Acı Olan Her Şey Kötü Demek Değildir

Acı Olan Her Şey Kötü Demek Değildir

Tarihimize bakacak olursak, sürekli olarak geliştiğimizi görürüz. Bitkisel ve hayvansal seviyeler yüzyıllardır zorlukla değişirken, biz birbiri ardına gelen nesiller vasıtasıyla, hatta tek bir nesil süresince geliştik.

Örneğin ben yaşamıma geçen yüzyılın ilk yarısında başladım ve şimdi 21.yüzyılda dünyanın nasıl değiştiğini görüyorum. Eskiden insanlar köylerine, kendi topluluklarına ve küçük kasabalara bağlıydılar, bugün ise her şey dinamik ve düşünce biçimi, hayata yaklaşım gibi konularda çok daha farklı.

Dolayısıyla şöyle bir soru akla gelebilir: Doğmuş olmamız ve yaşamamız yeterli değil mi? Neden değişmek zorundayız? Şu gerçektir ki, yeni doğmuş bir bebek anlamlı bir yetişkin hayatı yaşamaya başlamak, bir aile kurmak, çocuk sahibi olmak ve edindiği tecrübeleri onlara geçirmek için büyümek zorundadır. Neden insanlar hayvanların nesil zincirinden ayrı olarak, ek bir gelişime gereksinim duyarlar? Bu mücadele nerden kaynaklanmaktadır? İnsan gelişiminin amacı nedir? Bu bizim fark edemediğimiz bir şeydir. 

Yine de, henüz hayata hazır olmayan bir bebeğin yaşamıyla benzerlik kurabiliriz. Bir çocuğun gerçek anlamda hayatı anlamayı öğrenebilmesi ve onu düzenleyip değiştirene kadar akıl, güç ve his edinmesi için belli bir uzunlukta gelişme sürecine ihtiyacı vardır. Belki bizim içinde aynı süreç söz konusudur? Belki binlerce yıllık tarihsel gelişimimiz, tek bir insanın hayatıyla karşılaştırılabilir? Belki insan tarihinin her yüzyılı, bir çocuğun bir yılına denktir?

Ancak, nereye gittiğimizi henüz göremiyoruz. Çocuğun gelişimi iyi planlanmıştır, eğitim, oyun ve çevre gibi tüm gerekli araçları onun için nasıl düzenleyeceğimizi biliyoruz. Yine de evrensel insan gelişiminin amacını bilmiyoruz ve bu sebeple nesillerin gelişimine dikkat etmiyoruz. Bize öyle geliyor ki bu ilerleyiş rastlantısal.

Bazı şaşkın ebeveynler gibi, bebeğe bakıyor ve nereden geldiğini ve ne için dünyaya geldiğini anlamıyoruz. Onu nasıl yetiştireceğimizle ilgili bir fikrimiz yok, ona ne tip çalışma vereceğimizi ya da onu nasıl bir çevreye getireceğimizi bilmiyoruz. Sonuç olarak, yavrumuz onu gerçek yola doğru sürükleyecek olan arzu eksikliğiyle, zorlu bir yolda ilerliyor.

Kendi çocuklarımıza bilgi veriyor, onlara okumayı yazmayı, müziği ve resim yapmayı öğretiyoruz. Yetişkinlerin dışsal dünyasının vahşi bir bozkır gibi göründüğü, yapay bir dünyada yaşıyorlar.

Peki eğitimciler ve ebeveynler nerede? Yoklar ve bu sebeple nesil tüm gelişime rağmen bir öncekinden daha zavallı­—daha fazla eksiklik hissediyor. Bir yandan daha başarılıyız, ama diğer yandan daha fazla boş hissediyoruz.

Kesin olarak bugün neredeyiz? Neyi başardık? Tüm bu gelişim bize ne verdi? Uzaya gittik, ayda yürüdük fakat artık bu konu günümüzde popüler değil, basmakalıp ve yapay. Dünyada birçok konuda etkileyici sonuçlar elde ediyoruz, fakat hala mutluluğu bulamadık ve hala hayatımızı nasıl düzenleyeceğimizi keşfedemedik.

Küresel kriz artıyor, aileler dağılıyor, hem ebeveynler, hem çocuklar, hem toplum acı çekiyor, uyuşturucu bağımlılığı artıyor, terör tırmanıyor ve depresyon çağın en yaygın hastalığı haline geliyor. Haz nerede? İyi bir ruh hali nerede?

Ortaya şu çıkıyor ki, insanlık bize ilgi gösteren ve doğru şekilde büyüten ebeveynlere sahip değil.

Aynı zamanda görüyoruz ki, doğa doğru bir gelişim için her bir parçasına sevgiyle bakıyor. Anne ve baba olduğumuzda çocuğumuz için ölçülemez bir sevgi duyuyoruz, onlara en iyisini vermek istiyor ve hayatımızı onlara adıyoruz. En iyi uzmanlar, muazzam olanaklar ve en ileri teknolojiler çocukların ve onların gelişimine sunuluyor.

Doğa gereken araçları bize sağlamasına rağmen başarı elde edemiyoruz. Doğa bize çocuklarımıza duyduğumuz sevgiden farklı olmayan bir sevgi sunuyor. Benzer şekilde hayvanlar da yavrularına sevgi verir.

Sonuçta, şu netleşir ki, doğa tüm yaratılanların gelişimini gözetirken onlara özel bir tavır sergiler. Bir yandan çocukların doğru bir şekilde gelişmesi için, ebeveynlerin içine onlara yönelik içgüdüsel bir sevgi aşılar. Bizim başka seçeneğimiz yoktur, basitçe onlarla ilgilenmek zorundayız. Fakat diğer yandan, insanoğlunun başarılı olmadığını görürüz.

Ağaçta yetişen bir meyve önce acı ve tatsızdır, fakat sonunda olgunlaştığında, bütün ihtişamıyla sulu ve kokulu bir hale dönüşür. Ya eğer biz bu meyveye benziyorsak? Ya eğer şimdi gelişimimizin değişim aşamalarından geçiyorsak ve henüz olgunlaşmamışsak? Şu andaki durumumuzun, tüm renklerini henüz oluşturmamış acı, sert, ham bir elma gibi olması mümkündür. Bunu önceden bilmeden gelişimin mutlu sonunu nasıl öngörebiliriz?

Benzer şekilde, halen daha büyümek için yapacak çok şeyi olan küçük bir çocuğa baktığımızda, bir gün onun yetişkin hayatına karışıp, bağımsız hareket edeceğini, yeni şeyler öğrenip dünyayı değiştireceğini hayal etmek oldukça zordur. Tersi olarak bir hayvan, doğumunun birkaç hafta sonrasında zorlukla gelişir. İçgüdüsel olarak hareket eder, kendini ve dünyayı değiştiremez.

Dolayısıyla şu sonuçları elde ederiz. Her şeyden önce, gelişimimiz aşamalar şeklindedir. Dahası, yaratılış başlangıçta ne kadar “acı” ise, sonunda o kadar “tatlı” olur. Ve daha da ilerlendiğinde, daha fazla aşama, gelişiminin muhteşem finali ve büyük başarılar söz konusudur.

Doğanın bize tek bir resmin içinde gösterdiği tüm bu örneklerle, özel bir gelişim yolunu takip ettiğimiz sonucuna varabiliriz. Nesilden nesle geçiş aşamalarını henüz tamamlamamış tek bir varlık gibi gelişiyoruz. Bu nedenle bu kadar “acıyız”, bu kadar başarısızız. Ancak, gelişimimizin sonunda şüphesiz harika, mükemmel bir aşama bizi bekliyor.

İnsan türünün bitkisel ve hayvansal dünyaya hükmettiğini görüyoruz. İnsan yaratılışın tacıdır. Bu sebeple insan gelişimi uzun bir süreçtir ve o başka türlerin yer almadığı bu yolda en uç aşamalardan geçer. Bizi geliştiren doğanın yardımıyla kendimiz ve doğanın bizimle olan ilişkisiyle ilgili olarak sadece gelişimimizin en sonunda sonuçlar elde edebiliriz. Aksi takdirde erken olgunlaşmasıyla hiç verim alınamayan bir elmada olduğu gibi, yanılgıya düşebiliriz. Yalnızca en sonunda doğanın bize sunduğu bilgeliği görebileceğiz.

Bu yasaya göre şunu bilmeliyiz ki, bizde benzer bir gelişimden geçiyoruz ve şüphesiz doğanın amacı bizi tüm nesillerin sonunda harika, sağlıklı, mutlak “tatlı” ve muhteşem bir aşamaya getirmektir.

Yaşam Oyunu

Doğa bizi aşama aşama geliştirir. Her seferinde, her aşamada, her nesilde daha fazla sonuç ve his elde eder, doğayı ve yaratılışı anlar, her şeyin üstüne çıkar ve fark etmeyi, yön vermeyi öğreniriz. En sonunda insan kesinlikle realitenin en üst noktasına ulaşacaktır.

O halde gelişmemize yardım eden ve üzerimizde işleyen güçleri inceleyelim.

Resme bütün olarak bir çocuk örneğiyle bakalım. Dışsal insan faktörlerinin eksikliği halinde, çocuk kendi doğal dürtüleri ve isteklerinin etkisi altında bir hayvan gibi gelişir. Bu şekilde çocuk, insanlığın onun için yarattığı şeylerin seviyesine ulaşamaz. Eğer yaşıtlarının olduğu bir toplum içine yer almazsa, diğer insanlara nasıl davranacağını, nasıl bağ kuracağını, oynayacağını, iletişim kuracağını, onlara nasıl yardım edeceğini ve onların desteğini nasıl alacağını, bilemez.

Diğer yandan, eğer onun için bir çevre organize edersek: anaokulu, okul, eğitimciler ve oyunlar gibi ve eğer ebeveynler sürekli olarak onu arkadan iten güdüler yerine onu ilerletecek dışsal uyarıcılar yoluyla onu geliştirmeye çabalarsa, büyümesi büyük ölçüde hızlanacaktır. Ona müzik, resim, heykel, dans, bilgisayar ve daha birçok şeyi dışarıdan sağlamamız koşuluyla, tüm bunları öğrenebilir.

Bundan dolayı, iki gelişim gücü vardır: Biri bizi doğal olarak arkadan iter ve diğeri de doğru çevre vasıtasıyla bizi çeker.

Belki aynı prensip bizim için de geçerlidir? Binlerce yıldan sonra sonunda kötüden iyiye doğru ağaçtaki bir meyve gibi gelişmek zorunda olduğumuzu anladık. Öyleyse kendimize bizi ileriye götürecek bir çevre yaratalım. Sonra arkadan bizi iten acı darbeler olmadan geri kalan aşamaları çabucak ve rahatlıkla geçelim. Etkilerinin hoş olacağı gelişim oyunlarının, bilgelikle yapılan açıklamaların ve diğer harika araçların avantajını kullanalım.

Bugün, gelişimin iki aşamasını anlamamıza rağmen, küresel kriz sebebiyle gerçekten trajik bir durumla karşı karşıyayız. İnsanlık kendiyle nasıl ilgileneceğini bilmiyor. Bu, çaresizce odanın ortasında durup herkes tarafından terk edildiğini düşünen bir çocuğun durumuna benziyor. Bu kriz her alanda kendini gösteriyor: aile, eğitim, kültür, ebeveynler ve çocuklar arasındaki ilişki, uyuşturucu, boşanma, bilim ve en önemlisi de ekonomik ve finansal sistemde. Dahası yakın gelecekte başımıza gelecek büyük felaketlerin ne olduğuyla ilgili hiçbir fikrimizin olmadığı, ekolojik bir kriz yaşıyoruz.

Her şeyi bir düzene koymayı becerebilecek miyiz? Mümkün olduğunca çabuk ve rahat gelişmeyi becerebilecek miyiz? Bunun çevreye bağlı olduğunu görüyoruz. Ayrıca gelişimimizi hızlandıracak olan bir çevreyi kendimiz için organize edebileceğimizi de görüyoruz.

Çocuklar için birçok değişik yöntem keşfedene kadar binlerce yıl geçti: oyunlar, bilgisayar, müzik, dans, çeşitli aktiviteler, yüzme havuzları… Her şeyden önce tüm bunlara değdiğimizi anlamalıyız. Belki aynı düzeni insan toplumu için de oluşturmamız gerekiyor.

Biliyoruz ki gelişimi hızlandırmak için özel araçlara ihtiyacımız var. Örneğin, yumurta elde etmek için tavuğun onun üzerine oturmasını beklemek zorunda değiliz, kuluçka makineleri sayesinde daha çok yumurta üretiyoruz ve böylece doğanın sürecini beklemeden gerekli miktarda yumurta elde ediyoruz.

Öyle görünüyor ki, tüm sorun sadece modern insanı geliştirecek olan yöntemlerle ilgili olarak bir anlayış edinmek. Ayrıca küresel, bütünsel krizin yardımıyla da bir çözüme gelebiliriz.

Bir yandan kriz tüm dünyayı sararken, diğer yandan bu tehditkar durum bir gelişim eksikliği olduğunu bize göstermektedir. Bugün, birbirimize tamamen bağlı olduğumuzu anlamış durumdayız. Her çeşit araştırma bunu gösteriyor. Özelikle de bizim birleşememe beceriksizliğimiz tüm sorunların kaynağı. Hayatımızı daha güvensiz ve zor kılıyoruz; biz kendimiz korkuyu yaratıyor ve hayatımıza sınırlar koyuyoruz. Bir şeyler bizim doğru birleşmemizi engelliyor. Ama aramızda bağ oluşturursak ve bu felaketleri elimine edebiliriz.

Bunun yanı sıra, gitmekte olduğumuz gelişim yoluna bakarak da bunu doğrulayabiliriz. Her neslin değişimiyle, dünya nüfusu artar, eğitimde, kültürde, endüstride, işbirliğinde, ortaklıkta, ortak bağda artış sağlanır. Fakat şimdi işimiz, gelirlerimiz, ücretimize bağlı olmayan durumlarda birbirimize bağlıyız. Birbirimize insan olarak bağlıyız: Aramızda bir bağ kuramıyoruz ve bunun eksikliği hayatımızda güven eksikliği yaratıyor. Dört duvar arasında geçinemeyen evli çiftler gibiyiz. Sadece biz onlar gibi boşanamıyoruz ve gidecek başka bir dünyamız yok.

Dolayısıyla tecrübe ve araştırmalar gösteriyor ki, gelişimimizin arzulanır formu bir çift muhabbet kuşu gibi, bağ kurmaya gelmektir. Eğer insanlık bağ kurmanın bir yolunu bulursa, mutluluğu elde eder.

Şuna ihtiyacımız olduğu açıktır: Bizi doğru bağa getirmesi için eğitecek bir çevre yaratmak. Dolayısıyla doğru şekilde büyümek zorunda olduğu için kendine bir çevre oluşturan akıllı bir çocuk gibi olmalıyız. Örneğin bu çocuk komşularına gelip şunu söyleyebilir: “Size para vereceğim ki böylece sizde birbirinizle inandırıcı bir şekilde bağ kurun ve bu bağı bana gösterin. Mutlu bir yaşam oyunu oynayan aktörler gibi beni oyunun içine alın ve aranızdaki bağa çekin. Bu örneklerin bana doğru bir şekilde büyümemde yardım edeceğini biliyorum. Bu şekilde, sizin yardımınızla şimdiki durumumdan çıkıp, kendimi özgürleştirmek istiyorum.”

Başka bir örnek: Müzik çalışabilirim fakat diğer yandan bunun için büyük bir istek duymuyorum. Bunun için beni çekecek ve seçtiğim bu yolda parlak fikirler vererek beni cesaretlendirecek “lokomotif” bir çevreye ihtiyacım var. Bunun için müzisyenler bulup, onlara ödeme yaparım ki onlarla bir araya geleyim, müzik dinleyip, müzikten konuşayım ya da bir şeyler besteleyeyim. Onlara ödeme yapmış olmama rağmen, “alanların armonisi” her nasılsa beni büyüler.

Bu şekildeki bir çevre, belli bir yolda gelişmeme yardım eder. Yöntemler sahte bile olsa, sonuç gerçektir.

Burada en önemli şey toplumdur. Bu toplumu kendim için oluştururum fakat bu aynı zamanda kaynağı nasıl kullanacağını bilen akıllı insanlar tarafından benim için oluşturulabilir. Dünyada insan gelişimiyle ilgili çok bilgili olan birçok bilim adamı ve uzman var, tek yapmamız gereken onlara yardım etmek ve onların söylediklerini dinlemektir. Hepsi aynı şeyi söylüyor: Hepimizin üzerinde doğru etki bırakacak bir toplum içinde yaşamak.

Doğru bir eğitimle, doğru bir gelişim yolunu takip edebiliriz. Istıraplı güçlerin ve şansızlıkların bizi arkadan baskılayarak itmesinden önce, kendimizi “olgunlaştırmalıyız.” Ya da çabucak içimizdeki  “kuluçka makinesinin” düğmesini çevirerek, yeni harika bir dünyaya geçmeliyiz.

Mükemmellik Krizin Karşıtıdır

Büyük bir şansımız var. İnsan gelişiminin bin yılına bakarak hali hazırdaki sorunun ne olduğunu ve daha fazla ıstırap ve işaret beklemeden, nasıl çözeceğimizi anlayabiliriz. Bizi ideal olarak geliştirecek, iyi bir çevre ihtiyacına işaret eden ve hoş, kolay bir şekilde bir aşamadan diğerine geçerken bize liderlik edecek, akıllı insanları dinlemeliyiz.

İyi bir çevreden ne elde edebiliriz? İyi bir çevrenin yardımıyla içimdeki kötülüğü fark edebilirim. Egoist olduğumu ve bağ kurmak istemediğimi, tembel ve aslında kendi gelişimime kayıtsız olduğumu öğrenirim. İçimde geliştirmek istemediğim birçok özellik var. Buna bağlı olarak, daha iyi bir çevre yaratmak zorunda olduğumu anlarım.

Bu durum, oyunun en heyecanlı yerinde sahanın ortasına itilen, sürekli olarak daha fazla baskıya ve dolduruluşa ihtiyaç duyan tembel bir futbolcunun durumuna benzer.

Öyleyse sadece bir çevreye değil, fakat herkesle ilgilenen ve kimsenin tembel ve “oyun” dışında kalmadığından emin olan “özenli bir anneye” ihtiyacımız var. Küçük çocuklar oyunlar sayesinde büyür, akıllanır ve güçlenirler. Benzer şekilde bizde mükemmelliğe bizi ileriye götüren grubun içindeki oyunlarla, ulaşırız. Tüm krizleri aşarak, iyi bir yaşam elde ederiz.

Öyleyse bizimle küçük bir çocuk gibi oynayacak bir çevreye, topluma ihtiyacımız var. Bize böyle bir çevreyi kim sağlar? Bir bebeğin anne ve babası gibi, akıllı insanlar. Bırakalım onlar bizi etkileyecek böyle bir çevre oluştursunlar. Bu çevreyle işbirliği kurduğum zaman, değişmeye başlarım. Dolayısıyla gelişimimi hızlandırırım. Her şeyden evvel, önümde bana çekici gelen bir örnek var ve ben kesinlikle kendimi değiştirerek bu çevreye girmek isterim.

İnsan gelişiminin mükemmel formu tüm krizlerin karşıtıdır: Boşanma yok, herkes mutlu yaşıyor, çocuklar ailelerini terk etmiyor ve herkes barış içinde. Ülkeler, insanlar arasında iyi ilişkiler var. Korku veya savaş yok, silah ve terör yok, uyuşturucu bağımlılığı yok.

Öyleyse bizi etkileyecek bir çevre modeli oluşturalım. Bu çevrenin değerlerine ihtiyacımız var. Kendimi tekrar biçimlendirmeye beni ikna etsin ki, ona benzeyeyim.

Bunu nasıl başaracağız? Belki sanal bir çevre olabilir. Nasılsa internetle hepimiz birbirimize bağlıyız. Belki medya böyle bir çevreyi sağlayabilir, çünkü birçok şeyi ondan öğreniyoruz. Belki bu çevre yetişkinler için değil, sadece çocuklar için yaratılmalı—anaokullarında ve okullarda bu şekilde gelecek nesli eğitebiliriz. Ya da belki dünya genelinde işsiz insanların sayısı artığı için yetişkinler de buna dahil olmalıdır. Belki ebeveynler çocuklarını nasıl eğiteceklerini bilmiyorlar ve çocuklarına neler olduğunu gördükçe kalpleri acıyor. Hazırladığımız televizyon dizilerinden ve programlarından severek öğrenebilirler. Bu onlar için bir model oluşturabilir ve böylece çocuklarını etkileyebilirler.

Neticede gelişimin en yüksek noktası olan mükemmellik karşıtı bu en uç nokta, yolun sonuna gelmek için yaşamamız gereken bir aşamadır. Bu son evrede kendimizi geliştirmeliyiz, burada dramatik koşullar bizi beklemekte.

Şimdiye kadar doğa bizi arkadan itti ve bağımsız olarak gelişemedik, gelişimimizde bilinçli olarak yer almadan ve gidişatı hiçbir şekilde etkilemeyerek, ilerledik. Fakat şimdiki durumumuz, gelişimimizin gelecek aşamalarını ne kadar anladığımıza bağlıdır.

Gelişimimizi durduran küresel krizin başlama sebebi budur. Gelecek gelişimimizin öneminin kabul edene ve buna olan arzumuzu içselleştirene kadar bir sonraki aşamaya geçemeden aynı yerde duracağız. Şu andan itibaren daha önce olduğu gibi içgüdüsel olarak gelişemeyiz; bundan sonra her seviyede fazladan bir tasdik gereklidir.

Topluma önceleri bu anlaşılmaz bir felsefe gibi görünebilir, fakat bunu aşamalı olarak açıklamalı, konuyla ilgili uzun uzun konuşmalıyız.

Gittikçe insanlar ne olduğunu anlayacaklar. Unutmaları önemli değil—yine de edindikleri dereceye göre bu konu içlerinde yer edecektir. Henüz bu onların “konusu” olmasa ve unutulsa da, anlayacaklar, öğrenecekler ve hemfikir olacaklardır. Bu zaten onların içinde var.

Hayatla İlgili Yeni Bir Bakış Açısı

Şunu hatırlamak önemlidir ki, şimdiki durum insanlığın gelişiminin son aşamasıdır ve ham, acı olan bu meyve tatlı, sulu ve kokulu bir hale gelecektir. Meyveden gelen tüm bu tatlar doğanın sevgisiyle olacaktır. Doğa bizi bebeğine bakan bir anne gibi geliştiriyor. Aramızda sevginin, ihsan etmenin, karşılıklılığın ve küresel birleşmenin gücüne ulaşmalıyız.

İçimizde bu gelişimin nasıl olacağını anladığımız ve hissettiğimizde, bu fırsatı gerçekleştirmiş olacağız.  Hiç kimseye, kendi anlayış ve his seviyelerini tırmanarak doğduğu halinin üzerine çıkmadan, iyi bir yaşam sözü veremeyiz. Herkes bilinçlenmek zorundadır. İçinde yaşadığı dünyayı öğrenmek zorundadır. Doğayı keşfetmek zorundadır.

İnsanlar, bilgiç olmayı bırakana kadar, ne için doğduğunu ve doğanın onu hangi amaca doğru yönlendirdiğini öğrenene kadar, insanlık ilerlemeyecek ve onun yerine felaketlerle karşı karşıya kalacaktır.

Soru: Fakat şimdi çok yüce bir amacı tanımladınız…

Cevap: Okulda tarih, coğrafya, botanik ve fizik, diğer küresel ve genel konularla beraber insanlık tarihini öğrendiniz. Şimdide öğrenmeye devam edeceksiniz. Neticede, süreci ve başkalarına bağlı olduğunuzu bilmeden kendinizi değiştiremezsiniz. Uzman olmanıza gerek yok, fakat genel yönergeleri bilmelisiniz. Bu tıpkı şuna benzer, okulu bitirdikten sonra öğrendiğiniz şeyleri unutmaya başlarsınız, fakat yine de tarihsel süreç, coğrafya, biyoloji ve botanik konularında sizde halen daha genel bir izlenim vardır. Öyle ya da böyle öğrendiğiniz şeyler sizde kalır.

Burada da aynıdır, sadece şimdi gelişimin sonraki seviyelerini öğreniyorsunuz. Aslında, bugünlerde en gerekli olan şeyleri öğrendiniz—iyi bir yaşama giden yol. Başka bir şeyi kalpten çalışmaya gerek yoktur, çünkü daha sonra çevre içindeki çalışma başlayacak: Siz ona, o da size ihsan edecek ve beraber yaşamayı öğreneceksiniz.

Fakat yine de yeni dünya, yeni toplum ve dünyanın yeni perspektifiyle ilgili birkaç genel derse ihtiyacınız var.

Kendinizi İyilikle Sarmalayın

Doğa bizi mükemmel bir aşamaya doğru yönlendiriyor. Bu zamana kadar baskıyla ilerledik. Bu noktadan sonra sadece nasıl gelişeceğimizin anlayışıyla, ilerleyebiliriz.

Şimdi çevre vasıtasıyla gelişimimizi hızlandırabilir ve hoşlaştırabiliriz. Hem yetişkinler, hem çocuklar çevreleri vasıtasıyla gelişir. Adsız Alkolikler gibi gruplar, hayvan hakları savunucuları veya kilo verme programlarının hepsi toplumun kişinin üzerindeki etkisidir.

İyi bir toplum oluşturarak, iyi çocuklar gibi olabiliriz ve aynı zamanda çocuklarımız için benzer bir çerçeve oluşturabiliriz. Kesinlikle insanlığın tek bir ilgi alanı vardır: iyi bir çevre yaratmak.

Her ebeveyn, çocuğunu bağ kurmayı öğreneceği sıcak, arkadaşça bir ortama sokmaktan memnun olur. Bu bağ onlara güven verir ve insan doğasında olan fakirlik, acı çekme korkusu, gurur ve diğer sorunlardan kurtulmayı, sağlar. Tek yapmamız gereken gelişimimiz için “hoşgörülü bir yer” sağlayan iyi bir çevre oluşturmak.

Böyle bir çevre kişinin gelişmesine ve daha iyi algılamasına olanak sağlar çünkü saldırgan bir çevrenin içinde sürekli olarak kendini savunmak zorunda kalmaz. Biz yetişkinler iyi bir çevrede olmanın ne demek olduğunu bile bilmiyoruz. Tıpkı annesinin kollarında sadece kucaklanmayı hisseden, yeni doğmuş bir bebek gibi. Bu his ona gelişim gücü verir.

Biz bu hissin eksikliğini duyuyoruz ve bu sebeple küresel bir krizle karşı karşıyayız. Daha önce başarılı olduğumuz her alanda, kendimizi sona gelmiş olarak buluyoruz.

Kriz bir anlamda bir felaket, diğer yandan bir doğum. “Kriz” kelimesi Yunanca “krisis” kelimesinden gelmektedir ve anlamı yeni bir başlangıçtır. Ancak, kelimeyi doğru olarak kullanmıyoruz. Aynı şekilde İbranicede “kriz” sözcüğü yeni hayatın başladığı yer, anlamındadır.

Mutlu olmak için iyi bir çevreye ihtiyacımız olduğunu insanlara anlatmalıyız. İyi bir çevre hayatımızı mutlu eder.

İçinde olduğum çevreye şükürler olsun, “Kendimi güvende hissediyorum, dostlarım var, tüm dünya bana yardımcı ve ben sadece iyi olmak istiyorum. Herkes benimle ilgileniyor ve ben de herkesle ilgileniyorum.” Güven, sıcaklık ve dostlukla yoğrulmuş bir dünyada yaşıyoruz. Tüm bunlar sevgidir.

Discussion | Share Feedback | Ask a question




"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

Önceki Yazı: