zorlukla buna razı oluyor.

Burada, elbette çok büyük bir sorunla karşı karşıyayız. Bizim ilk görevimiz, bunu yavaş yavaş açıklamak ve açıklamalarımızı saygın bilim adamlarının görüşlerine ve bilimsel verilere dayandırmaktır. Evrenin sistemini, onun hareketini ve onun içindeki yerimizi açığa çıkarmak zorundayız. Bilinçli katılımımız aracılığıyla bu sisteme eklememiz gereken bu çalışmayı, bu eki, insanlara göstermemiz, sistemi tamamlamamız ve uyumlu hale getirmemiz gerekir. Temel ders budur.

Anlamaya Başlamak

Soru: Nedeni kendisine açıklandığı takdirde, kişinin öğrenmeye hazır olduğunu tecrübelerimizden biliyoruz. Neden bencilliğin evrimi üzerine bir ders onun için gereklidir?

Cevap: Bu dersten, tüm bu zincirin sadece başlangıcını değil, aynı zamanda sonunu da öğrenecektir. Kendisinin bu zincirin içinde var olduğunu hissedecektir. Tüm olan bitenin nereye gittiğini görecektir. Bu temele göre, tüm kişisel durumları hakkında doğru kararları verebilir.

Soru: Varsayalım, ben gezegenlerin nasıl oluştuğunu biliyorum. Bunun benim hayatımla ilgisi nedir?

Cevap: Bu, dünyaya genel bakışın bir parçasıdır, insanı hayvanî tarafının biraz üzerine yükseltir. Birkaç milyar yıl öncesine geri baktığında ve gelecekteki onlarca hatta belki de yüzlerce yıla baktığında, kişi şu an içinde var olduğu, neredeyse sonsuz zaman ekseninde, kendini küçük, zayıf, bağımlı bir eleman olarak görmeye başlar. Ve bu noktada, onun içinde şu soru ortaya çıkar: “Ben kimim?”

Bu eksen üzerinde, kişi kendi hiçlik durumunu gördüğünde, onu bu durumun üzerine, yeni bir duruma yükseltmek mümkün olacaktır. “Bütün bunlar benim altımda, hepsini yönetebilirim, gerçekte daha yüksek bir seviyedeyim ve zaman, yer ve tarihin sınırlamaları ötesine geçebilirim,” diye hissetmeye başlayacaktır. Bu, onun içinde beliren aydınlanmanın başlangıcıdır.

Benim Seçmediğim Arzular

Soru: “Bencilliğin Gelişimi olarak Evrim” üzerine temel ders ne kadar ayrıntılı ve kapsamlı olmalıdır?

Cevap: Mümkün olduğu kadar ayrıntılı ve kapsamlı olmalıdır, çünkü tüm diğer dersler bu temel dersten kaynaklanacak ve onun parçaları olacaktır.

Sonraki ders, özgür irade ile ilgilidir: Özgür irade var mıdır, varsa aslında nedir? Bu ders çok geniştir ve birçok konuyu içerir. Biz sadece özgür iradenin var olup olmadığını ve nerede, nasıl uygulanabildiğini incelemiyoruz, aynı zamanda özgür iradenin tam olarak doğanın hangi elemanlarında var olup olmadığı, insanlarda olup olmadığı, gelişimin hangi aşamasında olduğu, özgür irade ile onun yokluğu arasındaki farkın nasıl ayırt edileceği gibi konuları da inceliyoruz.

Sonuçta, arzularımızın nereden ortaya çıktığını bilmiyoruz. Ben onların benim olduğunu düşünüyorum, fakat aslında onlar dışarıdan gelirler. Nereden? Neden?Arzular, beni çevreleyen toplumun etkisi altında içimde ortaya çıkar: TV izlerken aniden bana gösterileni arzu etmeye başlarım ve bilinçsizce bunu kendi arzum olarak algılarım. Ertesi gün, dün TV’de  gördüğümü satın almak isterim ve kendi arzumu gerçekleştirdiğimi düşünürüm. Bu şekilde nasıl kandırıldığımızı ve malların bize nasıl satıldığını hepimiz anlıyoruz.

Bunun hepsinin anlatılması, açıklanması gerekir, çünkü bu, karar alma mekanizması ile özgür irademin nerede olduğuna dair farkındalık ile ilgilidir. Bana dayatılan her türlü fikirden ve değerden özgür olabiliyor muyum, aslında onlar ne değerdir ne de fikirdir, sadece ticaretten ibarettir.

Geliştirdiğimiz ve öğrettiğimiz her konu,  insana  geniş bir faaliyet alanı sunar, bu nedenle bilgi sunumu pek çok örnek ve tartışma ile yapılmalıdır. Bazen, materyali kişiye sadece kürsüden  veya kafadan sunarsanız, kişi bunu algılamaz. Ancak, çeşitli açıklamalar, oyunlar ve durumlar aracılığıyla, ona anlatılanı anlamaya başlar.

Özgür Olmayan “Özgür İrade”

Soru: Özgür irade nerede bulunur?

Cevap: Bu dünyadaki kişide özgür irade yoktur. O zaten tamamlanmış bir durumda doğmuştur. Doğuştan gelen ve kendisinin seçmediği iç niteliklerini, çevrenin etkisi altında geliştirir. Ona etki eden ne içsel ne de dışsal değişkenler onun tarafından seçilmiştir ve bu yüzden burada hiçbir özgürlük yoktur.

Özgürlük, sadece belirli bir çevreyi seçmekte bulunur ki böylece çevre, benim istediğim biçimde beni şekillendirir. Nasıl bir kişi olmak istediğime göre çevremi seçerim.

Burada da bir problem vardır: Neye dayanarak şu veya bu çevreyi seçiyorum? Genel olarak, kişi tamamen olgunlaşana ve neye ihtiyaç duyduğunu anlayana kadar, burada açıklık kazanması gereken daha birçok içsel durum vardır. Prensip olarak, kişi bunu kalbinde anlar, hisseder: Tam olarak özgür iradem nerededir? Ve bu kolay değildir. Ama hemen hemen herkesi bu duruma getirmemiz gerekir.

İnsanlar Arasındaki İçsel İletişim Teorisi

Soru: “Bencilliğin Gelişimi olarak Evrim” dersi hangi bölümlerden oluşur?

Cevap: O tamamen her şeyi kapsar. İçereceği konular şöyle: Kültür, iletişim, aile, milliyetler, medeniyetler ve insanlık tarihi ki buradan bugünkü hayatımız ve gelecek koşullar için çok sayıda veri ve örnekler alabiliriz.

Dün ne olduğunu bilmekle, bugün neler olup bittiğini daha iyi anlayabilirim ve sonra bir şekilde geleceği etkileyebilirim. Şahsen, tarih ve coğrafya hayranı değilim ama bencilliğimizin gelişimi temelinde, tarihi gerçekten bilmemiz gerekir. Bu, nasıl geliştiğimizi anlamamız konusunda bize yardımcı olur.

“Bencilliğin Gelişimi olarak Evrim” ve “Özgür İrade” derslerinden ayrı, diğer derslerin daha psikolojik bir yapısı olacak. Bu iki ders ve psikoloji  dersi arasında yer alan ilk ders, realitenin algılanması üzerinedir, yani ontoloji (varlıkbilim) veya bilgi teorisi üzerinedir. Çevremizdeki dünyayı nasıl algıladığımızı, beş duyu organımızı inceler; bu dünya bizim beş duyumuzda nasıl yansıyor ve algımız ne ölçüde kişinin içsel durumlarının ve niteliklerinin bir sonucu oluyor.

Algımızın objektif olup olmadığını ve onu nasıl etkileyebildiğimizi  araştırıyoruz. Sanki birbirimizin yerine geçmişiz gibi, farklı bakış açılarından, farklı noktalardan bu dünyayı algılamamıza imkân verecek içsel değişkenleri oluşturabilir miyiz?  Diyelim ki sen dünyayı  bir açıdan görüyorsun, ben de başka bir açıdan ve sonra biz sanki birbirimizin bakış açılarını değiş tokuş yapıyoruz.

Birisiyle iletişim kurarken, her zaman diğer kişinin bizi anlamasını  isteriz. “Beni anlıyor musun? Ne demek istediğimi hayal edebiliyor musun? Kendimi doğru ifade ediyor muyum?” Yani, her zaman doğru iletişim  için endişe duyuyoruz. Ama bu hiçbir zaman gerçekleşmiyor, çünkü biz başka bir kişinin içine girip, dünyaya onun açısından bakamıyoruz. Birbirimizi duygusal olarak algılama tekniğini edinmeden, başkasının özelliklerini ve duygularını anlamadan ve dünyayı onun gözleriyle görmeden, birbirimizi anlamayacağız.

İntegral bağ, dünyadaki tüm insanlara, birbirleriyle bu içsel teması edinmelerini öğretmeyi içerir. Biri başkasının yerine geçebilir, sanki ben senin içine taşınıyorum ve sen de benim içime. Ancak o zaman  gerçekten birbirimizi anlamaya başlayacağız.

Bunu doğanın herhangi iki unsurunun eşleşmesinde  görebiliyoruz. Eğer bende bir  “ben” unsuru ve orada da bir “sen” unsuru  varsa ve birbirimizi anlamak istiyorsak, biz müşterek olmalıyız, yani senin tüm özelliklerini ve benim tüm özelliklerimi birlikte birleştirmeliyiz. Yani, sen benim özelliklerimi algılıyorsun ve onların aracılığıyla kendi yaşamını ve dünyayı hayal edebiliyorsun ve  ben de seninkiler aracılığıyla yapıyorum. Ancak o zaman hepimiz doğru şekilde bağ kurabiliriz.

Teknolojide de aynı şey geçerlidir. İki parçanın kenetlenmesi için,  benzer olmaları gerekir. Bunlar birbirine zıt olsalar dahi (örneğin, biri dışbükey ve diğeri içbükey), onları birleştirdiğimizde, tam olarak birbirine uygun olmalıdırlar. Yani, birbirinin şekline sahip olacak şekilde oluşturulmalı ve ayarlanmalıdırlar. Islahımız buradadır, birbirimize uyacak şekilde ayarlanmamızdadır.

Bu konu, sadece teorik bir dersin bir parçası değildir, çünkü tamamen pratik sonuçlar sağlar ve dünyayı anlama çalışmasıdır. Bu olmadan, hiçbir iletişim olmaz. Ayrıca, dünyayı birbirimiz aracılığıyla içsel olarak görmeden dünyayı anlamamız mümkün değildir. Pratikte, dünyanın tüm insanlarıyla entegre oluşumuzda öyle bir duruma varmalıyız ki sanki ben diğer herkesin içinde varım, hepsini hissediyorum ve onların aracığılıyla dünyayı algılıyorum.

Ve ben bunu karşılıklı olarak müşterek yaptığımda, sanki arzum ve eğilimim ile onlara bağlanıyormuşum gibi yaptığımda, aniden farklı bir dünya görürüm: Çok yönlü, yedi milyar kere büyümüş ve aynı zamanda birleşmiş, yani çok sayıda hücreden eş zamanlı olarak oluşmuş tek bir bütün, petek gibi, çünkü ben her bir kişinin içinden bakmaktayım. Bu dünyaya nüfuz etme gücünün artması gibi olağanüstü bir tablo ortaya çıkıyor. Bu gerçek ontolojidir, pratik bilgi teorisidir.

Açıklamak, Açıklığa Kavuşturmak, Netleştirmek …

Soru: “İnsan insana” düzeyinde, realitenin algılanması bir sosyal fenomen midir? Ya da burada, doğanın  algılanmasını da  – cansız, bitkisel ve hayvansal –  dahil edebilir miyiz?

Cevap: Yok. Her şeyden önce, biz sadece insan toplumuna, aramızdaki iletişime önem veriyoruz.

Doğal olarak, doğada bulunan diğer bütün parçalar bu sürece bağlanır. Biz otomatik olarak daha düşük seviyeleri de kendimize dahil ederiz. Eğer o kişiyle doğru şekilde iletişim kurabiliyorsak, bununla ilgili hiçbir sorun yoktur.

Dahası, şunu anlamak gerekir: Eğer ben çevreye bağlı isem, o zaman onu kendim için nasıl oluştururum? Beni çevreleyen toplumu, beni belirli bir biçime dönüştürmesi için, kendim için nasıl inşa ederim; bir sonraki ders bunu inceler. Arzu edilen bir sonraki durumumu, biçimimi elde etmem ve integral etkileşimin doğru bir elemanı haline gelmem için hangi çevrede, hangi tesirin altında olmalıyım.

Burada, bunu tekrar düşünmeliyim: “Bana gerekenler nelerdir? Tam olarak benim kendi doğam nedir? Arzu edilen durumum nedir? Çevre beni ne şekilde etkiler? Benim hangi özelliklerimi etkiler? Belki de bende olan bazı özelliklere etki yapamıyor, bazılarına ise seçici olarak etki yapıyor. Bu durumda, kendimi çevrenin etkisi altına sokarken, bir şekilde kendimi daha da geliştirmem gerekir. Bütün bunları nasıl kontrol edebilirim?”

Yani bu ders sayesinde, kim olduğumu ve  çevrenin ne olduğunu öğrenmem gerekir. Pratik olanlar da dahil olmak üzere, bir sürü açıklama getirmek zorundayım.

Bu ders tamamlandıktan sonra, pratik çalışmalar başlar: Çevreyi değiştirmenin yardımıyla nasıl kendimi istenilen yöne  doğru daima değiştiriyorum?

Soru: Bunun hepsi ontoloji ile idrak ile ilgili mi?

Cevap: Bunun hepsi kendi aralarında birbirine geçer.

Bir Japonu Nasıl Anlarsınız?

Soru: Dünya küresinde yaşayan insanlar, farklı bilinç sistemlerine sahiptirler. Örneğin, Avrupalılar sözde  yatay, Japonlar ise dikey bilince sahiptirler. Bu konunun içine ne kadar girmem gerekir? Japonları anlamayı öğrenmem gerekir mi, yoksa beni çevreleyen insanları anlamam benim için yeterli midir?

Cevap: Bu hiç fark etmez! Dünyaya bir Japonun  veya bir Çinlinin, Ukraynalı birisinin veya Afrikalı birisinin gözüyle bakma niyetinde değilim. Bununla ilgilenmiyorum. Beni ilgilendiren asıl şey, kendimi değiştirmek, böylece herhangi bir yabancı görüşü, isteği ve  düşünceyi, aynen kendiminkini yapacağım şekilde kabul eder ve içime alırım. Hepsi bu kadar. Ve bunların ne tür olduğu hiç önemli değildir.

Diyelim ki Japon bir kadından bir çocuğum oldu. Görüyorum ki onun kendine özgü bir dünya görüşü, dünyayı algılama sistemi var. Peki, ne olmuş yani, mutlaka benim görüşümü benimsesin diye ona baskı mı uygulamam gerekir? Bu imkansızdır!

Dünyanın farklı algılanması, bugün yok edilemeyen böylesi bir sisteme doğru gelişmiş beyin fonksiyonlarının belli bir değişim yapmasının sonucudur.

Bizim integral eğitim yönteminin tümü, sadece kendini tanımaya dayalıdır ve kesinlikle kendini veya diğerlerini bastırmaya dayalı değildir! Bastırma araçlarını kullanırsak, doğa ile uyuma yönelik olan doğru evrimsel hareketten kendimizi tamamen kesmiş oluruz. Doğanın buna tahammülü yoktur!

Bize, doğa bizi zorluyor gibi görünür, ama bu sadece, gönüllü olarak ilk doğru hamleyi kendi başımıza yapmamız içindir. Ve biz bu iyi niyeti bulana kadar ve doğru ilk adımı atana kadar, doğa bizi sürekli zorlayacaktır. Ancak, doğa bizim atmamız gereken adımı bize göstermez.

Bu yüzden oğlumu geliştirmek için mümkün olan tüm yöntemleri denemeliyim. Otantik kitaplarda dendiği gibi: “Çocuğu kendi yolu doğrultusunda eğitin,”  yani doğanın ona vermiş olduğu kendi eğilimlerine ve içsel potansiyeline göre eğitin.

Dünya Adamı

Dünya ve hayat ile ilişkimiz tamamen değişeceği için, bir insanın tüm kaynakları – zihin ve kalp, arzular ve düşünceler –  fiziksel bedeninin varlığı için en gerekli olanlar dışında, doğa ile uyum sağlamak için atılacaktır. Ve o zaman onun başlangıçtaki niyetini, akışını, en üstün düşüncesini tamamen anlayacağız ve böylece aynı seviyeye yükseleceğiz, yani doğum ve ölümden daha yüksek bir seviyeye.

Bahsettiğimiz şeyi sadece hayal etmemiz yeterlidir. Çünkü eğer doğanın tümünü algılarsam, o zaman onun  öyle bir seviyesini bilirim ki oradan kendime küçük, geçici bir elemana bakarmış gibi bakarım. O zaman, kendimden daha yukarı çıktığım için, sanki kendime farklı bir seviyeden bakmış olurum. Burada insan, hayatın anlamı ve varoluş ile ilgili sorulara kesinlikle net cevaplar bulur.

Doğal olarak, bu onun zihniyetini, davranışını, kültürel, sosyal ve toplumsal ilişkilerini etkiler. O, dünyayı ve kendisini farklı görür. Geçici ve bozuk bakış açılarına dayanmadan düşünmeye başlar: Bugün buradayım ve yarın yokum, dolayısıyla eğer artık burada olmayacaksam, ne yaparım?

Kendimizin sonsuz zaman ekseninde var olduğunu görmeye başladığımızda, içimizde meydana gelen büyük değişimi hayal bile edemeyiz. Sonra, vücudumuzu bize eşlik eden bir hayvan olarak  algılarız.

İçimizde öyle bir psikolojik sistem gelişmeye başlar ki başkalarıyla, kendimizle ve dünyayla nasıl ilişki kurduğumuzu kökten değiştirir ve böylece kendimle ve başkalarıyla sonsuzluk konumundan ilişki kurmaya başlarım. Ve bu, beni tamamen değiştirir, yükseltir ve ciddi bir dünya adamı yapar.

“Aile İdaresi” üzerine Dersler

İntegral eğitim sisteminde her ders, her birimizi bir kişi olarak ve toplumun ayrılmaz bir bireyi olarak değiştirmek için büyük bir anlam taşımaktadır. Ve buradan aile idaresi üzerine daha küçük, daha pratik dersler çıkıyor. Bu, aile içinde, eşler arasında, çocuklar ve ebeveynler arasında olan davranışları, eğitimi ve ev idaresini içerir. Burada etik ve ahlak içerikli birçok soru ortaya çıkar.

Tüm bu derslerin, hayatımızından birçok örnekler verilerek, bir psikolog tarafından yürütülmesi gerektiğine inanıyorum: Nasıldı ve nasıl olmalı, daha önceki hallerden (ev, evlilik, ev işleriyle ve çocukların yetiştirilmesiyle ilgili) yeni hallere geçişte nasıl bir köprü kurmalı.

Çocukların yetiştirilmesi ve ebeveynlerin çocuklar üzerindeki etkisi ayrı değerlendirilir. Biz aile bağlarını koparmayız, ebeveynlere herhangi bir baskı yapmayız ve Sovyet döneminde çocukların yatılı okullara gönderildiği ya da İsrail Kibutzlarında çocukların  ebeveynlerinden alınarak ayrı yetiştirildiği zamanlarda olduğu gibi ebeveynleri çocuklarından uzaklaştırmayız. Genel olarak söylersek, onlar iyi amaçlar peşindeydiler, ancak her şey birey üzerine kuvvet uygulamaya dönüştü. Bu şekilde olmamalıdır.

Biz hiçbir şekilde bir aileyi yok etmiyoruz. Sadece insanların birbirlerine doğru şekilde entegre olmalarını öğretiyoruz. Onlar içsel olarak birbirlerine karışmalı, öyle bir şekilde bağ kurmalı ki o zaman aile, integral toplumun taşıyıcısı haline gelir ve  diğer benzer sistemlere bağlanan tek bir birimi, küçük bir sistemi içerir.

Soru: Bu nasıl yapılabilir? Onlar nasıl birbirine bağlanabilir?

Cevap: Eğer ebeveynler ve çocuklar temel olarak aynı dersleri görürlerse, ancak her biri kendi yaşına ve zihniyetine göre, o zaman hiçbir sorun olmaz. Bu nedenle kaçınılmaz olarak değişmeye başlarlar ve bu değişiklikleri aile içinde konuşarak ele alırlar. Burada utanç ve çekinmenin hiç yeri yoktur çünkü toplumun tümünün değişmesi gerekir.

Şimdi hepimiz bu oyunu oynamalıyız, özellikle de kendimizi doğanın iyi etkisi altına koymamız için. Çünkü aksi takdirde doğa, onunla aramızda olan çelişkiyi gösteren bir sonraki gelişim ile bizi bunu yapmaya zorlayacaktır ve biz bunu büyük bir acı ve ıstırap olarak hissedeceğiz.

İntegral  Ailenin Sırrı

Soru: İntegral ailede, görmeye alışık olduğumuz geleneksel aileden farklı olan nedir?

Cevap: Farklı kaynakları, farklı doğaları oluşturan erkek ve kadın arzuları, kendi aralarında iki kutup yaratmaya yönelik olmalıdır, yani evrenin yapı taşı haline gelebilecek şekilde birbirine bağlı olma durumu.

Otantik metinlerde yazdığı gibi, koca ve karısı bir bütündür  ya da “aynı soydandır.” Gerçekten birbirine zıt olan iki kişidirler ve aynı zamanda da birbirlerine bağlıdırlar. Ya doğal olarak birbirlerine bağlıdırlar ya da özel bir yöntem aracılığıyla, çünkü burada doğa aslında bize tam tersi verileri gösterir. Buna dikkat etmek önemlidir.

Ancak bu sadece ailenin birleşmesi ve güçlenmesi değildir, daha ziyade ortak bir uyum sağlamak üzere güçlenmesidir. Bu yüzden tamamen farklı bir şekilde, farklı bir anlamda meydana gelir. Bu çok önemlidir! Bu durumda çiftler sadece kendileri için değil, başkaları için de sorumluluk hissederler, çünkü daha büyük bir bütünün parçasıdırlar ve bu daha büyük bütüne “bağlanmama” durumunda, onların sisteme verdiği rahatsızlık ile orantılı olarak, doğanın olumsuz bir tepki vermesine neden olurlar.

Diyelim ki eşim ile birlikte genel sisteme 10 gramlık bir rahatsızlık veriyorum. Genel sistemin sadece küçük bir parçası olduğumuz için, bu 10 gramlar tüm sistemin karmaşıklık katsayısı ile çarpılır, böylece kilogramlara veya tonlara dönüşürler. Ve sonra her şey bize geri gelir, bize baskı yapar ve bizi değişikliğe zorlar.

Şu an yaptığımız ve gelecekte yapacağımız hatalar bile doğru sonucu harekete geçirirler. Bunu istenmeyen, üzerimize zorlanan ve rahatsız edici bir şey olarak algılarız. Ama özellikle hatalarımızın sonuçları bizi ileriye doğru götürür.

Yalnızlığı Kov!           

Soru: Ailesi olmayan ve belki de hiçbir zaman ailesi olmayacak kadınların neden integral aile dersini alması gerekir?

Cevap: İntegral toplumda böyle bir duruma düşüleceğini sanmıyorum, herkesin bir ailesi olduğu duruma geleceğimize dair şüphem yok. Bilakis insan, dünyayı etkilemesi için ailenin birincil araç olduğunu hissedecektir. Bu birincisi.

İkincisi, genel nüfus içindeki erkek ve kadın sayısı, birbirimize karşı nasıl davranacağımıza bağlıdır. Doğanın bu şekilde düzenlenmiş olduğunu anlamamız ve fark etmemiz gerekir. İlişkilerimiz aracılığıyla, arzu edilen nicel ve nitel verilerimizi doğaya sunacağız ve böylece doğru bağlantıları ve birimleri oluşturacak bir nesil elde edeceğiz. Bu sadece bizim ahengimize  bağlıdır.

Bugün, kendimizle, birbirimizle ve doğa ile uyum içinde olmadığımız için, kendilerine uygun bir şey bulmakta zorluk çeken çocuklar doğuruyoruz. Onları bütünselliğe göre yetiştirmiyoruz ve bu nedenle bugün dünya parçalanıyor.

Eğer bu konuya dünya çapında yaklaşırsak, sadece bu sayede çocuklarımıza tamamen farklı  bilgi  verileri, yeni “genler” aşılayacağız. Çocuklarımız öyle bir şekilde doğmuş olacaklar ki onların ortak doğa alanı, yani hepimizi doğru gelişime ve belirli bir amaca doğru yönlendiren alan, onları birbirine benzerlikle toplayacaktır. Her biri hızla kendi çiftini bulacaktır.

Baskı ve Kısıtlamalar Olmadan

Soru: İntegral eğitim kursunun önemli bir kısmı akılcı ekonomiye veya mantıklı tüketim ekonomisine dairdir. Bu nedir ve hangi temele dayanır?

Cevap: Daha önce integral toplumda hiçbir zorlama ve herhangi bir kısıtlama olmadığından bahsetmiştik. Yani, orada belli  bir sosyal çerçeve vardır ve siz bunun içinden ne isterseniz ve ne severseniz onu seçersiniz. Bu yiyecek, ev, giyim, güvenlik, sağlık, eğitim, vb. için geçerlidir. Tek istisna, herkes için zorunlu olan  eğitimdir.

Bu bakımdan, herkesin üzerinde çok net bir baskı var, hatta zorlama bile diyebilirim, gerçi insan toplumu tarafından değil, doğa tarafından zorlama var. Biz sadece bu verileri alıyoruz ve kendi konforlu varlığımız için uyguluyoruz.

Bütün küçük ihtiyaçlar söz konusu olduğunda, o zaman kolektif gelişimimize paralel olarak, neyin gerekli olup olmadığına dair aramızda tartışmalar düzenlememiz gerekecek. Bu arada, Kibutz uygulamasından öğreneceğimiz bir şey var: Onların bunu yapmak için çok ilginç bir yöntemi vardı. Bir insan gerçekten  kendisi için bir şeye ihtiyaç duymaz mı ya da aksine, kendi kişisel elbise dolabına ihtiyacı var mı?

Tabii ki, herkes kendi zevkleriyle uyumlu, kendisi için daha uygun ve sağlıklı olan belirli ürünleri  seçer. Hiç kimse, kimseyi aynı yemeği yemeye zorlamayacaktır. Gerçi prensipte, giysiler, eşyalar, daireler, vb. gibi tüm bu şeyler oldukça standarttır.

Eğer bir kişi yoğun bir şekilde içsel gelişim ile meşgul ise, gerekli olan tüm bedensel, fiziksel ihtiyaçlarına olan ilgisi aslında azalır ve bunlara dair ek bir tatmin, doyum ve bazı özel tatlar ve renkler aramaz. Bütün bunlar onun için tamamen ilginç olmayan, önemsiz şeyler haline gelir, tıpkı araştırmasında derinleşen bir bilim adamında olduğu gibi. O etrafta eski püskü elbiselerle dolaşabilir çünkü bu onun için önemli değildir. Bir yerde bir lokma bir şey yer ve bu yeterlidir, önemli olan şimdi tekrar çalışmaya devam edebilecek olmasıdır.

Yani, toplum, gelirin optimal düzeyini, hiç kimse için aşırı ya da yetersiz olmayacak düzeyi belirlemek için, sürekli araştırmalar yürütecektir. İntegral toplumda, her kişi kendi ihtiyacı olan her şeyi  depolardan  alacaktır ya da belki büyük bir malzeme, dağıtım ve teslimat sistemi bu amaçla organize edilecektir.

Aşırılıklardan Özgürleşmek

Soru: İntegral toplum programının uygulanmasında, başlangıçta, olası her tür farklılığın bir şekilde üstesinden gelmeliyiz. Diyelim ki, komşusunun 150 metrekarelik evi yerine, 40 metrekarelik bir evin  ona yeterli olduğuna dair kişiyi nasıl ikna ederiz? Ne tür gerekçeler kullanabiliriz?

Cevap: Biz entegrasyona doğru ilerledikçe, insanlar yaşam tarzlarını değiştirecekler. Her insana, başkalarını rahatsız etmeden çalışabilmesi için, kendi odası gerekecektir. Her kişi için bir odanın, ayrıca ortak bir oturma odası ve mutfak, banyo gibi destek alanlarının yeterli olduğunu düşünüyorum. Bu normal bir yaşam alanıdır. Aşırılıklar peşinde koşmayı bıraktığımızı ve örnek ev olarak bu standartı benimsediğimizi varsayarsak, tüm insanlar için bu koşulları sağlayabiliriz.

Aynı şey yiyecek için de geçerlidir. Bir insan için gerekli olan gıda miktarını hesaplamak çok basittir. Bu, muhtemelen kişinin ulusal, kültürel, vb. alışkanlıklarına uygun olan bir set olabilir, fakat çeşit açısından kısıtlıdır, yani bugün süpermarket raflarında bulunan 50 çeşit sosisten daha azdır. Böyle bir çeşitlilik açıkça gereksizdir. Mevcut durumda, birileri bu şekilde sizin üzerinizden para kazanmaktadır. Ancak, kazanç söz konusu olmadığı zaman, geçim konusu netleştiğinde, tüm bu aşırılıklar otomatik olarak kaybolur.

Kriz sırasında, yüz milyonlarca insanın işsiz kaldığını göreceğiz ve onların satın alma gücü dramatik ölçüde azalacak. Bu tabii ki, fazlalık olan düzinelerce çeşit gıdanın  raflardan kaybolmasına yol açacak, çünkü hiç kimse onları satın almayacak. Bu kesintiler doğal şekilde olacak ve bu konuya dair endişe duymamalıyız. Dünya, tüm aşırılıkları, normal ve sağlıklı bir hayat için gerekli olan temel ihtiyaçlardan doğal bir şekilde ayıracaktır.

Yorum: Biliyor musunuz, sosyalist sistem altında yaşayan insanlar, sonunda büyüyen açıklar ile karşılaştılar, temel ihtiyaçları edinmek için büyük bir zaman ve çaba harcadılar. Dolayısıyla, bu onlar için biraz ürkütücü çünkü hemen uzun kuyruklar kafalarında canlanıyor.

Cevap: Hayır, kuyruklar olmayacak. Her şey evlere teslim prensibine göre organize edilecek diye düşünüyorum. Siz ihtiyacınız olanı sipariş edeceksiniz  ve gıda desteğinden sorumlu bir organizasyon, tüm ihtiyacınızı size teslim edecek. Aynı şekilde, diğer organizasyonlar da ev onarımı gibi diğer tür hizmetleri sağlayacaklar.

Bunlar, belirli endüstriler, tarım, vb. yanı sıra, insanlık ile kalacak, gerekli türden işlerdir. Yani, aslında biz  zamanımızı ve enerjimizi  gerçekten ihtiyaç olan şeylere harcayacağız.

Kendi Yarattığımız Ahenk

Soru: Akılcı ekonomi dersinde insanlara hangi mesajı aktarmalıyız?

Cevap: İnsanlara çok ilginç istatistikler göstermemiz gerekecek: insanlığın  harcaması gereken kaynakların miktarı, doğa ve insan kaynaklarını, enerjiyi en etkin kullanma yolu, vs. Yani, insanlara, doğayla uyumlu olma dersini öğretiyoruz, hayvanlar gibi doğadan gereksiz olan hiçbir şeyi almadıklarında olduğu gibi.

Sonuçta, günlük yaşamlarımızda hayvanlardan farkımız yok. O halde, neden ihtiyacımız olandan daha fazlasını doğadan almalıyız? Hayvan kendine bir çukur kazar, gıdasını depolar, içgüdüsel olarak ürer, çocuklarını yetiştirir, diğer yaratıkları öldürür ve yer – ama asla kendi ihtiyacından fazla olacak şekilde değil. Ve bizim  de aynı şekilde hareket etmemiz gerekir.

Her şey, yalnızca  doğa ile uyumlu biçimde çalışmalıdır. Bizim durumumuzda farklı olan tek şey, biz bu ahengi bilinçli olarak elde etmeliyiz. Cansız, bitkisel ve hayvansal seviyelerde ahenk içgüdüsel olarak sağlanır. Biz ise ahengi kendimiz yaratmalıyız.

Gezilerin  Değerli Faydası

Soru: İntegral eğitim kursunun içerdiği diğer bölümler nelerdir?

Cevap: Bizim çalışmalarımızda en önemli olan şey, tüm insanların hem teoride hem de pratik uygulamada kendi aralarında entegre olmayı gerçekleştirmesidir, yaşa ve cinsiyete bakmadan: erkekler, kadınlar ve çocuklar. Çalışmalar, psikolojik eğitimler, bu mesajı kitlelere ve küçük gruplara götürmek ve insanı  bozmaktan ziyade onu eğitecek, bütünüyle yeni medya araçlarını oluşturmak,  tüm bunlar bizim en önemli  ve öncelikle uygulamalı dersimiz olmalıdır.

Daha önce bahsettiğimiz diğer derslerde de çocuklar ve yetişkinler ile düzenlenen pratik çalışmalar vardır, bir psikolog tarafından yürütülür. Fakat  yukarıda bahsettiğimiz dersler, temel  derslerdir.

Ve çocukların eğitimine dahil edilen büyük bir etkinlik de herhangi bir şirkete, fabrikaya, planetaryuma veya diğer yerlere yapılan gezilerdir. Çocukları tarım ile hayvanların dünyası ile tanıştırırız, doğada var olanı en saf biçiminde onlara göstermek için, neden doğanın cansız, bitkisel ve hayvansal  seviyelerinin birbirlerine ilişkin olarak bu şekilde geliştiklerini göstermek için. Bu konuda, eğitimsel filmleri, orman, göl, deniz, vb. yerlere yapılan gezileri, doğadaki bütünsellik ve  etkileşim hakkında  doğru ve çok net sonuçları içeren açıklamaları kullanırız.

Sonra, insan toplumunu çalışmaya devam ederiz: İnsan toplumu nasıl doğanın hayvansal parçasından gelişti, mağaralardan çıktı, ağaçlardan indi ve daha sonrasında kendi gelişiminde ne elde etti, yani evimiz olan sığınaklar yerine ne inşa ettik, mamut avlamak yerine ne şirketler kurduk ve birbirine bağlı olan, karşılıklı yardım ve destek  durumunu nasıl oluşturduk. Her türlü tıbbi, mali, sanayi ve araştırma kurumlarının nasıl düzenlendiğini, arz ve talebin nasıl işlediğini ve insanlığın tüm bu sistemler üzerinden nasıl bağ kurduğunu inceleriz. Ve elbette, evreni inceleriz.

Hayatı ve dünyayı incelemek amacıyla, çok ciddi geziler yaparız, yalnızca çocuklar için de değildir. Gezilerin, çocukların zihinlerini ne kadar genişlettiğini ve onları anlayışlı yetişkinlere dönüştürdüğünü görüyoruz. Her gezi sonrasında, çocuklardan bir rapor isteriz: Neredeydiniz, neler gördünüz ve neden işler öyle ya da böyle oluyor.  Sonra tartışma gerçekleşir. Tüm bunlar materyalin iyice kavranması için yardımcı olur. Bu tür geziler haftada birden fazla olmaz, çünkü sonra bunu tartışmak, bunun hakkında kompozisyonlar yazmak, vs. vakit alır.

Yetişkinler için de aynı şeydir, onlara göre çörekler ağaçta yetişmektedir, yani onlar da üretim süreçlerini bilmiyorlar ve insanlığın onlar için ne yaptığına dair hiçbir fikirleri yok. Yetişkinler için olan geziler de bütünselliğe ve birbirine bağlı olmaya yöneltir. Bu nedenle, sizin faydanız için çalışan tüm dünya sayesinde var olduğunuzu anlamak, eğitim, manevi destek ve karşılıklı yardımlaşma  hissi açısından çok önemlidir. Eğer bu bilgiyi insana bu şekilde sunarsak, onun dünyadaki her şeye bakışı büyük ölçüde değişir.

Bu gezilerden ortaya çıkan en önemli kısım, böyle bir üretim türüne ihtiyacımız olup olmadığını sorgulamamızdır. Bu ihtiyaç duyulan bir şey midir yoksa o olmadan da yapabileceğimiz bir fazlalık mıdır; bizi sekteye uğratmaz çünkü o olmadığında yokluğunu hissetmeyiz. Yani yavaş yavaş  insanlara, dış dünyaya değil, daha çok iç dünyaya dikkatlerini vermelerini öğretiriz.

Discussion | Share Feedback | Ask a question




"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

Önceki Yazı: