Category Archives: Uncategorized

Bir Öğretmenin Seni Sevmesini Nasıl Sağlayabilirsin?

“Efendi’yi almak isteyen herkes gelip alamaz. Bu yüzden neslin erdemlilerine ihtiyacımız var. Arzusu sadece ihsan etmek olan gerçek bir öğretmene bağlı kalarak kişi, öğretmeninin sevdiği şeyleri yapmalı, yani öğretmeninin nefret ettiği şeyden nefret etmeli ve öğretmeninin sevdiğini sevmelidir, ancak ondan sonra kişi bir ölüm iksiri olmayacak biçimde Tora’yı öğrenebilir. (Baal HaSulam, Şamati 245, “Yeni Doğanın Yaratılışından Önce”)

Soru: Öğretmene memnuniyet getirmek ne demek ve bu onluda nasıl açığa çıkar?

Cevap: Öğretmen sizden sadece tek bir şey talep eder – onlu aracılığıyla sürekli Yaradan’a doğru yaklaşmanız. Hepsi bu. Sevilmek mi istiyorsun? Bu eylemi yap, başka bir şeye gerek yok.

Eğer Kırıldıysan

Soru: Bir öğrenci: “Öğretmenim, affetmeyi nasıl öğrenebilirim?” diye sordu. Öğretmen şöyle cevapladı: “Kırılmamayı öğrenin.”

Hala affetmeyi mi yoksa kırılmamayı mı öğrenmeniz gerekiyor?

Cevap: Kırılmamayı.

Soru: Neden? Bunu bana açıklayabilir misiniz?

Cevap: Diğer insanları anlamamız ve kırgınlığın tamamen bizim egoizmimizin saf bir ürünü olduğu konusunda önceden onlarla aynı fikirde olmamız gerekir.

Soru: Eğer affetmeyi öğrenirsem, onu affetmeyi de öğrenebilir miyim? Ve eğer kırılmamayı öğrenirsem, kırılmamayı öğrenen kişi ben mi oluyorum? Burada kendi “ben”imle ilgili bir çalışma var mı?

Cevap: Evet, elbette.

Soru: Çok kırılmış olduğum halde kırgın değilsem ne yapmalıyım?

Cevap: Bunun insan doğasının gereği olduğuna inanıyorum; bu nedenle ona karşı çıkmayı haklı görmüyorum.

Soru: İncitmek insanın doğası mıdır? Eğer kırıldıysam “Bu insan doğasıdır” mı demeliyim?

Cevap: Evet.

Soru: Aynı zamanda, bu benim de doğamdır mı demeliyim?

Cevap: Genel olarak evet ama bu gerekli değil.

Soru: “Ben”iniz ezilip dağıldığında, kırılmamak mümkün olur mu?

Cevap: Yaşla birlikte bunun insan doğası olduğunu hissetmeye ve anlamaya başlarsın, kırılmış olmanın bir anlamı yok. 70 yaşın ötesinden bahsediyoruz. Ve ondan önce hala bir çocuksun.

Istırap İçin Nasıl Minnettar Olabiliriz?

Andrey şunu yazıyor:

Michael, belli bir formül var: Sahip olduklarımıza şükretmeden istediklerimizi asla elde edemeyiz. Dertler, acılar, ıstıraplar için nasıl şükredeceğiz? Şimdi sahip olduğum şey bu.

Yorum: Bunun gibi pek çok mektup var.

Cevabım: Evet ama genel olarak bunların hepsinin bizim kumbaramıza gittiğini anlamalıyız. Acının kendisi ve yaşadıklarımız, her ne kadar minnettar olamasak da, bizim için yine de olumlu kabul edilir.

Soru: Bununla yaşamak ve bu acıları yaşamanın gerekli olduğunu düşünmek mümkün mü? Elde ettiğim şey bu ve bunun üstesinden gelmek zorundayım. Istıraplardan önce böylesi bir iptal olma dikkate alınır mı?

Cevap: Gerçek şu ki, bu kişiye bağlıdır. Hayatım boyunca acı çekip çekmeyeceğim, kaç olay, ameliyat, ne kadar sağlık sorunu yaşadığım bana bağlı. Ama hayat bu.

Soru: Hayat insanın hissettiği ya da hissetmediği bir ıstıraplar zinciridir ama nihayetinde bir ıstıraplar zinciridir diyebilir miyiz?

Cevap: Evet, elbette.

Soru: İnsanlık tarihine baktığınızda sürekli bir ıstıraplar zinciri var. Bir şekilde her şeyin bir yerlerde genel bir kumbaraya düştüğünü söylüyorsunuz. Ben bundan ne alacağım? Bu Andrey’in ve diğer herkesin sorusu.

Cevap: Bundan ne mi elde edeceksiniz? Ya hiçbir şey elde etmezseniz? Boş yere mi acı çektiniz?

Yorum: Bu doğru! İşte o zaman gerçekten bir ıstırap var. Bundan bir şey almam gerekiyor; buna mecburum. Birisine şöyle denilir: “Sonraki dünyada mutlu bir hayatın olacak.” Başka birine: “Boş ver, bu sayede arınacaksın”.

Cevabım: Böyle bir hesaplama yapmaya değer mi? Kişisel olarak bundan ne elde edeceğim konusunda Yaradan’a istek ve şikâyetim olmasın diye bunu yapmamaya çalışıyorum: “Peki şimdi bana ne kadar borcun olduğunu hesaplayalım.”

Yorum: “Acı çekiyordum; şimdi Sen bana öde.”

Cevabım: Evet, böyle bir şey yok.

Yorum: Çoğu zaman insan geriye dönüp baktığında, yaşadıklarım doğruymuş ya da boşuna değilmiş der. Sonrasında yaptığımız bu hesap doğru çıkar mı? Yaşadığım tüm acıların boşuna olmadığı.

Cevabım: Evet. Yaradan’ı hala kınayacağımız bir koşula geleceğimizi düşünmüyorum.

Soru: Oradan buradan duyulsa da, hala O’nu haklı çıkardığımızı düşünüyorsunuz musunuz?

Cevap: Evet.

Soru: O, her şeyi nasıl bu kadar ilginç bir şekilde yapıyor? İnsana çok büyük acılar yaşatıyor ve sonra kişi diyor ki: “Ben bunları boşuna yaşamadım.” Bunu bize nasıl gösteriyor?

Cevap: Gerçek şu ki, doğanın herhangi bir parçası: cansız, bitkisel, hayvansal olan herkes acı çeker ve hatta insanlar daha da fazla.

Kesinlikle herkes acı çeker! Yaşadıkları haz bile daha önce yaşadıkları acıların bir kısmını örter.

Soru: Bu hayatı acılarla dolu geçirmek ama mümkün olduğunca az acı çekmek istiyorum demek doğru mudur? Bu doğru formül mü?

Cevap: Bunu da söyleyebilirsiniz ama söylemenize gerek yok; fark etmez. Ama doğanıza göre acı çekmeyi arzulayamazsınız.

Soru: Ama bir şekilde bu benim yoluma kazılı mı? “Ruhumun kökü…” diyorsunuz, öyle ya da böyle bunların içinden geçmek zorunda mıyım?

Cevap: Evet.

Soru: Bunları yaşamak zorunda olduğum gerçeğiyle yaşarsam bu hayatımı kolaylaştırır mı? Bu doğru mu?

Cevap: Evet.

Saygı Göstergelerini Uzaklaştırmalı Mıyız?

Soru: Bazen, kendini çokça eleştiren bir dost, gruba olan katkılarını küçümser ve doğal tepkisi övgüyü reddetmek olur. Buna karşı yaklaşım ne olmalı? Gruba olan katkılarına saygı göstermeli miyiz?

Cevap: Genellikle saygı ve onaylanma göstergelerini reddetme eğiliminde oluruz, ancak bu sadece bir şekilde geri vermek içindir.

Kabalistler bunun gerekli olmadığını, çünkü reddetmediğimizde, tam tersine dostlarımıza bizi takdir ettikleri için teşekkür edip onları yücelttiğimizde, bunun grup içinde bir bağ geliştirdiğini yazarlar.

Kişisel Duygularınızı Paylaşmak Faydalı Mıdır?

Soru: Bir kişiye açıklanamayacak nitelikler nelerdir?

Cevap: Bazı kişisel deneyimler ve izlenimler. Her ne kadar hazırlık aşamasında, içlerinde yasaklanmış bir şey olmasa da, kişinin yine de bunları başkalarından az ya da çok saklaması daha iyidir.

Soru: Hislerimizi rehberle paylaşabilir miyiz; kalplerimizi ona açabilir miyiz?

Cevap: Bunu yapmamak daha iyidir ama ders sırasında soru sormakta özgürsünüz. Burada saklamanız gereken herhangi bir sır yok; buna daha sahip değilsiniz.

Referans Noktaları

Soru: Çalışmamıza dâhil edebileceğimiz ve sürekli onlara uyabileceğimiz herhangi seçim noktalarına sahip miyiz?

Cevap: Evet, genellikle farklı şekillere bürünen bu tür noktalar vardır.

Bunlar, sözde referans noktalarıdır: ben kimim, ben neyim, dostlarla olan bağım, Yaradan’la olan bağım ve benzeri; bu düğüm koşullarını aklımızda tutmalıyız.

Soru: Alçakgönüllülük de bu koşullardan biri midir?

Cevap: Evet, ancak manevi çalışmada alçakgönüllülüğün ne demek olduğunu anlamak zorundayız.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 75

Soru: Dikkatimizin mantık ötesi inanca yönlendiren ışığı çekme fırsatından uzaklaşmasını nasıl önleriz?

Cevap: Sadece bunun hakkında düşünün.

Soru: Işığa karşı hassasiyet, sadece kişinin çabasına mı bağlıdır?

Cevap: Çabana ve onluna olan yakınlığına bağlıdır.

Soru: Manevi çalışma başlamadan önce, kişinin aklı kalbiyle karışıktır. Sonra kalbinde artık manevi olarak gerekenden başka bir şekilde düşünemediği ve hareket edemediği yeni bir yapıyla ödüllendirilir. Kişinin aklında ne değişir?

Cevap: Kişi, üzerine etki eden ışığın ve onlunun gücünü hissetmeye başlar. Bu yüzden bununla takım olur.

Soru: Kafamızın karışmaması, bariz olanı bulmamız ve yükseliş safhasına geçmemiz için, makalelerin derinlerine nüfuz etmemize onluda ne yardım eder?

Cevap: Sadece sizinle makaleleri okumak arasındaki bağ.

Soru: Dünyalarda ilerledikçe arzularımız değişir mi?

Cevap: Arzular aynıdır, sadece ihsan etme seviyesi gittikçe daha fazla değişir.

Kendi Faydan İçin Değil

Soru: Kabala, alçakgönüllülük niteliğini nasıl tanımlar?

Cevap: Alçakgönüllülük niteliği, kişinin kendisi için hiçbir şey istemeyip sadece başkalarının ve Yaradan’ın iyiliği için istemesinde yatar.

Soru: Eğer dostlarımı sevmeyi istersem, bu alçakgönüllülüğe ters düşmez mi? Kendim için istemiyorum. Bundan herhangi bir fayda sağlamıyorum.

Cevap: Bu iyidir. Bu şekilde isteyebilirsin.

İçinizdeki Erdemlinin Sesini Dinleyin

Soru: İçimdeki erdemli kişi sizsiniz, öğretmenim. Ve sizden bilgi olarak aldığım şeyi, onu edinime getirene kadar mantık ötesi bir inançla mı uygulamalıyım?

Cevap: Farklı bir şekilde yapılabilir: Erdemli olan senin içinde ve onu kendinden çıkarmalısın, başının üzerine kaldırmalısın ve her zaman onun düşünceleri ve arzuları tarafından yönlendirilmelisin. Bu senin mantık ötesi inancın olacaktır. Bu nedenle, erdemlinin içinde olup olmadığını, onunla ne ölçüde uyum sağlayabileceğini belirlemelisin ve o zaman kim olduğunu veya ne olduğunu anlayacak ve fark edeceksin.

Soru: Kişi, uygulamada erdemli olanı kendinden nasıl çıkarabilir?

Cevap: İçindeki erdemli kişinin söylediği her şeye itaat et. Sürekli onun sesini dinle.

Karar Vermenin Altın Kuralı

Soru: Küçük bir bulmaca var, 3 kurbağa bir kütüğün üstünde oturuyormuş, biri atlamaya karar vermiş. Kütüğün üstünde kaç tane kurbağa kaldı?

Cevap: Bu eski bir bulmaca. “Atlamaya karar verdi” ve “atladı” aynı şey değildir.

Soru: Kesinlikle! Yani 3 kurbağa da hala kütüğün üstünde oturuyorlar. Bazen atladığımızı düşünürüz ama gerçekte hala atlayıp atlamayacağımıza karar vermeye çalışırız. Bir sorum var: Nasıl doğru bir şekilde karar veririz?

Cevap: Eğer o kararın sonucunu önceden kesin bir şekilde bilirsen ve o sonucun içerisinde zaten bulunuyorsan, doğru bir şekilde karar verebilirsin. Bu, gelecekten bugüne bakmak gibidir.

Soru: Yani sonucu tahmin etmemiz ve öngörmemiz mi gerekiyor?

Cevap: Kesinlikle! Bir karar başka ne içindir? O gelecekle ilgili bir karardır.

Soru: Kendinizi bir nevi onun içine yerleştirip sonra mı karar veriyorsunuz?

Cevap: Elbette.

Soru: Karar verdiğinizde hemen atlamak zorunda mısınız? Derinlemesine düşünmek için zaman var mı?

Cevap: Eğer tam olarak karar verdiysen, kendini tekrar kontrol ettiysen ve kesin olarak karar verdiysen, o zaman harekete geçmek zorundasın. Aksi takdirde, her dakika bir gecikmedir.

Soru: Söyleyin bana, nasıl yeniden değerlendiriyorsunuz? Kendinizi yeniden değerlendiriyor musunuz? Yedi kez ölçün…

Cevap: Hayır. Yedi kez mi bilmiyorum ama değerlendirmek zorundasın. Çünkü bu senin anlık ruh haline veya herhangi bir koşula bağlı olmamalı. Normal, kesin bir karar olmalı.

Soru: Yani, tüm bu kontrollerden sonra, eğer karar verdiyseniz atlamak zorunda mısınız?

Cevap: Evet.

Soru: Peki ya yanlış karar verdiyseniz? Her şeyi kontrol ettiniz, her şeyi yaptınız ve yanlış karar verdiniz.

Cevap: Yanlış olduğunu nereden biliyorsun?

Yorum: İstediğiniz yere varamadınız.

Cevabım: Ama bu karardan sonra.

Yorum: Ben çoktan atladıktan sonra.

Cevabım: Uygulamadan sonra mı?

Soru: Evet, aynen öyle. Yanlış karar verdiğimi fark ettim. Bu konuda ne yapmalıyım?

Cevap: Hiçbir şey yapma.

Soru: Ama bunun için kendime yükleniyorum! Her şeyi kontrol ettim, atladım ve her şey yanlış?!

Cevap: Yapabileceğin bir şey yok. Yapacak başka bir şey yok, suçlanacak bir şey yok.

Soru: Kendinizi suçlamıyor musunuz?

Cevap: Hayır, hiçbir şekilde!

Soru: Nasıl böyle bir duruma düşmezsiniz?

Cevap: Bütün bunları Yaradan’a atfedin.

Soru: Yani, önceden ve olduktan sonra ölçün…

Cevap: Bunu Yaradan yaptı. Çok net bir şekilde, Yaradan.

Yorum: Yani, şimdi altın kurala geldik. Her şeyi kontrol ediyorum…

Cevabım: Ben karar veririm, harekete geçerim ve gerisi Yaradan’a kalmıştır.

Soru: Ve sonra sonuç Yaradan’ın mı oluyor?

Cevap: Evet.

Soru: Pişmanlık yok mu, hiçbir şey yok mu?

Cevap: Hiçbir şey yok. Başından beri böyle olması gerekiyordu.

Soru: Yani en başından beri O beni döndürüp duruyordu, ben yeniden değerlendiriyordum ve bunu yapan ben değildim öyle mi? Beni saptıran O muydu?

Eğer insan böyle yaşayabilseydi, pişmanlık duyacak hiçbir şey olmazdı.

Cevap: O zaman böyle yaşa.

Yorum: “Böyle yaşa”! Keşke böyle yaşamayı öğrenebilsek.

Cevabım: Hiçbir şeyden pişmanlık duymayın ve hiçbir şey hakkında düşünmeyin! Her şey yukarıdan ayarlanmıştır.