Evrenin Yeni Paradigması

İntegral Eğitim, 2. Konuşma

Prof. Michael Laitman ile psikolog Anatoly Ulyanov’un Konuşması

12 Aralık 2011

 

Evrenin Yeni Paradigması

İnsanlığın bugünkü gelişimi çok ilginç bir sonuca yol açıyor: Eğer daha önceleri, çalışmaya günde en az on saat adadıysak, bu konuya olan yaklaşımımızın günümüzde tam tersine değişmesi gerekiyor. Biz iş aramak zorunda olmamalıyız. Herbirimiz, sadece normal bir yaşam kalitesini ve geçim düzeyini sağlayacak ölçüde çalışmalıyız.

Bu, minimum bir seviye değildir; gerekli olarak kabul edilen bir standarttır. Biz bu seviyeden daha fazlasını edinme peşinde değiliz; anlıyoruz ki bizi çevreleyen doğa ile dengeye girmenin tek yolu budur.  Alma gücü ile verme gücü arasındaki denge – her kişi topluma ne kadar geri verirse, toplumdan o kadar alır – hepimizi, tüm insan toplumunu doğaya göre dengeler.

Bu durumun sonucu olarak, insan büyük ölçüde boş zaman kazanacaktır. Ortaya çıkan boşluk, bu ahengin edinilmesi aracılığıyla doldurulmalıdır. İnsan, başkalarıyla birlikte diyalog içinde gelişmelidir. İnsanların günde 7-8 saat boş vaktinin olacağı ve bu vaktin doldurulmadan kalacağı gerçeği, doğanın programı tarafından önceden harekete geçirilmiştir. Biz, teknolojiyi, iletişimi, uluslararası ticareti ve hizmetleri bu şekilde boşuna geliştirmedik; böylece günde sadece iki saat çalışarak, gerekli olan tüm ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek duruma gelebiliriz.

Bu durum, doğadan gelen bir programdır ve buna nesnel bir gerçeklik olarak bakmalıyız. Bize kalacak olan boş zaman, kendimizi gerekli dengeye getirebilmemiz için özellikle tasarlanmıştır. O zaman doğada, tamamen farklı, yeni bir varoluş seviyesini keşfederiz: Yaratılışın amacının olduğu seviyeyi; Üst Yönetimin olduğu seviyeyi. Biz de dahil olmak üzere tüm evreni yöneten mekanizmayı hissetmeye başlarız.

İnsanlara bunu açıklamamız gerekiyor ve belli bir süre için onları, yaşam üzerine yeni bir bakış açısına doğru yönlendirmeliyiz. Bu modern paradigmadır; insanların bunu anlaması ve buna alışması gerekir. Onların, hayata, dünyaya ve her şeye dair tüm düşüncelerini, planlarını ve yaklaşımlarını değiştirmeleri gerekir. Yani en önemli ideal, en yüce değer, “biz” olmalı. Bu da aramızda birliği edinmek ve doğayla dengede olmak demektir.

Yeniden Okul Masalarına!

Soru: Çocuklar üzerine İntegral Eğitim metodumuzda, bazı temel prensipler vardır: Kız çocuklar için ayrı, erkek çocuklar için ayrı eğitim; daha büyük olan çocuklar, kendilerinden daha küçük olan çocuklara öğretirler; öğretim ise “daire içinde” ve tartışmalar aracılığıyla yapılır. Özellikle, soyut eğitime karşılık olarak, pratik yaşam eğitimine özen gösterilir. Bu prensipler yetişkinler için farklı mıdır?

Cevap: Neredeyse hiçbir fark yoktur; çünkü burada hepimiz tamamen çocuklar gibiyiz, yeni bir şey öğrenmek üzere olan çocuklar gibi.. Bugün yeni bir dünya, yeni bir hayat ve yeni bir yaklaşım keşfetmeye başlıyoruz. Kendimizi değiştirmek ve yepyeni bir dünya keşfetmek zorundayız. Bize yaklaşan bu yeni integral dünyayı anlaması gereken çocuklar gibiyiz.

Bu integral dünyanın yaklaşımını, bir kriz olarak hissetmemek için tüm eylemlerimiz onunla uyumlu bir hale gelmeye yönelik olmalıdır.

Bugün, doğa bize, tüm parçaları dengede ve karşılıklı taviz içinde olan, integral, birbirine bağlı ve karşılıklı olarak dengede bulunan bir sistem biçiminde davranmaya başlıyor. Biz bu sistemin en önemli unsuruyuz! Ve bunun için kendi üzerimizde çok çalışmalıyız ve anlamalıyız ki tüm bunlar birinin kaprisi, uydurması veya felsefi spekülasyonu değildir: Bu, gerçekten de doğanın kanunudur.

Bu kanun, kendini mutlaka insan toplumunda gerçekleştirecek olmasına karşın biz ona uymuyoruz. Örneğin, birisi bizi dairesel bir çerçeve içine yerleştirmeye çalışıyor, ancak biz kare şeklindeyiz ve yuvarlak bir çerçevede çalışamıyoruz ve orada kriz yer alıyor. Dolayısıyla, tüm yetişkinlerin yeniden okul masalarında oturması ve yeni bir dünyada yaşamayı öğrenmeleri, kendilerini yeni bir dünyaya hazırlamaları gerekecek.

Soru: Merkezinizdeki çocuk yetiştirme deneyimlerine dayanarak, çalışmaların bir daire içinde yapılması ve video ile çekilmesi gerektiğini söylediniz ki böylece daha sonra çocuklar dışarıdan nasıl göründüklerini görebilecekler. Bu, oldukça etkili bir teknik. Bu tekniği yetişkinlerin eğitiminde de kullanabilir miyiz?

Cevap: Aynı yöntemleri kesinlikle kullanabilirsiniz çünkü yaş önemli değildir. Tek önemli şey, içine girmemiz gereken yeni dünyadır; yeni toplumsal sistem açısından bizim konumumuzdur. Bu sistem açısından hepimiz çocuğuz ve onu incelememiz, giderek kendimizi dönüştürmemiz ve ona göre şekillendirmemiz gerekir.

Karma Eğitim veya Karma Olmayan Eğitim

Soru: İntegral eğitim kurslarında sınıf düzeni nasıl olmalıdır? Kadınlar ve erkekler birlikte mi yoksa çocukların eğitiminde olduğu gibi ayrı olarak mı çalışmalılar?

Cevap: Elimizden geldiğince çok engeli ortadan kaldırmamız gerektiğini düşünüyorum. Erkekler ve kadınlar birlikte oturdukları zaman, bu genellikle ek engellere yol açar. Sonuçta hepimiz insanız ve normal içgüdülere sahibiz, ancak eğitim sırasında bunları ortadan kaldırmak daha iyidir.

Dünyada bugüne kadar karma olmayan eğitim uygulayan birçok eğitim kurumu bulunuyor. Ve uygulamalar, bunun karma eğitimden daha etkili olduğunu gösteriyor. Bu yüzden erkekleri ve kadınları ayırmak en iyisidir.

Ancak, erkek ve kadın gruplarının, belli bir süre, hazırlık döneminden sonra, ortak konuları tartışmak ve bunlara açıklık kazandırmak amacıyla birleştirilmeleri gerekir. O zaman görebileceğiz ki ele alınan materyalin temelinde, değişmiş oldukları için ve dünyaya dair objektif integral bakış açısını kazandıkları için, tartışmaları ve konuşmaları yeni bir ilişkiler sistemini oluşturmaya başlamak biçimini alır. Birbirlerini kontrol ederek, ortak bir şey yaratmaya başlarlar: Erkek ya da kadın parçası olanı değil, ancak herkes için ortak olanı: Gelecekteki integral toplumun tam bir prototipi.

Fakat burada, birkaç nesil de dahil olmak üzere, çocuklara ve ailelerine olan yaklaşımımızı tartışmamız ve buna göre bunları netleştirmemiz, görüşmemiz ve uygulamamız gerekir.

Kişinin Yaşı Öğrenmeye Engel Değildir

Soru: Çocukların eğitiminde yaş aşamaları şöyledir: Sıfırdan üç yaşına kadar, üç yaşından altı yaşına kadar, altı yaşından da dokuz yaşına kadar. Yetişkinlerin eğitiminde bu tür aşamalar var mıdır?

Cevap: Aşamalar vardır. Ancak bunlar, insanların yaşına bağlı değildir. 18-20 yaşında yetişkinliğe erişmiş bir kişi için, daha sonraki gelişimi yaşa bağlı değildir. Sadece materyalin teorik ve pratik olarak içselleştirilmesine bağlıdır.

Pratik çalışmalarımızda görüyoruz ki 20-25 yaşında erkekler, kadınlar ve onların anne babası olacak yaşta ve hatta büyükanne ve büyükbabası olacak yaşta insanlar var. Onların o kadar canlı tartışmaları oluyor ki aralarındaki yaş farkı kesinlikle hissedilmiyor çünkü tamamen yeni, hatta beklemedikleri kişisel, ailevi ve sosyal ilişkileri tartışıyorlar.

Derslerde sorulan sorulardan ve tartışmalara katılma şeklinden, yaşın ne kadar konu dışı olduğunu gözlemlemek çok ilginçtir. Ancak yaşça büyük olmak farklılık arz eder; çünkü tecrübe yıllar içinde zamanla edinilir.

Biz o zamana kadar insanlara öncülük etmeliyiz. Gruplara daha fazla yeni insan gelecek ve bu gruplar birleşecek. Ayrı olan erkek ve kadın grupları da birleşecek ve birleşmiş bir grup olarak çocuk gruplarıyla birleşecekler ve sonra yeniden ayrılacaklar.

Yani, öğrenciler topluluğunu karıştırmalıyız ki böylece onlar yaşamın farklı durumlarını doğru şekilde anlamaya ve onlarla uğraşmaya hazır olsunlar. İş yerindeki ortak ilişkiler, yöneticiler ve astlar ile komşularla, hoşlanmadığınız veya sevdiğiniz insanlarla ve bir şekilde iletişime geçmek zorunda olduğunuz akrabalarla olan ilişkiler. Dolayısıyla insanlar arasındaki ilişkilerde belli bir dönüşüm başlayacaktır.

Bu konuyla ilgili olan her şey hakkında konuşmalı ve her şeyi tartışmalıyız. İnsan bunu tecrübe etmeli, yaşamalı, adeta diğer insanların iç haline girmeli, kendini onlarla karşılaştırmalı ve sonunda onlarla tek bir bütün olmak üzere birleşmeli.

Dolayısıyla insanın içinde, oynanacak bir sürü sahne yer alacak ve bu süreçte video filmler ve tartışmalar çok yardımcı olacaktır.

Grup İçinde Eşitlik

Soru: Varsayalım, bir kişi altı aydır veya bir yıldır integral eğitim sistemini çalışıyor ve başka biri ise daha yeni başlıyor. Bu insanlar, aynı alanda birlikte mi eğitilmeliler? Yoksa daha deneyimli olan kişi yeni başlayan kişiyi eğitir prensibi mi kullanılmalı?

Cevap: Tecrübeli kişi ile yeni başlayan kişi aynı grup içinde eşit koşullarda olamaz. Bizim dünyamızda çocukları yirmi yıla kadar ya da biraz daha küçük bir yaşa kadar yetiştiririz ve sonra onları dünyaya bırakırız. Onları hayata hazırlayana kadar onlara çocuk gibi davranırız. Kendi seviyemizi onlara aşılarız: Güvenlik seviyesini, desteği, dünyaya yavaş yavaş dahil olmayı, eylemleri, işleri ve davranışları için sorumluluk duygusunu.

Yeni başlayanlara da aynı şekilde davranmalıyız: Onlara çocuklarımız gibi davranmalı, onları desteklemeliyiz. Ancak onlardan hemen doğru davranışı beklememeliyiz. Pratikte yeryüzündeki tüm insanlar,  integral eğitimde gösterdiği sonuçlara göre sınıflandırılacaktır.

Kendini İfade Etme İmkânı Olarak Oyun

Soru: Çocukların integral eğitim sisteminde gruplar çok büyük olmamalıdır. Yaklaşık on kişi ve bunlardan ikisi de eğitmen olmalıdır. Bu prensip yetişkinler için de geçerli mi?

Cevap: Yetişkinler için bu çok daha kolaydır çünkü yetişkinler nihayetinde daha  sorumlu insanlardır. Onlar memnuniyetle eğitmene odaklanırlar ve onunla birlikte tartışmalara katılırlar. 30-40 kişi için bir eğitmen ya da 50 kişi için iki eğitmen yeterlidir. Yetişkinleri bir arada tutmanız, onları motive etmeniz ya da onlarla eğlenmeniz gerekmez ancak sadece bir oyun şeklinde onları yetiştirmeniz gerekir. Birincisi budur.

İkincisi, insanların çok ciddi bir içsel dönüşümden geçmesi gerektiğini anlamamız gerekir. Bu, insanın kendisi üzerinde çok büyük bir psikolojik çalışmadır, kendisiyle tanışmasıdır: Ben kimim?  Bu nedenle, kendisini dışarıdan görebilmesi için onu bu oyunda filme almak gereklidir.

Sonuçta, biz her zaman oynuyoruz. Yıllar önce gördüğüm, benimsediğim ve bugün yeniden oluşturduğum belli bir imajı temsil ediyorum. Böylece kendimizi idare ediyoruz. Bu, psikolojiden anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu pratik derslerde en önemli görev, daha sonra kopya edebilmesi için kişiye maksimum şekilde doğru imaj çeşitlerini sağlamaktır.

Kişi, kendisinin onları tekrar oluşturacağı ve kontrol edeceği gerçeğine göre, kendisinin gerçekte kim olduğunu anlayacaktır çünkü onun içsel eğilimleri ve nitelikleri, oyunda oynadığı imaja ilişkin olarak sürekli ortaya çıkacaktır. Bu mesafe, “ben kimim” ve  ‘’ben neyi oynuyorum’’ arasındaki delta,  sonunda kendini edinmesi ve bilmesi için kişiye yardımcı olacaktır. Bu da en önemli şeydir. O zaman kendinizi, içinizdeki doğal nitelikleri, özellikleri ve yetenekleri gerçekten ifade edebilirsiniz. Herkes kendini ifade etme fırsatına sahip olduğunda ise dünya gerçekten integral hale gelecektir.

Ayrıca tüm öğrencilerimizi, en geride kalanları bile yeni integral toplum için eğitmenler olarak eğitmeliyiz. Kişinin sadece pasif bir öğrenci olmaya ve sadece kendisi için öğrenmeye hakkı yoktur: Başkalarını eğitebilmek üzere öğrenmelidir. Kişi, insanlar arasındaki yeni ilişki biçimine hakim olduğu ölçüde, bu ilişkinin aktif bir parçası haline geldiğini ve bunu daima daha ileri taşıması gerektiğini hissetmelidir.

Yani, bizimle altı ay veya bir yıl kadar çalışan öğrenciler, mutlaka yeni başlayanların gruplarına öncülük etmelidirler. Başlangıçta tabii ki eğitmenleriyle birlikte çalışmalılar ve sadece sınırlı konuları ele almalılar. Bu onlar için kesinlikle şarttır. Tam olarak burada kendi becerilerini geliştirirler. Böylece başkaları da tam olarak onlardan bu şekilde öğrenirler.

Öğrencilerimizi öğretmenler olarak hazırladığımız gerçeğini gizlememize gerek yoktur ve onları hemen uygun bir öğretim çerçevesine yerleştirmemiz gerekir. Birincisi, bu onları materyali daha dikkatli incelemeye ve daha iyi anlamaya mecbur bırakacaktır. İkincisi, kendileri ve diğerleri arasında daha sıkı bir bağ geliştireceklerdir. İntegral eğitimde en önemli nokta uygulamadır.

Tüm Çelişkilerin Üzerinde Anlaşmaya Ulaşmak

Soru: İntegral eğitim derslerindeki çalışmaları planlarken konuları daha önceden belirlememiz gerekir mi? Bu konuları belli derslerde ele almalı mıyız?

Cevap: Hayır, tartışmalar sürecinde her türlü çalışma konusuyla oynamamız gerekir. Bunların çoğu, jüri, yargıç, savunma avukatları, tanıklar, sanık ve kurbanların bulunduğu bir “mahkeme”  biçiminde olacaktır. Aslında, bu karakterlerin toplamı her duruma uygundur. Hatta sıradan hayatlarımızda bile eşler ya da komşular arasında böyle durumlar vardır; herkes belli bir konuma sahiptir. İki taraf birbirine karşı durur: Bir grup bir taraftadır, bir grup diğer taraftadır, bağımsız bir yargıç, yardımcıları, vb.

Aynı zamanda birkaç eğitmen de soruna doğru şekilde yaklaşmaya ve mümkün olduğunca objektif olmaya yardımcı olabilmek için katılır.

                                                                                                                                                                                                                                                                                      Genel olarak hayattaki tüm olası durumları netleştirme sürecinde, sorular, tüm çelişkileri kesinlikle açığa çıkararak maksimum bütünselliğe ulaşmak üzere yöneltilmelidir. Kişi, bütün insanların farklı olduğunu ve herkesin kendi fikrinde kalabileceğini anlamalıdır ancak bunun üzerine yükselerek, diğer insanlarla uzlaşmaya ulaşması gerekir. Kişi için seçtiğimiz ceza değildir; özellikle bu genel anlaşmanın, mahkemenin sonucudur.

Mahkeme, tüm katılımcılar, bağımsız yargıç da dahil olmak üzere aralarında tam bir anlaşmaya varana kadar sürer. Yani, onlar içlerinde hâlâ çelişkili görüşlere sahip olabildiklerini anlarlar. Mahkeme süresince tüm bunlar ortaya çıkmıştır ancak anlaşma tüm çelişkilerin üstündedir.

Doğanın Dilini Anlamak İçin Öğrenmek:

Soru: Çocukların integral eğitim sisteminde hiç ceza yoktur. Çocuk ile birleşiriz ve onun “insan” parçası ile konuşuruz: “Gel görelim, neler oluyor sana, bencillik sana ve bize ne yaptı.” Yani insan ve bencillik arasındaki ayrıma odaklanırız. Bu tür eylemleri yetişkinlerle de gerçekleştirmek mümkün müdür?

Cevap: Daha yoğun bir şekilde olması gerektiğini söyleyebilirim. Yoğun kelimesi, bunun önemini vurgulamak için anahtar kelimedir.

Çocuk ile oynuyoruz çünkü o henüz gelişmediği ve kendisini dışarıdan göremediği için ona anlayışlı yaklaşmamız gerekir. Şimdilik o sadece “Ben”i algılıyor başka hiçbir şeyi değil. Diğer insanları fark etmez bile.

Belli bir yaşta,  “İç Ben” ve “Dış Ben”, diğer insanları ve ilişkilerimiz gibi kategorileri ayırt edebilir hale gelir. İki yıl, üç yıl, beş-altı yıl, dokuz yıl, on iki yıl gibi geçiş dönemleri ve sıçramalar vardır. Süreçler insanda birikir ve bir sonraki aşamada kişinin dünya görüşü değişir. Dünyayı bir şekilde farklı görmeye ve anlamaya başlar.

Yetişkinlerde ise bu, yeni sistemin algısına adapte oldukları ölçüde gerçekleşir. Bu, etraftaki her şeyin birbirine bağlı olduğunu anlamayı, bu sisteme ve gruba dahil olmayı ve integral bilgiyi içerir. Yavaş yavaş kendini ve başkalarını genel bir bütün olarak ve ondan kaçamayacağı bir takım olarak algılamaya başlar. Yani küçük bir tekne ile fırtınalı bir denizde gibisindir ve güvenliğin sadece senin işbirliğine bağlıdır. Eğer endişeleniyorsan deniz dalgalanacaktır; eğer sakin duruyorsan, deniz sakin olacaktır.

Doğanın bizlerle bu şekilde oyun oynadığı ortaya çıkıyor. Doğa bizi bir sonraki koşula doğru ilerletmek istediği zaman bir fırtına çıkarır. Sonra biz ister istemez ve yavaş yavaş değişiriz. Aksi takdirde kurtulamayız.

Doğanın bu dilini anlamayı öğrenmek, onu algılamaya başlamak, onunla konuşmak, yani onu görmek zorundayız. O zaman doğayı gerçekten kontrol edebileceğiz.

Aramızdaki integral bağın derecesini kontrol edebilir hale geldiğimiz zaman bunun doğayı ne kadar etkilediğini göreceğiz: Birçok kasırga, deprem, tsunami, farklı hava koşulları, devrimler ve isyanlar, aramızda ve kendi kişisel yaşamlarımızda olabilecek her şey. Bütün bunların arasında doğrudan ve anında bir etkileşim olacaktır; ilişkilerimizin kalitesi ile doğrudan bir bağ. İnsanın bu etkileşimi bulması ve hissetmesi çok önemlidir. Sonrasında insan doğa ile nasıl konuştuğunu ve onu nasıl etkilediğini görmeye başlayacaktır.

Bugün bu konuda üzerinde tahmindeyiz. Doğanın insan üzerindeki etkisi ve insanın doğa üzerindeki etkisi ve aralarındaki etkileşim hakkında pek çok teori vardır fakat o kadar; yani bu, sadece teori düzeyindedir.

İntegral eğitim sistemimizin sonucu şu olmalıdır: İnsan grupları az ya da çok doğru olan davranışlarının sonucunda doğadan karşılık olarak gelen tepkiyi gerçekten hisseder. Doğa ile bu iki taraflı kur yapma durumu – “sen bana, ben sana” – doğaya ilişkin olarak sen, “biz” olduğunda, insanı ve dünyayı algılamasının bir sonraki seviyesine yükselir; kişi o seviyede gerçekten var olur. Doğanın iç güçlerini, değişim motorunun bizi nereye yönlendirdiğini ve doğanın arzusunu hissetmeye başlar.

Birdenbire hiçbir zaman tanımadığımız şeyleri doğanın içinden ortaya çıkarırız. Bu, Wolf Messing, Vanga gibilerine ya da diğer peygamberlere ait özel yeteneklerin tezahürü değildir. Bu, gerçekten bir iç tefekkür seviyesidir. İnsan, doğanın planını edinmeye ve her şeyin bir sebep nedeniyle yaratılmış olduğunu ve geliştiğini anlamaya başlar. Her şey çok özel ve kesin bir programa sahiptir. Biz bu programa göre gelişiriz ve aktif olarak ona katılabiliriz.

Bu, bizi varoluşun bir sonraki seviyesine götürür. Bu seviyede artık kör değilizdir; kendi içgüdülerini uygulayan doğanın çaresiz parçaları değilizdir. Rasyonel ve tam güçlü varlıklar haline geliriz.

Eğer doğayı karşılıklı etkileşimimiz sayesinde aramızda daha fazla veya daha az bir ilişkiye doğru çeşitli şekillerde etkilemeyi sağlayabilirsek hepimiz her şeyi yapabilir oluruz! Aramızdaki daha geniş etkileşim sayesinde, ışık hızının üstüne çıkabiliriz. Hiçbir kısıtlama yoktur. Neredeyse, şu anda tanık olduğumuz tüm doğa kanunlarının sınırlarının ötesine gidebiliriz ve doğanın kendi seviyesine yükselebiliriz.

Kendi Kaderinin Üzerine Yükselmek:

Soru: Bir psikoterapist olarak, insanların integral eğitim programında üç-beş yıla kadar çalışacaklarını tahmin ediyorum. Sizce herhangi bir zaman kısıtlaması var mı yoksa insanlar tüm yaşamları boyunca çalışacaklar mı?

Cevap: Tüm insanlık, Doğa ile bütünleşmenin en üst seviyesine erişene kadar hepimiz doğaya içsel olarak, neredeyse içgüdüsel olarak bağlı olana kadar, onunla uyum içinde birlikte çalışana kadar. Bundan uzaklaşacağımız ya da bunu reddedeceğimiz bir yol göremiyorum açıkçası. Doğa, her türlü saldırıyla, anında bizi onunla dengeye gelmeye doğru zorlayacaktır.

Ve biz bu duruma ulaştığımızda ne olacağını bilmiyorum. Ama en azından şimdilik, bu gelişim eğilimini izleyerek, yani bizimle ilgili doğanın davranışlarını izleyerek bunun bizi mutlaka mükemmel bir ahenk koşuluna götüreceğini söyleyebiliriz.

Soru: Yani bu yöntemde, sonuçta bizim ulaşacağımız bir tür daha yüksek bir amaç mı vardır?

Cevap: Kişinin böyle yaparak, vücudunun dışındaymış gibi var olan kendi varlığının bilgisel derinliğini algılayacağını düşünüyorum. Vücudumuzda belirli bir süre için var oluyoruz; bilgiler ve onun çeşitli enkarnasyonlar içindeki dolaşımı ise sonsuza kadar vardır. Şimdilik bilginin dolaşımı, vücut aracılığıyla tezahür eder ancak başka görüntüler aracılığıyla da tezahür edebilir.

Pratik olarak söylersek,  işte burada fantastik bir seviyeye çıkıyoruz. Ölümden sonraki yaşamdan ya da ona benzer bir şeyden bahsediyoruz gibi görünebilir. Fakat Wolf Messing gibi birçok kişinin bu dünyada zaten hissettiği seviyelere yükseliyoruz.

Dünyadaki tüm insanların buna ulaşılabileceğini düşünüyorum. Yani insanlar kendi kaderlerinin üzerine yükselirler.

Sevgi Her Şeyi Fetheder

Soru: Grup dinamiği ve insanların etkileşimi sırasında, dostça bir atmosferin yanı sıra, çeşitli duygusal gerilim biçimleri de ortaya çıkar: Nefret ve farklı türde çatışmalar…

Cevap: Tüm bunların gittikçe daha fazla ortaya çıkacağını düşünüyorum çünkü bizi doğa ile anlaşmaya götürmek, doğa ve birbirimiz ile dengeye götürmek üzere sürekli artan bencilliğe – doğa ile olan ilişkilerimizde daha derin katmanlara nüfuz edecek ölçüde – ihtiyacımız olacaktır.  Egomuz üzerine yükselerek ve böylesi büyük bir direnç üzerinde birleşerek, daha büyük bir enerji dağılımı, daha büyük bir enerji basıncı elde edebiliriz ve doğanın içsel parçaları daha fazla ifşa olur.

Egomuz birbirimizle olan etkileşimimizde aramızda duran bir elektrik rezistansı rolünü oynar. Ve ego ne kadar fazlaysa orada o kadar fazla enerji dışarı çıkar.

Bu nedenle bencilliğimizin ifşası her seferinde daha büyük olmalıdır ve çelişki daha yüksek ve daha belirgin olmalıdır. Ancak egolarımızın üzerine yükselerek doğanın daha büyük derinliklerine gireriz.  Ego bizim aracımızdır; onun yardımıyla, bizi her olayda ve tüm seviyelerde parçalayan nefretin, uyuşmazlığın, yanlış anlaşılmanın daha fazla artışı sayesinde doğayı derinlemesine hissedeceğiz.

Eğer buna rağmen aramızda birleşirsek, direnç üzerindeki birliğimiz, doğa ile uyum içinde olmamızı sağlayacak bir araç haline gelecektir. Yani bizim ahengimiz, doğa ile bütünsel bağımız üzerine kurulacaktır. Doğa ile birliğimizin derinliği, doğaya nüfuz edişimiz, aramızda birlikte aştığımız direncin kuvvetine bağlı olacaktır.

 

Gerçek Aramızdaki Bağdadır

Soru: İki kişi arasında nefret olduğunda nefretin oluş nedenini kendi aralarında mı çözümlemeliler, yoksa tüm grup katılmalı mı?

Cevap: Bunu iki kişi arasında çözümlemek çok daha kolaydır. Grupta bizi belli bir şekilde davranmaya zorlayan birçok başka ek faktör vardır. Genellikle amacımız kimin haklı olduğunu göstermek olmadığından dolayı kendi aranızda veya tamamen dürüst olabildiğiniz birkaç dostun varlığında bu çözümlemeleri yapmak en iyisidir.

Hiçbirimiz doğru olamayız; gerçek bizim aramızdaki bağda bulunur. Bu nedenle en önemli şey en büyük çelişkileri belirlemek ve bunların tümünün üzerine yükselmektir. Birbirimize o kadar dahil olmamız gerekir ki sana dair algıladığım tüm negatif özelliklerini pozitif olarak algılayayım.

Kendi çocuğumuzda olduğu gibidir. Çocuğumuzla ilgili her şeyi severiz çünkü “sevgi” bütün negatif şeyleri bastırır. Kendi çocuğumuza dair nerdeyse yanlış olan hiçbir şey görmeyiz. Görsek bile hemen bunu yumuşatır, sevimlileştirir ve onları affederiz. Bir komşunun çocuğuna ise, tersi olur: Onun en ufak olumsuz özelliğini fark etmekle kalmam, sırf o bana yabancı olduğu için bunu daha da abartırım.

Anlamamız gerekir ki birbirimizle birleşerek birbirimizdeki tüm negatif şeyleri pozitif olarak algılayacağımız bir duruma ulaşmalıyız.

İntegral Realitenin Özellikleri:

Soru: Davranışsal psikoloji “karşılıklı anlayış üçgeni” denen şeyden bahseder. Üçgenin iki açısı, iletişimi ve empatiyi üçüncü açı ise ortak realiteyi temsil eder. İntegral eğitimde iletişim bir daire içinde gerçekleşir. Davranışsal psikoloji açısından bakıldığında karşılıklı anlayışın gelişmesi sürecinde empatinin de arttığı kabul edilir. Şimdi bir soru ortaya çıkıyor: Ortak realite, bu bahsettiğimiz bütünsellik midir?

Cevap: Bu realite içinde var olmalıyız. Kendi içimizde değil, kendi dışımızda bizim yarattığımız bu ortak gerçeklik içinde, çünkü objektif realite tam olarak budur. Benim içimde olan her şey özneldir; yani tamamen yalandır. Kendi kendimi oluştururken kendime yalan söylerim. Bu dünya kesinlikle gerçek dışıdır ve benim tarafımdan icat edilmiştir.

Bazen birisiyle konuşurken hayret ediyorum ve görüyorum ki dünyayı çok farklı şekillerde algılıyoruz. Ben bir şeyden bahsederken o tamamen farklı bir görüntü görüyor ve farklı bir şey anlatıyor. Her birimiz kendi deneyimlerimizle geldiğimiz için tıpkı benim gibi o da kesinlikle samimidir.

Yani daha yükseğe, genel arzuya, genel zekâya, genel kalbe ve beyine yükselmek ve hepimizin bütünlüğünü temsil eden insanın kolektif görüntüsü içinden dünyayı izlemek gerekir. O zaman dünyayı tamamen farklı göreceğiz: bireysel olarak değil, doğal içsel niteliklerimizle bozulmuş olarak değil.

Eğer daha fazla kişi “ortak insan” (yani insanın birleşik görüntüsü) sisteminde bir araya gelirse o zaman doğal olarak dünyanın, evrenin ve kendimizin tamamen farklı bir görüntüsünü göreceğiz. Ve bu bugün gördüğümüzden çok daha farklı olacaktır. Sonuçta, dünyanın görüntüsü öznel algıya göre değişir ve psikologlar bunu çok iyi bilmektedir.

Eğer içsel arzularınızı ve özelliklerinizi alırsanız ve bunları diğerleriyle karşılaştırırsanız, yani tek bir bütün olarak ortaya çıkan insanın kolektif görüntüsüyle karşılaştırırsanız o zaman gerçekten de farklı bir dünya izlemeye başlarsınız. Sadece bunu göstermemiz gerekir.

İşte böylece kendinizin üzerine yükselirsiniz ve kendinizi bedeninizden, kişisel niteliklerinizden uzaklaştırırsınız, öyle ki artık bedeniniz sizin için önemli değildir. Uygulamalardan gördüğümüz kadarıyla, bedeni etrafınızda var olan bir hayvan gibi, yabancı biri olarak algılamanız pek mümkündür. O kolektif insan görüntüsüne girdiğinizde, vücudun hayvansal seviyede var olduğunu görürsünüz. Genelleşmiş insan görüntüsü ise “insan” seviyesine aittir.

Fiziksel Bağ Yerine:

Soru: İnsanın içsel psikolojik bir dünyası vardır, fakat aynı zamanda aileyi ve yakın dostlarla etkileşimi içeren daha dışsal, sosyal bir düzey de vardır. Eğer kişi bu integral sistem içinde var oluyorsa, herkesi sevdiği kişiler olarak mı değerlendirir?

Cevap: Kan bağı yakınlığı denen “hayvansal yakınlık” duygusu tamamen kaybolur.Tüm insanlar aynı derecede yakın olur. Dolayısıyla tamamen bütün sınırları aşarız.

Ben ebeveynlerden ve onların çocuklarından bahsetmiyorum –  bunlar çok sıkı bağlardır, ama onlar bile başka bir şekilde açığa çıkmaktadır. Bunu tam anlamıyla uygulamamızda görüyoruz.

Bugünün dünyasında, temel doğal bağların koptuğunu görmekteyiz; onlar artık eskisi kadar güçlü değildir. Ebeveynler çocuklarını yetiştirmeleri için başka ailelere göndermektedir, onları terk etmektedir. Çocuklar ise çok erken yaşta ebevenylerinden ayrılmakta ve onlara karşı özel bir bağ hissetmemekteler. Nesiller arasındaki ilişki kaybolmaktadır.

Herkesi aynı eşit derecede algılamamız için doğa sanki bizi içeriden bu duruma  doğru itiyor gibidir. Nitekim bizim eğitimimiz, insanı hayvansal bağ üzerine yükseltir.

“Hayvansal bağ” ile fiziksel bağı kastediyorum. Sonuçta aslen biz hayvansal seviyeye aitiz. “İnsan” seviyesi ise kolektif, genelleşmiş bir seviyedir; orada doğal özelliklerimiz üzerine ortak bir şekilde yükselmiş olarak tek bir arzuda birleşiriz.

 

Boş Zamanları Nasıl Harcayabiliriz?

Soru: Pek çok aile kendi boş zamanlarını birlikte alışveriş yapmaya adamaktadır. Eğer gelecekte çok fazla boş zamanları olursa insanlar ne yapmalıdır?

Cevap: Tabii ki bugün olanlarla kıyaslandığında büyük bir fark olacaktır.

Bugün insanlar haftada beş ya da altı gün çalışır. Kişi o kadar meşguldür ki eve ayıracak yeterli zamanı kalmaz. Hafta sonlarını ev işleri ve alışveriş yaparak geçirir. Başka nerede vakit geçirebilir ki: Elbette alışveriş merkezlerinde ve süpermarketlerde. Modern insan kültürel faaliyetlerle uğraşmak yerine boş vaktini böyle geçirir.

Ancak bu uygulamamızdan da anlaşıldığı gibi bütün bu davranış unsurları yok olacaktır. Bütün bunlar tamamen farklı faaliyetler tarafından fethedilecektir. İnsanın iç durumları üstün gelecektir çünkü bu durumlar insanın dışsal aktivitelerini belirleyecektir.

Bizim gruplarımızda insanların iletişim kurma eğiliminde olduğunu görüyoruz: okuma, tartışma, çeşitli oyunlar, müzik ve tiyatro. Yani farklı yerlerde olan tüm gruplar, birdenbire kendi aralarında muazzam bir kültürel ortam yaratmaya başlarlar. Tiyatro yapmak, şarkı yazmak ve müzik yapmak isterler; büyük bir yaratıcı süreç devam eder. Bunun, içsel bir talep üzerine, doğal olarak onlarda ortaya çıktığını görüyoruz.

Sanırım, insanları en fazla meşgul edecek şey, kendilerini mümkün olan tüm insani ifade yollarıyla ifade etme arzuları olacaktır; yeni iç ahenklerini, aralarındaki bağı göstermek isteyeceklerdir. Kişi kendisinin üzerine yükselirken, yaşadığı dönüşüm kendi ifadesini bulacaktır. Ve çözüm özellikle bu yeni kültürün çeşitli biçimlerinde olacaktır.

Hatta bunu küçük çocukların durumunda görebiliyorum; bir oyuncak gitar alıp kendilerini bu şekilde ifade etmek istiyorlar. Tabii ki, yetişkinleri taklit ettikleri için gitar onlara çekici geliyor fakat aynı zamanda kendilerini ifade etmek de istiyorlar ve deniyorlar.

Eşlerin İntegral Eğitimi:

Soru: Günde yedi sekiz saati integral eğitim grubunda geçireceğiz. Buraya tek başıma gelebilir miyim yoksa eşimle mi gelmeliyim?

Cevap: Bunu yapıp yapamayacağınızı bilmiyorum. Buna kendiniz karar verin.

Sorun şu ki öncelikle eşleri hazırlamamız gerekecektir ki aralarında olan her zamanki ilişkiye bakmadan bu ilişkinin dışına çıkabilmelerini sağlamalıyız. Onlara çocuklar gibi yaklaşmalıyız ve bu yetişkin çocukların kendi alışkanlıklarına bağlı olmadıklarından emin olmalıyız.

Diyelim ki bir gruba geldiniz. Oraya eşinizle birlikte gitmezsiniz. Öncelikle ayrı ayrı hazırlanmanız gerekir kendinizden yetişkin bir erkek yapmak ve eşinizden yetişkin bir kadın yapmak üzere. Karşılıklı iletişim sistemini anlamak için integral becerilere sahip olmalısınız: toplum içinde, aile içinde, çocuklarla iletişim, hem teorik hem pratik olarak, bunu diğer insanlarla birlikte yürüterek.

Ancak bundan sonra, ancak bazı pozitif ve negatif potansiyelleri biriktirdikten sonra, insanlar kendi eşleri ile birlikte bu gerçek pratik eğitimi yapmalılar. Bunun üzerine çıkmak o kadar kolay değildir çünkü eşler birbirlerinin bazı davranış öğelerine karşı alışkanlık geliştirirler ya da birbirlerinin belli eylemlerine karşı köklü bir tepkileri vardır.

Tüm bunların üzerine yavaş yavaş yükselmeliyiz. Bu nedenle, kişiyi öncelikle geçmiş halinden dışarı çıkarmalıyız, ona yeni bir karşılıklı ilişkiler sistemi sunmalı ve sonra yavaş yavaş onun bu yeni sistem içine sokmalıyız.

Ama kişiyi ailesinden koparmıyoruz. Yani, eşler aile içinde karı koca olarak normal şekilde fonksiyonlarını sürdürürken, aynı zamanda her birini kendi üzerlerine yükseltmemiz gerekir, fakat onların kişisel ilişkilerine dokunmadan.

Neredesiniz, Gerçek Erkekler?

Soru: Hazırlık döneminde erkeğin bir erkek ve kadının da bir kadın haline geldiğini söylediniz. Yetişkin bir erkek olmak ne anlama geliyor? Bu nasıl görünür?

Cevap: Toplumumuzda çok az gerçek erkek görüyorum. Kadınlar ise daha doğallar ve doğaya yakınlar ancak integral doğaya değil.

Ve her ikisi de psikoloji, integral toplumda karar alma tekniği, kendinin üzerine yükselme, kendini kontrol etme hakkında yeterli bir anlayışa sahip değil. Kendinizi bastırdığınız türden bir kendini kontrol edişten bahsetmiyorum; yalnızca birlik adına, nihai hedefimiz adına olan kontrolden bahsediyorum. Kendinizi diğerlerine bağlarsınız.

Bunlar çok ciddi pratik çalışmalardır. Uzun bir süre alacağını düşünüyorum. Temel teori aynı zamanda uygulama ile birlikte çalışılsa da teorik dersler basittir.

Kurslarımızı nasıl, hangi biçime, hangi parçalara böleceğimize dair, derslerin ne kadar süreceğine, süreçleri ve içeriği ne olacağına, nerede bir kursun biteceğine ve bir başkasının başlayacağına ya da eşzamanlı mı olacaklarına dair konuşacağız.

Prensip olarak bu sistem üzerinde uzun zamandır çalışıyoruz ve doğal olarak, toplumun geniş kesimleri katıldıkça bu sistemi daha da geliştireceğiz. Fakat burada insanlara çok geniş kapsamlı bir eğitim vermemiz  gerekir.

Benim “Ben” Felsefesi

Soru: İntegral toplumdan bahsederken genelin fikri uğruna kişinin kendi görüşünden feragat ettiğini her zaman vurgulamaktasınız. Bu konuyu daha detaylı açıklayabilir misiniz?

Cevap: Ben bu konuda birkaç kelime söyleyeceğim. Bunun bütün bir felsefi sistem olduğunu söyleyebilirsiniz.

İlk olarak insanın anlaması gereken şu ki insan kendisini yaratmadı. Olduğu gibi doğdu. Doğa onu olduğu şekilde yarattı. Bir kısım özelliklerini ebeveynlerinden aldı, bir kısım özelliklerini yetişme sürecindeki çevresinden aldı, bir kısmını da nereden, neden ve nasıl olduğunu anlamadan aldı.

Sahip olduğu bütün nitelikler onun değildir; ancak atalarının sayısız nesilleri tarafından gerçekleşmiş bazı iç genlerden ona geçmiştir. Özellikle kişinin yaratılışında, atalardan kalma genler ve ebeveynlerinin kök hücreleri etkindir. Kutsal Kitapta dendiği gibi: “Baba, anne ve onların arasında Yaradan.” Bunların üçü de bu sürece katılır.

Sonrasında, kişi, onu çevreleyen ve kendi değerlerini ona empoze eden toplumun etkisi altında gelişir. Yani insanın içinde kendine ait hiçbir şey yoktur.

Fakat onun kişisel “Ben”i nerede? Hiç belli değildir. “Ben”in ne olduğu belli olmadığı gibi. O benim içimden nereden geliyor? Küçük bir çocuğu alsak bile onun sadece otomatik bir makine, küçük bir hayvan olduğunu görürüz. Kişisel “Ben” yavaş yavaş bir yerlerden, kendini bağımsız, yapılandırılmış ve kişisel bir şey olarak göstermeye başlar. Ancak onun ne olduğunu bilmeyiz.

Yani böylece kişi, bu “Ben”den kendine ait olmayan her şeyi ayırır ve sonra çevreden, eğitimden, ebeveynlerinden ya da belirsiz yerlerden, karanlık çağlardan aldığı o niteliklerinden kurtulmanın bir sorun olmadığını gerçekten hissetmeye başlar.

En önemli nokta benim “Ben”imdir. Eğer sadece onu nasıl yükselteceğimi ve gerçekleştireceğimi düşünürsem o zaman bende mevcut olan tüm özelliklerin ve niteliklerin önemi kalmaz. Yani onlar benim değildir. Eğer kişi kendini doğru şekilde yerleştirirse o zaman bütün bunların üzerine çıkmanın hiç zor olmadığını fark eder.

Birbiriyle birleştirmemiz gereken bizim bu “Ben”lerimizdir. Geri kalan her şeyi bırakın çünkü bunlar bize tamamen rastgele eşlik eden parametrelerdir.

Soru: Öyleyse bu “Ben”in gelişiminin integral eğitimin amacı olduğu mu ortaya çıkıyor?

Cevap: Bütün bu yapay örtülerden, kabuktan, bu çekirdeği, her birimizin orijinal kök hücresini bulup geri almamız ve geliştirmemiz gerekir. Onları birlikte tek ortak bir organizma olarak birleştirdiğimiz zaman doğanın kendisi gibi gerçekten eşit ve mükemmel olacaktır.

Discussion | Share Feedback | Ask a question




"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed