Category Archives: Uncategorized

Erkekleri Çeken Nedir?

Soru: İnsanlığın gelişiminin plastik cerrahi ile izlenebileceği söylenmiştir. Plastik cerrahi mesleğinin temelinde, çeşitli felaketler vb. sonucunda şekil bozukluğu olan kişilere yardım etmek vardı. Daha sonra yaşlıların daha iyi görünmesine yardımcı olmaya başladılar. Sonra gençlik geldi ve burunlarını, kulaklarını, kaşlarını, kaş çıkıntılarını ve dudaklarını düzeltmeye başladılar.

Ancak cerrahlar son yıllarda çılgınca arzularla karşılaştığımızı söylüyor. Bir kadın yüzünün Instagram filtresiyle düzenlenmiş gibi görünmesini istiyor. Giderek daha da fazla, bir insan kendisi olmak istemiyor. Bu durum nereye götürür?

Cevap: Kendisi olmak istemediği doğrudur. Hem içsel olarak hem de dışsal olarak çirkin.

Yorum: Ama içsel çirkinliğinin bir şekilde değiştirilmesini istemiyor, dışsal çirkinliğinin değiştirilmesini istiyor, dışsal olarak daha iyi görünmek için.

Cevabım: Biri olmadan diğeri işe yaramaz. Esas olarak, aslında kişiyi içeriden görürüz. Ve ne kadar güzel olursa olsun, kendi içinde içsel olarak korkunçsa, o zaman hiçbir güzel görünüm genel çirkinliğini düzeltemez, aksine onun korkunç olduğunu daha da belirgin bir şekilde gösterecektir.

Kadınlarda ise bu farklı bir konudur. Çünkü erkekler dış görünüşe bakar. Erkeklerin doğası gereği, kadınların içselliğine bakmazlar. Dışsal olarak, eğer her şey yerindeyse, o zaman onun görünüşünden etkilenir. Fakat bu, anladığımız kadarıyla geçicidir ve çok çabuk geçer.

Soru: Yani uygunluk, içsel özelliklere mi dayanmalıdır?

Cevap: İçsel işaretlere göre bu çok zordur, bu durum genç yaşlar için değildir. Özel eğitime, egzersiz ve zamana ihtiyaç vardır. Ve sonra insanlar neyin dikkate değer olduğunu, başkasını nasıl takdir edeceklerini vb. hissetmeye başlayacaklar.

Soru: Sizce, sadece içselliğe dikkat etmeye değer mi?

Cevap: Ama sonunda, bu sonuca ne zaman varıyoruz?

Yorum: Evet. Saçlarımız kırlaşıp, yaşlandığımızda.

Cevabım: Gençlik bilseydi, yaşlılık bilebilseydi.

Soru: Evet, tüm bunların içinde ne kadar bilgelik var! Sizce bir insan bir başkasına bakıp, onun güzel olduğunu düşünüp “Bu güzel bir insan” dediğinde, bu o kişinin içini yansıtır mı?

Cevap: Kesinlikle. Böyle olmalıdır. Ama eğer Hollywood ile büyüdüysek, o zaman elbette bizim için zor çünkü bize önceden bu tür görüntüler gösteriyorlar ve onlardan bir standart oluşturmak istiyorlar: bu kötü, bu nazik, bu saf, bu akıllı, vb. gibi. Aslında güzellik, bir insanla iyi hissettiğim zamandır. Hepsi bu.

Geleceğin Adaleti

Soru: “Son Nesil” makalesinde, Baal HaSulam gelecekte adalet konusuna değinmiş. Sizin bu konudaki fikrinizle ilgileniyorum. Bilmek istiyorum: Gelecek nesilde adalet olacak mı?

Cevap: Gelecekte insan bu yargıyı kendisi üzerinde nasıl uygulayacağını bilerek ve anlayarak, kendini yargılayacaktır. Her şey yalnızca ortak, kolektif iyilik uğruna var olacaktır. Ve sözde mahkemeler herkesin kendisini aşmasına ve birbirleriyle ve Yaradan ile bağ kurmasına yardımcı olacaktır.

Onlar, her bir kişinin hangi seviyede olduğunu, henüz neyi ıslah etmediği ve başkalarıyla hangi bağların kendisini ıslah etmesine yol açabileceğini görmesine izin verecekler.

Soru: Son nesilde yaşayan bir insanın motivasyonu Yaradan’a yakınlık hissetmek, ihsan etme niteliğine sahip olmak ve niteliklerde O’na benzemekse, o halde, onu besleyen şey, Yaradan’la birleşmek değil, toplumdan aldığı saygı olabilir mi?

Cevap: Temelde aynı şeydir.

Soru: Görünüşe göre toplumdan saygı görmek için mi çalışıyorum?

Cevap: Hayır, bu kesinlikle egoist bir ödüldür. Burada kastedilen şey oldukça farklıdır.

Toplum için çalışıyorum ve bunun için her şeyi yapmaya hazırım. Ama egoizmime çalışacak enerjiyi vermek için bu toplumdan yakıt almam gerekiyor. Bu nedenle, ondan bir ödül almak için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Ve ödül, ondan enerji almaktır, böylece bencilliğimin ötesinde her şeyi topluma verebilirim.

Soru: Bundan, mahkemelerin kişiyi yargılamaması, eğitmesi gerektiği sonucu mu çıkıyor?

Cevap: Elbette. Manevi ilerlemesine katılmalı ve kişide doğru niyeti yaratmalıdırlar.

Soru: Bunun gelecekte olacağını düşünüyor musunuz?

Cevap: Bu, bugün bile olabilir. Umalım ki öyle olsun.

Toplumun Faydalı Bir Üyesi Olun

Yorum: Ceza hukuku ilkesi, cezanın kaçınılmazlığını sağlar. Kişi, suç işlerse yakalanıp hüküm giyeceğini bilmelidir. Ve bu korkunun onu kötü ve uygunsuz davranıştan kurtardığı iddia edilir.

Cevabım: Maalesef hep yanlış sonuçlara varıyoruz. Korku yardımcı olmuyor ve suç işleniyor. Aynı suçlular her gün sekiz saat çalışsa ve bundan sonra günde altı saat daha manevi metotlarla ilgilenselerdi, o zaman bunun nasıl yardımcı olacağını görürdük.

Sadece yardımcı olmakla kalmayacak, onları toplumun en faydalı üyeleri yapacaktı. Egoist dürtülerinden geçerek, onları neyin kontrol ettiğini anlamaya başlayacaklardı. Kendilerini ıslah eder, değişir ve bunun neden başlarına geldiğini hissetmeye başlarlardı. Bu koşul içindeki bir kişinin, ne kadar korkunç bir suçlu olursa olsun, iyileşme olasılığı daha yüksektir.

Büyük egoizme sahip (sert, bencilce yönlendirilmiş) bu tür insanlar, gerçek yüksek durumun ifşası ile bir metodoloji ile karşılaşmaya başlar başlamaz, ıslaha en yatkın hale gelirler. Biz sadece onlara yanlış şekilde davranıyoruz.

Soru: Bir suç işleyen birinin Kabalistik metodolojiyi çalıştığını ve öğrendiğini varsayalım, bu yüzden o ıslah olma sürecindedir, ancak henüz ıslah olmamıştır. Bu noktada, kişi tecrit edilmeli mi, edilmemeli mi?

Cevap: Hayır. Bir insanı toplumdan soyutlayamazsınız. Bu sosyal unsur tarafından yaratılır. Onu doğru çerçeveye, doğru ortama koymak, günde 15-16 saat orada meşgul olacak şekilde işte ve ders çalışmakla görevlendirmek, geri kalanını uykuya birazını da aileye bırakmak gerekir. Ancak hiçbir durumda bozmayın.

Hapishaneden salıverilen insanlar, biyolojik, fizyolojik, psikolojik tüm içsel sistemlerinde acı çekerler ve korkunç bir travma yaşarlar. İnsan bunun için yaratılmamıştır. Bunun iyi bir şeye yol açmadığını görüyoruz.

Sihir Değil Gerçeklik

Soru: İnsanlar her zaman anormal olaylara ve büyüye ilgi göstermişlerdir. Geçen bin yılda da büyü anlayışı çok fazla değişmedi.

Sözde sıradan bir büyücü kiti, hastalıkları iyileştirme, doğaüstü nesnelerle iletişim kurma, telekinezi ve geleceği öngörme yeteneğini içeriyor.

Kabala bununla nasıl ilişkilidir? Sonuçta, Kabalistik kaynaklardan çok şey alınmış.

Cevap: Kabalistik kaynaklardan pek bir şey alındığını düşünmüyorum çünkü Kabala’da doğaüstü dünyevi unsurlarla ilgili hiçbir şey yoktur. Bunlar sadece ona atfedilen şeyler.

Aslında, Kabala doğaüstü olandan değil, doğal olandan, gerçekte ne olduğundan bahseder. Bununla birlikte, kişinin kendisini ve başkalarını algılamak, hissetmek ve etkilemek için belirli doğaüstü yeteneklere, duygulara ve güçlere sahip olması gerekir.

Ancak bu bir mucize değildir çünkü herkes bu tür yetenekler geliştirebilir. Tıpkı bir yetişkinin yaptıklarını izleyen küçük bir çocuk gibi, bu çocuğa bir mucize gibi gelir. Ve çocuk büyüdüğünde, kendisi çocuklukta olduğunu düşündüğünden daha da büyük bir sihirbaz olur. Bu nedenle, burada mucizeler yoktur. Bilgi ve ustalık vardır.

Soru: Manevi dünyada büyü ve sihrin bir kökü var mı?

Cevap: Bu fenomenleri anlayan, bilen ve sahip olan biri için bu sihir veya mistisizm değildir. Onun için paranormal bile değildir, kesinlikle normal bir unsurdur.

Yorum: Fakat, örneğin nesneleri hareket ettirebilen insanlar var. Ve Kabalistler, anladığım kadarıyla bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlar.

Cevabım: Kabalistler bunu hedefleri olarak belirlemezler. Görevleri tamamen farklıdır: Yaradan’ı ifşa etmek. Ve bu, her türlü hile ile değil, ancak Yaradan’ın seviyesine ulaşılarak elde edilebilir.

 

“Neden Bazıları Diğer İnsanları Gözetlemekten Hoşlanır?” (Quora)


Başkalarını gözetleyen insanların ilk dürtüsü, kendilerini gözetledikleri kişilerden üstün olarak değerlendirmektir. Kısacası, “onlar beni görmüyor ama ben onları görüyorum.” yaklaşımıdır. İkincisi, duruma göre gözetleyenlere, gözetledikleri kişilere karşı avantaj elde etme, onlara bir şekilde komuta etme veya kendilerini onlara karşı savunma fırsatı verebilir.

Bununla birlikte, genel olarak gözetleme, insan egosuna, yani başkalarının pahasına haz almak için doğuştan gelen arzumuza hizmet eder. Egoyu büyütür ve bizim, yöneticiler veya patronlar gibi daha kontrollü hissetmemizi sağlar.

Böyle bir duygu ne iyi ne de kötüdür. Daha ziyade bu, insan egosunun (diğerlerinden daha iyi, daha güçlü ve daha akıllı olma arzularımız) kusurlu olduğunu anlamamız için değerlerimizi yeniden değerlendirmemize yol açmalıdır.

Doğa bizi tek bir bütün olarak, tek bir insanlık olarak görür. Kendimizi doğru konumlandırmak için, kendimizi aynı şekilde görmeyi hedeflememiz ve birbirimize olumlu bir şekilde bağ kurmamız gerekir. O zaman kaderimizi, kendimizi ve dünyayı doğru bir şekilde kontrol edebileceğiz. Birbirimizle pozitif bağ kurma vasıtasıyla, özgeciliği özgeciliği arttırıp büyütürüz ve egoizmi azaltırız. O zaman egoist doğamızın üzerine çıkabiliriz ve gözetlemek gibi eylemleri kötüye kullanmayız.

Hayatta Yön Eksikliği

Soru: Vladimir Zhikarencev’in Özgürlüğe Giden Yol adlı kitabında, tüm hastalıkların şu soru üzerine yansımaların sonucu olduğunu yazıyor: “Bütün bunlar ne için?” ve bu tür düşünceleri kendinizden uzaklaştırmalısınız. Onları uzaklaştırmak gerçekten gerekli mi?

Cevap: Sorun şu ki, insanlık sürekli bu düşüncelerden kurtulmaya çalışıyor ama çok kötü yollarla ve bununla giderek daha çok batıyor. Ne de olsa, esasen bu düşünceler bize onların üzerine çıkmamız için gelir ve bizim için daha büyük bir gelişme elde edeceğimiz bir kaldıraç olabilir.

Günümüzde, dünyada pek çok kişi şöyle diyor: “Neden sanayi ve teknolojik gelişmeye ihtiyacımız var ki? Bakın ne hale geldik, çevreyi çöpe çevirip öldürüyoruz ve kendimizi yok ediyoruz. Bu ne için?”

Ama doğayı ve insanı durduramayız. Sadece her şeyi doğru kullanmayı bilmek zorundayız.

Bu nedenle, içimizde yeni boşluklar, bazı yeni arzular ortaya çıkarsa ve onları nasıl karşılayacağımızı bilmiyorsak, burada olanlar bize yetmez; daha fazlasını isteriz ama ne olduğunu ve ne zaman olacağını kendimiz de bilmeyiz, “daha fazlası” bizim için parlamaz ve önümüzü görmeyiz, o zaman depresyona gireriz, bir tür problemlerin içine gireriz.

Orada yaşam yönergelerinin eksikliği vardır.

Dil Antlaşması

Soru: Dil antlaşması ne anlama gelir? Bu, hakkında konuşmamıza izin verilmeyen şey midir?

Cevap: Dünyamızda dört manevi antlaşmanın tamamı çok karmaşık ve özel yasalardır.

Dil antlaşması, kişinin sözleriyle, ilk üç yasadaki gibi düşüncelerle değil, tam olarak sözlerle, kendini ifade ederken hiçbir yaratılana zarar vermemeye dikkat etmesi gerektiği anlamına gelir.

Kişi ihsan etme ve bağ için çalıştığında, tüm dünyayı sadece dostlarına göre değil, diğer insanlara ve hatta hayvanlara karşı da mükemmel olarak algılamalıdır. Bu nedenle, kimse hakkında eleştirel açıklamalar yapmayız. Tüm dünyayı Yaradan’ın bir eylemi olarak algılar ve O’nun yarattıklarından herhangi birine sözlü veya zihinsel zarar vermekten kaçınırsınız.

Ceza Değil Islah Sistemi

Soru: Eski zamanlarda İsrail’de, istemeden birine zarar veren insanlar, özel jübile yılına (Shmita Yovel) kadar sığınak şehirlere yerleştirildi. Bir kişi o yıla kadar kendini ıslah etmediyse ne oldu? Yine de affedildi mi?

Cevap: Hayır. Yaşadığı toplumda onun üzerinde çalışırlardı. Ceza elbette vardı ama hapsetme şeklinde değil.

Kişi, kendisine toplumun farklı bir unsuru olmayı doğrudan değil, dolaylı olarak açıklayan bir çevrede olmalıdır. Ve böylece, bir süre sonra belirli bir etki alır.

O suçluya felsefe, psikoloji ve diğer bilimlerde çalışma ve öğrenme fırsatı verin; diğerleriyle yakın temas halinde olması için onu farklı bir ortama yerleştirin. Bir insanı etkilemenin tek yolu budur.

Biz ise tam tersine, onu suç işlemeyi cesur bir davranış olarak gören daha da büyük suçluların bulunduğu bir ortama atıyoruz. Sonuç olarak, yeni suç eylemlerine hazır hale geliyor.

Bunun adı ceza mı? Buna, onu toplumdan soyutlamak denir! Onu daha fazla suça hazırlıyorsunuz. Gördüğümüz bu.

Biz kendimiz, böyle bir toplum ve ceza sistemleri yarattık. Ve Kabala’ya göre, cezalandırma değil, ıslah etme sistemi olmalıdır.

“Boşluğu Nasıl Açıklarsınız?” (Quora)

Boşluk, yerine getirilemeyen benzersiz bir arzu kategorisidir. Bu yüzden insanlar sahip olmak istedikleri içerikten kendilerini boş hissederler.

Hissettikleri boşluğu sorgulamaya başlayan insanlar, hayatın anlamını keşfetme arzusunu hissetmeye başlayanlardır. Başka bir deyişle, arzularımızdaki boşluk hissi, hayatın anlamı ve amacı, hayatımızın neden sona erdiği, öldüğümüzde ne olduğu, hayatımızı neden bu kadar saçma ve rastgele hissettiğimiz hakkında vb. gibi sorular sormakla örtüşür.

Boşluk, bu arada ulaşılamaz olanı elde etme arzusudur, çünkü özümüz haz ve zevkle doldurulma arzusudur.

Arzularım Üzerinde Kontrolüm Yoksa

Soru: Sürekli olarak iptalin dışsal ifadesinden, iptal oyunundan bahsettiğimize dair bir his var. Ama bütün hile şu ki, iptal etmeyi istemek zorundayım. Ve arzularım üzerinde hiçbir kontrolüm yoksa bunu nasıl isteyebilirim? Yukarıdan mı kontrol ediliyorum?

Cevap: Arzularınız üzerinde hiçbir kontrolünüz olmadığını hissediyorsanız, bu zaten büyük bir başarıdır. Gerçek şu ki üst dünyayı, Yaradan’ı ve içinde bulunduğumuz gerçek durumu ifşa etmek için kendinizi iptal etmeniz gerektiğini anlamanız da mutluluk verir.

Ve sonra nasıl devam edilir? Şu anda çalıştığımız şeyi yapmalısınız. Sadece uygulanması gerekir.

Sürekli derslere katılmalı, gruba daha yakın olmalı ve her zaman onlara daha yakın olmaya çalışmalısınız. Ve bu şekilde başarılı olacaksınız. Böyle devam edin!